Milad Doueihi – Yeryüzü Cenneti (2011)

  • YERYÜZÜ CENNETİ, Milad Doueihi, çeviren: Adnan Kahiloğulları, Dost Kitabevi, kültür, 174 sayfa

Dinler tarihçisi Milad Doueihi ‘Yeryüzü Cenneti’nde, bir dizi tarihsel, eleştirel, edebi ve felsefi metin çerçevesinde, cennet kavramının nasıl oluştuğunu ve hangi değişikliklere uğradığını inceliyor. Ütopyadan törebilime uzanan geniş bir düşünsel perspektiften konuyu izleyen Doueihi, temelde iki seçenek üzerinden ilerliyor. Bunlardan biri, Augustinus’un yapıtlarında belirtilen ve modern metinlerde yeniden ele alınan Adem’le ilgili sorunlar. Yazarın dikkat çeken uğrak yerlerinden biri de, Nietzsche felsefesinde cennet kavramının kendine nasıl yer bulduğu. Bilindiği gibi düşsel bir coğrafyaya, yani cennete duyulan hayranlık, Nietzsche eserlerinde sıklıkla karşımıza çıkar. Nietzsche’nin eserlerini bu bağlamda inceleyen Doueihi, buradan yola çıkarak felsefenin cennet kavramıyla kurduğu ilişkiyi ayrıntılandırıyor.

Gabriel de Tarde – Geleceğin Tarihinden Alıntılar (2011)

Gabriel de Tarde, Türkçeye daha önce de çevrilen ‘Geleceğin Tarihinden Alıntılar’da, dünyanın yarınına dair bir ütopya ortaya koyuyor.

Tarde’nin tasarladığı bu tatlı dünyada, insandan başka bütün yaşam biçimleri ortadan kaldırılmış, insanların sürekli “sosyal tonik” alması sağlanarak yüksek bir mutluluk ve memnuniyet ortamı yaratılmıştır.

Yazar, biraz alay ederek, biraz onaylayarak, insan ilişkilerinin yeni bir biçimine işaret ediyor ve buradan bakarak günümüzün toplumsal ilişkilerini eleştiriyor.

Bilindiği gibi Tarde, sosyal-psikolojinin kurucusu olarak da anılıyor. Yazarın bu alandaki yetkinliği, denemelerinde de kendini hissettiriyor.

  • Künye: Gabriel de Tarde – Geleceğin Tarihinden Alıntılar, çeviren: Özcan Doğan, Say Yayınları, deneme, 112 sayfa

 

Mike Wayne – Politik Film: Üçüncü Sinemanın Diyalektiği (2011)

  • POLİTİK FİLM: ÜÇÜNCÜ SİNEMANIN DİYALEKTİĞİ, Mike Wayne, çeviren: Ertan Yılmaz, Yordam Kitap, sinema, 192 sayfa

Daha önce Türkçede ‘Marksizm ve Medya Çalışmaları’ isimli kitabı yayımlanan Mike Wayne elimizdeki eserinde, 1960 ve 1970’li yıllarda ortaya çıkan “Üçüncü Sinema”nın detaylı bir analizini yapıyor. Politik filmlerden oluşan üçüncü sinema, egemen, anaakım sinemadan oluşan Birinci Sinema ile sanat ve yönetmen sinemasından oluşan İkinci Sinema’dan sonra gelir. Eric Hobsbawm, Walter Benjamin ve Georg Lukács gibi düşünürlerden de beslenen Wayne, türün kendine has yönlerini, önemli Avrupalı öncülerini ve “haydut” figürünün burada kendine nasıl yer bulduğunu araştırıyor. Yavuz Turgul’un ‘Eşkıya’sı da, Wayne’ın incelemesine konu ettiği filmlerden.

Murat Küçük – Lâmekân (2011)

  • LÂMEKÂN, Murat Küçük, Horasan Yayınları, roman, 302 sayfa

 

Murat Küçük, 20. Yüzyılın başındaki İzmir’de geçen romanı ‘Lâmekân’da, bir cinayet hikâyesi ekseninde, okurunu unutulmuş Rumca nefeslerin renklendirdiği İzmirli Bektaşilerin dünyasına götürüyor. Roman, şehirde bir Bektaşi dergahında yaşanan cinayeti araştıran Ali Yakup Derviş’in yaşadıkları üzerine inşa edilmiş. Derviş, cinayetin izini sürerken, Ege’de üç büyük dine mensup sufilerin gizli tarikatına ulaştıracaktır. Hikâyenin arka planında da, dönemin İttihat ve Terakki Fırkası iktidarına muhalefet eden Osmanlı Demokrat Fırkası, Osmanlı Sosyalist Fırkası, İzmir çevresinde hayat bulmuş Hurufi gelenek ve Şeyh Bedreddin düşüncesi yer alıyor.

Alexander McCall Smith – İskoçya Sokağı 44 Numara (2011)

  • İSKOÇYA SOKAĞI 44 NUMARA, Alexander McCall Smith, çeviren: Aslı Mertan, İş Kültür Yayınları, roman, 514 sayfa

 

Alexander McCall Smith’in ‘İskoçya Sokağı 44 Numara’sı, Edinburgh’un gerçek olan bu sokağında, kurmaca bir binada yaşamakta olan farklı tiplerin hikâyelerini anlatıyor. Okulda istediği başarıyı yakalayamayan ve bunun gerilimini yaşayan Pat, onun çapkın ev arkadaşı Bruce, gösteriş düşkünü İrene ile beş yaşındaki oğlu ve binanın entelektüel siması Domenica Macdonald, romanda karşımıza çıkan kişilerden birkaçı. Güldürüyü romanın harcı olarak kullanan Smith, yerlisi olduğu Edinburgh’un öğrenciler, şairler, başarısızlar, hırslılar, ilginç tipler, ressamlar ve çapkınlardan mürekkep bu bohem sokağında yaşanan keyifli olayları hikâye ediyor.

Orhan Duru – Boğultu (2011)

  • BOĞULTU, Orhan Duru, Yapı Kredi Yayınları, öykü, 578 sayfa

 

‘Boğultu’, gezi ve köşe yazıları, deneme, çeviri ve tiyatro uyarlamalarından da bildiğimiz ve 2009’un başlarında aramızdan ayrılan Orhan Duru’nun toplu öykülerinin ikinci cildi. Duru’nun ilk öyküsü ‘Kadın ve İçki’ 1953’te yayımlanmıştı. Bazı eleştirmenler, daha sonra birçok öyküsü yayımlanan Duru’yu, kimi zaman gözlemci, kimi zaman güldürücü ve kimi zamansa bilim-kurgucu bir yazar olarak değerlendirdi. Yazarın toplu öykülerinin elimizdeki iki cildi, Duru’nun ‘Fırtına’, ‘Yeni ve Sert Öyküler’, ‘Düşümde ve Dışımda’, ‘Kazı’ ve ‘Küp’ gibi kitaplarını bir araya getiriyor. Bu cilt, Duru’nun ironi ustalığını yeniden hatırlamak için iyi bir fırsat.

Karl Olsberg – Kara Yağmur (2011)

  • KARA YAĞMUR, Karl Olsberg, çeviren: Ömürnaz Kurt, Can Yayınları, roman, 335 sayfa

 

Alman yazar Karl Olsberg ‘Kara Yağmur’da, nükleer patlamaların yaşanamaz hale getirdiği bir dünyayı tasvir ediyor. Roman, Türk işçiler ile Neo naziler arasında çatışmaların büyüdüğü Almanya’da geçer. Ülkede büyük bir hızla yabancı düşmanlığı tırmanırken, faili bilinmeyen bir bomba patlaması yaşanır. Hiroşima’ya atılan bombanını on katı gücünde olan patlamanın olağan şüphelileri İslamcı teröristlerdir. Fakat işler, kesinlikle göründüğü gibi değildir. Zira bu patlama, güçlü bir Almanya’yı yeniden diriltmeye çalışan Neo nazi yanlısı silah sanayiinin, Rus mafyasının ya da ABD’deki savaş taraftarı bir organizasyonun işi de olabilir.

Mustafa Sönmez – Paran Kadar Sağlık (2011)

  • PARAN KADAR SAĞLIK, Mustafa Sönmez, Yordam Kitap, siyaset, 157 sayfa

 Temel bir insan hakkı olan sağlığın, kâr amacı güden bir alan olarak tasarlanmaya çalışılması sadece Türkiye’de değil, dünya çapında yaşanan önemli bir sorun. İktisatçı Mustafa Sönmez ‘Paran Kadar Sağlık’ta, sağlığın bir meta haline getirilmesi anlamına gelen “kapitalist tıp modeli”ni kapsamlı bir bakışla irdeliyor. Sönmez ilk olarak, dünyada sağlık hakkının metalaşmasını, neoliberal sağlık politikalarında Dünya Bankası-IMF etkisini ele alıyor. Yazar devamında ise, Türkiye’de sağlık hakkı ve sağlık harcamalarını; sağlıkta özel sermaye birikiminin boyutlarını ve sağlıkta uygulanan “dönüşümler”in haklarını budadığı çalışanları anlatıyor.

Sevim Dabağ – Gezindim Boş Odalarda (2011)

  • GEZİNDİM BOŞ ODALARDA, Sevim Dabağ, İş Kültür Yayınları, söyleşi, 129 sayfa

 

‘Gezindim Boş Odalarda’, gazeteci Sevim Dabağ’ın, Türkiye edebiyatının önde gelen şairlerinin eşleriyle yaptığı söyleşilerden oluşuyor. Şair eşleri burada, kendi tanıklıklarıyla eşlerini, onlarla geçirdikleri hayatlarını anlatmalarının yanı sıra, yaşadıkları dönemin kültürel, sanatsal ve tarihsel atmosferine dair ayrıntıları da okurla paylaşıyor. Kitabı önemli kılan hususların başında da, Türkiye edebiyatını etkilemiş şairlerin hayatlarına dair belki de son tanıklıkları barındırıyor olması. Kitaba konuk olan şair eşleri şöyle: Münire Aksal (Sabahattin Kudret Aksal), Jale Birsel (Salâh Birsel), Mefharet Cansever (Edip Cansever), Münire Dıranas (Ahmet Muhip Dıranas), Biket İlhan (Attila İlhan), Huriye Necatigil (Behçet Necatigil), Vildan Saraç (Tahsin Saraç), Zühal Tekkanat (Cemal Süreya) ve Güler Yücel (Can Yücel).

Metin Özata – Sağlıklı Vücudun Görünmez İşçileri Hormonlar (2011)

  • SAĞLIKLI VÜCUDUN GÖRÜNMEZ İŞÇİLERİ HORMONLAR, Metin Özata, Hayy Kitap, sağlık, 104 sayfa

 

Metin Özata ‘Sağlıklı Vücudun Görünmmez İşçileri’nde, hormonların salgılandığı hipotalamus, hipofiz, tiroid, paratiroid, böbreküstü bezi, testis ve yumurtalık bezleri ve bunlarla ilişkili hastalıkları ele alıyor. Hormonlar, Özata’nın da belirttiği gibi, hayati öneme haiz. Onlar çalışmadan adım atmamız mümkün değil. Gelişme, metabolizma, büyüme, üreme, seks, duygu durumu, âdet görme, iştah, sindirim ve vücut ısısı gibi yaşamsal faaliyetlerimiz hep onlara bağlı. Ayrıca şeker hastalığı, boy kısalığı, kilo alma, tansiyon yüksekliği, tüylenme, kemik erimesi, âdet bozukluğu, böbrek taşı, ereksiyon problemi, depresyon, sinirlilik, kansızlık, yorgunluk ve halsizliğin temelinde de hormon dengesizliği yatıyor. Hormonlar ile hormon hastalıklarını anlatan Özata, vücudun görünmez işçilerinin büyük emeğini ortaya koyuyor.