Hazal Yalın – 1939 (2023)

29-30 Eylül 1938’de yapılan Münih Konferansı’ndan itibaren her şey savaşın kaçınılmazlığını gösteriyordu.

Britanya’nın faşist Almanya’yı “yatıştırma” siyaseti gerçekte istedikleri her şeyi verip canavarı Sovyetler Birliği’nin üzerine salma projesiydi.

Dünya felakete doğru koşarak giderken siyasi sorumluluk esas itibariyle bu iki ülkenin omuzlarındaydı; Britanya hükümetinin kuyruğuna takılı Fransa ve savaşa giden yolu adeta kolaylaştırmak için çabalayan Polonya da onlara katılıyordu.

Herkes tehlikenin farkındaydı ve herkes pozisyon alıyordu; Orta Avrupa’nın askeri olarak da en güçlü ülkelerinden olan Çekoslovakya, Britanya ve Fransa’nın kışkırtması ve onayıyla Nazi çizmeleri altında ezilirken Romanya ve Macaristan doğrudan doğruya faşist saflara hicret etmişti, Yugoslavya ve Yunanistan iç savaşa koşuyordu, Bulgaristan toprak kazanma peşindeydi, Baltık ülkeleri Kızıl Ordu tarafından işgalin eşiğindeydi.

Türkiye, daha İstiklal Savaşı günlerinden beri Sovyetler Birliği’nin yakın dostuydu ve görünürde öyle kalmaya kararlıydı.

Atatürk’ün ölümünün ardından iç siyasetteki dalgalanma henüz dış siyasete tam anlamıyla yansımamıştı.

Avrupa başkentlerinden Moskova’ya kadar herkes Türkiye’nin Sovyetler Birliği’nin müttefiki olarak kalacağına emin görünüyordu, ancak Ankara, kaçınılmaz savaşın kısa süreceği ve muhakkak İngiltere ve Fransa’nın zaferiyle biteceğini düşünüyordu.

Hazal Yalın yeni eserinde savaşın ufukta olduğu 1939 yılında, Avrupa, Sovyetler Birliği ve Türkiye ilişkilerini mercek altına alıyor.

Dünya savaşa giderken Türkiye’nin ve diğer hükümetlerin siyasi manevralarını tüm ayrıntılarıyla gözler önüne sererek dönemin atmosferini ve aktörlerin siyasi tutumlarını nesnel bir yaklaşımla değerlendiriyor.

‘1939: Avrupa, Sovyetler Birliği, Türkiye’, hem bir devam kitabı hem de önemli yeni tezler içeriyor.

Yazarın ‘1945: Türkiye-SSCB İlişkileri’ adlı kitabı, savaşın son dönemine ait belgeler ışığında, Türkiye’nin bağımsızlıkçı siyasetten vazgeçerek sonunda NATO üyeliğine varan sürecin Batı’nın zoruyla değil, aksine Türkiye’nin isteğiyle gerçekleştiğini ortaya koyuyordu.

‘1939: Avrupa, Sovyetler Birliği, Türkiye’ ise bu sürecin tetiklendiği tarihi kesiti inceliyor ve temel tezi belgelere dayanarak formüle ediliyor: Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk ve tek eksen kayması aslında savaş öncesinde, daha 1939’da gerçekleşmiştir.

Kitapta 1939 yılına ilişkin çok sayıda Sovyet belgesinden başka Türkiye ve İngiltere belgeleri de ele alınıyor.

Eser, kapsamlı tarih anlatısından ve ortaya koyduğu tezlerden başka ek bölümdeki belgelerle de tarihçiler ve siyaset bilimciler için olduğu gibi tarih okuru için de ilgiyle okunacak bir kitap olma özelliği taşıyor.

  • Künye: Hazal Yalın – 1939: Avrupa, Sovyetler Birliği, Türkiye, Nota Bene Yayınları, siyaset, 720 sayfa, 2023

Edward W. Said – Joseph Conrad ve Otobiyografinin Kurgusu (2023)

Uzun süren 19. yüzyıl artık tamamlanmak üzeredir ama aynı zamanda birçok savaşa ve devrime gebedir.

Tam bu zamanlarda, yirmi yıllık denizcilik hayatından emekli olan Conrad yazarlık hayatına başlamıştır.

Bol maceralı geçen hayatı, edebi eserlerine yansıyacaktır.

Conrad’ın yaşamını ve eserlerini tüm yönleriyle ele alan Said bize, Conrad’ın hem biyografisini hem romanlarına düşen otobiyografik yansımayı hem de tüm bunların ayrıntılı bir izleğini sunuyor.

Said’in Harvard Üniversitesi’nde Monroe Engel ve Harry Levin’in danışmanlığında yazdığı doktora tezini güncelleyerek hazırladığı ‘Joseph Conrad ve Otobiyografinin Kurgusu’ “Conrad’ın bilincinde çıkılan bir fenomenolojik keşiftir.”

Bu kitap, Conrad’ın novellasının, G. Jean-Aubury’nin 1927’de, yazarın ölümünden üç yıl sonra düzeltip yayımladığı mektuplarıyla nasıl dolayımlandığı ve hatta pekiştiği üzerine uzun soluklu, titiz bir inceleme.

  • Künye: Edward W. Said – Joseph Conrad ve Otobiyografinin Kurgusu, çeviren: Yonca Cingöz, Alfa Yayınları, inceleme, 304 sayfa, 2023

Aleksandr R. Luriya – Hiçbir Şeyi Unutmayan Adam (2023)

Solomon Şereşevski (Kısa adıyla Ş.), eski Sovyetler Birliği’nde bir gazete muhabiriydi.

Ona söylenilen hiçbir şeyi unutmuyor, not almaya gereksinim duymuyor ve her şeyi aklında tutabiliyordu.

Hafızasının onu diğer insanlardan ayıran bazı özelliklere sahip olduğunun farkında değildi.

Fakat yolu modern nöro psikolojinin kurucusu Aleksandr Luriya ile kesiştiğinde ortaya psikoloji tarihinin en ilginç vaka öykülerinden biri çıktı: Neredeyse sonsuz bir hatırlama gücüne sahip, hafızasının belirgin sınırları olmayan bir adam.

Aleksandr Luriya 30 yıl boyunca yaptığı görüşmeler, deneyler ve testlerden yola çıkarak Ş.’nin hafızasının sadece olağanüstü güçlü yönlerini değil, aynı zamanda şaşırtıcı zayıflığını da zengin ayrıntılarıyla ortaya koyuyor.

Luriya’nın “romantik bilim” olarak adlandırdığı türün klasik bir örneği.

‘Hiçbir Şeyi Unutmayan Adam’, sadece hafızanın iç düzenine değil aynı zamanda hafızanın bir yaşam örüntüsüne nasıl yerleştiğine dair kapsamlı bir inceleme.

  • Künye: Aleksandr R. Luriya – Hiçbir Şeyi Unutmayan Adam: Büyük Bir Hafızaya Dair Küçük Bir Kitap, çeviren: Sabri Gürses, Say Yayınları, inceleme, 128 sayfa, 2023

Arik Kershenbaum – Zooloğun Galaksi Rehberi (2023)

Uzaylıların gerçekte neye benzediklerini nasıl bilebiliriz?

Evrenin derinliklerinde bir yerlerde yaşamın var olduğuna ve daha da heyecan verici olanı, onu bulabileceğimize dair inancımız giderek artıyor.

2015 yılında NASA`nın baş biliminsanı Ellen Stofan, 20 ila 30 yıl içinde diğer gezegenlerdeki yaşama dair kanıtlara ulaşabileceğimizi öngördü.

Elbette mikroplardan ya da onları uzaylı eşdeğerlerinden bahsediyordu, zeki yaşamdan değil.

Ancak bu varsayım yine de şaşırtıcı.

Yirminci yüzyılın başlarında uzayda yaşam olabileceği fikrine takıntılıyken yetmişli ve seksenli yıllarda kayıtsız bir kötümserliğe ve şimdi de gerçekçi, bilimsel bir iyimserliğe geri döndük.

İşte bu kitap, gerçekçi bir bilimsel yaklaşım kullanarak uzaylı yaşam formları ve özellikle de zeki uzaylı yaşam formları hakkında, biraz da varsayımda bulunarak nasıl sonuçlar çıkarabileceğimiz hakkında.

Cambridge’li ünlü zoolog Arik Kershenbaum’dan Dünya dışı yaşamın neye benzeyebileceğine dair son derece eğlenceli ve bilimsel olarak güçlü bir keşif.

Süpersonik hayvanların yaşadığı yabancı bir gezegen var mı?

Uzaylılar korkudan çığlık atar mı, dürüst davranır mı ya da teknolojiye sahip mi?

Peki ya kokulardan oluşan bir dil kullanan canlıların bulunduğu bir Ay olabilir mi?

‘Zooloğun Galaksi Rehberi’, güncel bilimsel verileri kullanarak bu soruları yanıtlıyor.

  • Künye: Arik Kershenbaum – Zooloğun Galaksi Rehberi: Yeryüzündeki Hayvanlar Uzaylılar ve İnsanlar Hakkında Neler Söyler?, çeviren: Cansu Sevimli, Epsilon Yayıncılık, bilim, 370 sayfa, 2023

Robert A. Johnson – Erkeklik Bilincinin Üç Aşaması (2023)

Bir erkek nasıl oluşur?

Böyle büyük soruların cevabını edebiyatta aramayı seven Robert A. Johnson, bu defa yüzünü Don Quixote, Hamlet ve Faust’a çeviriyor.

Erkeklik bilincinin oluşumunu safhalara ayırıyor ve her birini ayrı bir karakter üzerinden inceliyor.

Kültürden, gelenekten, psikoloji literatüründen ve kişisel gözlemlerinden damıttığı bilgelikle adına erkeklik denen şeyin doğum sancılarına kulak veriyor, bir keşif serüvenine çıkıyor.

  • Künye: Robert A. Johnson – Erkeklik Bilincinin Üç Aşaması, çeviren: Elif Zeynep Yıldırım, Okuyanus Yayınları, inceleme, 96 sayfa, 2023

Meltem Türköz – “Bu soyadı alınmamış ise…” (2023)

Soyadı “siyaseti”, milli kimlik inşasının bir aracı.

Meltem Türköz, kitabında öncelikle “soyadlandırmanın” bu yönüne odaklanıyor.

Türk kimliğinin inşasında ve asimilasyon stratejilerinde Soyadı Kanunu’nun işlevini inceliyor.

Gayrimüslim ve “yabancı” sayılan isim-soyadların durumuna ve Kürtçe isim meselesine değiniyor.

Soyadı anlatıları ve tartışmaları üzerinden inceleme derinleşiyor.

Nüfus memurlarının etkisine; sülale bağlarını, lakapları, etnik ve dinî kimlikleri sürdürme -veya gizleme- gayretlerini; “herkesin fantezisine göre bir isim uydurduğu” şikâyetlerini; soyadlarının muhakkak “-oğlu” ekiyle oluşturulmasını savunan muhafazakâr itirazları; soyadı değiştirme girişimlerini öğreniyoruz.

Dil Devrimi’nden sonra unutulan bazı sözcüklerin ve öneklerin, soneklerin soyadlarında yaşamaya devam etmesi de, soyadı “folklorunun” ilginç bir ayrıntısıdır.

“Bu soyadı alınmamış ise…”, Türkiye’nin milli kimlik inşası ve modernleşme tarihinin ilginç bir faslına ışık tutuyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Toplumsal ve kişisel kimlik göstergeleri olan isimler imparatorlukların ve ulus-devletlerin –şekil ve dillerini kontrol ederek– kanunlarla müdahale ettikleri unsurlar olmuşlardır. (…) Ulus-devletler, ideolojik değişimlere bağlı olarak soyadlarının dilini çeşitli şekillerde kontrol etmişlerdir. Teresa Scassa, devletlerin isimleri kontrol ettiği üç yol olarak ‘ayrıştırma, asimilasyon ve ulus inşasına’ işaret etmektedir.”

  • Künye: Meltem Türköz – “Bu soyadı alınmamış ise…”: Ulus İnşası ve Soyadları, İletişim Yayınları, siyaset, 224 sayfa, 2023

Francis Macdonald Cornford – Dinden Felsefeye (2023)

“Din” ve “felsefe” sözcükleri, belki de birçok insan için, aralarında bir tür gerilim yahut bir sınır savaşı olan iki ayrı düşünce alanını ifade eder.

Kendi kuşağının seçkin Antik Çağ felsefesi uzmanlarından biri olan Cornford, bu önemli eserinde bilimin ve sistematik spekülasyonun izini sürüyor.

  • Felsefe gerçekten Antik Yunan’da mı başlamıştır?
  • Yahut Antik Yunan anlayışındaki dinî algının görece özgürlüğü, felsefenin burada doğuşuna önayak mı olmuştur?

Cornford bu soruların yanıtlarını araştırırken bir yandan felsefenin nasıl olup da tarihsel olarak bizzat Antik Yunan’ın içinden gelen mitoloji ve dinde gizli olduğunu tartışıyor, öte yandan Kader, Tanrı, Ruh, Madde, Doğa ve Ölümsüzlük gibi kavramların da efsanevi görünen öncüllerine ışık tutuyor.

‘Dinden Felsefeye’ âdeta, bilimsel düşünce ile sosyal ve duygusal deneyimlerimiz arasında varlığını sürdürmeye devam eden bağlantıların bir hatırlatıcısı gibi.

  • Künye: Francis Macdonald Cornford – Dinden Felsefeye: Batı’da Spekülasyonun Kökenleri Üzerine Bir Çalışma, çeviren: Adnan Akan, Say Yayınları, felsefe, 368 sayfa, 2023

Kolektif – Kürtler ve Cumhuriyet (2023)

Türkiye’nin bir ulus-devlet formunda süregelen yüz-yıllık oluşum serüvenine yönelik yürütülen her tartışmada, katmanlı yapılara sahip iki pozisyonun esaslı roller üstlendikleri söylenebilir: Kürtlerin Cumhuriyeti ve Cumhuriyetin Kürtleri.

Altı çizilen bu pozisyonlar, birbiriyle iç içe geçen farklı düzeylerde birçok karşılaşmanın başlangıç zeminleri olarak da görülebilir.

Bir yanıyla şiddet, inkâr ve asimilasyon gibi varlığı nesne kategorisine indirgeyen stratejilerin öne çıktığı gözlemlenirken; diğer yanıyla direniş, kolektif hafıza ve özerklik\bağımsızlık gibi özne olmaya çağrı yapan kurucu pratikler göze çarpıyor.

Peki, bu pozisyonların özgünlüklerini ve aralarındaki etkileşimlerin yan-sımalarını sorgulayabilmek nasıl mümkün olabilir?

‘Kürtler ve Cumhuriyet’, farklı akademik disiplinlerden ve araştırma metotlarından faydalanarak bahse konu olan bu pozisyonları bütünlüklü bir şekilde ele alarak, özellikle Kürt Çalışmaları alanı ile diyalog halinde olan ve başarılı araştırmalara imza atmış 100 farklı sesi bir araya getiren kapsamlı bir derleme kitap çalışması.

Bu çalışma, okuruna Kürtler ve Cumhuriyet arasındaki ilişkisellikleri belirli temalar ya da olgular üzerinden analiz edebilmeyi sağlarken, olası en geniş perspektifle resmin bütününe dair bir kanaatin oluşmasına katkı sunuyor.

  • Künye: Kolektif – Kürtler ve Cumhuriyet, derleyen: Ayhan Işık, Gülay Kılıçaslan, Behzat Hiroğlu, Kübra Sağır, Çağrı Kurt, Dipnot Yayınları, siyaset, 1016 sayfa, 2023

Georg Bossong – Endülüs (2023)

Sekizinci yüzyılda Mağribiler Cebelitarık Boğazı’ndan kuzeye doğru ilerlediklerinde, İber Yarımadası’ndaki dokuz asır sürecek bir İslam varlığını da beraberinde getirmişlerdi.

Bu süre zarfında Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudiler tarihte eşi benzeri görülmemiş şekilde bir arada yaşamış; bilim ve felsefe yapmış, edebiyat ve sanat eserleri ortaya koymuşlardır.

Bugün hâlâ tüm ihtişamıyla görenleri büyüleyen Kurtuba Camii ve Granada’daki Elhamra Sarayı, yaşanan bu “altın çağ”dan geriye kalanlar.

Georg Bossong, Endülüs’ün olaylarla dolu tarihini, ihtişamıyla olduğu kadar Orta Çağ’ın sonunda yaşanan Reconquista sırasında giderek sertleşen ve Mağriplilerin sürülmesine yol açan çatışmaları da canlı bir şekilde anlatıyor, Avrupa’nın bu başka tarihine genel bir bakış açısı sunuyor.

  • Künye: Georg Bossong – Endülüs, çeviren: Emre Karatekeli, Runik Kitap, tarih, 128 sayfa, 2023

Masha Gessen – Gelecek Tarihtir (2023)

Vladimir Putin’in çoksatan biyografisinin yazarı, usta gazeteci Masha Gessen, Rusya’nın bir nesil içinde nasıl daha sert ve karşı konulmaz yeni bir otokrasi türüne teslim olduğunu gözler önüne seriyor.

Ödüllü gazeteci Gessen, son zamanlarda Rusya’yı sarsan olayları ve dinamikleri benzersiz bir bakış açısıyla ele alarak bu kitapta demokrasinin şafağı olması beklenen dönemde doğan dört kişinin hayatlarını konu ediyor.

Bazıları yeni Rusya’nın mimarlarının çocukları ve torunları olan bu kişilerin her biri girişimci, aktivist, düşünür ve yazar olarak yepyeni umutlarla yetişkinliğe adım atıyor.

Dahası Gessen, onları perişan edecek olan rejimin entrikalarına ve eski Sovyet düzeninin günümüzün mafya devleti biçiminde yeniden ortaya çıkmasını sağlayan anlayışa karşı bir yol çiziyor.

Güçlü ve güncel bir kitap olan ‘Gelecek Tarihtir’, günümüz ve tüm zamanlar için uyarı niteliğinde bir çalışma.

  • Künye: Masha Gessen – Gelecek Tarihtir: Rusya’da Totalitarizmin Geri Dönüşü, çeviren: Selim Sezer, Epsilon Yayıncılık, siyaset, 614 sayfa, 2023