Sibel Zandi Sayek – Osmanlı İzmir’i (2024)

On dokuzuncu yüzyıl İzmir’i “Doğu’nun Batısı ve Batı’nın Doğusu” olarak sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasi bir kavşak niteliğindeydi.

Muazzam bir değişimin çalkantılarını yaşıyor, bir yandan zenginleşiyor, diğer yandan da yeni sorunlarla karşı karşıya kalıyor, yeni kurumlarla donanıyor, fiziksel olarak da yenileniyordu.

Sibel Zandi-Sayek, Osmanlı İzmir’i adlı çalışmasında, 1840-1880 arasında İzmir’in yaşadığı bu köklü dönüşümü, farklı kentsel aktörler arasındaki ilişkileri mercek altına alarak inceliyor: bürokratlar, dinî cemaatler, etnik gruplar, yabancılar, gazeteciler ve kent sakinleri.

Çalışma, 19. yüzyılın ortalarında yoğunlaşan hızlı değişim döneminde, İzmir’deki yapılı çevreyi, çeşitli yerel aktörlerin kentsel politika ve uygulamaları şekillendirmek ve görece etki ve konumlarını korumak için mücadele ettiği bir alan olarak öne çıkarıyor.

Gündelik hayatın biçimlenişini yurttaşlık, kentsel aidiyet gibi kavramlar etrafında ele alıyor.

İzmir’i kendi bağlamı içinde yorumlayarak, hassas dengeler üzerine kurulu bir dünyayı özgün bir bakış açısıyla gözler önüne seriyor.

Kitaptan bir alıntı:

“19. yüzyılın ortalarında İzmir’i özellikle büyüleyici kılan şey, kent modernleşmesinin dinamiklerine ve bu dinamiklerin geçici, değişken ve çatışmalı niteliğine açılan bir pencere olmasıydı.”

  • Künye: Sibel Zandi Sayek – Osmanlı İzmir’i: Çokuluslu Bir Limanın Yükselişi (1840-1880), çeviren: Gül Tunçer, İletişim Yayınları, tarih, 327 sayfa, 2024

Hazal Papuççular – Cumhuriyet’in Dış Politikası (2024)

Hazal Papuççular’ın Cumhuriyet’in kuruluşunun 100. yılına ithafen, bir kaynak kitap olarak yazdığı ‘Cumhuriyet’in Dış Politikası’, 100 yıllık dönemi kendi içinde anlamlı zaman dilimlerine bölüp, bu bölümler arasındaki dengeyi gözeten ama bir yandan da bu 100 yıllık dönemi neredeyse baştan sona kat eden sorunları da unutmayan bir çalışma.

Yazarın, Türkçe ve yabancı dillerde yüzlerce eseri, belgeyi, haberi tarayarak ve Türk dış politikasına farklı perspektiflerden bakarak kaleme aldığı eser, 100 yılın hem panoraması hem de dökümü niteliğini taşıyor.

Papuççular, 100 yılı ayırdığı her dönemin içinde, uluslararası düzeydeki belirleyici olayları, Türkiye’nin küresel/bölgesel süreçlerdeki yerini, iç ve dış politika sürekli etkileşim halinde olduğu için o dönemde iç siyasette yaşanan gelişmelerin etkisini, dış politikanın yapıcısı konumundaki aktörleri, kurumları ve bunlardaki değişimleri ele alırken, dış siyasetin iktisadi alt yapısını da unutmuyor.

‘Cumhuriyet’in Dış Politikası’nı değişimleri, kopuşları ve süreklilikleriyle birlikte, bütünlüğü içinde takip etmek isteyenler için vazgeçilmez bir kaynak eser.

  • Künye: Hazal Papuççular – Cumhuriyet’in Dış Politikası: Olaylar, Aktörler, Kurumlar (1923-2023), İş Kültür Yayınları, siyaset, 520 sayfa, 2024

Kolektif – Çocuğun İstismarı ve İhmali (2024)

Çocuğun sağlıklı bir birey olarak gelişimini tamamlayabilmesine engel olabilecek durumlardan biri de istismara ve ihmale maruz bırakılmasıdır.

Çocuğun fiziksel, duygusal, ruhsal ve sosyal yönlerden olumsuz etkilenme olasılığı olan istismar ve ihmalden korunması, bunlara yol açan olası risk faktörlerinin bilinmesi ve buna göre koruyucu ve önleyici çalışmaların geliştirilmesi açısından önemli ve gereklidir.

Çocuğa yönelik ihmal ve istismar, farklı biçimlerde ve çocuğun bulunduğu bütün ortamlarda görülmekle birlikte, bu ortamlar koruyucu faktörler ve risk faktörleri açısından birbirlerinden farklılaşmaktadır.

Çocuklar ev ortamında aile içinden ya da dışından birileri tarafından istismar ve ihmale maruz bırakılabileceği gibi, kapalı kurumlarda, sokakta, eğitim ortamlarında/okullarda, dijital ortamlarda ve sistemlerde de, süreç içerisinde istismarın ve ihmalin çeşitli şekilleriyle karşılaşılabiliyor.

Çocukla çalışan tüm meslek profesyonellerinin, çocukla çalışma olasılığı olan öğrencilerin ve konuya ilgi duyan herkesin istismar ve ihmalin gerçekleştiği/gerçekleşebileceği ortamlara ilişkin bilgilenmesi, riskleri fark etmek, önlemek ve nihayetinde çocukları korumak açısından son derece önemli.

Bu kitapta, çocukların istismar ve ihmale maruz bırakılma olasılığı olan ortamlar, vakalar özelinde tanımlanarak, bu ortamların risk faktörü oluşturma ve çocuğun korunması açısından işlevlerine dikkat çekiliyor.

Kitap, çocukların korunmasına, onların korunmasından sorumlu olan başta aile bireyleri ve çocukla karşılaşan herkesin ihtiyaç duyduğu çocuk koruma hizmetlerinde iyileştirmeye ve sistemlerin eşgüdüm içinde çalışabilmesine katkıda bulunacaktır.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar şöyle: Pınar Özdemir, Güngör Çabuk, Ferda Karadağ, Özgür Sağlam, Ayşe Kızıltaş, Figen Paslı, Hacer Taşkıran Tepe, Zeki Karataş, Derya Kayma, Ayten Kaya Kılıç, Mine Ersoy, Semra Saruç, Gökhan Yanar.

  • Künye: Kolektif – Çocuğun İstismarı ve İhmali (Vaka Örnekleri), editör: Figen Paslı, Hüsnünur Aslantürk, Nika Yayınevi, inceleme, 226 sayfa, 2024

Pierre Vidal-Naquet – Homeros’un Dünyası (2024)

Homeros’un ‘İlyada’ ve ‘Odysseia’sı Batı kültürünün mihenk taşı kabul edilir.

En saygın antikçağ uzmanlarından Pierre Vidal-Naquet işte bu iki destanın yazarının dünyasını bizlere ulaşabilir kılıyor.

Vidal-Naquet savaş alanının, olayların geçtiği yerlerin ve kahramanların yolculuğunun kartografyasını çıkarıyor; demokratik toplumun başlangıcını Homeros’un kendi diliyle nasıl betimlediğini açıklıyor; özgür yurttaşlar ile köleler, Yunanlar ile “barbarlar” ve insanlar ile tanrılar arasındaki ilişkiyi ele alıyor.

‘İlyada’ aracılığıyla tragedya; ‘Odysseia’ aracılığıyla komedi olmak üzere Batı edebiyatının doğum noktası kabul edilen bu iki eserin savaş, ölüm, öte dünya, güç ve gücün anlamı üzerine söylediklerini okura aktarıyor.

Ayrıca Rönesans bilginlerinden James Joyce ve Primo Levi’ye dek, Homeros’un dünyasını öğrenmek, yaşamak ve umudu canlı tutmak için bir neden olarak gören kuşakları takip ediyor.

‘Homeros’un Dünyası’, yarım yüzyıldan daha uzun bir süredir Yunan evreniyle haşır neşir olan bir tarihçinin tüm tecrübesini ortaya koyarak hazırladığı kısa ve öz bir çalışmadır.

Homeros’un ‘İlyada’ ve ‘Odysseia’ya yansıyan dünyasının şifrelerini çözen eşsiz bir çalışma.

  • Künye: Pierre Vidal-Naquet – Homeros’un Dünyası, çeviren: Devrim Çetinkasap, Alfa Yayınları, inceleme, 136 sayfa, 2024

Kenan Göçer – Oğuz Atay (2023)

Türk edebiyatında belki en çok başlanamayan, en çok bitirilemeyen ve en çok da ironi-oyun dışında ele alınamayan metinlerin yazarıdır Oğuz Atay.

‘Yunus Emre Aslında Ne Dedi?’ ile başlayıp ‘Dostluk Felsefesi’ adlı eserle devam eden ve üçlemenin üçüncü halkası olarak düşünülen ‘Oğuz Atay’ adlı bu tinbilimsel çalışma da öncekiler gibi izonomik bir izleği sürdürüyor.

“İlan” edilişinin yüzüncü yılında Cumhuriyet’in “kurulabilmesi” için cumhuriyetçilerin ve edebiyat cumhuriyetinin önüne yeni yöntem ve önerilerle çıkıyor Atay.

Kenan Göçer, edebiyat dışı alandan ve fakat Türkçenin içinden bir bakışın imkânlarını kullanarak alanlar arası (interdisipliner, halitik) bir okumayla o yöntem ve önerileri açmayı ve anlamlandırmayı deniyor.

  • Künye: Kenan Göçer – Oğuz Atay: Sevgi-Para Geriliminde Atay’ın Sofrası ve Türkiye’nin Ruhu’na İzonomik ve Tinbilimsel Bir Yaklaşım, Pan Yayıncılık, inceleme, 184 sayfa, 2023

Owen Hopkins – Mimarlığı Okumak (2023)

Klasik Yunan’dan günümüze Batı mimarlığını ayrıntılı bir şekilde irdeleyen ‘Mimarlığı Okumak: Resimli Mimarlık Rehberi’, sıvalardan çatılara, sütun tiplerinden dekoratif silmelere kadar bir yapıyı oluşturan tüm öğeleri bileşenlerine inerek ele alan eşsiz bir görsel rehber.

Kitap, mimarlık tarihi boyunca gelişen yapı tiplerini ayrıntılı fotoğraflar ve açıklamalı çizimlerle gösteriyor.

Katedrallerden gökdelenlere, Klasik’ten Çağdaş döneme kadar tüm önemli yapı türlerini ve üsluplarını kapsıyor.

Yapılara, taşıyıcı sistemlere, malzemelere ve yapı detaylarına derinlemesine bakıyor.

Kitaptaki her bir terimin örneklendiği diğer bölümleri işaret eden, kapsamlı bir mimari terimler sözlüğü içeriyor.

Hemen hemen bütün öğelerin açıklamalı fotoğraflar ya da çizimlerle sunulduğu kitap, ilk andan itibaren, alfabetik olarak hazırlanmış geleneksel mimarlık sözlüklerinin barındırdığı sorunları aşmayı hedefliyor.

Bu nedenle bizzat yapılara, fotoğraflar ve notlar aracılığıyla öncelik tanırken mimariyi temel fikirlerine ve bileşenlerine inerek parçalıyor.

Owen Hopkins, birbirine çok fazla gönderme yapan dört bölümden oluşan kitabın içeriğini şöyle özetliyor:

“Birinci bölüm; giriş yazısında da işaret edildiği gibi mimarlık tarihi boyunca çeşitli formlarda yinelenen on yapı tipine odaklanıyor. Her tipe ait örnekler zaman ve yere göre değişiklikler gösterse de o tipin ayrılmaz parçası olan belli özellikleri bünyelerinde barındırıyorlar. Bu bölümde yer alan diğer yapı gruplamaları, zamana karşı direndiği kabul edilen ve birçok yapı tipi üzerinde etkisi olan formlara ya da morfolojilere göre yapıldı. Böylece bu bölümün, okuyucunun, örneğin bir kamu yapısıyla karşılaştığında dönüp bakabileceği ve en yakın mimari özellikleri taşıyan örneği bulabileceği ‘ilk başvuru noktası’ olması amaçlandı.

İkinci bölüm; Taşıyıcı Sistemler; bütün mimari dillerin bir biçimde bir yapının taşıyıcı sisteminin
en temel eklemlenişinden türediği tezine dayanıyor. Benzer şekilde farklı mimari dillerin ana bileşenleri olarak çeşitli mimari dillerde, çeşitli formlarda ortaya çıkan çeşitli ana taşıyıcı elemanlara –sütunlar ve ayaklar, kemerler, modern beton ve çelik taşıyıcılar– odaklanırken belirli mimari üslupların ötesine geçiyor. Bu bölüm de ilk bölüm gibi diğer bölümler için ‘yol gösterici’ ama aynı zamanda belirli elemanları en ince ayrıntılarına kadar vermesiyle kendi başına bir son noktayı oluşturuyor.

Üçüncü bölüm; mimari elemanları –üslup, ölçek veya forma bakılmaksızın bütün yapılarda var olan ana bileşenleri– ele alıyor. Bunlar duvarlar ve yüzeyler, pencereler ve kapılar, çatılar, merdivenler ve asansörler olarak sıralanıyor.

Dördüncü bölüm; her bir terimin örneklendiği diğer bölümleri işaret eden standart bir terimler sözlüğünden oluşuyor. Terimler sözlüğü yalnızca ilk üç bölümde sözü edilen elemanları içeriyor ve kitabın kendisi gibi kapsamlı ama ansiklopedik değil. Kitabın görünür elemanlara ve öğelere odaklanmasıyla yapı strüktüründe genellikle görünmez kalan bileşenlere yer verilmiyor. Bazı aşırı eski terimler de gerek yer kısıtlılığı gerekse netlik açısından kapsam dışı bırakıldı. Her ne kadar mimarlık 20. yüzyılın ikinci yarısında küreselleştiyse de kitabın Batı mimarlık geleneği üzerine yoğunlaştığını belirtmek önemli; çok yakın tarihli bazı örnekler Avrupa dışından ve onun etki alanındaki yerlerden seçildi. Batı dışı yapılarla ilgilenen okurların daha özelleşmiş yapıtlara başvurması gerekiyor.

On yedinci yüzyılın sonu – on sekizinci yüzyılın başında Londra’nın büyük mimarı olan Christopher Wren, ‘Mimarlık sonsuzluğu amaçlar’ diyordu. Bu gözlem onun kentin ve ulusun simgesi olarak varlığını sürdüren St. Paul Katedrali’nde hayat buluyor. Çok az yapı St. Paul gibi büyük amaçlar ve gösterişle inşa edilirken, bir yerdeki ve durumdaki –en alttaki vernaküler yapılardan en tepedeki, en şatafatlı olanlara kadar– yapılar yapımcılarının kendilerini nasıl gördüklerinin birer göstergesi olarak yükselir. Dolayısıyla bir yapıyı –ister resmine isterse bizzat kendisine bakarak– okuma ve anlamını deşifre etme becerisi toplumun ve çevremizdeki dünyanın nasıl oluştuğunu anlayabilmek için esastır; bu kitabın kolaylaştırmaya çalıştığı şey de budur.”

  • Künye: Owen Hopkins – Mimarlığı Okumak: Resimli Mimarlık Rehberi, çeviren: Derya Nüket Özer, YEM Yayın, mimari, 176 sayfa, 2023

Diler Bulut – Linç, Toplum ve Devlet (2024)

Diler Bulut, Türkiye’de linç olgusunu gerek sosyolojik açıdan, gerek devlet rejimi açısından enine boyuna analiz ediyor.

Hukuki pratiğe, faillerin ve mağdurların algılarına, açıklama ve meşrulaştırma biçimlerine eğiliyor.

‘Linç, Toplum ve Devlet’, lincin toplumsal dinamiği, meşrulaştırma kalıpları bakımından farklı yönlerini görmemizi sağlayan beş vakaya odaklanıyor.

  • 2010 yılbaşı gecesi Manisa-Selendi’de kahvehanede sigara içme meselesinden çıkan münakaşa sonrası, Romanları hedef alan linç saldırıları… 2014 Ekimi’nde İzmir’de, Kobani’ye yönelik IŞİD saldırılarını protesto eden gruptan bir kişinin linç edilerek öldürülmesi…
  • 2015 Eylülü’nde Kırşehir’de bir “Teröre Lanet” yürüyüşü sonrası HDP il binasının yanı sıra dört işyerinin yakılması, 32 ev ve işyerinin saldırıya uğraması…
  • 2015 Eylülü’nde Muğla’da bir şehit erin mahallesinde düzenlenen yürüyüşün ardından, peşmerge kıyafetiyle fotoğraf çektirmesi nedeniyle mimlenen bir mahallelinin evinden zorla alınıp dövülmesi ve kendisine zorla Atatürk büstü öptürülmesi…
  • 2015 Martı’nda İstanbul-Beyazıt’ta, yanında köpeğiyle evine giden birisinin mahalleliyle basit bir kavgası gibi başlayan olayın, lince dönüşmesi…

Güvenlikçi olağanüstü hal siyasetinin, şiddeti nasıl “tabana indirdiğini” gösteren bir inceleme.

Kitaptan iki alıntı:

“Linç, sadece fiziksel bir cezalandırma eylemi olmaktan öte sembolik, psikolojik, ekonomik ve politik, toplumsal baskı ve sınırlamalara yol açan bir kitle eylemidir. Bireysel bir husumet ya da öç almadan öte, şiddetin toplumsal karakteri belirgindir. Linç, çoğunlukla kamusal alanda bir gösteri biçiminde icra edilir ve seyirciye ihtiyaç duyar.”

“Linç, bir kolektif şiddet biçimi olarak kitlenin hızlı bir biçimde hüküm vermesi ve bu hükmü hemen o anda uygulaması, “suçlu” olduğunu düşündüğü kişi ya da kişileri cezalandırması olarak tanımlanabilir. Ortada ne mahkeme ne de hâkim vardır. Belki suç bile yoktur. Hukukun yokluğuyla karakterize olan bu şiddet eylemi, kitlenin adalet iddiasını taşır.”

  • Künye: Diler Bulut – Linç, Toplum ve Devlet, İletişim Yayınları, sosyoloji, 269 sayfa, 2023

Kolektif – Anadolu Oyuncak Kültürü (2024)

Oyuncak denilince çocuk, çocuk denilince oyuncak akla gelir.

‘Anadolu Oyuncak Kültürü’, yirmi yıldan fazla bir süre çalışılarak toplanan obje, bilgi ve fotoğrafların disiplinler arası bir tasnif ve uzman değerlendirmeleriyle ortaya çıktı.

Çocuklar kadar yetişkinler için de önemli olan oyunlar ve oyuncaklar, insanlığın geride bıraktığı binyıllar, yüzyıllar boyunca toprak altında bulunmayı bekleyenler bir yana ya yok olup gidiyor ya da dünyanın dört bir köşesinde müzelerde, özel koleksiyonlarda kendine yer bulup korunuyor.

Her türden oyuncak, hayatın her döneminde çocuğun, yetişkinin en yakın arkadaşı.

Bu yüzden “oyuncu insan” kavramının kullanılmaya başlandığı yıllardan beri konu üzerinde ciddiyetle duranlar “oyun” ve “oyuncak” ikilisini birbirinden ayırmazlar.

Anadolu Oyuncak Kültürü de bu anlayışın bir sonucu.

  • Künye: Kolektif – Anadolu Oyuncak Kültürü, hazırlayan: A. Ceren Göğüş, Doğanay Çevik, Yapı Kredi Yayınları, kültür, 392 sayfa, 2024

Desmond Morris – Sürrealistlerin Hayatları (2024)

Magritte ile Miró kadar birbirinden farklı iki sanatçının beraber yer aldığı başka hiçbir sanat hareketi tarihte görülmez.

Bunun nedeni sürrealizmin bir sanat hareketi olarak değil, bir felsefi strateji olarak doğmuş olmasıdır.

Sürrealizm bir yaşam tarzıydı; Birinci Dünya Savaşı’nda dünyaya korkunç bir kıyım yaşatmış yerleşik düzene karşı bir başkaldırıydı.

Bilinçdışının kuytuda kalmış, en karanlık yanlarından beslenen sürrealist yapıtlar gerçekten olağanüstüydü ve uluslararası bir nitelik taşıyordu.

Tanınmış yazar ve sürrealist sanatçı Desmond Morris kitabında sürrealistlerin çalışmalarını çözümlemeye çalışmak yerine onlara insan olarak, sıra dışı bireyler olarak bakıyor.

Bu sanatçıların kişilikleri nasıldı; güçlü ve zayıf karakter özellikleri, tercihleri nelerdi?

Sosyal bir hayat mı sürüyorlardı, yoksa münzevi miydiler?

Ayrıksı ve cüretkâr mı, yoksa içe kapanık ve çekingen miydiler?

Morris’in aktardığı komik, sarsıcı, eğlenceli anekdotlar sürrealist felsefeye yaklaşım açısından sanatçıların eserlerinde ve hayatlarında gözlenen çarpıcı değişkenliği de açığa çıkarıyor.

Yazarın kişisel tanıklıklarından faydalanılan kitapta, sürrealistlerin yaşam öyküleri, mizaçları ve çoğu zaman karmaşık aşk hayatları, sanatçıların fotoğrafları ve eserleriyle birlikte çok canlı bir tarzda resmediliyor.

  • Künye: Desmond Morris – Sürrealistlerin Hayatları, çeviren: Ebru Kılıç, İş Kültür Yayınları, sanat, 272 sayfa, 2024

Kolektif – 19. Yüzyılın Sonundan 1945’e Modern Asya Entelektüel Tarihi (2023)

Bu kitap Türkiye’deki tarih okurlarının pek aşina olmadığı birçok isme ve olaya yakından bakarak modern Asya entelektüel tarihinin temel meselelerini ele alıyor.

Hem Batı-merkezci hem de onunla aynı ölçüde sorunlu Asya-merkezci bakış açılarının ötesine geçebilmek adına dikkatle seçilen makalelerle Asya’nın kolonyal geçmişine ve postkolonyal bugününe ilişkin yeni pencereler açıyor.

Kitapta Michael Adas’ın Batının “uygarlaştırma misyonu”na karşı Afro-Asya ortaklığını anlatmasından Pankaj Mishra’nın 1905’teki Japon zaferiyle oluşan sömürge-karşıtı küresel moment hakkındaki notlarına, Carolien Stolte ile Harald Fischer-Tiné’nin Hindistan’daki milliyetçi ve enternasyonalist fikirlerin Asya’yı ortaklaştırmasından Manu Goswami’nin Bengal’den hareketle sömürge-karşıtı enternasyonalizmin panoramasını sunan analizine dek kapsamlı yazılar yer alıyor.

Rebecca Karl’ın Çin’in Asya’yı 20. yüzyılın başında yeniden tahayyül etmesini anlatan, Sven Saaler’in anti-emperyalist Japon pan-Asyacılığının zamanla emperyalizme dönüşümüne bakan bilgi dolu makalelerini Ole Birk Laursen’in Rus ve Hint devrimci entelektüelleri arasındaki sömürgecilik-karşıtı bağlantıları işleyen metni takip ediyor.

Shobna Nijhawan’ın Asyalı feminist kadınların faaliyetleriyle başka sömürü ilişkilerine dikkat çeken makalesini C. A. Bayly’nin Arap-Hint entelektüel bağlarına ilişkin incelemesi tamamlıyor.

Sanjay Subrahmanyam’ın bütün bunlardan sonra tek bir Asya’dan mı, birden çok Asya’dan mı söz etmek gerektiğini sorguladığı değerlendirmesiyle birlikte makaleler kendi aralarında bütünleşiyor.

Siyasi düşünceler tarihçisi Hasan Aksakal’ın derlemesi ve geniş kapsamlı sunuşu, Ahmet Fethi Yıldırım’ın akıcı çevirileriyle ‘19. Yüzyılın Sonundan 1945’e Modern Asya Entelektüel Tarihi’, bu alana dair Türkçedeki en yetkin çalışma.

  • Künye: Kolektif – 19. Yüzyılın Sonundan 1945’e Modern Asya Entelektüel Tarihi, derleyen: Hasan Aksakal, çeviren: Ahmet Fethi Yıldırım, Beyoğlu Kitabevi, tarih, 416 sayfa, 2023