Gregory Jusdanis – Gecikmiş Modernlik ve Estetik Kültür (2018)

Gazete ve dergiler, şiir yarışmaları, üniversiteler, dil çalışmaları ulus-devlet fikrini nasıl yeniden ve yeniden üretir?

Bu kitap, hem siyasi tarih hem de edebiyat teorisi perspektifiyle, ulus-devletin imgesel kuruluşunu Yunan modernleşmesi ekseninde irdelenmesi.

Modernleşmenin dil, edebiyat ve kültür aracılığıyla nasıl inşa edildiğini tartışan kitap, benzer süreçlerden geçmiş Türkiye modernleşmesi bağlamında da okunabilir.

Edebiyatın milletlerin kuruluşundaki rolünü, kurumsallaşmasını ve sonra da telafi edici bir biçim olarak estetikleştirilmesini araştıran Jusdanis, bir zamanlar kolektif kimliklerin yaratımında temel bir yeri olmuş olan anlatıların sonuçta nasıl ideolojik bir mutabakatın sağlanmasında bir araç haline geldiğini gözler önüne seriyor.

Jusdanis ilk olarak, Batı Avrupa ülkelerinde sanat ve edebiyatın ortaya çıkışını ele alıyor, sonra da bunların akılcılık, Aydınlanma ve sekülerliğe karşı genelde düşmanca bir tutum takınan, katmanlaşmış, toprağa bağlı ve kapitalist olmayan bir topluma nasıl girdiklerini izliyor.

Yazar bunu yaparken de, kültürel alandaki iradi modernleşmenin içerimlerini ve modernleştirme projesinin ona hazır olmayan bir toplumdaki yazgısının ne olduğunu tartışıyor.

Başka bir deyişle çalışma, egemen ile azınlık, çevre ile merkez, prototip ile kopya arasındaki gerilimleri içselleştirdikten sonra, taklit eden ama aynı zamanda da yaratan, takip eden ama aynı zamanda da direnen bir başka modernliği, uçlarda sürdürülen bir deneyi açığa çıkarıyor.

‘Gecikmiş Modernlik ve Estetik Kültür’, bir toplumun kendini nasıl ve niçin modern ve Batılı olarak tanımladığı üzerine düşünmek için harika bir fırsat.

  • Künye: Gregory Jusdanis – Gecikmiş Modernlik ve Estetik Kültür, çeviren: Tuncay Birkan, Metis Yayınları, inceleme, 248 sayfa, 2018 (İlk baskı, 1998)

Kolektif – Profesyonel Gazetecinin Yurttaş Gazetecilikle İmtihanı (2018)

Yurttaş gazeteciliği her zaman önemli ve değerlidir, fakat bilhassa medyanın tek sesli olduğu baskı ortamlarında yurttaş gazeteciliği hayata öneme sahiptir.

Türkiye bağlamında konuşursak eğer, gazetecilik, iktidarın sözcüsü haline gelen holding medyasının görece konforlu bünyesinde sürdürülen bir halkla ilişkiler pratiğine dönüştükten sonra, kendilerini muhalif olarak tanımlayan veya gerçek gazetecilik yapma saikiyle yola çıkan gazeteciler, alternatif medya kuruluşlarına yöneldi.

Öte yandan, önceleri ana akım medya kuruluşlarında çalışan ama çeşitli gerekçelerle ana akımdan kovulan veya ayrılan ve bu durumun onları aktivist kıldığı kimi tanınmış profesyonel gazeteciler de artık kendilerini yalnızca alternatif medyalarda duyurabiliyor.

İşte bu araştırma, tam da böylesi bir ortamda gazeteciliğin geleceğinin ne olacağına dair soruya yanıt aramak amacıyla yola çıktı.

306 gazeteci ile yapılan görüşmelere dayanan araştırma, profesyonel gazetecilerin hem kendi yaptıkları gazeteciliğe hem de yurttaş gazeteciliğine yönelik tutumlarını ortaya koyuyor.

Kitap, yalnızca bunun için değil, ülke medyasının güncel durumunun iyi bir fotoğrafını çekmesiyle de önemli.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Yunus Erduran, Bora Ataman, Barış Çoban ve U. Uraz Aydın.

Kitap yayınevinin sitesinden ücretsiz indirilebilir: https://bit.ly/2E5WOOL

  • Künye: Kolektif – Profesyonel Gazetecinin Yurttaş Gazetecilikle İmtihanı: Türkiye’de Profesyonel Gazetecilerin Yurttaş Gazetecilik Algısı Araştırması, Kafka Kitap, medya/basın yayın, 96 sayfa, 2018

Gary L. Francione ve Anna Charlton – İnsan Neden Vegan Olur? (2018)

Yüzyıllardır yemek alışkanlığımız etle dört bir yandan kuşatılmış durumda.

Fakat yiyecek olarak kullanılan hayvan sayısına baktığımızda, çok çarpıcı sonuçlarla karşılaşırız.

Örneğin Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’ne göre insanlar her yıl yiyecek elde etmek için 57 milyardan fazla hayvan öldürüyor!

Bu rakam, etle ilişkimizin korkutucu boyutunu gözler önüne sermesiyle çok sarsıcıdır.

Gary L. Francione ve Anna Charlton’ın ikinci baskısını yapan ‘İnsan Neden Vegan Olur?’ adlı bu kısa ama harikulade çalışması ise, sebze, meyve, tahıl, baklagil ve kuruyemişten oluşan ve et, balık, süt ve süt ürünleri ve yumurta içermeyen bir beslenme rejimini nasıl kurabileceğimizi adım adım açıklıyor.

Hayvanlar ahlaki açıdan bizim için azıcık da olsa önem taşıyorlarsa eğer, onları ya da onlardan elde edilen ürünler tüketemeyiz ve vegan bir beslenme benimsemekle yükümlüyüz. diyen yazarlar, hayvanların yenmek amacıyla öldürülmesi konusunda içimizi kemiren ahlaki meseleyi daha berrak bir şekilde düşünmemize yardımcı oluyor.

Kitabın en güzel yönlerinden biri de, et yerken sığındığımız pek çok bahaneyle, amalarla  tek tek hesaplaşması.

Eğer siz de kendinize, İyi ama proteini nereden alabilirim?, Et yemezsem yeterince demir alabilir miyim?, Çocuklarım yeterince iyot alabilecek mi? ve Balıklar gerçekten acıyı hissediyor mu? gibi sorularla boğuşuyor ve bu sorulara ikna edici yanıtlar arıyorsanız, bu kitabı muhakkak okumalısınız.

  • Künye: Gary L. Francione ve Anna Charlton – İnsan Neden Vegan Olur?: Hayvan Kullanımı Tartışmasına Bir Giriş, çeviren. Cansen Mavituna, Metropolis Kitap, yemek, 136 sayfa, 2018

Franco “Bifo” Berardi – Kahramanlık Patolojisi (2018)

Burada daha önce ‘Gelecekten Sonra’ ve ‘Ruh İşbaşında’ adlı önemli kitaplarına yer verdiğimiz Franco “Bifo” Berardi, geçmişten bugüne kahramanlık olgusunu ve kahramanlık patolojisini tartıştığı bir diğer değerli kitabıyla karşımızda.

Antik ve modern çağlardaki kahramanlıkla finans kapitalizm zamanlarındaki kahramanlığın birbirinden büyük farklarla ayrıldığını belirten Berardi’ye göre, ikinci tür kahramanlık bugün patolojiye dönüşmüştür ve asıl yüzleşmemiz gereken olgu da budur.

Berardi’ye göre eski çağa özgü kahramanlığın cesaret, irade, müdahale ve “kötülüklerin” üstesinden gelme niteliklerine sahipken günümüzdeki kahramanlık suça meyillidir, ölümü gösteriye dönüştürür ve yaşama kasteden bir yıkıcılığa sahiptir.

Peki bu dönüşüme neden olan dinamikler nelerdir?

Berardi bunun nedenlerini, kapitalizmin nihilist yönleriyle açıklamaya koyuluyor ve kapitalizmin gösteri ve gerçeklik arasındaki ayrımı ortadan kaldırarak kahramanlığı bir patolojiye dönüştürdüğünü söylüyor.

Kapitalizmin yersizyurtsuzlaştırdığı, gelecek inancını kaybetmiş birey, yaşamı olumsuzlar.

Böylesi bir ortamda, kahramanlık da bir gösteriden ibaret hale gelir ve yalnızca bir gösteriye dönüşen intihar ve katliamlar da, özünde ölümün ve yıkıcılığın hakikatini gizler.

İşte çağımızdaki kahramanlık tam da bu yüzden patolojiktir.

  • Künye: Franco “Bifo” Berardi – Kahramanlık Patolojisi: Toplu Katliam ve İntihar, çeviren: Nalan Kurunç, Otonom Yayıncılık, siyaset, 208 sayfa, 2018

Harriet Worsley – Modayı Değiştiren 100 Fikir (2018)

Bugün kadın giyimine baktığımızda, bize tuhaf gelen pek çok detay vardır.

Örneğin kombinasyonlar, inanılmaz çeşitliliktedir.

Veya stil, bazen akıl almaz boyutlara ulaşır.

Oysa moda, çok abartılı örnekleri olsa da, önemli bileşeni olduğu kültür gibi daima değişip dönüşen, zincir gibi birbirine eklenen halkalardan oluşmuştur.

Modadan bahsederken bu önemli olguyu hiçbir zaman akıldan çıkarmamak lazım.

Çünkü moda demek kültür demektir, daha da önemlisi modern hayatın en önemli başlıklarından biri demektir.

İşte Harriet Worsley’nin bu enfes kitabı da, 20. yüzyılın başlarından günümüze modaya yön vermiş fikirlerin usta işi bir kaydı.

Özellikle belirtelim ki kitap, kadın giyimindeki dönüşümü anlatmakla yetinmiyor.

Worsley,

  • Bu süre zarfında tasarımcıların en etkileyici tasarımlarının neler olduğunu,
  • Moda fikirlerinin yerleşik algıya nasıl meydan okuduğunu,
  • Modadaki değişimlerin arka planında yatan dinamiklerin neler olduğunu,
  • Ve bunun gibi pek çok ilgi çekici konuyu irdeliyor.

Kitap vesilesiyle, tişörtlerin ilk başta erkek iç çamaşırı olarak ortaya çıktığı ve kot pantolonlarda bulunan rivetlerin altına hücum dönemindeki işçi kıyafetlerini güçlendirmek için geliştirildiği gibi günlük kıyafetlerimiz üzerine farklı bir gözle bakmamızı sağlayacak ilginç bilgiler de yer alıyor.

  • Künye: Harriet Worsley – Modayı Değiştiren 100 Fikir, çeviren: Begüm Başoğlu, Literatür Yayıncılık, kültür, 216 sayfa, 2018

Tuğrul Eryılmaz – 68’li ve Gazeteci (2018)

Tuğrul Eryılmaz, Türkiye gazetecilik serüveninin kelimenin tam anlamıyla en orijinal simalarından biridir.

Kendisini Nokta, Yeni Gündem, Sokak ve Radikal İki gibi, hem gazetecilik açısından çok parlak hem de Türkiye’de sesini duyuramayan kesimlerin kendilerini ifade ettikleri önemli yayınları yaratan adam olarak biliriz.

Tabii Eryılmaz dendiğinde, kendisinin 68 hareketinden gelen birisi olduğunu da hiçbir zaman hatırdan çıkarmamalı.

Zira Eryılmaz, Anglosakson tarzda gazeteciliğin bizdeki en iyi temsilcilerinden biri olduğu kadar kendini hep Marksist ve sol değerlere sahip bir solcu olarak da tanımlamıştır.

İşte bu kitap, çalıştığı her yayına kendi imzasını atacak kadar renkli, tutkulu ve çılgın bu adamla yapılmış uzun soluklu bir söyleşi sunuyor.

Eryılmaz burada özetle, Diyarbakır’da geçen çocukluğunu, İzmir günlerini, Ankara Siyasal zamanlarını, iletişim fakültesindeki hocalık günlerini, 12 Eylül’ün “armağanı” olan YÖK’ün gelişiyle üniversiteden istifa edişini, İstanbul’a gelişini ve burada 2015’e kadar sürdürdüğü gazetecilik faaliyetlerini bizimle paylaşıyor.

Bu anlatımda Deniz Gezmiş, Mahir Çayan ve Hüseyin Cevahir gibi 68 öğrenci hareketinin efsane isimleri kadar Ercan Arıklı, Mehmet Yılmaz, Güldal Kızıldemir, Ümit Kıvanç, İpek Çalışlar, Yıldırım Türker ve Hasan Cemal gibi Türkiye gazetecilik serüveninde önemli yeri olan sayısız isimle karşı karşıya geliyoruz.

Yazarın Diyarbakır, İzmir, Londra ve İstanbul’a dair ilginç saptamalarını da barındıran kitap, son zamanlarda okunabilecek en güzel, en akıcı kitaplardan biri.

Eryılmaz, çok keyifli, tek bir satırda bile sarkmayan muhteşem bir sohbetle karşımızda.

  • Künye: Tuğrul Eryılmaz – 68’li ve Gazeteci, söyleşi: Asu Maro, İletişim Yayınları, söyleşi, 264 sayfa, 2019

Hermann Hesse – Ağaçlar (2018)

‘Siddhartha’, ‘Demian’, ‘Bozkırkurdu’, ‘Narziss ve Goldmund’, ‘Doğu Yolculuğu’ ve ‘Boncuk Oyunu’ gibi unutulmaz eserlere imza atmış Hermann Hesse’nin kaleminden, yeryüzünün en görkemli, en muhteşem eserlerinden olan ağaçlara adanmış bir anlatı.

Hesse’nin düzyazı ve şiirlerinden yapılmış bir derlemeye dayanan ve çok güzel desenlerle zenginleşmiş kitap, okurunu ağaçların ve onlara eşlik eden kuşların, çiçeklerin ve insanların dünyasına, bu dünyanın özgün dili ve yaşayışına davet ediyor.

Hesse’nin tefekkürle örülü metinleri, ağaçlara, doğaya ve tabii ki kendimize farklı bir pencereden bakmamıza vesile olacak türden.

Kitaptan birkaç alıntı:

Ağaçları dinlemeyi öğrenen, ağaç olmayı arzulamaz artık. Kendisi dışında başka bir şey olmayı arzulamaz. Yurt budur. Mutluluk budur.

Her şey beklemede, her şey hazırlık içinde, her şey ince ince, şefkatle dürten bir oluş heyecanıyla düş kurmakta, filizlenmekte tohum güneşe, bulut tarlaya, körpe otlar havaya doğru.

Yurdumu ne çok sevdiğimi, kalbimin, esenliğimin bu çatılara ve kulelere, köprülere ve sokaklara, ağaçlara, bahçe ve ormanlara derinden bağlı olduğunu ansızın yepyeni bir tedirginlikle hissettim.

Meydan ve sokak karman çorman üst üste atılmış gövde ve ağaçların enkazıyla kapanmıştı ve çocukluğumun ilk günlerinden beri sadece koyu, kutsal gölgeleriyle, ulu ağaç tapınaklarıyla bildiğim bu yerde yaşanan yıkıma gökyüzü boş boş bakıyordu. Sanki tüm gizli köklerimle birlikte beni de yerimden söküp almışlar, acımasız çiğlikteki günışığına tükürüp atmışlar gibi hissediyordum.

Her gün yanımızdan geçip gidiyor dünyanın bereketi; her gün açıyor çiçekler, parlıyor ışık, gülüyor sevinç. Bazen minnettarlıkla doyasıya içiyoruz bu bereketi, bazen de bıkıp hırçınlaşıyor, adını bile anmak istemiyoruz, oysa etrafımızda her daim bir dolu güzellik var.

Zaten sevincin en güzel tarafı, tesadüfi ve bedava olmasıdır; özgürdür sevinç ve Tanrı’nın armağanıdır herkese, ıhlamur çiçeğinin esip gelen kokusu gibi.

  • Künye: Hermann Hesse – Ağaçlar, çeviren: Zehra Aksu Yılmazer, Kolektif Kitap, deneme, 104 sayfa, 2018

Étienne Klein – Kuantum Dünyasında Küçük Bir Gezinti (2018)

Daha önce burada, Étienne Klein’ın ‘Evrenin Kökeni Üzerine’ adlı kitabına da yer vermiştik.

Yazar şimdi de, kuantum fiziğini popüler bir yaklaşımla enine boyuna açıkladığı bu rehber kitabıyla karşımızda.

Klein kitabında,

  • Kuantum fiziğinin temel ilkelerinin neler olduğunu,
  • Gündelik hayatımızda kuantum fiziğinin izini nasıl sürebileceğimizi,
  • Belirlenemezlik ilkesini,
  • Einstein’ın temel itirazlarını,
  • Einstein-Bohr tartışması sonrasında fizikçilerin nasıl farklı kamplara bölündüğünü,
  • Çokça tartışılan kuantum teorisinin gerçeklikle ilişkisini,
  • Ve bu gerçeklik ilişkisiyle ilgili ortaya konan farklı yaklaşımları akıcı bir üslupla ortaya koyuyor.

Künye: Étienne Klein – Kuantum Dünyasında Küçük Bir Gezinti, çeviren: Ahmet Nüvit Bingöl, Bgst Yayınları, bilim, 133 sayfa, 2018

Kolektif – Sultan’ı Öldürmek (2018)

Sultan II. Abdülhamid’e yönelik 21 Temmuz 1905 tarihli suikast girişimi modern tarihin en büyük siyasi komplolarından biriydi.

Yıldız Hamidiye Camisi’nde Cuma duasından sonra patlayan bombalı bir araç, 26 kişinin ölümüne 58 kişinin de yaralanmasına neden olmuştu.

  1. Abdülhamid, saldırıdan yara almadan kurtulmuştu.

İşte bu kapsamlı çalışma, söz konusu komplonun uluslararası tarihini zengin bir perspektifle irdeleyen makaleleri bir araya getiriyor.

Kitabın yazarları, olayı uluslararası hukuk, terörizm, Oryantalizm, diplomasi, anarşizm, emperyalizm ve milliyetçilik gibi farklı yönleriyle irdeliyor ve böylece dönemin Osmanlı İmparatorluğu kadar, Osmanlı’nın Avrupa ve genel olarak dünyanın diğer ülkeleriyle ilişkileri hakkında çok önemli ayrıntılar sunuyor.

Kitabın yazarları ise şöyle: Houssine Alloul, Toygun Altıntaş, Marnix Beyen, Edhem Eldem, Maarten Van Ginderachter, Will Hanley, Gaïdz Minassian, Henk de Smaele ve İpek K. Yosmaoğlu.

  • Künye: Kolektif – Sultan’ı Öldürmek: II. Abdülhamid’e Yapılan Suikast Girişiminin Uluslararası Tarihi (1905), çeviren: Derya Dinç, Salon Yayınları, tarih, 320 sayfa, 2018

Güler Çelgin – Eski Yunanca Türkçe Sözlük (2018)

‘Eski Yunan Edebiyatı’ ve ‘Örneklerle Hellenistik Çağ Şiiri’ gibi önemli çalışmalara imza atmış Profesör Güler Çelgin’den altın değerinde bir Eski Yunanca – Türkçe Sözlük.

Bu alanda yapılmış ilk önemli çalışmalardan olan ve tamı tamına 856 sayfadan oluşan sözlük, yaklaşık 20 bin Yunanca sözcük ve terimin Türkçe karşılığını barındırıyor.

Çelgin’in İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde uzun yıllardan beri vermekte olduğu Eski Yunanca derslerinden edindiği deneyimlerle hazırladığı sözlük, özellikle klasik filoloji, Eskiçağ tarihi, arkeoloji ve felsefe gibi alanlarda eğitim alan öğrenciler için muhteşem bir kaynak.

Hazırlanış biçimi ve kapsamıyla Türkiye’de bir ilk olan sözlüğü, Hint-Avrupa dil ailesinin üyesi, yaklaşık 3 bin 400 yıllık geçmişe sahip çok zengin bir antik dil olan Eski Yunanca öğrenmek isteyenler kesinlikle kaçırmak istemeyecektir.

  • Künye: Güler Çelgin – Eski Yunanca Türkçe Sözlük, Alfa Yayınları, sözlük, 856 sayfa, 2018