Alexander Berkman — Komünist Anarşizmin ABC’si (2026)

Alexander Berkman bu kitabında, anarşist komünizmi teorik bir doktrin olarak değil, gündelik hayatta karşılaşılan sorunlara verilen pratik ve anlaşılır yanıtlar bütünü olarak sunuyor. İlk kez 1929 yılında yayımlanan eser, soru–cevap biçimine yakın, sade bir anlatımla yazılıyor ve özellikle anarşizme mesafeli ya da kuşkulu okurları hedefliyor. Berkman, devlet, otorite ve kapitalizmin neden özgürlükle bağdaşmadığını adım adım açıklıyor.

Kitabın merkezinde, mevcut toplumsal düzenin bireyleri nasıl baskı altına aldığı yer alıyor. Berkman’a göre devlet, yasalar ve zor aygıtlarıyla eşitsizliği kalıcı hale getiriyor; kapitalist ekonomi ise emeği sömürerek yoksulluğu üretiyor. Suç, şiddet ve toplumsal düzensizlik gibi sorunların kaynağını “insan doğası”nda değil, bu baskıcı yapılarda arıyor. Dolayısıyla çözümün daha güçlü devlet ya da daha sert yasalar olmadığını savunuyor.

‘Komünist Anarşizmin ABC’si’ (‘The ABC of Communist Anarchism), anarşist komünizmin nasıl işleyeceğini somut örneklerle tartışıyor. Üretimin ve kaynakların ortaklaşa örgütlendiği, hiyerarşinin ve zorun ortadan kalktığı bir toplumda, insanların gönüllü işbirliğiyle yaşayabileceğini sürüyor. Çalışmanın zorunluluk değil, toplumsal katkı olarak anlam kazandığını; eğitimin, dayanışmanın ve karşılıklı yardımlaşmanın merkezi bir rol oynadığını vurguluyor.

‘Komünist Anarşizmin ABC’si’, devrim meselesine de temkinli ama net bir çerçeve çiziyor. Berkman, şiddetin kaçınılmaz olarak yeni baskı biçimleri üretebileceğini söylerken, toplumsal dönüşümün bilinç, örgütlenme ve dayanışma yoluyla mümkün olduğunu söylüyor. Bu yönüyle kitap, anarşizmi yalnızca yıkıcı bir ideoloji olarak değil, özgür ve eşitlikçi bir toplum tasavvuru olarak tanıtıyor. Kitap, anarşist düşünceye giriş için hâlâ en erişilebilir ve etkili metinlerden biri sayılıyor.

Alexander Berkman — Komünist Anarşizmin ABC’si: Zamanımız ve Gelecek
Çeviren: Emre Öztürk • Epos Yayınları
Siyaset • 312 sayfa • 2026

Dan Schiller — Hatlar Karıştı (2025)

Dan Schiller bu kitabında ABD telekomünikasyon tarihini teknik ilerleme öyküsü olarak değil, siyasal iktidar, sermaye ve kamusal çıkar arasındaki uzun bir mücadele olarak ele alıyor. Posta hizmetlerinden internete uzanan sürecin, tarafsız ve kaçınılmaz bir teknolojik evrim olmadığını; devlet politikaları, şirket çıkarları ve sınıfsal çatışmalar içinde biçimlendiğini savunuyor. İletişim altyapısının, Amerikan kapitalizminin genişlemesiyle birlikte şekillendiğini gösteriyor.

Schiller, erken dönemde posta sisteminin ulusal pazarın kurulmasında oynadığı merkezi role odaklanıyor. Devlet destekli iletişim ağlarının, ticari entegrasyonu hızlandırdığını ve ekonomik bütünleşmeyi mümkün kıldığını anlatıyor. Telgraf ve telefonun yayılmasıyla birlikte kamusal hizmet ile özel tekel arasındaki gerilim derinleşiyor. AT&T örneği üzerinden, düzenleme ve serbest piyasa arasındaki salınım ayrıntılı biçimde inceleniyor.

‘Hatlar Karıştı’ (‘Crossed Wires’), Soğuk Savaş döneminde telekomünikasyonun askeri, stratejik ve ideolojik önem kazandığını vurguluyor. Devletin güvenlik gerekçeleriyle iletişim altyapısına yaptığı yatırımların, özel şirketler için yeni kâr alanları açtığını gösteriyor. Bu dönemde kamusal kaynaklar ile özel sermaye arasındaki simbiyotik ilişki belirginleşiyor ve iletişim teknolojileri küresel güç projeksiyonunun parçası haline geliyor.

İnternetin ortaya çıkışı da Schiller’e göre özgürleştirici bir kopuş olmuyor. Dijital ağlar, neoliberal politikalarla birlikte hızla ticarileşiyor ve eşitsizlikleri yeniden üretiyor. Kitap, iletişimin demokratikleşmesi vaadi ile sermaye yoğunlaşması arasındaki çelişkiyi görünür kılıyor. Bu yönüyle eser, iletişim teknolojilerini anlamak isteyenler için tarihsel, eleştirel ve politik bir çerçeve sunuyor.

Dan Schiller — Hatlar Karıştı: Posta Teşkilatından İnternete ABD’de İletişim Sistemlerinin Çalkantılı Tarihi
Çeviren: Asuman Kutlu • Phoenix Yayınları
Tarih • 752 sayfa • 2025

Hüseyin Azmi — İttihatçı Polis Müdürü Azmi Bey’in Gurbet Günlükleri (2026)

Bu eser, Osmanlı İmparatorluğu’nun çözülüşü ile Cumhuriyet’e giden yol arasındaki en kırılgan dönemi, iktidarı kaybetmiş bir bürokratın gözünden izleme imkânı sunuyor. İttihat ve Terakki’nin önde gelen isimlerinden biri olan Hüseyin Azmi Bey’in 1918–1921 yılları arasında tuttuğu günlükler, yenilginin hemen sonrasında yaşanan sürgün, belirsizlik ve arayış hâlini doğrudan tanıklıkla kayda geçiriyor. Metinler, siyasal bir kuşağın dağılma anını içeriden bir sesle belgeliyor.

Mondros Mütarekesi’nin ardından yurtdışına çıkan Azmi Bey, Rusya’dan Almanya’ya, İtalya’dan Afganistan’a uzanan geniş bir coğrafyada hem kendi kaderini hem de İttihatçı liderlerin yön arayışlarını yazıya döküyor. Günlükler, Mütareke döneminde yurtdışındaki İttihatçı faaliyetlerine dair nadir ve birinci elden bilgiler içeriyor. Millî Mücadele ile kurulan temaslar, liderler arasındaki görüş ayrılıkları ve yeni siyasal ihtimaller, olayların sıcaklığı içinde aktarılıyor.

Ancak bu metinler yalnızca siyasal tarihe ışık tutmuyor. Azmi Bey’in satırlarında, sürgündeki bir Osmanlı aydınının ruh hâli, iç hesaplaşmaları ve hayal kırıklıkları da belirgin biçimde hissediliyor. Ailesinden uzak kalmış bir babanın kişisel acıları, vatan ve sorumluluk düşüncesiyle iç içe geçiyor. Günlükler, büyük ideallerin yanı sıra bireysel kırılganlığı da görünür kılıyor.

Aynı zamanda Azmi Bey’in bulunduğu ülkelerdeki savaş sonrası siyasal, toplumsal ve ekonomik sarsıntılara dair gözlemleri, dönemin küresel atmosferini anlamaya katkı sağlıyor. Bu yönüyle eser, yalnızca Türkiye tarihine değil, bir Osmanlı aydınının dünyayı kavrama biçimine dair de zengin bir perspektif sunuyor. Arşiv belgeleri ve sonradan kaleme alınmış hatıratlarla karşılaştırıldığında, günlüklerin anlık duygu ve düşünceleri yansıtma gücü, bu çalışmayı yakın dönem tarihinin en özgün ve güvenilir kaynaklarından biri haline getiriyor.

Hüseyin Azmi — İttihatçı Polis Müdürü Azmi Bey’in Gurbet Günlükleri (1918–1921)
Hazırlayan: Serkan Erdal, Asaf Özkan, Sebile Yıldız Aybak • Yapı Kredi Yayınları
Günlük • 264 sayfa • 2026

Bilsay Kuruç — Mustafa Kemal Döneminde Ekonomi (2026)

Bilsay Kuruç bu çalışmasında, Cumhuriyet’in kuruluşunu yalnızca siyasal bir kopuş olarak değil, sınıfsal ve iktisadi bir yeniden yapılanma süreci olarak ele alıyor. Yeni rejimin omurgasını oluşturan orta sınıfın, önce siyasal düzeni kurduğunu, ardından ekonomik alanı biçimlendirdiğini gösteriyor. Cumhuriyetçi projenin, dönemin uluslararası güç dengeleri içinde şekillendiğini ve bu dengelere karşı kendi yolunu aradığını vurguluyor.

1920’ler, Kuruç’a göre hukuki ve kurumsal inşanın öne çıktığı bir geçiş evresiydi. Anayasa, yasalar ve devlet aygıtı biçimlenirken ekonomi görece serbest bir alanda ilerliyordu. 1930’larda ise tablo değişti ve orta sınıfın bilinçli bir ekonomi politikası üretme iradesi belirginleşti. Sanayileşme hamleleri, devletçilik uygulamaları ve planlama arayışları bu dönemde rejimin altyapısını kalıcı hale getirdi.

Kitap, Türkiye’nin bu çabasını küresel sahnedeki büyük aktörlerle birlikte okuyor. İngiltere’nin gerileyen hegemonya iddiası, ABD’nin yükselen gücü, Avrupa’daki kırılgan dengeler ve Almanya’nın saldırgan tutumu, Türkiye’nin konumunu daha anlamlı kılıyor. Sovyetler Birliği ile kurulan mesafeli yakınlık ise iki “isyancı” ülkenin benzer arayışlarını yansıtıyor. Bu çerçevede genç Cumhuriyet’in kapitalizmle kurduğu gerilimli ilişki somut örneklerle anlatılıyor.

Kuruç, tarihsel veriyi iktisatçı bakışıyla yorumluyor ve anlatıyı anekdotlarla zenginleştiriyor. Mustafa Kemal döneminin ekonomi politikalarını çözümlerken, yalnızca geçmişi açıklamıyor, kapitalizmin bugünkü sorunlarına da dolaylı bir ışık tutuyor. Kitap, Türkiye’nin bağımsızlık arayışının ekonomik boyutunu anlamak isteyenler için temel bir kaynak oluşturuyor.

Bilsay Kuruç — Mustafa Kemal Döneminde Ekonomi: Büyük Devletler ve Türkiye
• İş Kültür Yayınları
İnceleme • 624 sayfa • 2026

Taner Artvinli — Çoruh Kayıkları (2025)

Taner Artvinli’nin ‘Çoruh Kayıkları’ adlı çalışması, bugün barajlar ve HES’lerle sessizleştirilen Çoruh Nehri’nin hafızasında saklı bir ulaşım ve yaşam kültürünü yeniden görünür kılıyor. Erzurum’un Mescit Dağları’ndan Batum’a uzanan bu kadim hat boyunca, kayıkların yalnızca bir taşıma aracı değil, nehirle birlikte şekillenen bir toplumsal düzenin omurgası olduğunu hatırlatıyor.

Kitap, Çoruh’u küresel bir bağlama yerleştirerek nehirlerin tarih boyunca Alaska’dan Yangtze’ye kadar insan topluluklarını nasıl biçimlendirdiğini gösteriyor. Suyun akışı, yalnızca coğrafyayı değil, üretim biçimlerini, gündelik pratikleri ve yerel kültürleri de belirleyen kurucu bir unsur olarak ele alınıyor. Çoruh özelinde ise bu akışın, Artvin’in ekonomik ve toplumsal dokusunu nasıl yoğurduğu etnografik bir dikkatle inceleniyor.

Artvinli, nehir taşımacılığının yanı sıra Çoruh’u çevreleyen karayollarının yaklaşık yüz elli yıllık serüvenini de iz sürerek aktarıyor. 19. yüzyıldan bugüne uzanan ulaşım ağları üzerinden, Artvin’in mekânsal dönüşümünü ve kültürel değişimlerini birlikte okuyor. ‘Çoruh Kayıkları’, kaybolan bir nehir dünyasının izini sürerken, modernleşmenin geride bıraktığı sessiz kopuşları da düşünmeye davet eden bir hafıza çalışması sunuyor.

Taner Artvinli — Çoruh Kayıkları
• Telemak Kitap
Tarih • 252 sayfa • 2025

Zainab Bahrani — Mezopotamya: Eskiçağ Sanatı ve Mimarisi (2025)

Zainab Bahrani’nin bu çalışması, Mezopotamya sanatını ve mimarisini estetik nesneler toplamı olarak değil, toplumsal, siyasal ve düşünsel dünyayla iç içe geçmiş bir kültürel pratik olarak ele alıyor. Bahrani, Sümerlerden Asur ve Babil uygarlıklarına uzanan geniş bir zaman aralığında üretilen görsel formların, iktidar ilişkilerini, dinsel inançları ve toplumsal hiyerarşileri nasıl kurduğunu ve görünür kıldığını inceliyor.

‘Mezopotamya: Eskiçağ Sanatı ve Mimarisi’ (‘Mesopotamia: Ancient Art & Architecture’), heykeller, rölyefler, silindir mühürler, saraylar, tapınaklar ve kent planları üzerinden Mezopotamya görsel kültürünün temel ilkelerini çözümlüyor. Bahrani, bu eserlerin “temsili” gerçekliği yansıtmaktan çok, onu üreten ve düzenleyen bir işlev gördüğünü vurguluyor. Görüntü, mimari ve yazı arasındaki ilişkiyi birlikte düşünerek, sanatın ritüel, siyaset ve gündelik yaşamla nasıl iç içe geçtiğini gösteriyor.

Bahrani, Batı sanat tarihinin kullandığı estetik ölçütlerin Mezopotamya sanatını anlamakta yetersiz kaldığını savunuyor. Perspektif, natüralizm ya da bireysel sanatçı fikri yerine, tekrar, hiyerarşik ölçek, sembolik düzen ve kolektif üretim gibi kavramları merkeze alıyor. Böylece Mezopotamya sanatının kendine özgü görme ve anlam üretme biçimlerini açığa çıkarıyor.

Kitap, antik Yakın Doğu sanatını modern kategorilerle sınırlamadan okumayı öneren eleştirel bir çerçeve sunuyor. Kitap, sanat tarihi, arkeoloji ve kültürel çalışmalarla ilgilenen okurlar için, Mezopotamya’nın görsel dünyasını tarihsel bağlamı içinde derinlikli ve bütüncül biçimde anlamayı mümkün kılıyor.

Zainab Bahrani — Mezopotamya: Eskiçağ Sanatı ve Mimarisi
Çeviren: Aymesey Albay • Yapı Kredi Yayınları
Sanat • 320 sayfa • 2025

Ali Fuat Kalyoncu — Türkiye’yi Dönüştüren Aydınlar (2025)

Ali Fuat Kalyoncu’nun ‘Türkiye’yi Dönüştüren Aydınlar’ adlı kitabı, iki dünya savaşı arasındaki çalkantılı dönemde Türkiye ile Almanya arasındaki ilişkileri, diplomatik dengelerin ötesine geçerek entelektüel, bilimsel ve kültürel etkileşimler üzerinden yeniden okuyor. Kitap, 1918–1945 yılları arasında Türkiye’nin modernleşme sürecinin yalnızca iç dinamiklerle değil, Avrupa’daki siyasal kırılmalar ve özellikle Almanya kaynaklı zorunlu göçlerle nasıl şekillendiğini gösteriyor.

Birinci Dünya Savaşı’nda müttefik olan iki ülke, İkinci Dünya Savaşı’nda ise Türkiye’nin bilinçli tarafsızlık politikası sayesinde daha temkinli ve çok katmanlı bir ilişki kuruyor. Kalyoncu, bu dönemde Türkiye’nin Almanya için stratejik bir denge unsuru, Almanya’nın ise Türkiye için hem bir tehdit hem de bilgi ve insan kaynağı anlamına geldiğini vurguluyor. Nazi iktidarının yükselişiyle birlikte Almanya’dan dışlanan bilim insanları, sanatçılar ve düşünürler için Türkiye’nin bir sığınak hâline gelmesi, kitabın merkezî anlatı eksenlerinden birini oluşturuyor.

Özellikle üniversite reformu sürecinde Türkiye’ye gelen Alman kökenli akademisyenlerin hukuk, tıp, mimarlık, mühendislik ve sosyal bilimler alanlarında bıraktıkları kalıcı izler ayrıntılı biçimde ele alınıyor. Bu isimlerin yalnızca bilgi aktarmadıkları; akademik etik, bilimsel yöntem ve kurumsal kültür açısından Cumhuriyet’in entelektüel altyapısına doğrudan katkı sundukları gösteriliyor. Kitap, bu katkıları bireysel yaşam öyküleri üzerinden anlatarak, büyük tarih anlatılarında çoğu zaman görünmez kalan ilişkileri görünür kılıyor.

‘Türkiye’yi Dönüştüren Aydınlar’, Türk-Alman ilişkilerini romantize etmeden ama indirgemeci bir siyasal okumaya da sıkıştırmadan ele alıyor. Göç, sürgün, savaş ve modernleşme deneyimlerinin iç içe geçtiği bu dönemi, bugünün Avrupa’sında yeniden yükselen göç ve sağ siyaset tartışmalarıyla ilişkilendirerek tarihin güncel anlamını hatırlatıyor. Kitap, Türkiye Cumhuriyeti’nin entelektüel oluşumunu anlamak isteyen okur için, arka planda kalmış ama belirleyici bir tarihsel hattı titizlikle ortaya koyuyor.

Ali Fuat Kalyoncu — Türkiye’yi Dönüştüren Aydınlar: 1918-1945 (Almanların ve İkinci Dünya Savaşı’nın Türkiye Cumhuriyeti’ne Etkisi)
• İmge Kitabevi
İnceleme • 466 sayfa • 2025

Kolektif – 19 – 21. Yüzyıl Küresel Sosyalizm Tarihi (2025)

Jean-Numa Ducange, Razmig Keucheyan ve Stéphanie Roza’nın bu kitabı, sosyalizmin tarihini Avrupa merkezli ve tek çizgili anlatıların dışına çıkararak küresel, çoğul ve çatışmalı bir süreç olarak ele alıyor. Eser, sosyalizmi sabit bir doktrin değil, farklı coğrafyalarda farklı koşullar altında yeniden şekillenen bir düşünceler ve pratikler bütünü olarak okuyor.

‘19 – 21. Yüzyıl Küresel Sosyalizm Tarihi’ (‘Histoire globale des socialismes, XIXe-XXIe siècle’), 19. yüzyılda ortaya çıkan sosyalist fikirlerin sanayileşme, sömürgecilik ve sınıf mücadeleleriyle ilişkisini kurarak başlıyor. Marxizm, anarşizm, reformist sosyal demokrasi ve ütopik sosyalizm gibi akımların yalnızca Avrupa’da değil, Latin Amerika’dan Asya’ya, Afrika’dan Orta Doğu’ya uzanan geniş bir alanda nasıl benimsendiğini ve dönüştürüldüğünü gösteriyor. Böylece sosyalizmin tek bir “merkez”den yayılmadığını, yerel mücadelelerle birlikte yeniden üretildiğini vurguluyor.

Yirminci yüzyıl bölümleri, devrimler, partiler, sendikalar ve devlet deneyimleri üzerinden ilerliyor. Sovyetler Birliği, Çin, Küba ve Üçüncü Dünya sosyalizmleri ele alınırken, anti-emperyalist mücadelelerle sosyalist düşüncenin nasıl iç içe geçtiği tartışılıyor. Aynı zamanda sosyal demokrasinin kurumsallaşması, refah devleti deneyimleri ve bu modellerin iç çelişkileri de eleştirel biçimde değerlendiriliyor.

Kitap, 1989 sonrası dönemi “son” değil, yeniden yapılanma süreci olarak okuyor. Neoliberalizm karşıtı hareketler, ekososyalizm, feminist ve ırkçılık karşıtı sosyalist yaklaşımlar, güncel sosyalist düşüncenin çoğul yönlerini görünür kılıyor. Kitap, sosyalizmi başarı-başarısızlık ikiliğine sıkıştırmadan, küresel tarih içinde sürekli dönüşen bir siyasal ve entelektüel miras olarak ele alan kapsamlı bir başvuru eseri sunuyor.

  • Künye: Jean-Numa Ducange, Razmig Keucheyan, Stéphanie Roza – 19 – 21. Yüzyıl Küresel Sosyalizm Tarihi, çeviren: Seda Erol Le Morellec, Ayrıntı Yayınları, tarih, 2025

Edward J. Erickson – Size Ölmeyi Emrediyorum! (2025)

Edward J. Erickson’ın bu kitabı, Osmanlı ordusunun Birinci Dünya Savaşı’ndaki rolünü ideolojik anlatılardan ve ulusal mitlerden uzak, askerî tarih merkezli bir bakışla ele alıyor. Erickson, Osmanlı ordusunu “çökmekte olan, etkisiz bir yapı” olarak tasvir eden yaygın kabulleri sorguluyor ve daha karmaşık, disiplinli ve dirençli bir askerî organizasyon portresi çiziyor.

‘Size Ölmeyi Emrediyorum!’ (‘Ordered to Die’), seferberlik sürecinden komuta kademesine, lojistikten insan gücüne kadar ordunun yapısal özelliklerini ayrıntılı biçimde ele alıyor. Erickson’a göre Osmanlı ordusunun en çarpıcı yönlerinden biri, son derece yüksek kayıplara rağmen cepheleri uzun süre tutabilmesi oldu. Bu durum, askerlerin “bilinçsizce ölüme gönderildiği” iddiasından ziyade, imparatorluğun maddi kısıtları ve çok cepheli savaşın yarattığı baskılarla açıklanıyor.

Çanakkale, Kafkasya, Filistin, Mezopotamya ve Sina cepheleri karşılaştırmalı olarak analiz ediliyor. Bu bağlamda Mustafa Kemal’in Çanakkale’deki rolü, saha gerçekliğini iyi okuyan, inisiyatif alabilen bir komutan örneği olarak öne çıkıyor. Erickson, Alman askeri danışmanlarla ilişkileri, Osmanlı subaylarının eğitim düzeyini ve üst komutanlığın stratejik tercihleriyle cephedeki koşullar arasındaki gerilimi vurguluyor.

‘Size Ölmeyi Emrediyorum!’, Osmanlı askerini pasif bir kurban figürü olarak değil, son derece ağır koşullar altında savaşan ve zaman zaman stratejik başarılar elde eden bir ordunun parçası olarak ele alıyor. Bu yönüyle kitap, Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşı’ndaki askerî mirasını daha dengeli ve analitik biçimde değerlendirmek isteyenler için önemli bir çalışma sunuyor.

  • Künye: Edward J. Erickson – Size Ölmeyi Emrediyorum!: Birinci Dünya Savaşında Osmanlı Ordusu, çeviren: Tanju Akad, Alfa Yayınları, tarih, 392 sayfa, 2025

Mart Kuldkepp – Kısa İskandinavya Tarihi (2025)

Mart Kuldkepp’in bu kitabı, İskandinavya tarihini mitlerden modern refah devletlerine uzanan geniş bir zaman diliminde, yoğun ama berrak bir anlatıyla ele alan bir tarih çalışması. Kitap, bölgeyi tek bir kültürel bütün olarak sunmak yerine, Danimarka, Norveç, İsveç, Finlandiya ve İzlanda’nın ortaklıklarını ve ayrışmalarını birlikte düşünmeye davet ediyor.

Kuldkepp anlatıya Viking Çağı ile başlıyor, ancak Vikingleri yalnızca yağmacı savaşçılar olarak değil, ticaret ağları kuran, hukuk geliştiren ve Avrupa’nın siyasi yapısını etkileyen aktörler olarak konumlandırıyor. Pagan inançlardan Hristiyanlığa geçiş, krallıkların oluşumu ve Ortaçağ boyunca süren güç mücadeleleri, İskandinav toplumlarının erken siyasal ve kültürel temellerini açıklamak için kullanılıyor.

‘Kısa İskandinavya Tarihi’ (‘The Shortest History of Scandinavia’), erken modern dönemde İskandinavya’nın Avrupa içindeki konumuna özellikle odaklanıyor. Kalmar Birliği, İsveç İmparatorluğu’nun yükselişi, Danimarka-Norveç hattı ve Rusya ile ilişkiler, bölgenin bir “kenar” değil, Avrupa siyasetinin aktif bir parçası olduğunu gösteriyor. Bu süreçte savaş, vergi, din reformları ve merkezileşme politikalarının toplumsal yapıyı nasıl dönüştürdüğü anlatılıyor.

Modern döneme gelindiğinde Kuldkepp, İskandinav refah devletinin ortaya çıkışını tarihsel bir kopuş olarak değil, uzun vadeli siyasal uzlaşmaların ve toplumsal örgütlenmelerin sonucu olarak ele alıyor. Tarım toplumundan sanayiye geçiş, işçi hareketleri, demokrasi kültürü ve tarafsızlık politikaları, bugünkü “İskandinav modeli”nin arka planını oluşturuyor. Aynı zamanda kitap, bu modelin homojenlik, sömürgecilik ve azınlıklar gibi karanlık yüzlerini de dışarıda bırakmıyor.

Sonuç olarak bu kitap, İskandinavya’yı romantize eden anlatıların ötesine geçerek, bölgenin tarihini çatışmalar, pazarlıklar ve dönüşümler üzerinden okuyor. Kısa ama yoğun yapısıyla kitap, İskandinavya’nın neden bugün olduğu gibi bir yer hâline geldiğini anlamak isteyenler için güçlü bir giriş sunuyor.

  • Künye: Mart Kuldkepp – Kısa İskandinavya Tarihi, çeviren: Özlem Özarpacı, Say Yayınları, tarih, 256 sayfa, 2025