Noam Chomsky – Korsanlar ve İmparatorlar (2018)

Amerika, Irak’ı tartışmasız bir biçimde işgal etti ve bu, ülkeyi yerle bir eden sebepsiz bir saldırı eylemiydi.

Peki, işgalci bir ordunun askerlerini öldüren bir saldırı, nasıl oluyor da bir “terör saldırısı” olabiliyor?

Noam Chomsky’ye göre, bunun tek bir yolu var:

Şayet saldıran taraf, kendisine istediği zaman bir yerleri işgal ve imha etme hakkı tanıyan biricik imtiyazlara sahipse, onun haklı eylemlerine karşı gösterilen her tür direniş terörizmdir.

İşte, ilk baskısı 1986’da yapılan, daha sonra da farklı baskılarla güncellenen ‘Korsanlar ve İmparatorlar’ın ilgilendiği konu tam da bu.

Daha açık bir ifadeyle kitap, uluslararası terörizm kavramının modern Batılı anlamdaki kullanımına ışık tutuyor ve bununla da yetinmeyerek Batı’nın üst düzey bir kinizm örneği sergileyerek uyguladığı şiddet için bir kılıf olarak kullandığı, hatta yakın zamana ait birtakım “terör” olayları üzerinden bu kullanımın ne denli çılgın boyutlar alabildiğini gözler önüne seriyor.

Kitap, bu algı ikliminin yaratılmasında medyanın, akademinin ve uluslararası kuruluşların nasıl ikiyüzlüce roller üstlendiğini açıkça ortaya koyuyor.

  • Künye: Noam Chomsky – Korsanlar ve İmparatorlar: Eskiler ve Yeniler, çeviren: Aslı Önal, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 336 sayfa, 2018

Bärbel Wardetzki – Siyasette ve Toplumda Narsisizm, Ayartma ve İktidar (2018)

Narsisist insanların siyasette yüksek pozisyonlara gelmeleri, toplumda billurlaşma noktası ve arzulanan sevgi nesnesi haline gelmeleri nasıl mümkün olabiliyor?

1989’dan bu yana narsisizm üzerine çalışan psikiyatrist Bärbel Wardetzki bunun nedeninin, narsisizmin aynı zamanda başarı, popülerlik ve büyüklük vaadinden kaynaklandığını söylüyor.

İşte Wardetzki’nin elimizdeki kitabı da, tam da bu konuya, narsisist liderlerce ayartılma sorununa çok yönlü bir şekilde odaklanıyor.

Wardetzki bunun yanı sıra, narsisizmin karanlık yönlerini de ele alıyor.

İktidarın kötüye kullanılması, yıkıcılık, otokrata düşkünlük, kontrol ve manipülasyon, bunlardan birkaçı.

Yazar bunların korku, tehdit ve kafa karışıklığı gibi olumsuz duyguları nasıl tetiklediğini de adım adım açıklıyor.

Politikacılardaki narsisistik belirtileri ve bunların toplumsal ve politik senaryolara olan etkilerini daha iyi kavramak için muhakkak okunması gereken çalışma, bu durumla nasıl baş edebileceğimiz konusunda kimi ipuçları da veriyor.

  • Künye: Bärbel Wardetzki – Siyasette ve Toplumda Narsisizm, Ayartma ve İktidar, çeviren: Deniz Cankoçak, İletişim Yayınları, siyaset, 139 sayfa, 2018

Manuel DeLanda – Yeni Bir Toplum Felsefesi (2018)

Manuel DeLanda ‘Yeni Bir Toplum Felsefesi’nde, toplumsal ontolojiye yeni bir yaklaşım getiriyor.

DeLanda bunu yaparken de, 20. yüzyılın son on yıllarında öbekleşmelere ve kendi tarihsel kimliklerini yaratıp istikrarlı kılan süreçlere ilişkin “öbekleştirme” kuramını oluşturan Gilles Deleuze’nin fikirlerinden yola çıkıyor.

Deleuze bu kuramı, heterojen parçalardan inşa edilmiş çok çeşitli bütünlere uygulayıp atomlar ve moleküllerden biyolojik organizmalara, türlerden ekosistemlere dek birçok varlığı öbekleşmeler biçiminde değerlendirdi ve buradan hareketle de onları tarihsel süreçlerin ürünü varlıklar olarak saptadı.

DeLanda ise, “öbekleştirme” kavramından yola çıkarak hem Deleuzecü ontolojinin bütününü çözümleyici bir tarzda yeniden kuruyor ve hem de “öbekleştirme”yi bir adım öteye taşıyor.

Buradan yola çıkarak, gerçekçiliğin kusurlarını bertaraf etmeye imkân tanıyan “yeni bir öbekleşme kuramı”nın temel fikirlerini ve kavramlarını irdeleyen DeLanda, Deleuze’ün yanı sıra, Max Weber, Fernand Braudel, Michel Foucault, Pierre Bourdieu, Erving Goffman gibi düşünürlerin yaklaşımlarını da irdeliyor.

De Landa ayrıca, öbekleşmeleri Hegelci tümlüklerle mukayese ediyor ve inorganik, organik ve toplumsal öznelerin sentezini açıklamada tarihsel süreçlere başvuruyor.

  • Künye: Manuel DeLanda – Yeni Bir Toplum Felsefesi: Öbekleşme Teorisi ve Toplumsal Karmaşıklık, çeviren: Serkan Çalcı, Kolektif Kitap, felsefe, 248 sayfa, 2018

Robert Musil – Aptallık Üzerine (2018)

Aptallığı yetenek, ilerleme, umut ya da gelişmeden ayırt etmek bu kadar zor olmasaydı, zaten hiç kimse aptal olmak istemezdi.

Kitapları Naziler tarafından yasaklanan Robert Musil, aptallık üzerine bu meşhur konuşmasını, Alman faşizminin en güçlü olduğu dönemde yapmıştı.

İroni ve kara mizahla örülü bu konuşmasında Musil, benzersiz üslubuyla aptallığı hem ciddiyetle ele alıyor hem de ti’ye alıyor.

Musil, tek tek insanların aptallıkları kadar, Naziler bağlamında, tiranları ve diktatörleri iktidara taşıyacak kadar tehlikeli ve korkunç bir hal alabilen kitlelerin, kalabalıkların aptallığı üzerine de düşünüyor.

Erasmus ‘Deliliğe Övgü’ adlı eserinden şöyle demişti:

Belli aptallıklar yapılmamış olsaydı, insan dünyaya bile gelmezdi!

Erasmus’un yaşadığı yılların üzerinden yüzyıllar, Musil’in yaşadığı dönemlerin üzerinden ise çok uzun yıllar geçti.

Musil’in konuşmasından da göreceğimiz gibi, aradan geçen zamanda aptallığın, azalmak yerine daha da arttığını görüyoruz.

  • Künye: Robert Musil – Aptallık Üzerine, çeviren: Ersan Üldes ve Amy Spangler, Sel Yayıncılık, deneme, 88 sayfa, 2018

 

Sébastien Dupont – Psikanaliz Hareketinin Kendini İmhası (2018)

Psikanalizin görkemli zamanlarının üzerinden çok zaman geçti.

Fransa’da kuramın “altın çağ”ı 1960’larda başlar.

Fakat 1980’lerden başlayarak psikanalize tepkiler artış göstermeye başladı, üstüne üstlük bilişsel psikoloji ve sinirbilim tarafından psikanaliz bilimsel olarak tartışma masasına yatırıldı.

İşte psikolog ve aile terapisti Sébastien Dupont da bu kitabında, psikanalizin etkisini ve çekiciliğini kaybetmesinin altındaki etkenleri çok yönlü bir bakışla irdeliyor.

Baştan söyleyelim, Dupont burada, psikanaliz karşıtı olarak kendini konumlandırmaktan ziyade, psikanalizin teorideki canlılığını ve pratikteki inandırıcılığını nasıl kazanabileceği üzerine düşünüyor.

Ve bu amaçla, ilk olarak zengin olduğu kadar muğlak yönlere de sahip “psikanalitik söylemi” açıklığa kavuşturmaya çalışıyor.

Yazar bunu yaparken, hem kendisinin psikanaliz çevresindeki öznel deneyimlerini hem de danışabildiği psikanaliz yazınını temel alıyor.

Dupont ayrıca, hareketin evrimi hakkında inceleme ve izlenimlerini kendisiyle paylaşan psikanalitik yönelimli pratisyenlerin ve hastaların tanıklıklarından da sıklıkla yararlanmış.

Çağdaş psikanaliz düşüncesindeki büyük eğilimleri merak eden ve “arka plana zumlamak” isteyen okurların ilgisini çekebilecek bir kitap.

  • Künye: Sébastien Dupont – Psikanaliz Hareketinin Kendini İmhası, çeviren: Öncel Naldemirci, Yapı Kredi Yayınları, psikanaliz, 140 sayfa, 2018

 

Elias Canetti – Kurtarılmış Dil (2018)

Elias Canetti, otobiyografik üçlemesinin ilk kitabı olan ‘Kurtarılmış Dil’de, çok kültürlü ve çok dilli bir ortamda geçen, göçlerle ve acılarla şekillenen çocukluk ve ilk gençlik yıllarına dair anılarını bizimle paylaşıyor.

Canetti’nin dil ve edebiyatla kurduğu organik ilişkinin gelişimini ve dönüşümünü canlı bir şekilde takip edebileceğimiz kitap, yazarın Rusçuk, Viyana, Zürich, Manchester gibi Avrupa şehirlerinde deneyimlediklerini ve bunların yarattığı büyük travmaları adım adım izliyor.

Edebi derinliğiyle dikkat çeken ‘Kurtarılmış Dil’, Elias Canetti’nin entelektüel gelişimini ve onu var eden toplumsal ve siyasi koşulları daha iyi kavramak için şahane bir fırsat.

Kitaptan bir alıntı:

Dünyaya geldiğim, aşağı Tuna üzerindeki Rusçuk, bir çocuk için harikulade bir kentti ve eğer yalnızca Rusçuk’un Bulgaristan’da bir kent olduğunu söylersem, onu yetersiz bir şekilde yansıtmış olurum. Çünkü orada, geçmişleri birbirinden çok farklı insan grupları yaşardı; tek bir gün boyunca, yedi sekiz dilin konuşulduğunu duyardınız. Genellikle kırsal kesimden gelen Bulgarlardan başka, kendi mahallelerinde oturan pek çok Türk vardı, onların mahallesinin yanında da İspanyol kökenli Yahudilerin oturduğu Sefardin ya da Sefaradlar mahallesi yani bizim mahalle bulunuyordu. Yunanlar, Arnavutlar, Ermeniler, Çingeneler vardı. Tuna’nın karşı kıyısından Romenler gelirdi; artık anımsamadığım bebeklik dadım Romendi. Orada burada Ruslar da vardı.

  • Künye: Elias Canetti – Kurtarılmış Dil: Bir Gençliğin Öyküsü, çeviren: Şemsa Yeğin, Sel Yayıncılık, anı, 344 sayfa, 2018

Platon – Kratylos (2018)

‘Kratylos’, Platon’un geç dönem diyaloglarından biri ve günümüzde özellikle dil felsefesinin gelişmesiyle birlikte daha fazla ilgi çeken bir eser.

Zira ‘Kratylos’ diyaloğu, adlar üzerinden dil konusunu derinlemesine tartışıyor.

  • Bir adı doğru yapan nedir?
  • Adların doğruluğunun üzerinde yükseldiği zemin nedir?
  • Adların ait oldukları şeylerle ne kadar ilişkisi vardır?
  • Adların işlevi nedir?
  • Bir şeyin kaç tane doğru adı olabilir?

Bu ve bunun gibi, dilbilim felsefesinin bugün de üzerine yoğun şekilde tartıştığı birçok sorunun yanıtını arayan Platon, dilin, sadece insanlar arasındaki iletişimi sağlayan bir araç değil, aynı zamanda varlığın ve bilmenin önemli unsurlarından biri olduğunu söylüyor.

‘Kratylos’, dilin felsefi, dinsel ve bilimsel yönlerini sorgulayan pek çok soru barındırmasıyla, bugün de güncelliğini koruyan muhteşem bir yapıt.

  • Künye: Platon – Kratylos, çeviren: Cenap Karakaya, İletişim Yayınları, felsefe, 125 sayfa, 2018

Andrew Bennett ve Nicholas Royle – Edebiyat, Eleştiri ve Kurama Giriş (2018)

Edebiyat kuramı, edebiyat ve eleştiri okumanın zorunlu bir parçasıdır.

Andrew Bennet ve Nicholas Royle imzalı bu rehber kitap da, edebiyat hakkında düşünmenin ve edebiyatı eleştirel biçimde okumanın yeni yollarını gösteriyor.

Kitabın, yalnızca edebiyat okumaya yeni başlayanlar için değil, çalışmalarında epey yol almış okurlar için de anlaşılır ve ulaşılabilir bir kaynak olduğunu söyleyebiliriz.

Yirmi dört bölümden oluşan kitapta,

  • Okurlar ve okuma,
  • Metin ve dünya,
  • Karakter,
  • Anlatı,
  • Mecazlar ve kinayeler,
  • Yaratıcı yazım,
  • Kuir,
  • Arzu,
  • Tarih,
  • Ve ideoloji gibi, edebiyat eleştirisinde göz önünde bulundurulması gereken pek çok konu ve kavram açıklanıyor.

İlave okuma bölümleriyle de oldukça zenginleşmiş kitapta, aynı zamanda eleştirel ve kuramsal bir terimler sözlüğü ile çalışma boyunca sözü geçen metinlerin tam bir kaynakçası da yer alıyor.

  • Künye: Andrew Bennett ve Nicholas Royle – Edebiyat, Eleştiri ve Kurama Giriş, çeviren: Deniz Tekin, Ayrıntı Yayınları, eleştiri, 480 sayfa, 2018

Orlando Figes – Nataşa’nın Dansı (2018)

Modern Rusya tarihi üzerine birçok çalışma bulunuyor.

Fakat bu büyük ülkenin kültürel tarihi hakkında pek fazla bilgiye sahip değiliz.

Oysa Rusya, tek bir ulusal kültürden ibaret olmayıp, farklı sosyal bileşenlere sahip, politik açıdan da oldukça çeşitli bir yapı sergiler.

Öte yandan, Rus kültürünün altın çağında da, Rusya’nın Doğulu mu yoksa Batılı mı olduğu konusu, ülkenin önde gelen birçok aktörünün aklını meşgul eden önemli sorulardan biriydi.

İşte Rus tarihi konusunda önde gelen isimlerden Orlando Figes’in, yeni bir baskıyla yayınlanan bu kitabı, Rusya’nın çok yönlü, zengin ve hep çelişkilerle dolu olmuş kültürel tarihi hakkında derinlemesine bir inceleme.

Üst sınıfın Avrupai kültürü ile köylü sınıfının Rus kültürünün karşılaştırılması üzerinden ilerleyen kitap, Rus toplumunun gerçekçi bir fotoğrafını çekmesiyle önemli.

Fikir ve davranışlar tarihini, Rus tarihinin kültürel ve sanatsal dönüşümleri, Rusya ve Avrupa arasındaki karmaşık etkileşimi akademik olmayan bir dille aktaran ‘Nataşa’nın Dansı’, Rus kültürüyle ilgilenmek isteyen her seviyeden okura hitap ediyor.

  • Künye: Orlando Figes – Nataşa’nın Dansı: Rusya’nın Kültürel Tarihi, çeviren: Figen Dereli, Yapı Kredi Yayınları, tarih, 592 sayfa, 2018

Levent Yaylagül – Sinema Toplum Siyaset (2018)

Levent Yaylagül bu kitabında, yüz yılı aşkın tarihi bulunan Türkiye sinemasını modern Türkiye tarihiyle iç içe okumaya girişiyor.

Kitapta,

  • Atatürkçülük ve milliyetçiliğin sinemaya etkileri,
  • Kürt sorununun Türkiye sinemasına yansımaları,
  • 27 Mayıs ve 12 Eylül dönemlerinde sinema,
  • Sinemada sansür ve aydın sorunu,
  • Türkiye sinemasındaki kurumsal tartışmalar,
  • Toplumun muhafazakârlaşması ve sanatta muhafazakârlaşma,
  • Ve bunun gibi pek çok konu tartışılıyor.

Türk sinemasında ortaya çıkan kuramsal tartışmalar ve özellikle ulusal sinema yaklaşımını ayrıntılı bir bakışla sorgulayan Yaylagül’ün çalışması, sinemayı tarihsel, toplumsal, siyasal, kültürel, teknolojik ve endüstriyel bir olgu olarak ele almasıyla, bu alanda temel bir kaynak olmaya aday.

  • Künye: Levent Yaylagül – Sinema Toplum Siyaset, Dipnot Yayınları, sinema, 280 sayfa, 2018