Sue Roe – İzlenimcilerin Özel Hayatları (2024)

Manet, Monet, Pissarro, Cézanne, Renoir, Degas, Sisley, Berthe Morisot ve Mary Cassatt.

Çağdaşları tarafından alay konusu edilip göz ardı edilseler de günümüzde tablolarına paha biçilemiyor.

Eserleri dünya çapında tanınan bu grubun özel hayatları pek bilinmiyor.

İşte, canlı ve akıcı anlatısıyla Sue Roe Paris’teki stüdyolarından çalkantılı aşk hayatlarına, geçim sıkıntılarından sergilerine değinerek izlenimcilerin özel hayatını aktarıyor.

İzlenimciler yirmi yılı aşkın birlikte yaşayıp çalışıyor, Fransa-Prusya savaşının ardından hayatlarını yeniden kurma mücadelesi veriyor, alışılmışın dışındaki tablolarına halkın ve eleştirmenlerin acımasız yorumlarına karşı birlikte ayakta duruyor.

Sue Roe’nun ‘İzlenimcilerin Özel Hayatı’nda okur güneşi, suyu, baharı, dansçıları ve çamaşırcıları ressamlarla birlikte gözlemleme fırsatı elde edip hayata onların gözünden bakıyor…

  • Künye: Sue Roe – İzlenimcilerin Özel Hayatları: Tarihin En Ünlü Ressamlarının Evlerine, Odalarına, Stüdyolarına ve Hayatlarına Büyüleyici Bir Bakış, çeviren: Gülnur Aktuğ, Alfa Yayınları, resim, 480 sayfa, 2024

Pyotr Alekseyeviç Kropotkin – Tarlalar, Fabrikalar ve Atölyeler (2024)

Kropotkin, en önemli eseri sayılan ve bugün de geçerliliğini koruyarak tarım ve küçük ölçekli sanayiler üzerine bilimsel araştırma yapanlar için çok zengin bir ansiklopedik bilgi kaynağı olmaya devam eden bu kitabında, daha sürdürülebilir ve eşitlikçi bir toplum yaratmak için insanları sıkıcı ve anlamsız işlerde çalışmaya zorlayan katı bir iş bölümü yerine tarımın sanayi ile zihinsel emeğin de beden gücüyle birleştirilmesi fikrine dayalı bir toplumsal örgütlenme modeli ortaya koyuyor.

Kropotkin, bu farklı emek biçimlerinin birbirinden ayrılmasının emekçilerin sömürülmesine, çevrenin bozulmasına ve zenginliğin bir azınlığın elinde toplanmasına yol açtığını savunurken, yerel toplulukların ihtiyaçlarına öncelik verecek, rekabet yerine iş birliğine dayanan ve karşılıklı yardımlaşmayı teşvik eden yerinden yönetimli, ürün ve gıda üretiminde kendi kendine yeterli olarak ithalat ve ihracatı devre dışı bırakan bir üretim sistemi öneriyor.

  • Künye: Pyotr Alekseyeviç Kropotkin – Tarlalar, Fabrikalar ve Atölyeler, çeviren: Murat Erenel, Öteki Yayınevi, siyaset, 454 sayfa, 2024

Roberto Esposito – Communitas (2024)

Çağdaş siyaset felsefesinin kurucu isimlerinden Roberto Esposito bu eserinde topluluk kavramının ayrıntılı bir soy kütüğüne girişiyor.

Hobbes, Rousseau, Kant gibi modernliğin temellerini oluşturan isimlerin eserlerinde derinlere dalan ve yeni bir topluluk anlayışının ana hatlarını Heidegger ve Bataille’ın kavramsal analizleriyle çizmeye koyulan Esposito aynı zamanda liberal bireyciliğin geniş çaplı bir eleştirisini sunuyor.

Zira topluluğu felç eden, onun biçimini bozup rayından çıkaran bu bireyciliğin bizzat kendisi.

Bugün kan kaybeden, can çekişen ve hatta ölmekte olan topluluk düşüncesini yeniden canlandırmak için onu karşılıklı bir armağan etme ve sorumluluk ilişkisi olarak düşünerek etik ve politik bir dayanışma zeminine yeniden oturtmak gerekiyor.

Communitas bu doğrultuda ilerleyen, bireyciliği zayıflatırken ortaklığı güçlendirip çoğaltmaya yönelen kuvvetli bir felsefi çaba, kudretli bir kuramsal girişim…

  • Künye: Roberto Esposito – Communitas: Topluluğun Kökeni ve Kaderi, çeviren: Onur Kartal, Nota Bene Yayınları, felsefe, 208 sayfa, 2024

John Dewey – Kamu ve Sorunları (2024)

Filozof ve eğitimci John Dewey, ‘Kamu ve Sorunları’nda bizi demokrasinin kalbine doğru derin bir yolculuğa çıkarıyor.

Dewey, etkileyici bir üslup ve çarpıcı tespitlerle, sürekli değişen bir dünyada kamunun karşılaştığı zorlukları araştırıyor, bilgili ve ilgili bir vatandaşlığın temel rolü hakkında zamana meydan okuyan bir bilgelik sunuyor.

Bu klasik eser, toplumun dinamiklerini ve toplum içindeki bireylerin sorumluluklarını anlamak isteyenler için yol gösterici bir ışık olmaya devam ediyor.

Dewey’in etkin ve bilgiye dayalı kamu vizyonu, ilk yayımlandığı zaman olduğu gibi bugün de güçlü bir şekilde yankılanıyor ve bizi daha iyi bir yarını şekillendirmek için kolektif gücümüzü benimsemeye çağırıyor.

  • Künye: John Dewey – Kamu ve Sorunları: Siyasi Sorgulama Üzerine Bir Deneme, çeviren: Sevgi Halime Özçelik, Can Yayınları, siyaset, 160 sayfa, 2024

Timothy Mitchell – Mısır’ın Sömürgeleştirilmesi (2024)

  • 19. yüzyılın Mısır’ına ilişkin bir kitap 21. yüzyılın Türk okuruna ne verebilir?

Mısır’ın Sömürgeleştirilmesi’nde iki mesele inceleniyor.

Kitap öncelikle modern siyasi iktidar biçimlerinin nasıl işlediğini araştırıyor.

  • Modern ulus-devlet elindeki güçlere nasıl kavuşmuştur?
  • Siyaset biliminin alanına giren devletin formel güçleri ile resmî yönetim kurumlarının dışında kalan daha örtük ve yaygın iktidar biçimleri –okullarda ve iş yerlerinde, toplumsal örgütlenmede ve ekonomik planlamalarda, kitlesel eğlencelerde ve kitle kültüründe, kentlerin ve konutların mekânsal örgütlenmesinde, doğa ve kırsal kesim üzerindeki denetimde iş başında olan iktidar– arasında nasıl bir ilişki vardır?

Kitabın ele aldığı ikinci mesele ise bu yeni iktidar biçimleri ile dünyayı anlamanın modern biçimleri arasındaki ilişkidir.

Modern siyasi iktidar biçimleri, “kişi”ye ve bu kişinin dünyayla olan ilişkisine yeni deneyimler getirdi.

  • Bu deneyimler, gerçeğin ve gerçeği bilmenin ne demek olduğuna dair yeni tasavvurların doğmasına yardımcı oldular mı?

Kitapta, Mısır’ın sömürgeleştirilmesi üzerinden modern iktidar ve bilgi biçimlerinin kullandıkları yöntemler ve dayandıkları metafizik inceleniyor.

‘Mısır’ın Sömürgeleştirilmesi’ 1988’de yayımlanışından bugüne sadece Orta Doğu çalışmalarını dönüştürmekle kalmadı, modernite tartışmasının Avrupa-merkezciliğini kırarak kavramın Batı dışındaki serüveni üzerinden yeni bir tarihini ve tanımını ortaya koydu.

Mitchell böylelikle Said sonrasının eleştirel ajandasından modern dünya tarihinin kavramların ve disiplinlerin dolaşımı ve dönüşümünün hikâyesi olarak yeniden yazılmasını mümkün kılan yeni bir hattın önünü açtı.

Şark’ın kolonizasyonu basit bir işgal değildi, “Şark”ın icat edilmesini, fiziksel tezahürlerinden azade ve bu tezahürleri tanzim eden bir “yapı”nın vücuda getirilmesini gerektiriyordu.

  • Künye: Timothy Mitchell – Mısır’ın Sömürgeleştirilmesi, çeviren: Zeynep Altok, Dergah Yayınları, tarih, 328 sayfa, 2024

Erdoğan Boz – Söylemsel Bir Kimlik İnşası: Çerkesler (2024)

Etnik kimlik aynı kökeni, aynı kültürel özellikleri paylaştığı varsayılan bir grup insan tarafından sahip olunan kimliğe atıfta bulunur.

Ancak modern dünyada kimlik kavramı ve tanımları yeni tartışmalar neden oluyor, yeni anlayışlarla ele alınıyor.

Bu bağlamda bir mekânla bağlantılı dilsel bir nesnellik inşası olarak değerlendirilebilecek olan kimlik, tarihsel koşullar tarafından kuşatılır ve belirli bir tarihsel dönem içinde anlamlıdır.

Çerkeslerin kimlik algısı da yüzyıllar boyunca savaş, sürgün ve siyasi değişimlerle şekillenen toplumsal yapılarıyla birlikte yeniden ve yeniden inşa edildi.

Bu kitapta dil, kültür, tarih ve siyasetin kesişim alanında inşa edilen Çerkes kimliğini oluşturan söylemsel yapılar araştırılıyor, Çerkeslerin kimlik algısı derinlemesine analiz ediliyor.

Kitap sadece Çerkes kimliğinin değil, genel olarak etnik kimliklerin nasıl inşa edildiğini anlamak isteyenler için de iyi bir kaynak.

  • Künye: Erdoğan Boz – Söylemsel Bir Kimlik İnşası: Çerkesler, Heretik Yayıncılık, antropoloji, 240 sayfa, 2024

Michael Scott-Baumann – Kısa İsrail – Filistin Tarihi (2024)

İsrail ve Filistin arasında devam eden mücadele derin küresel sonuçları olan, tarihin en acı çatışmalarından biridir.

Orta Doğu uzmanı Michael Scott-Baumann çatışmanın kökenlerini kısa ve öz bir şekilde açıklarken bir yandan da iç savaştan günümüze dek mücadelenin evrimini gözler önüne seriyor.

Her bölüm anlaşmazlıktan etkilenen Filistin ve İsraillilerin kişisel ifadeleriyle sona eriyor.

Yirminci yüzyılın başında İngilizlerin rolü, 1948’de İsrail devletinin kuruluşu, 1967’deki Altı Gün Savaşı ve Trump yönetiminin barış planı da dahil olmak üzere İsrail-Filistin çatışmasının dönemeç noktalarını okuyarak İsrail’in Filistin topraklarındaki kontrolünün ve Filistin direnişinin niteliği hakkında bilgi edineceksiniz.

Kitaptan bir alıntı:

“Filistinliler ve İsrailliler her zaman birbirlerine komşu olacaklar. Dolayısıyla, eşitlik ve adalete dayalı bir uzlaşma her iki halkın barış ve güven içinde yaşamasını sağlayabilir. Ne var ki mevcut durumda bu epey uzak bir ihtimalmiş gibi görünüyor.”

  • Künye: Michael Scott-Baumann – Kısa İsrail – Filistin Tarihi, çeviren: Aslı Önal, Say Yayınları, tarih, 312 sayfa, 2024

Murad İdris – Barış İçin Savaş (2024)

Barış sorunlu bir idealdir.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde yer alan güvenlik, adalet, eşitlik ve özgürlük gibi diğer fikirlerin yanı sıra sürekli arzu edilen evrensel bir ahlaki ideal olarak onun da adının anıldığını duyarız.

Bugün insan olmanın, medeni ve iyi olmanın barışa değer vermek, barışı arzulamak demek olduğuna dair yaygın bir inanış vardır, sadece insanlıktan nasibini almamış canavarlar barışı sevmez.

Bu kitap, barışı sorunlu kılan şeylerin üstünü örtmek yerine onları gün yüzüne çıkararak barışı yeniden inşa etme girişimi olarak okunabilir.

En yalın biçimiyle, barış adına konuştuğunu iddia edenlere, görünüşte evrensel barış arzusuna ve barışın baskın söylemine –yani barışı bir sorun olarak görmeye– daha eleştirel bakmaya bir davettir.

En iddialı hâliyle bu kitap, barış ahlakının bir soyağacıdır.

Bu soyağacı, barış adına ön plana çıkarılan sorunlardan ziyade, barış sorununa ve onun saptırdığı ve yok saydığı diğer sorunlara odaklanıyor.

Mesele sadece savaşın bir çözüm olmaması değildir –barış da bir çözüm değildir; çözüm olmadığı gibi hem soru hem de sorundur.

O hâlde “barış sorunu”, iktidar ve savaşın talepleri göz önünde bulundurulduğunda barışın nasıl elde edileceği ve korunacağı değildir; barışın iktidar ve savaş yoluyla ya da onlarla bağlarını kopararak elde edilebilecek saf bir ideal olarak nasıl korunduğudur.

Idris, barışa ilişkin baskın idealleştirmelerin savaşı, şiddeti ve dışlamayı kolaylaştırdığını savunarak barışın, kültürler arası diyaloğun ve barış ile savaş arasındaki her türlü basit karşıtlığın ötesinde barışın yeni ve iddialı bir açıklamasını sistematik olarak geliştirir.

Kitap, bir ideal olarak barışın tarihini, savaşa nasıl bulaştığını; güvenlik, hukuk ve din gibi diğer fikirlerle olan bağlantılarını anlamak için eleştirel bir dil sağlıyor.

  • Künye: Murad İdris – Barış İçin Savaş: Batı ve İslam Düşüncesinde Şiddet İdealinin Soyağacı, çeviren: Uğur Gülsün, Albaraka Yayınları, siyaset, 492 sayfa, 2024

William Child – Wittgenstein (2024)

Ludwig Wittgenstein, çoğu düşünür tarafından yüzyılın en etkili filozofu olarak kabul edilir.

Mantık, matematik ve epistemolojinin yanı sıra dil, zihin ve psikoloji felsefesine yaptığı katkılar felsefi ortamı kalıcı olarak değiştirdi.

‘Tractatus Logico Philosophicus’ ve ‘Felsefi Soruşturmalar’ adlı eserleri ise dünyanın dört bir yanındaki araştırmacılar tarafından incelenmeye devam ediliyor.

William Child bu kitabında, Wittgenstein’ın dil, düşünce, bilgi, kesinlik, zihin, inanç gibi konulara ilişkin tüm düşüncelerini doyurucu bir biçimde ele alıyor; erken dönem görüşlerinden geç dönem görüşlerine kadar yaşanan geçişleri anlaşılır kılıyor.

Kronoloji, kısa bir sözlük ve her bölüm için ayrı bir ek okuma listesi de içeren bu eser, Wittgenstein’ı anlamaya çalışan herkes için vazgeçilmez bir rehber niteliğinde.

  • Künye: William Child – Wittgenstein, çeviren: Emrah Günok, Alfa Yayınları, felsefe, 416 sayfa, 2024

Rozsika Parker, Griselda Pollock – Eski Gözdeler (2024)

Sanatın cinsiyetçi tarihine yönelik yazılmış kült metinlerden biri olan ‘Eski Gözdeler: Kadınlar, Sanat ve İdeoloji’, ilk kez yayımlandığı 1981 yılından bu yana güncelliğini korumaya devam ediyor.

Rozsika Parker ve Griselda Pollock’un sanat tarihinin cinsiyetçi ve ideolojik boyutuna dair farkındalık ortaya koydukları bu metin, Linda Nochlin’in ünlü makalesi “Neden Hiç Büyük Kadın Sanatçı Yok?’ ile 1971 yılında sanat gündemine taşıdığı meseleyi farklı ve halen geçerli başlıklar altında genişletip boyut kazandırıyor.

Feminist sanat eleştirisinin geçmişte üretimleriyle çağlarında bilinirlik kazanmış kadınları sanat tarihinin isimler listesine eklemekten ibaret olmadığına işaret ederek başlayan ‘Eski Gözdeler: Kadınlar, Sanat ve İdeoloji’, ‘Tarih’ gibi ‘Sanat Tarihi’nin de toplumsal cinsiyet düzenini hem yansıtan hem de üreten bir yapı olduğunun görülmesini sağlıyor.

Metnin halen güncelliğini koruması, kadınların sanat tarihinden sistematik olarak dışlanmaları konusundaki köklü tutumun yirmi birinci yüzyılda aldığı yeni formu değerlendirmek gerektiğini apaçık gösteriyor.

  • Künye: Rozsika Parker, Griselda Pollock – Eski Gözdeler: Kadınlar, Sanat ve İdeoloji, çeviren: Ebru Berrin Alpay, Hayalperest Kitap, sanat tarihi, 312 sayfa, 2024