William J. Prior – Antik Felsefe (2024)

Filozofların hep hayatın büyük sorularıyla meşgul olduğunu düşünürüz ama bu her zaman böyle değildi.

İlk antik filozoflar öncelikle depremler ve tutulmalar gibi doğal fenomenlerle ilgilenmişlerdi.

Ancak Sokrates adında esrarengiz bir Yunanlı, insan varoluşu hakkındaki soyut fikirleri tartışmaya başladı:

  • Bizi mutlu eden nedir?
  • Ruhun doğası nedir?
  • Bu evrendeki amacımız nedir?
  • Sorgulanmamış hayat, yaşanmaya değer mi?
  • İyi ve kötü nedir?

William Prior, Sokrates’in kişiliği ve onun ortaya attığı ya da başkaları vasıtasıyla gündeme getirmeye çalıştığı sorular aracılığıyla antik felsefe dünyasına tematik bir bakış atıyor.

Yer yer Presokratiklere yer yer de Sokrates sonrasına uzanan bu giriş metni, felsefenin oluşum yıllarına ve önemli antik metinlere dair kritik meseleleri ve kavramları irdeliyor.

Doğa, gerçeklik, ruh ve etik olmak üzere dört tema halinde düzenlenen Antik Felsefe, bugün hâlâ zihnimizi kurcalayan ve asla eskimeyecek büyük sorulara Antik Yunan dehâlarının gözüyle bakmak isteyen okurlar için bir rehber kitap niteliği taşıyor.

  • Künye: William J. Prior – Antik Felsefe, çeviren: Zeynep Bozoğlan, Babil Kitap, felsefe, 210 sayfa, 2024

Kolektif – Oyun ve Oyuncak (2024)

Kuşkusuz hiçbir kültür ve toplum oyunsuz ve oyuncaksız düşünülemez.

İnsana yakın türlerin yavruları da oynayarak hayata hazırlanırlar.

İnsan içinse hayata hazırlanmak dışında birçok başka işlevi ve yeri de vardır oyunun.

Çocuk psikanalizi de bunlardan biridir.

‘Psikanaliz Defterleri’nin bu 12. sayısında oyun kavramına sosyokültürel, gelişimsel ve terapötik açıdan yaklaşan yazıların yanı sıra oyunun ve oyuncağın sanattaki yansımalarına yer veren yazılar da yer alıyor.

Oyunun, oyuncağın ruhsallığımızın şekillenmesindeki yerine dair bilgilenmek isteyenler bu derlemeyi kaçırmasın.

  • Künye: Kolektif – Oyun ve Oyuncak, hazırlayan: M. Işıl Ertüzün, Yapı Kredi Yayınları, psikanaliz, 152 sayfa, 2024

Peter Collins – Modern Mimarlıkta Değişen İdealler (2024)

Yirminci yüzyılın en büyük mimarlık tarihçileri arasında yer alan Peter Collins (1920-1981), modern mimarlığın 1750’den 1950’ye ulaşan öyküsünü, Modern Mimarlıkta Değişen İdealler başlıklı, son derece kapsamlı çalışmasında ele alıyor.

Kenneth Frampton’ın “Avrupa mimarlığının köklerinin çok yönlü bir yorumu” olarak tanımladığı çalışma, modern hareketin oldukça geniş bir dönemi kapsayan ideolojik bir tarihçesini sunuyor.

Baştan sona keskin bir eleştirel yaklaşımla ele alınan Collins’in kitabının ufuk açıcı özgünlüğü, modern mimarlığın son iki yüzyıllık evriminde strüktürel biçimin oynadığı belirleyici rolü sorgulayışından ileri gelir.

Collins’in çalışması, çağdaş Avrupa mimarlığının köklerinin ve bu gelişmelerin Batı kültürünün bütünü üzerindeki sonuçlarının çok yönlü bir yorumudur.

Yeninin başlangıcını, tarihin kendi başına epistemik bir disipline dönüşmesiyle belirler.

Bu dönüşüm, Voltaire’in Le Siècle de Louis XIV isimli eseriyle 1751’de ortaya çıkan, tarihsel yöntemin icadıyla gerçekleşmişti.

Değişen İdealler, Greko-gotik gelişim çizgisini takip etmekle beraber, tekniğin yapı üretimi ve mimari biçim üzerindeki belirleyici etkisini de dikkate alır.

Collins, 1750 ile 1850 yılları arasında ortaya çıkan çeşitli canlandırmacı üslupları inceledikten sonra, dikkatini tekno-bilimsel ilerlemelerin tetiklediği farklı türden ‘işlevselci analojilere’ yöneltmişti.

Bunlar, kuramcıların mimari biçim yaratımında yeni bir temele ulaşmak için başvurdukları biyolojik, mekanik, gastronomik ve dilbilimsel benzeşimlerden oluşuyordu.

Collins, teknolojinin gelişimine ampirik bir ilgi besler.

Mimarların uyum sağlamaları beklenen zamanların hızlı değişen kısıtlarıyla her defasında baş edebilme hallerini de duyarlılıkla takdir eder.

Ancak klasik ruha inancı, amansız eleştirisini tüm bunlara rağmen sürdürmüştü.

  • Künye: Peter Collins – Modern Mimarlıkta Değişen İdealler (1750-1950), çeviren: Hale Gönül, Arketon Yayıncılık, mimari, 432 sayfa, 2024

Peter Watson – Atom Bombasının Gizli Tarihi (2024)

 

Atom bombasının gerekçesi basitti: Hitler’i yenecek ve İkinci Dünya Savaşı’nı daha hızlı bitirerek milyonlarca insanın hayatını kurtaracaktı.

Ama gerçek bambaşkaydı.

‘Atom Bombasının Gizli Tarihi’, bu felaket silahının neden yapıldığına dair geleneksel hikâyeyi yerle bir ediyor.

Peter Watson’ın keşfettiği yeni belgelere göre, İngilizler Almanların bomba geliştiremediğini biliyordu ve bunu Amerikalı dostlarıyla paylaşmamışlardı.

Amerikalılar ise Sovyetlerin, bombayı üretme ve kullanma planlarına ne ölçüde nüfuz ettikleri konusunda İngilizleri kandırdılar.

Üstelik, bombayı yapmak üzere işe alınan bilim insanlarının hiçbiri bombanın amacının gizlice değiştirildiğini bilmiyordu.

Esas karanlık sır ise Rusya’nın gözünü korkutmaktı: Atom bombası Pasifik’teki savaşı kesin olarak sona erdirmek için değil, hâlâ ABD ve İngiltere’nin askeri müttefiki olan Stalin’in Sovyetler Birliği’ni uyarmak için atılmıştı.

Bu bomba sıcak bir savaşı aniden sona erdirmedi; aksine Soğuk Savaş’ın başlaması için gerekli koşulları hazırladı.

Yirminci yüzyılın büyük entelektüel tarihçisi Peter Watson yeni kitabı ‘Atom Bombasının Gizli Tarihi’nde nükleer silah yapma fikrinin nasıl ortaya çıktığını, aslında savaşı bitirmek için gerekli olmayan atom bombasını yapma ve kullanma kararını iktidardaki küçük bir komplocu grubun nasıl aldığını ve böylece bugün dünyayı ne denli büyük bir tehlikeye maruz bıraktıklarını gösteriyor.

  • Künye: Peter Watson – Atom Bombasının Gizli Tarihi: Komplo, Örtbas ve Düzenbazlık Dolu Bir Serüven, çeviren: Sezai Saraç, Kronik Kitap, tarih, 448 sayfa, 2024

Kolektif – Siyaset Sosyolojisi (2024)

Siyasetle ilgili tüm alt disiplinlerde olduğu gibi, siyaset sosyolojisi açısından da iktidar esaslı bir inceleme alanıdır.

Gündelik kullanımda daha çok “yürütme erki” ile özdeşleştirilen iktidar kavramı, siyaset sosyolojisi açısından toplumsal ilişkilere ve faillere odaklanmayı gerektirir.

Böyle ele alındığında iktidar analizi kurumsal mekanizmaları olduğu kadar, toplumsal özneleri, bunlar arasındaki ilişkileri, bireysel öznellikleri şekillendiren ilişki ve mekanizmaları da kapsar hale gelir.

Bu nedenle siyaset sosyolojisi sınıf, toplumsal cinsiyet, kimlik gibi toplumsal ve bireysel varoluşu oluşturan ilişkileri merkezine alır.

Siyaset, neredeyse yaşamın her alanında örtük veya açık biçimde kendini gösterir.

Dolayısıyla hem bireysel hem de toplumsal planda insanları etkiler ve insanlardan etkilenir.

Ahmet Bekmen’in derlediği ‘Siyaset Sosyolojisi: Siyasallaşmanın Alanları, Özneleri ve Araçları’ hem alanla ilgilenenlere/öğrencilere hem de genel okura hitap ederek siyaseti toplumsal ilişkilerin içerisinden ve yalnızca kurumsal yapılara odaklanmadan ele alıyor.

Hazır ve basit açıklamalara yaslanmaktan kaçınıyor, günümüzün temel politik gündemlerini ıskalamadan “siyasal alanla toplumsal alan arasındaki ilişkiyi yeniden ele almayı” öneriyor.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar ise şöyle: Elçin Aktoprak, Hatice Sena Arıcıoğlu, Şenol Arslantaş, Toygar Sinan Baykan, Ahmet Bekmen, Hasret Dikici Bilgin, Aksu Bora, Barış Büyükokutan, Emek Çaylı, Y. Doğan Çetinkaya, Mustafa Görkem Doğan, Fırat Genç, Emir Kurmuş, Eylem Özdemir, Barış Alp Özden, Güven Gürkan Öztan, Pınar Uyan-Semerci, Burcu Şentürk, Ateş Uslu, Sinan Yıldırmaz.

  • Künye: Kolektif – Siyaset Sosyolojisi: Siyasallaşmanın Alanları, Özneleri ve Araçları, derleyen: Ahmet Bekmen, İletişim Yayınları, sosyoloji, 496 sayfa, 2024

Ümit Akçay – Krizin Gölgesinde En Uzun Beş Yıl (2024)

Ekonomi politikalarındaki “U-dönüşleri” nasıl açıklanabilir?

Bu dönüşlerin siyasi ve ekonomik nedenleri nelerdir?

Ümit Akçay, Türkiye’de neoliberalizmi eleştirel olarak inceleyen iktisatçıların ön saflarında yer alıyor.

Dünya ekonomisini yakından izlemesi, Türkiye analizini teorik ve karşılaştırmalı çerçevelere oturtuyor.

Bu kitap, bu analizi Türkiye’nin 2018-2023 yıllarına taşıyor.

“Krizin gölgesinde geçen” bu dönemde izlenen iktisat politikalarına odaklanıyor.

Saray iktidarının sınıfsal bağlantıları Türkiye’de tartışılıyor.

Akçay, bu tartışmaya ışık tutacak bir döküm önermekte; sermaye gruplarının son beş yılda politika virajlarını etkileme ve onlardan etkilenme biçimlerini titizlikle araştırıyor.

Bu tabloda halk sınıfları pasif görünümdedir; ama seçim dönemeçleri, bu çaresiz konumu değiştiren dinamikleri hayata geçiriyor.

Akçay’ın Türkiye’ye ilişkin bu tespitleri neoliberalizmin yüzeysel, kaderci, katı analizine dönük örtülü bir eleştiri de içeriyor.

AKP’nin yirmi yılı aşkın iktidarı, Türkiye ekonomisinin bağımlı gelişme modelini yoğunlaştırdı.

Ümit Akçay’ın çalışması, bu modelden köklü bir dönüşümle çıkışın gerektiğini vurguluyor; sosyalistleri alternatifler üzerinde tartışmaya davet ediyor.

Kitap, Türkiye’nin 2018-2023 arasındaki çalkantılı dönemine eleştirel siyasal iktisat perspektifinden bakarak derinlemesine bir analiz sunuyor.

  • Künye: Ümit Akçay – Krizin Gölgesinde En Uzun Beş Yıl (2018-2023): Türkiye`de Kriz, Siyaset ve Sermaye, Doğan Kitap, siyaset, 264 sayfa, 2024

Mark Edmundson – Linç Çağı (2024)

Sosyal medyanın etkisini giderek arttırdığı günümüzde, bireylerin üzerindeki baskılar ve bu baskıların kaynakları daha da karmaşıklaşıyor.

Mark Edmundson, ‘Linç Çağı: Sosyal Medyada Süper Ego’ adlı eserinde, özellikle Freud’un süper ego kavramı üzerinde durarak, modern toplumun bireyleri nasıl kontrol ettiğini ve şekillendirdiğini gözler önüne seriyor.

Süper ego, yalnızca bireysel vicdanın değil, aynı zamanda toplumsal ve kültürel normların da bir yansıması olarak karşımıza çıkıyor.

Nietzsche ve Arendt gibi düşünürlerin görüşleriyle harmanlanan eserde, süper egonun tarihi ve geleceği hakkında kapsamlı bir analiz yapılıyor.

Kitap, sosyal medyanın süper egoyu nasıl güçlendirdiğini irdeleyerek, dijital çağın getirdiği yeni baskıları açığa vuruyor.

Sürekli performans sergileme ve onay arayışı içinde olan bireylerin, bu dijital dünyada kendilerini nasıl kaybettiklerini örnekleriyle anlatıyor.

Edmundson, sosyal medyanın bir sonucu olarak süper ego gibi hareket eden “sosyal adalet savaşçıları”yla mücadele etmenin imkânlarını da araştırarak, okuyucularına yol gösteriyor.

‘Linç Çağı: Sosyal Medyada Süper Ego’, dijital çağın ruhunu anlamak ve bu çağın getirdiği zorluklarla başa çıkmak için rehber niteliğinde bir eser.

Sosyal medyanın ve süper egonun birey üzerindeki etkilerini merak eden herkes için vazgeçilmez bir kaynak.

  • Künye: Mark Edmundson – Linç Çağı: Sosyal Medyada Süper Ego, çeviren: Hamza Eren Sarıçam, Lejand Yayınları, psikoloji, 198 sayfa, 2024

Susan-Mary Grant – Kısa Amerika Birleşik Devletleri Tarihi (2024)

Atlas Okyanusu’nun ötesinde, yeni bir dünya keşfetmek umuduyla yola çıkan kâşiflerin ve hayalperestlerin yurdu Amerika…

Kristof Kolomb’un Amerika kıtasına ayak basmasından George Washington’un bağımsızlık mücadelesine, Thomas Jefferson’ın özgürlükçü ideallerinden Abraham Lincoln’ün köleliği sona erdirmesine kadar birçok hikâye barındırıyor.

  • Amerika’nın bağımsızlık mücadelesi nasıl başladı?
  • Kölelik nasıl sona erdi?
  • Sanayi devrimi Amerika’yı nasıl etkiledi?
  • İç Savaş’ta neler yaşandı?
  • Amerika, dünya savaşlarına nasıl katıldı?
  • 11 Eylül neyi değiştirdi?
  • 2008 ekonomik krizi nasıl atlatıldı?

Susan-Mary Grant’in titizlikle kaleme aldığı bu eser, Amerika Birleşik Devletleri’nin tarihini başlangıcından günümüze kadar detaylı ve sürükleyici bir biçimde anlatıyor.

İlk yerleşimcilerin Yeni Dünya’da kök salma mücadelesinden, Amerikan Devrimi’nin alevlenmesine kadar geçen süreçte, Amerika’nın bağımsızlık ve özgürlük için verdiği savaşın izlerini sürüyor.

Amerika’nın karmaşık sosyal yapısını, kölelik ve yerlilerin hakları gibi zorlu konuları ele alarak, özgürlük ve eşitlik ideallerinin peşinde nasıl şekillendiğini gözler önüne seriyor.

Amerikan İç Savaşı, sanayi devrimi ve dünya savaşlarının getirdiği zorlukların, ulusal kimliği nasıl yeniden tanımlandığını gösteriyor.

Grant, sömürge dönemlerinden modern zamanlara kadar uzanan bu yolculukta, Amerika’nın hem iç hem de dış politikadaki mağlubiyetlerini ve başarılarını ortaya koyuyor.

Amerika Birleşik Devletleri’nin tarihi, sadece bir ulusun değil, aynı zamanda tüm dünyanın hikâyesidir.

  • Künye: Susan-Mary Grant – Kısa Amerika Birleşik Devletleri Tarihi, çeviren: Ayşe Doğancı, Kronik Kitap, tarih, 672 sayfa, 2024

Daniel L. Everett – Dil Nasıl Ortaya Çıktı? (2024)

İnsanın diğer türlere göre belirgin bir avantajı var: Birbirimizle konuşabiliyoruz.

Dil, dünya üzerindeki en gelişmiş iletişim biçimi.

Peki, bu muhteşem araca nasıl sahip olabildik?

Amazon’daki saha araştırmalarıyla öne çıkan dilbilimci Daniel L. Everett, bu büyük sorunun yanıtını arıyor.

Hominidlerin ilk konuşma girişimlerinden günümüzdeki mevcut yedi bini aşkın dile kadar uzanan kapsamlı bir evrimsel hikâye anlatıyor.

Fosil avcıları ve dilbilimciler bizi dilin kökenini anlamaya epeyce yaklaştırsa da Daniel Everett’in keşifleri, akademik çevrelerin çok ötesinde yankı uyandırmış ve çağdaş dilbilim dünyasını altüst etmiştir.

Everett, bu çalışmasında da dilbilim dünyasının yerleşik ilkelerine meydan okuyor ve dilin Sapiens’e özgü olmadığını ileri sürüyor.

Dili biyolojik yapımız kadar kültürel öğelerle de ilişkilendiriyor ve dili anlamak için disiplinler arası bir yaklaşımın şart olduğunu savunuyor.

Everett’in kuramına göre ilk konuşan canlı, kültürel olarak icat edilen simgeler aracılığıyla sözcükleri ortaya çıkaran Homo Erectus’tu.

Bir yandan ilk insanların beyni büyüyor, diğer yandan jest ve tonlamaların kullanıldığı konuşma ortaya çıkıyordu.

Bu süreç 60.000 nesil boyunca devam etti.

Çağlar boyunca bu süreçteki önemli değişimlerin ve gelişmelerin izini süren Everett, gırtlak ve diyaframdaki yüzden fazla solunum kasının kontrolünden dilin kullanımında ustalaşmaya kadar konuşmanın her bileşenini inceliyor.

Konuya antropoloji, nörobilim ve arkeoloji gibi çeşitli disiplinlerden yaklaşarak türümüzün kültürel, fizyolojik ve nörolojik avantajlarını ele alıyor ve sosyal karmaşıklığın önemine dikkat çekiyor.

Dilin kültürel bir icat olduğunu savunan Everett, gramer ve hikâye anlatımı gibi unsurların dil için neden sanıldığı kadar kritik olmadığını da açıklıyor.

‘Dil Nasıl Ortaya Çıktı?’, nihayetinde insanların salt iletişimden dile nasıl geçtiğine dair bildiklerimizi, bilmek istediklerimizi ve muhtemelen asla bilemeyeceklerimizi açıklıyor. Everett, yaklaşık kırk yıllık saha çalışmasına dayanarak, Platon’dan Chomsky’ye pek çok büyük düşünürün dil kuramlarına karşı çıkıyor.

Bizi insan yapan şeyin ne olduğuna dair yepyeni bir bakış açısı sunuyor.

  • Künye: Daniel L. Everett – Dil Nasıl Ortaya Çıktı?: İnsanlık Tarihinin En Büyük İcadının Öyküsü, çeviren: Cemil Üzen, Babil Kitap, dilbilim, 430 sayfa, 2024

Suzanne Simard – Anne Ağaç (2024)

Suzanne Simard, ‘Anne Ağaç’ta okurları ağaçların samimi dünyasına götürüyor.

Ağaçların sadece kereste ya da kâğıt hamuru kaynağı değil; karmaşık, birbirine bağlı bir yaşam döngüsüne sahip; bizimkinden çok da farklı olmayan ortak yaşamlarla birbirine sosyal anlamda bağlı, işbirlikçi canlılar olduğunu ortaya koyuyor.

Simard, ayrıca yüzlerce yıldır bir arada yaşayan ağaçların nasıl evrimleştiğini, davranışlarını, birbirlerini nasıl tanıdıklarını, birbirleriyle nasıl rekabet ettiklerini ya da iş birliği yaptıklarını ve aslında insan zekâsına atfedilen özelliklere sahip olduklarını yalın bir dille ele alıyor.

Ormandaki ağaçları kataloglayarak geçirdiği günleri, onları nasıl sevip saygı duymaya başladığını, bilimsel arayışıyla beraber nasıl kendi yolculuğunun da peşine düştüğünü anlatan yazar, hayatından aktardığı kesitlerle insanın bilimsel araştırmasının ne kadar derin ve kişisel olabileceğini de gösteriyor.

‘Anne Ağaç: Ormanın Bilgeliğinin Keşfi’, dünyanın bizi birbirimize bağlayan bir hikâyeler ağı olduğunu hatırlatıyor.

Ağaçların, mantarların, toprağın, ayıların ve bu konuşmaları dinleyen bir insanın hikâyelerini aktarıyor.

Kişisel anlatıların, bilimsel içgörülerin ve ormanın yaşamına dair şaşırtıcı keşiflerin etkileşimi ilgi çekici bir hikâye ortaya çıkarıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Ömrüm boyunca yaptığım orman dedektifliğinin ardından ağaçlara dair algım tamamen değişti. Yaşadığım her yeni aydınlanmayla beraber ormanla daha derinden bütünleştim. Bilimsel kanıtlara gözleri kapatmak olanaksız: Orman bilge, duyarlı, şifalı bir doğaya sahip.

Bu kitap ağaçları nasıl kurtarabileceğimizi anlatmıyor.

Bu kitap ağaçların bizi nasıl kurtarabileceğini anlatıyor.”

  • Künye: Suzanne Simard – Anne Ağaç: Ormanın Bilgeliğinin Keşfi, çeviren: Barış Gönülşen, Tellekt Kitap, ekoloji, 424 sayfa, 2024