Epiktetos – İnsan Kaderini Nasıl Belirler? (2024)

Epiktetos’un MS 50 yılında Frigya’daki Hieropolis kentinde dünyaya geldiği sanılıyor.

Gençliğini köle olarak geçiren Epiktetos, Nero’nun ölümünden (MS 68) kısa bir süre sonra azat edildi ve Roma’da felsefe eğitimi vermeye başladı.

MS 93 yılında Yunanistan’ın Epir yöresindeki Nikopolis kentine giderek bir felsefe okulu kurdu.

Epiktetos Stoacı felsefeye uygun olarak, çok az eşyasıyla büyük bir sadelik içinde yaşamını sürdürdü.

MS 135 civarında Nikopolis kentinde öldü.

‘İnsan Kaderini Nasıl Belirler?’ Epiktetos’un ‘Diatribai’ adlı eserinde yer alan kader konusundaki görüşlerinden yapılmış bir derleme.

Stoacı etikle sorumluluk düşüncesini, kendisinin ahlaki kişilik (prohairesis) kavramına dayanan bir özerklik ve içsel özgürlük düşüncesine dönüştürmek için çalışmış olan Epiktetos en çok tutku, istek ve arzulardan bağımsızlık anlamında özgürlüğün ve değişmez bir kader yoluyla belirlenmiş bir dünya karşısında tevekkülün önemine vurgu yaptı.

Kitaptan bir alıntı:

“‘Anne ve babamın böyle insanlar olmalarından çok rahatsızım.’” Bunları söyleyen insan anne ve babasını seçme şansının olmadığını bilmiyor mu? Ne yani ‘hadi bakalım, dünyaya geleceksin, kendine bir anne ve baba seç’ mi demeleri gerekirdi. Bu olanaksız. Anne ve babanızın sizden önce dünyaya gelmeleri gerekir. Sizin de ondan sonra. Anne ve babalarınız nasıl insanlar olacak? Nasıl olmaları gerekiyorsa öyle olacak.”

  • Künye: Epiktetos – İnsan Kaderini Nasıl Belirler?, çeviren: Furkan Akderin, Say Yayınları, felsefe, 2024

Sözde-Plutarkhos – Placita Philosophorum (2024)

Sözde-Plutarkhos’a nispet edilen ‘Placita Philosophorum’, Antik Yunan’la ilgili genel olarak doksografi, özel olarak da doğa bilimleri tarihi alanında kaleme alınan Diogenes Laertios’un ‘Ünlü Filozofların Yaşamları ve Öğretileri’ ve Joannes Stobeaus’un ‘Eklogon’, ‘Apophthegmaton’, ‘Hypothekon Biblia Tessara’sı (Alıntılar, Deyişler ve İlkelerden Oluşan Dört Kitap) ile birlikte günümüze ulaşan üç klasikten biridir.

Kusta b. Luka’nın Arapça tercümesinden Yunanca aslıyla karşılaştırılarak hazırlanan bu eser, Sokrates öncesi filozofların görüşlerine yönelik en kapsamlı açıklamaları sunmasının yanı sıra, Stoa felsefesinin hem Aristotelesçi ve Yeni-Platoncu eserler hem de İslam felsefesi üzerinde kabul edilen tesirini gösteren önemli bir kaynak.

  • Künye: Sözde-Plutarkhos – Placita Philosophorum: Filozofların Öğretileri, çeviren: Muhammet Ali Koca, Dergah Yayınları, felsefe, 136 sayfa, 2024

Jean Bodin – Egemenlik Üzerine (2024)

Jean Bodin siyasal düşünce tarihine “egemenlik” kavramını hediye etmesi ile bilinir.

Politik arenaya bugünden baktığımızda egemenlik mefhumundan uzak bir yönetim erkini tahayyül edemez ve Bodin’in katkısının ne olduğunu tam olarak idrak edemeyebiliriz.

Oysa kilisenin ve feodal siyasi yapıların hâkimiyeti altında geçen Orta Çağ boyunca Avrupa’da monarkın/hükümdarın iktidarı mutlak olmaktan uzaktır.

Modern ulus-devletlerin bir önceki safhası olan mutlakıyetçi devletlerin ortaya çıkışında Bodin’in kavramsallaştırdığı egemenlik düşüncesi önemli ve ideolojik bir rol oynamış, kamu hukukunun bilimsel bir disiplin haline gelmesine yardımcı oldu.

Egemenliğin bölünemezliği ve erkin hükümdarda temerküz etmesinin devletin asli koşulu olduğu fikri, bugünden baktığımızda uygulanamaz derecede katı ve mutlakıyetçi görünse de sonraki yüzyılların anayasal ve idari tartışmalarına zemin hazırlamış ve kuvvetler ayrılığı, hukuk devleti, sivil toplum, insan hakları gibi egemenliğe ilişkin istisnai hallere dair tartışmalara da alan açtı.

‘Egemenlik Üzerine’, Bodin’in başyapıtı olan ‘Devletin Altı Kitabı’nın dört bölümünden oluşuyor ve modern bir siyasal kavram olan egemenliğin kurumsallaşma tarihi üzerine nitelikli bir tartışma sunuyor.

  • Künye: Jean Bodin – Egemenlik Üzerine, çeviren: Reha Kuldaşlı, Timaş Yayınları, siyaset, 176 sayfa, 2024

Murat Çetin – Şahlar Piyonlar ve [Meta] Kent (2024)

Bu kitap dijital kapitalizmin ivmelenişine paralel olarak kent mekânının “buharlaştırılma” sürecini ele alıyor ve bu ideolojik buharlaşmanın son aşaması olarak metaverse olgusunun reel ve fiziki kentsel mekâna, onun kamusallığına sınıfsal olarak nasıl etki ettiğini gözler önüne seriyor.

Distopik kurgu ile gerçeklik verilerinin birbirine bugüne dek hiç olmadığı kadar yaklaştığı günümüzde, bu ikisinin kesişim kümesinde belirmeye başlayan yeni kentsel mekânı, oyun ve simülasyon ilişkisi içinde ele alıyor.

Mimarlar ve şehir planlamacılarının yanı sıra, “kent”, “satranç” ve “metaverse” dünyalarına ilgi duyanlara da hitap edebilecek kitap, bu görünürde ilgisiz üç unsurun aralarındaki kesişimlerin, kurulabilecek bağların, ilişkilerin, benzerliklerin ve ortaklıkların üzerindeki tılsımlı perdeyi aralıyor.

  • İnsanlığın en eski dönemlerinden bu yana biyolojik evrimle paralel seyrederek şekillenegelen kentlerimiz, 21. yüzyıl başından beri nasıl ve neden hızla buharlaş(tırıl)ıyor?
  • “Buharlaşma” aslında nasıl sınıfsal ve kentsel bir oyun stratejisidir?
  • Sel, deprem ve pandemi felaketleri bu kentsel ve mimari dönüşüm süreçlerinde nasıl araçsallaştırılır?

Kitap bu soruları, kentlerin dönüşümüne çok disiplinli ve tarihsel bir perspektiften bakarak cevaplıyor.

  • Kentlerimiz neden ve nasıl bu hallerine geldiler ve yakında ne hale dönüşecekler?
  • Yeni Dünya Düzeni’nde Kentsel Dönüşüm projeleri ile Metaverse arasında nasıl bağlar bulunur?
  • Kamusal alanın yerini alacağı öngörülen dijital ve sanal evren, lanse edildiği gibi iyi bir şey midir?
  • Yapay Zekâ ile yakından ilişkili olan ve Metaverse denilen bu yeni kamusal alanın arkasındaki mekân-politik ajanda nedir?
  • Metaverse iyi olsa dahi gerçek kente, sokaklara, meydanlara etkileri ne olacaktır?

Bu soruları ekonomi-politik açıdan ve diyalektik bir çerçeveden ele alan Çetin, kapitalizmin çelişkileri sonucundaki mekânsal yarılma ile ortaya çıkan; gerçek ve meta-mekânlar, mimarlar ve meta-mimarlar vs. gibi kutuplaşmaların arka planını ortaya koyuyor.

Mimarlığın ölümüne ve bir “Meta-Kent” oluşumuna doğru evrilen bu arka planın izlerini, yasa, yönetmelik ve mahkeme kararlarından istatistiksel verilere, araştırmalara ve belgesellere, kişisel gözlemlerden anı ve alıntılara, resimlerden heykellere, felsefi, kuramsal ve edebi metinlerden sinema ve dizilere uğrayan, zengin, heyecanlı ve sarsıcı bir rota takip ederek sürüyor.

  • Künye: Murat Çetin – Şahlar Piyonlar ve [Meta] Kent: Totaliter Siyasetin Oyun Tahtası Olarak ‘Buharlaştırılan’ Kent Mekânı, Nika Yayınevi, kent çalışmaları, 382 sayfa, 2024

Loïc Wacquant – Şehirdeki Şeytan (2024)

Yirminci yüzyıl kapanırken Amerikalı sosyal bilimciler, siyasa araştırmacıları, hayırseverler ve siyasetçiler gettoyu kasıp kavurduğu söylenen korkunç ve gizemli görünen yeni bir grubu takıntı haline getirdi: Kentsel “underclass”.

Çok geçmeden bu öcüler kategorisi ve şeytanlaştırılmış imgesi Birleşik Krallık’a ve Kıta Avrupası’na ihraç edildi ve sanayi sonrası metropollerindeki toplumsal dışlanmaya ilişkin uluslararası çalışmaları kışkırttı.

Düşünce tarihini, katılımcı gözlemi ve kavramsal çözümlemeyi bir araya getirdiği bu çarpıcı kitabında Wacquant, İsveçli iktisatçı Gunnar Myrdal’ın yapısal anlayışından başlayarak Washington’daki düşünce kuruluşu uzmanlarının davranışsal mefhumuna ve sosyolog William Julius Wilson’ın yeni çevresel formülasyonuna kadar bu ırksallaştırılmış halk şeytanının icadının ve geçirdiği başkalaşımların izini sürüyor.

Amerika’da kentlerde ırksal eşitsizlik, gettolaşma, ve kapatılma arasındaki ilişkiler üzerinde hem antropolojik hem de makrososyolojik yöntemlerle çalışan Wacquant, kamusal tartışmalarda “Underclass”ın ani baskınının, hızlanan dolaşımının ve ansızın buharlaşıp yok oluşunun kaynaklarını ortaya çıkartıyor ve bunların kentsel marjinalliğin toplumsal epistemolojisi üzerindeki etkilerine kafa yoruyor.

  • Irk ve yoksulluk üzerine çalışan bir kuşak akademisyeni bilimsel bir uçurumdan aşağı sürükleyen sürü etkisini açıklayan nedir?
  • “Kavramsal spekülatif balonlar”ın oluşması ve patlaması için gerekli koşullar nelerdir?
  • Toplumsal araştırmacılara “anahtar teslim sorunsallar” dayatılmasında düşünce kuruluşlarının, gazeteciliğin ve siyasetin rolü nedir?
  • Mülksüzleştirilen ve itibarsızlaştırılan nüfusların bilimsel söylemde adlandırılmasının ortaya çıkardığı özel açmazlar nelerdir ve bu tür sorunlardan kaçınmak için “ırk” meselesini nasıl yeniden formüle edebiliriz?

Bu soruları yanıtlamak Bachelard, Canguilhem ve Bourdieu geleneğinde epistemik düşünümsellik üzerine titiz bir çalışma teşkil ediyor.

Ve sosyal bilimcilerin kendi entelektüel özerkliğini ister devlet yetkilileri ister medya ister düşünce kuruluşları ya da hayır kurumları olsun, haricî güçlerin tasallutuna karşı savunmaları için bir çağrı niteliği taşıyor.

    • Künye: Loïc Wacquant – Şehirdeki Şeytan: “Underclass” Kavramının İcadı, çeviren: Oğuz Gürerk, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, sosyoloji, 224 sayfa, 2024

Antonino Ferro – İki Kişilik Alan (2024)

 

Çocuk psikanalizi alanının önde gelen isimlerinden olan Antonino Ferro, psikanalitik diyaloğun iki zihnin karşılaşması olduğunu düşünür: hastanın ve analistin zihni.

Bu karşılaşma, hastanın ‘tarihsel, olgusal ilişkiler ağı’na vurgu yapan klasik Freudçu analizlerden elde edilenden farklı, yeni bir hikâye üretir.

Ferro’nun yaklaşımı, psikanalitik diyaloğun hasta ile analist arasındaki bilinçli ve bilinçdışı ilişkiden doğan ortak duygusal deneyime odaklanan ‘öznelerarası alanda’ gerçekleştiğini varsayar.

‘İki Kişilik Alan’, Antonino Ferro’nun kendi klinik çalışmasında karşılaştığı vakalardan yola çıkarak, çizim, oyun, rüya gibi malzemelerin çocuk analizinde ne şekilde kullanılabileceğini ve bu süreçte analitik diyaloğun nasıl gelişebileceğini örnekleriyle gösteriyor.

  • Künye: Antonino Ferro – İki Kişilik Alan: Çocuk Psikanalizi Deneyimleri, çeviren: Cemre Yaşöz, Elif Erol, Faruk Gütmen, Serap Serbest Saygılı, Sfenks Kitap, psikanaliz, 256 sayfa, 2024

Kolektif – Bir Cereyan Hâsıl Oldu (2024)

Elektrik günümüzde modern hayatın vazgeçilmez bir parçası.

Uzak mesafeler kat etmemizi sağlayan ulaşım araçları, hastanelerde, işyerlerimizde, evlerimizde farklı amaçlar doğrultusunda kullandığımız elektronik cihazlar, geceleri bizlere güvende olduğumuz hissini veren kent ve sokak ışıkları…

Peki, günümüzde hayati bir rol oynayan elektrik gündelik hayatımıza nasıl girdi, düşünce ve duygu dünyamızı, alışkanlıklarımızı, doğal ve kentsel çevremizi, üretim ve emek biçimlerimizi, tüketim kültürümüzü nasıl etkiledi ve tüm bunlardan nasıl etkilendi?

‘Bir Cereyan Hâsıl Oldu’, uzun süredir elektrik enerjisi üretim, dağıtım ve tüketim pratiklerine kafa yoran tarih, iktisat, mimarlık ve şehir planlama, endüstriyel tasarım gibi farklı disiplinlerden araştırmacıları bir araya getiriyor.

Yazın dünyasından bilim dünyasına, yabancı sermaye ile yönetilen şirketlerden fabrika mekânına, sokaklardan evlere uzanarak, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e siyasi elit ve aydınların, mühendis ve mimarların, uluslararası finansal girişimci ve işçilerin, aynı zamanda tüketicilerin elektrik teknolojisi ve altyapısıyla nasıl ilişkilendiğini ele alıyor.

Bunu yaparken de teknoloji, siyaset, küresel kapitalizm, emek, toplumsal cinsiyet ve maddi kültür temalarına odaklanıyor.

Teknolojik gelişmeleri cafcaflı bir başarı hikâyesi olarak sunan anlatılar yerine, elektriğin sosyal ve kültürel serüveninin izini sürerek, bu teknolojinin ilerlemeci ve umut vadedici yanlarının yanı sıra gerilim, eşitsizlik ve huzursuzluk üreten olumsuz yanlarını da açığa çıkarmaya, elektriğin çok boyutlu bir resmini çizmeye çabalıyor.

  • Künye: Kolektif – Bir Cereyan Hâsıl Oldu: Osmanlı’dan Cumhuriyet’e İstanbul’da Elektrikli Yaşam, derleyen: Nurçin İleri, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, tarih, 248 sayfa, 2024

Jean Grondin – Parmenides’ten Levinas’a Metafizik (2024)

  • Neden varolan var da hiç yok?
  • Bir şey yoktan var olur mu?
  • Varolanları var eden bir ilk neden var mı?

Öteden beri hayret uyandıragelmiş bu ve benzeri sorular, felsefenin var ile yok, değişen ile değişmeyen, Tanrı ile insan, beden ile zihin gibi gerilimli kavramların kökeninde yatan metafizik ilkelere ulaşma girişiminin bir ürünü olarak ortaya atıldılar ve hâlâ yanıt bekliyorlar.

Batı’da felsefeyi başlatan ve sönmeye başladığında yeniden canlandıran bu sorulara sayısız filozof yanıt vermeye çalıştı.

Bu kitap Parmenides’ten başlayıp Levinas’a kadar metafizik meselesinin genel bir tablosunu sunuyor.

Metafiziğin ilkelerini, izleklerini, hedeflerini ve çağdaş dünya içindeki yerini ortaya koyuyor ve günümüzde büyük ölçüde küçümsenen metafiziğin neden hâlâ ciddiye alınması gereken bir felsefe alanı olduğunu göstermeyi amaçlıyor.

  • Künye: Jean Grondin – Parmenides’ten Levinas’a Metafizik, çeviren: Alp Tümertekin, Fol Kitap, felsefe, 448 sayfa, 2024

Adam Higginbotham – Çernobil’de Gece Yarısı (2024)

1986 yılının Nisan ayında, Ukrayna’nın kuzeyinde bulunan Pripyat kasabası, insanlığın görüp görebileceği en korkunç gecelerden birine tanıklık etti.

Sovyetler Birliği’nin en büyük nükleer santrali Çernobil’de meydana gelen patlama, dünyanın kaderini sonsuza dek değiştirecek bir felaketti.

Ancak bu trajedinin ardında yatan gerçek, daha önce hiç bu kadar çarpıcı ve insani bir şekilde anlatılmamıştı…

Ta ki şimdiye kadar.

Çernobil sadece bir nükleer kaza değil; aynı zamanda insanlığın doğa üzerindeki egemenlik arayışının acı bir hatırası.

Bu felaket, radyasyonun korkunç etkilerinin yanı sıra insanın kendi yarattığı teknolojik canavarla baş etme çabasının hikâyesidir.

Bu trajik olay gizlilik politikalarıyla, propagandalarla ve yanlış bilgilerle dolu bir perdenin ardında uzun süre kapalı bir kutu olarak kaldı.

Ancak şimdi, Higginbotham’ın kalemiyle gerçeğe bir adım daha yaklaşıyoruz.

İnsanlık tarihinin yüzleştiği en büyük felaketlerden biri olan Çernobil’in ardındaki sır perdesi aralanıyor…

  • Künye: Adam Higginbotham – Çernobil’de Gece Yarısı: Dünyanın En Büyük Nükleer Faciasının Anlatılmayan Hikâyesi, çeviren: Selim Sezer, Epsilon Yayıncılık, tarih, 600 sayfa, 2024

Gilles Deleuze – Kant’ın Kritik Felsefesi (2024)

  • İnsanın zihinsel yetileri nelerdir?
  • Bilmek, hayal etmek ne demektir?
  • Temsil, sentez, analiz, idea, kavram ve görü Kant’ta ne anlama gelir ve nasıl bir ilişki içindedir?
  • Akıl, anlama yetisi ve hayalgücü arasındaki ilişkinin doğası nedir, hangi alanlarda işlevsel ve hangi alanlarda yasa koyucudurlar?

Gilles Deleuze, ‘Kant’ın Kritik Felsefesi’nde, felsefe tarihinin en önemli filozoflarından biri, hatta belki de en önemlisi olan Immanuel Kant’ın ‘Saf Aklın Kritiği’, ‘Pratik Aklın Kritiği’ ve ‘Yargı Yetisinin Kritiği’ adlı üç temel eserinde uyguladığı felsefi yöntemin analizini yapıyor:

“Genel olarak Kritik’in temel bir tezinin ilkesini akılda tutmakla yetineceğiz: aklın, doğaları bakımından birbirlerinden farklı ilgileri vardır. Bu ilgiler organik ve hiyerarşik bir sistem oluşturur ki bu da akıl sahibi varlığın erekler sistemidir.” Fakat der Gilles Deleuze, “yasa koyucu bir yeti, diğer yetilerin bütün görevlerini ortadan kaldırmaz. (…) Her bir Kritik’i takiben anlama yetisi, akıl, hayalgücü, bu yetilerden birinin başkanlığında, birbirleriyle farklı şekillerde ilişkilenirler.”

  • Künye: Gilles Deleuze – Kant’ın Kritik Felsefesi, çeviren: Yağmur Ceylan Uslu, İnka Kitap, felsefe, 116 sayfa, 2024