Ahmet Yaşar Ocak – Farklı Bir İslam Tarihi (2025)

Ahmet Yaşar Ocak, İslam zihniyeti, kültür tarihi ve heterodoks akımları üzerine yaptığı çalışmalarıyla biliniyor. Bu kitapta ise alışılmış anlatıların ötesine geçerek farklı bir İslam tarihi perspektifi sunuyor. Yazar, eleştirisiz ve hamasî tarih yazımına karşı çıkarak, sorular sormaya ve derinlikli bir anlama çabasına davet ediyor. Teferruatın ardındaki büyük dalgalara, tarihsel kırılmaların köklerine bakıyor.

Eserde, Müslüman toplulukları yüzyıllar boyunca etkileyen kritik dönemeçler ele alınıyor. Hilafetin monarşiye dönüşümü, iç savaşların yarattığı çatışmalar, siyasal gücün Türklere geçişi, Moğol istilasının sarsıcı sonuçları kitapta dikkatle inceleniyor. Ayrıca fetihlerin etkisi, mevalî sınıfının yükselişi, mezheplerin ortaya çıkışı ve Mehdi inancı gibi konular derin bir analizle değerlendiriliyor. Tasavvufun düşünsel ve toplumsal hayattaki rolü de yazarın bakış açısından önemli bir yer tutuyor.

Ocak, bu tarihsel meseleleri aktarırken sadece olayların kronolojisini sunmuyor, aynı zamanda tarihsel sosyoloji ve sosyal psikoloji perspektifini kullanarak İslam tarihinin zihniyet dünyasını yorumluyor. Böylece yalnızca İslam’ın tarihini değil, İslam tarih yazımının da eleştirel bir çözümlemesini ortaya koyuyor. Bu yaklaşım, okura ezberlerin ötesinde bir kavrayış kazandırıyor ve İslam tarihine dair farklı bir ufuk açıyor.

Farklı Bir İslam Tarihi, merakı diri tutan, düşünmeye teşvik eden ve İslam tarihine yeni bir gözle bakmak isteyenler için kapsamlı bir başvuru niteliği taşıyor.

  • Künye: Ahmet Yaşar Ocak – Farklı Bir İslam Tarihi: Siyasal, Toplumsal, Kültürel Kırılmalar ve Dönüşümler Işığında, İletişim Yayınları, tarih, 552 sayfa, 2025

Daniel Finn – IRA (2025)

Daniel Finn bu kitabında, İrlanda Cumhuriyet Ordusu’nun (IRA) yirminci yüzyıl boyunca geçirdiği dönüşümü politik bir çerçevede ele alıyor. IRA’nın yalnızca silahlı bir örgüt değil, aynı zamanda bir ideoloji ve hareket olarak nasıl şekillendiğini anlatıyor. ‘IRA (İrlanda Cumhuriyet Ordusu)’ (‘One Man’s Terrorist: A Political History of the IRA’), sömürgecilik karşıtı mücadelenin ve İrlanda milliyetçiliğinin dinamiklerini anlamak için önemli bir perspektif sunuyor.

Finn, IRA’nın kökenlerini, 1916 Paskalya Ayaklanması’ndan başlayarak inceliyor. Ardından İrlanda’nın bölünmesi, bağımsızlık mücadelesi ve Kuzey İrlanda’daki “Sorunlar” dönemine kadar uzanan tarihsel süreci ayrıntılı biçimde aktarıyor. Bu süreçte örgütün stratejik dönüşümlerini, silahlı direnişten politik alana kayışını ve Sinn Féin ile kurduğu ilişkiyi inceliyor. Özellikle 1970’lerde yükselen şiddet dalgası ve buna karşı geliştirilen karşı stratejiler kitapta önemli bir yer tutuyor.

Kitap, IRA’yı yalnızca bir terör örgütü olarak değil, bir toplumsal hareket ve politik aktör olarak analiz ediyor. İdeolojik çerçevenin, katılım motivasyonlarının ve meşruiyet arayışlarının nasıl şekillendiğini gösteriyor. Finn, aynı zamanda İngiltere’nin ve uluslararası aktörlerin rolünü değerlendirerek, barış sürecinin nasıl mümkün hale geldiğini tartışıyor. Böylece, çatışma ve müzakere arasındaki karmaşık ilişki gözler önüne seriliyor.

Kitap, İrlanda tarihi, şiddet ve siyaset ilişkisi ile ulusal hareketlerin dönüşümünü anlamak isteyenler için kapsamlı ve analitik bir kaynak.

  • Künye: Daniel Finn – IRA (İrlanda Cumhuriyet Ordusu), çeviren: S. Erdem Türközü, Ayrıntı Yayınları, tarih, 240 sayfa, 2025

Mary Beard – Pompeii (2025)

Mary Beard bu eserinde, antik Pompeii kentinin yalnızca bir arkeolojik kalıntılar topluluğu olmadığını, canlı bir Roma toplumunun aynası olduğunu gösteriyor. Yazar, şehrin sokaklarından evlerine, meyhanelerinden hamamlarına kadar her köşeyi detaylıca inceliyor. Günlük yaşamın izlerini fresklerde, duvar yazılarında ve sıradan eşyalarda buluyor. Böylece Roma dünyasının sıradan insanlarının sesini bugüne taşıyor.

‘Pompeii: Bir Roma Şehrinde Yaşam’ (‘Pompeii: The Life of a Roman Town’), yalnızca patlamayla yok olan bir şehri değil, aynı zamanda sosyal ilişkileri, ekonomik yapıyı ve toplumsal hiyerarşiyi de ele alıyor. Mary Beard, Pompeii’nin bir “Roma vitrini” olmadığını, aksine çelişkilerle dolu bir yer olduğunu vurguluyor. Zengin villalar ve gösterişli bahçelerle birlikte, dar sokaklara sıkışmış fakir mahalleler yan yana duruyor. Bu karşıtlık, Roma toplumunun karmaşıklığını anlamak için önemli bir ipucu sunuyor.

Yazar ayrıca, şehirde kadınların konumunu, kölelerin yaşamını ve eğlence kültürünü detaylı biçimde aktarıyor. Amfitiyatrolarda yapılan gösteriler, hamamlardaki sosyal buluşmalar ve meyhanelerdeki gündelik sohbetler kitabın en canlı bölümlerinden birini oluşturuyor. Beard, tüm bu sahneleri arkeolojik bulgular ve yazılı kaynaklar ışığında titizlikle yorumluyor.

Son olarak, Pompeii’nin yok oluşunu tek bir felaket hikâyesine indirgemekten kaçınıyor. Kentin Vezüv patlamasına kadar geçirdiği değişimleri, deprem izlerini ve yeniden inşa çabalarını anlatıyor. Böylece Pompeii yalnızca ölümle anılan bir şehir olmaktan çıkıyor ve Roma yaşamının en gerçekçi portrelerinden birine dönüşüyor.

  • Künye: Mary Beard – Pompeii: Bir Roma Şehrinde Yaşam, çeviren: Nilüfer Şen, Pegasus Yayınları, tarih, 464 sayfa, 2025

Ian Rutledge – Çalkantılı Deniz (2025)

Ian Rutledge bu kapsamlı çalışmasında, 18. yüzyıl ortalarından Birinci Dünya Savaşı’na uzanan süreçte Avrupa’nın İslami Akdeniz üzerindeki hâkimiyet mücadelesini inceliyor. ‘Çalkantılı Deniz: Avrupa’nın İslami Akdeniz’i Fethi ve Birinci Dünya Savaşı’nın Kökenleri’ (‘Sea of Troubles: The European Conquest of the Islamic–Mediterranean and the Origins of the First World War c.1750–1918’), Osmanlı İmparatorluğu ve Kuzey Afrika devletlerinin karşı karşıya kaldığı ekonomik, siyasi ve askeri baskıları derinlemesine analiz ediyor. Bu bağlamda Avrupa güçlerinin yayılmacı politikalarının nasıl şekillendiğini ve Akdeniz’in stratejik öneminin neden sürekli arttığını gözler önüne seriyor.

Rutledge, Napolyon’un Mısır seferinden başlayarak İngiltere, Fransa ve İtalya gibi güçlerin bölgeye yönelik çıkar hesaplarını anlatıyor. Osmanlı topraklarının parçalanma süreci, kapitülasyonların yarattığı ekonomik bağımlılık ve yeni ticaret yollarının ortaya çıkışı, bu dönüşümün temel dinamikleri arasında yer alıyor. Ayrıca Avrupa devletlerinin bölgedeki rekabeti, sadece diplomatik düzeyde değil, askeri müdahaleler ve sömürgeci girişimlerle de belirginleşiyor.

Kitapta öne çıkan bir diğer tema, Osmanlı’nın modernleşme çabalarının Batı baskısıyla nasıl şekillendiği. Reform hareketleri, Tanzimat ve ıslahat süreçleri, Avrupa sermayesinin artan etkisiyle birlikte ele alınıyor. Rutledge, bu gelişmeleri sadece politik düzeyde değil, toplumsal sonuçlarıyla da değerlendiriyor.

Eserin sonunda Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle, Akdeniz’in artık bir Avrupa gölüne dönüşmüş olduğu vurgulanıyor. Kitap, küresel güç dengelerinin kökenini anlamak isteyen tarih meraklıları ve uluslararası ilişkiler alanında çalışanlar için güçlü bir başvuru kaynağı niteliği taşıyor.

  • Künye: Ian Rutledge – Çalkantılı Deniz: Avrupa’nın İslami Akdeniz’i Fethi ve Birinci Dünya Savaşı’nın Kökenleri, çeviren: Akın Emre Pilgir, Ayrıntı Yayınları, tarih, 496 sayfa, 2025

Wolfgang Müller-Wiener – İstanbul’un Tarihsel Topografyası (2025)

Wolfgang Müller-Wiener, İstanbul’un tarihi topografyasını ayrıntılı bir görsel sözlük formatında sunarak, şehrin mekânsal gelişimini ve mimari mirasını gözler önüne seriyor. ‘İstanbul’un Tarihsel Topografyası’ (‘Bildlexikon zur Topographie Istanbuls’), Bizans’tan Osmanlı’ya uzanan geniş bir zaman dilimini kapsıyor ve bu süreçte İstanbul’un geçirdiği dönüşümleri belgelerle, çizimlerle ve haritalarla destekliyor. Amaç, kentin farklı dönemlerdeki görünümünü somut verilerle açıklamak ve tarihsel sürekliliği ortaya koymak.

Eserde surlar, saraylar, dini yapılar, su tesisleri ve kamusal alanlar gibi temel unsurlar tek tek ele alınıyor. Her yapının tarihsel konumu, mimari özellikleri ve işlevi detaylı biçimde aktarılıyor. Yazar, yalnızca yapıları tanıtmakla kalmıyor; aynı zamanda onların kent içindeki yerleşim düzeni ve birbirleriyle ilişkisini de gösteriyor. Bu yaklaşım, İstanbul’un yalnızca bir yapı koleksiyonu değil, bütüncül bir şehir organizasyonu olduğunu hatırlatıyor.

Kitap, görsel malzemenin ağırlığıyla öne çıkıyor. Gravürler, arkeolojik bulgular ve plan çizimleri, okurun kentin farklı çağlardaki görünümünü zihninde canlandırmasına yardımcı oluyor. Ayrıca, tarihsel belgelerden alınan bilgilerle desteklenen yorumlar, şehir tarihine dair pek çok soruya yanıt sunuyor.

Son bölümde, modern İstanbul’un geçmişle ilişkisi irdeleniyor. Yazar, tarihsel dokunun korunması, kaybolan eserler ve günümüze ulaşan miras konularında eleştirel değerlendirmeler yapıyor. Bu eser, İstanbul’un topografik geçmişini anlamak isteyen araştırmacılar ve mimarlık, sanat tarihi meraklıları için vazgeçilmez bir kaynak olarak öne çıkıyor.

  • Künye: Wolfgang Müller-Wiener – İstanbul’un Tarihsel Topografyası, çeviren: Ülker Sayın, Yapı Kredi Yayınları, tarih, 536 sayfa, 2025

Wolfgang Reinhard – Modern Devletin Tarihi (2025)

Wolfgang Reinhard, modern devletin ortaya çıkışını ve gelişimini tarihsel bir perspektiften inceliyor. ‘Modern Devletin Tarihi’ (‘Geschichte des modernen Staates’), devletin sadece bir yönetim aygıtı değil, aynı zamanda toplumsal düzenin temel taşı olduğunu vurguluyor. Reinhard, modern devletin kökenlerini Orta Çağ sonrasındaki Avrupa’da arıyor ve feodal yapılardan merkezi otoriteye geçişin ardındaki dinamikleri açıklıyor.

Yazar, orduların profesyonelleşmesi, mali sistemlerin güçlenmesi ve bürokratik yapının oluşmasıyla devletin nasıl kurumsallaştığını gösteriyor. Bu süreçte savaşların belirleyici etkisine dikkat çekiyor; çünkü savaş, devletin hem örgütlenmesini hem de finansal yapısını biçimlendiren bir unsur olarak öne çıkıyor. Vergi toplama mekanizmaları, kamu idaresi ve hukuk sistemleri modern devletin doğuşunda kilit rol oynuyor.

Kitap sadece Avrupa’ya odaklanmıyor, aynı zamanda farklı coğrafyalarda devlet biçimlerinin nasıl şekillendiğini tartışıyor. Kolonyalizm, sanayileşme ve ulus devletin yükselişi gibi olgular, modern devletin küresel ölçekte yayılmasını sağlıyor. Reinhard, bu gelişmelerin sadece siyasal değil, ekonomik ve kültürel boyutlarını da değerlendiriyor.

Son bölümde ise modern devletin günümüzde karşılaştığı meydan okumalar ele alınıyor. Küreselleşme, ulusüstü yapılar ve teknolojik dönüşümler, klasik devlet anlayışını sorgulayan yeni dinamikler yaratıyor. Wolfgang Reinhard, devletin geçirdiği dönüşümleri tarihsel bağlamda anlamak isteyenler için kapsamlı ve ufuk açıcı bir rehber sunuyor.

  • Künye: Wolfgang Reinhard – Modern Devletin Tarihi: Başlangıçtan Günümüze, çeviren: Tuna Sena Kara, Runik Kitap, tarih, 126 sayfa, 2025

Oder Alizade – Hunların Dünyası (2025)

Hunlar çoğunlukla savaşçı kimlikleriyle anılıyor, fakat bu kitap onların tarih sahnesindeki rolünü çok daha geniş bir çerçevede ele alıyor. Dr. Oder Alizade, Hunların sadece askerî güçleriyle değil, bölgesel siyaseti, dinî dönüşümleri ve kültürel etkileşimleri nasıl şekillendirdiğini titiz bir incelemeyle ortaya koyuyor.

Çalışma, V. yüzyıl Armenia müverrihlerinin Grabarca metinlerinde geçen Hun anlatılarını çözümleyerek Güney Kafkasya tarihine yeni bir bakış getiriyor. Hunlar, bu bağlamda Sasanilerle karşı karşıya gelen, Armenia’daki ayaklanmalarda hem müttefik hem de rakip olarak görünen bir güç olarak öne çıkıyor. Hazar’ın doğusu ve batısında farklı siyasi yapılarla varlık gösteren Hunlar, Güney Kafkasya’daki askerî ve siyasî dengelerin seyrini belirleyen kilit aktörler arasında yer alıyor.

Alizade’nin eseri yalnızca bir kaynak derlemesi değil, eleştirel tarih yazımı ve disiplinlerarası perspektifi buluşturan özgün bir araştırma niteliği taşıyor. Klasik anlatıların ötesine geçen metodoloji, Hun tarihine ilişkin yerleşik kabulleri sorguluyor ve yeni bir yorum alanı açıyor.

Bu çalışma, erken dönem Türk tarihi araştırmacılarından Kafkasya çalışmalarına ilgi duyanlara, dil ve din etkileşimlerini inceleyen akademisyenlerden farklı disiplinlerden okurlara kadar geniş bir kesime hitap ediyor. Hunların dünyasına dair derinlikli bir yolculuk arayan herkes için vazgeçilmez bir başvuru kaynağı olarak öne çıkıyor.

  • Künye: Oder Alizade – Hunların Dünyası: 5. Yüzyıl Armenia Müverrihlerinin Anlatımında, Kabalcı Yayınları, tarih, 390 sayfa, 2025

Reyhan Körpe – Tanıklarının Gözünden Troya Savaşı (2025)

Reyhan Körpe’nin kaleme aldığı bu eser, Troya efsanesinin ardındaki gerçek savaşı gün yüzüne çıkarıyor. Antik dünyanın iki önemli kaynağı olan Giritli Dictys Cretensis ve Troyalı Dares Phrygius’un aktardıkları metinler, yüzyıllar boyunca en güvenilir tanıklıklar olarak kabul edilmişti. Körpe, bu metinleri Türk okuyucusuyla ilk kez buluşturarak Troya Savaşı’nı yalnızca mitlerden ibaret bir öykü olmaktan çıkarıp, insanlık tarihinin en dramatik ve somut olaylarından biri olarak ele alıyor.

Eserde kahramanlık, diplomasi, strateji ve ihanet gibi unsurlar iç içe geçiyor. Körpe, savaşın perde arkasındaki gerçeklere ışık tutarken Akhilleus’un nasıl öldüğüne, Troya’nın düşüşünü hızlandıran ihanetlere ve destanların arkasında kalan insani boyutlara dikkat çekiyor. Bu yaklaşım, Troya anlatılarını sadece mitolojik kahramanlık öyküleri değil, aynı zamanda toplumsal ve tarihsel bir dram olarak değerlendirme imkânı sunuyor.

Kitap, akademik bir titizlikle hazırlanmasına rağmen akıcı ve sürükleyici bir dil kullanıyor. Böylece yalnızca uzmanların değil, konuya ilgi duyan her okurun rahatlıkla takip edebileceği bir anlatı ortaya çıkıyor. Reyhan Körpe’nin çalışması, Troya Savaşı’nın ardındaki hakikati arayanlar için sarsıcı ve ikna edici bir başvuru kaynağı niteliği taşıyor.

  • Künye: Reyhan Körpe – Tanıklarının Gözünden Troya Savaşı, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, tarih, 303 sayfa, 2025

Tom Holland – Hanedan (2025)

Tom Holland’ın bu kitabı, Roma İmparatorluğu’nun en kritik dönemlerinden birini anlatıyor. ‘Hanedan: Caesar Hanesi’nin Yükselişi ve Çöküşü’ (‘Dynasty: The Rise and Fall of the House of Caesar’), Jül Sezar’dan başlayarak Augustus, Tiberius, Caligula, Claudius ve Nero’ya uzanan Julio-Claudian hanedanının hikâyesini merkezine alıyor. Bu hanedan, Roma’yı bir cumhuriyetten güçlü bir imparatorluğa dönüştüren ve aynı zamanda çöküşün tohumlarını eken bir soy olarak tasvir ediliyor. Holland, siyasi entrikalar, aile içi çekişmeler ve kanlı iktidar mücadeleleri üzerinden Roma’nın dönüşümünü aktarıyor.

Kitapta Augustus’un iktidarı sağlamlaştırmak için geliştirdiği sistemler, Tiberius’un kuşkucu yönetimi, Caligula’nın şiddet ve delilikle anılan dönemi, Claudius’un şaşırtıcı biçimde başarılı sayılabilecek hükümdarlığı ve Nero’nun sanata düşkün ama yıkıcı karakteri ayrıntılı biçimde ele alınıyor. Holland, bu kişilerin yalnızca bireysel zaaflarını değil, Roma toplumunun değerlerini, korkularını ve beklentilerini de gözler önüne seriyor. Böylece Julio-Claudian hanedanının hem Roma’nın kudretinin zirvesini hem de istikrarsızlığını temsil ettiği ortaya çıkıyor.

Anlatı boyunca yazar, antik kaynaklardan yararlanarak dramatik bir üslup kuruyor; saray dedikodularını, senato entrikalarını ve halkın imparatorlarla kurduğu çelişkili ilişkileri canlandırıyor. Kitap yalnızca bir siyasi tarih değil, aynı zamanda Roma’nın toplumsal yapısını, dinini ve kültürel dönüşümünü de işliyor. Böylece hanedanın yükselişi ve çöküşü, imparatorluğun kaderiyle iç içe geçmiş bir öykü olarak sunuluyor.

  • Künye: Tom Holland – Hanedan: Caesar Hanesi’nin Yükselişi ve Çöküşü, çeviren: Yunus Emre Ceren, Kronik Kitap, tarih, 512 sayfa, 2025

Zafer Toprak – Türkiye’de Popülizm, 1908-1923 (2025)

Zafer Toprak’ın kaleme aldığı ‘Türkiye’de Popülizm, 1908-1923’ adlı eser, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde ortaya çıkan halkçılık düşüncesinin kökenlerini ve Cumhuriyet’in kuruluş sürecine uzanan entelektüel mirasını inceliyor. Kitap, II. Meşrutiyet’in yalnızca bir anayasal düzen değişikliği değil, aynı zamanda Osmanlı için bir tür “aydınlanma çağı” anlamına geldiğini ortaya koyuyor. Bu dönemde, 19. yüzyıl pozitivizmi ve özellikle III. Cumhuriyet Fransası’nın solidarist toplum anlayışı, Osmanlı aydınları üzerinde derin etkiler bırakıyor ve imparatorluğun çağdaşlaşma modeline yön veriyor.

Eserde ayrıca, Rusya’daki “halka doğru” hareketinin Osmanlı üzerindeki etkisine dikkat çekiliyor. 19. yüzyılın ikinci yarısında Rus entelijansiyasının halkla bütünleşme arayışı, nihilizmden popülizme ve ardından Marksizme evrilen bir düşünsel rota izliyor. Bu deneyim, Batı dışındaki birçok ülke gibi Osmanlı için de ilham kaynağı oluyor. Özellikle Yusuf Akçura ve çevresinin çabalarıyla, Rusya’dan göç eden aydınların etkisiyle halkçılık düşüncesi Osmanlı entelektüel gündemine taşınıyor.

Toprak, halkçılığın yalnızca bir ideoloji değil, aynı zamanda Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişte toplumsal yapının yeniden şekillenmesinde belirleyici bir unsur olduğunu vurguluyor. Osmanlı popülizmi, ulus-devlet inşasının temelini oluşturuyor ve Cumhuriyet’in siyasal, toplumsal düzenine yön veren ana damar haline geliyor.

Sonuç olarak eser, II. Meşrutiyet ile Cumhuriyet arasındaki dönemi geniş bir perspektifle değerlendirerek, modern Türkiye’nin düşünsel temellerine ışık tutuyor ve popülizmin bu süreçteki merkezi rolünü görünür kılıyor.

  • Künye: Zafer Toprak – Türkiye’de Popülizm, 1908-1923, İş Kültür Yayınları, tarih, 504 sayfa, 2025