Jenny Erpenbeck – Gidiyor, Gitti, Gitmiş (2018)

Avrupa’ya göçmen olarak gitmiş on Afrikalı, Almanya’da kendi küçük dünyasında, küçücük dertleriyle boğuşan bir adamın hayatını dönüştürür.

Sıcak bir yaz günü, on Afrikalı göçmen, Berlin’de Kırmızı Belediye Binası’nın önünde toplanarak açlık grevi yapacaklarını açıklar.

Göçmenlerin tek bir talebi vardır: İnsan yerine konmak.

O esnada emekli profesör Richard da, kendi hayatıyla ilgili yanıtlarını bir türlü bulamadığı sorularla boğuşmaktadır.

Profesörün yolu, işgal eylemi yapan bu Afrikalı mültecilerle kesişir.

Richard, kısa süren bir bocalamanın ardından bu göçmenlerin arasına katılmaya karar verir.

Yaşlı profesörün hayatında bu deneyim, ilk kez kozasının dışına çıktığı ve başka dünyalara, başka hakikatlere adım atacağı bir sürece dönüşecektir.

Jenny Erpenbeck’in güzel romanı, bu karşılaşmanın nasıl büyük dönüşümlere gebe olduğunu anlatırken Avrupa toplumunun göçmenlik konusundaki ikiyüzlü tutumunu da çarpıcı bir biçimde tasvir ediyor.

  • Künye: Jenny Erpenbeck – Gidiyor, Gitti, Gitmiş, çeviren: İlknur İgan, Can Yayınları, roman, 328 sayfa, 2018

Dionysios Stathakopoulos – Bizans İmparatorluğu’nun Kısa Tarihi (2018)

Bizans üzerine yaptığı çalışmalarla bilinen Dionysios Stathakopoulos’tan, fiziksel dünyasının oluşumundan çöküşüne, Bizans’ı kronolojik ve coğrafi bağlamına yerleştiren özenli bir inceleme.

Kitabın en iyi yanı, Bizans hakkındaki temel bilgileri bir araya getirmesi, dürüst ve ciddi bir anlatımla stereotiplere meydan okuması ve Bizans’ı sağlam bir şekilde hem Avrupa, hem de Ortadoğu Ortaçağ’ı bağlamına yerleştirmesidir diyebiliriz.

Bizans hakkında hem güvenilir hem de derli toplu bir kaynak arayanların kaçırmaması gereken bir çalışma.

  • Künye: Dionysios Stathakopoulos – Bizans İmparatorluğu’nun Kısa Tarihi, çeviren: Cumhur Atay, İletişim Yayınları, tarih, 260 sayfa, 2018

Vladimir Nabokov – Vladimir Nabokov’la Konuşmalar (2018)

En büyük ününü ‘Lolita’ romanıyla kazanmış Vladimir Nabokov, hem kişiliği hem tavrı hem de edebiyatıyla şu ana kadar pek az yazara nasip olacak şekilde tartışılmış isimlerden.

Bu kitap da, Nabokov’la yapılmış en iyi söyleşileri bir araya getiriyor.

Robert Golla tarafından derlenen kitapta Nabokov, hem bir yazar olarak beslendiği kaynakları hem edebiyata ve okura bakışını hem de yazarlık üzerine düşüncelerini bizimle paylaşıyor.

Kitap, Nabokov’un dünyasına daha yakından bakmak için çok iyi fırsat.

Nabokov’un burada paylaştığı düşüncelerinden birkaçı:

“Bir yazarın, bir sanatçının en üstün değeri, başkalarının içinde heyecan uyandırmakta yatar.”

“Benim sağlamak istediğim, hakikaten sanatçı-okurun belkemiğinde hissedeceği o küçük ürperiş.”

“İyi okur da kendi uzaklığından keyif alır, ama iliğine dek titremekten ve gözyaşı dökmekten de heyecanlanır. Çoğu romanda bu ancak yeniden okumayla gerçekleşir. İlk okumada okur öğrenir ve kavrar, ikinci okumada romanın keyfini çıkartır.”

“Yaratıcı sanatçı kendi çalışma odasında, kendi yatak odasında, lambasının ışığının etrafında dolanan bir sürgündür. Orada tamamen yalnızdır. Bir yalnız kurttur. O yüzden birinci sınıf bir kurmaca eserde gerçek çatışma, karakterler arasında değil, yazar ile dünya arasındadır.”

“Zaten yazarlıkta tek kategori olabilir: özgünlük ve yetenek. Bunlar dışında ne bir ekole inanırım, ne bir akıma. Benim toplumsal bir amacım yok, ahlâki bir mesaj vermeye kalkışmam. Ben dille değil, imgelerle düşünür; zevk için, kendime zorluk çıkarmak adına yazarım. Yazarın sanatının, onun gerçek pasaportu olduğuna inanırım…”

  • Künye: Vladimir Nabokov – Vladimir Nabokov’la Konuşmalar, derleyen: Robert Golla, çeviren: Osman Akınhay, Agora Kitaplığı, söyleşi, 320 sayfa, 2018

Patrick Rotman – Mayıs 68 (2018)

1968 yılının Mayıs ayında yaşananlar yalnızca Fransa’da değil, dünya çapında izler bıraktı.

Zira Mayıs 68, tarihin dönüm noktalarından biri olarak geleceğe de güçlü bir miras bıraktı.

Elimizdeki kitabın yazarı Patrick Rotman da, 68 Devrimi’nin her aşamasında yer almış öğrencilerdendi.

Rotman’ın tanıklığını sunan kitap, bizi o görkemli anda kurulan barikatlardan devrim liderlerinin Odéon tiyatrosunda gerçekleştirdikleri coşkulu konuşmalara, Renault fabrikalarında yaşananlardan Sorbonne’daki vaziyete ve devletin zirvesinde olup bitenlerden Cohn-Bendit, Geismar ve Weber gibi sürecin önemli aktörlerine götürüyor.

Mayıs 68’in oldukça canlı bir tasvirini sunan kitap, Sébastien Vassant tarafından çizgi romana dönüştürülmüş.

Bu ise, kitabın anlatımına da içeriğine de canlı, coşkulu bir biçim kazandırmış.

  • Künye: Patrick Rotman – Mayıs 68: Büyük Akşamın Arifesi, çizimler: Sébastien Vassant, çeviren: Ali Berktay, Alfa Yayınları, çizgiroman, 198 sayfa, 2018

Jürgen Kocka – Kapitalizmin Tarihi (2018)

Kimi sağcı düşünürler, 90’lı yıllardan başlayarak tarihin sonunun geldiğini şevkle dillendirmeye başlamıştı.

Onlara göre, sosyalizm tarihsel yenilgisini yaşamış, kapitalizm alternatifsiz ve yenilmez bir sistem olduğunu dosta düşmana kabul ettirmiş ve gelecekte de tek sistem kapitalizm olacaktı.

Tabii, işler hiç böyle gitmedi.

Kapitalizm, yeni krizlerle boğuşmaya başlayınca bu tezin doğruluğu tartışılmaya başlandı ve 2008 finans krizinin patlak vermesinden sonra da, artık hiçbir geçerliliği kalmamış bu söylem hepten rafa kaldırıldı.

Kapitalizmin tarihi konusunda dünya çapında tanınan bir isim olan Jürgen Kocka ise bu kitabında, kapitalizmin gelişiminin dönüm noktalarını eleştirel bir bakışla saptıyor ve ardından, bu sistemin insanlığın geleceğinde ne gibi roller üstleneceğini tartışıyor.

Kitap ilk olarak, kapitalizmi, onun ilk hali olan merkantilizmi ve ticari kapitalizmi işleyerek başlıyor.

Sanayi kapitalizmi ve finans kapitalizm ile devam eden kitap, nihayet, kapitalizmin aldığı nihai biçim olan neoliberalizmi inceliyor.

Her seviyeden okurun sıkılmadan okuyacağı kitabı, kapitalizmin tarihi hakkında dört dörtlük bir rehber olarak öneririz.

  • Künye: Jürgen Kocka – Kapitalizmin Tarihi, çeviren: Evrim Tevfik Güney, Say Yayınları, tarih, 230 sayfa, 2018

Udo Ulfkotte – Satılmış Gazeteciler (2018)

Birçok gazeteci gerçekle olan ilişkisini kaybetmiştir.

Örneğin milyonlarca insan hayatın binlerce derdi yüzünden ne yapacağını kara kara düşünürken, hakikat için ve halk için habercilik yaptığını iddia eden birçok gazeteci, insanların çektiği acıların sorumlusu olan zenginlerle neden ilişki kurmaya çalışır?

Alman gazeteci Udo Ulfkotte’nin, yayınlandığı zaman büyük yankı getirmiş kitabı ‘Satılmış Gazeteciler’, medyanın sıradan okurun hiç bilmediği kirli gerçeklerini gün yüzüne çıkarıyor.

Gazetecilerin hangi lobi kuruluşlarında çalıştıkları, gizli servis çalışanlarının nasıl haber yaptırıp yazı yazdırdığı, saygın “gazeteci” ödüllerinin ardındaki kirli hesaplar, medyanın bizi aldatarak güçlülerin çıkarları için nasıl manipüle ettiği ve Irak, Afganistan savaşlarını nasıl cansiperane savundukları, Ulfkotte’nin verdiği örneklerden yalnızca birkaçı.

Bizde ikinci baskısına ulaşan bu kitabı okuyup haberin arka planını yakından tanıyan her okur, “haberlerimizi”  birdenbire bambaşka gözlerle görmeye başlayacaktır.

  • Künye: Udo Ulfkotte – Satılmış Gazeteciler, çeviren: Hüseyin Salihoğlu, İmge Kitabevi, medya, 315 sayfa, 2018

Terry Cannon – Vietnam: Bin Yıllık Mücadele (2018)

Amerikan uçaklarının Vietnam’ı bir baştan diğer başa bombaladığı bir dönemde yazılmış bu kitap, Vietnam direnişini selamlıyor.

Vietnam halkının tarihsel direnişiyle metnini ören Cannon, Amerika’nın temsil ettiği emperyalist dünyanın kirli çamaşırlarını da bir bir ortaya döküyor.

Kendi ülkesindeki gençleri, emekçileri, kadınları, savaş karşıtı askerleri ve demokratları, savaş isteyen patronlara, savaş sanayiine, generallere ve siyasetçilere karşı durmaya çağıran Cannon, her zaman ezilenlerin yanında saf tutmanın herkes için vazgeçilemez bir sorumluluk olduğunu söylüyor.

Terry Cannon, 68 kuşağının önde gelen aktivistlerindendi.

Burada yakın zamanda, ‘Kara Panter Partisi’nin Hikâyesi’ adlı önemli kitabına yer verdiğimiz Cannon’un ‘Vietnam’ kitabı da, yine ülkesi Amerika’ya sert ve cesur eleştiriler yöneltmesiyle dikkat çekiyor.

  • Künye: Terry Cannon – Vietnam: Bin Yıllık Mücadele, çeviren: Esra Karaoğullarından, Edebi Şeyler Yayınları, siyaset, 104 sayfa, 2018

Ronald Dworkin – Hukukun Hükümranlığı (2018)

Ronald Dworkin’den, Anglo-Amerikan hukuk sisteminin ve bu sistemin ortaya koyduğu ilkelerin derinlikli bir analizi.

Hukuk, siyaset ve ahlak arasındaki ilişkiyi de ustalıkla irdeleyen Dworkin, hukuk sisteminin en hassas sorularından birini tartışarak kitabına başlıyor:

Zorlu davalar söz konusu olunca, yargıçlar hukuki olanı nasıl belirler ve nasıl belirlemelidir?

Dworkin’e göre bir yargıcın karar vermesinde, geçmiş içtihatlardan ziyade, yargıcın bizzat kendisinin yorumu belirleyici olmalıdır.

Buradan hareketle yorumlamanın genel bir teorisini üreten düşünür, bir yorumu diğerlerinden üstün kılan öğelerin neler olduğunu gözler önüne seriyor.

“Yargıçların nasıl karar verdikleri çeşitli şekillerde önem taşıdığından, hukukun ne olduğuna dair düşünceleri de önemlidir, dolayısıyla bu konuda anlaşmazlık yaşadıklarında, sahip oldukları anlaşmazlığın hangi türden olduğu da önemlidir.” diyen Dworkin, hukukun en temel noktasının, bir siyasi birliğin, yine aynı birliğe tabi bütün unsurlara karşı tutarlı ve ilkeli bir tutum sergileme gereksinimini karşılamak olduğunu belirtiyor.

  • Künye: Ronald Dworkin – Hukukun Hükümranlığı, çeviren: Ertuğrul Uzun, Nora Kitap, hukuk, 552 sayfa, 2018

Joe L. Kincheloe – Eleştirel Pedagoji (2018)

Joe Kincheloe, uzun yıllardır eleştirel pedagoji alanında fikir ve gündem yaratan önemli isimlerden biriydi.

Yalnızca kuramsal anlamda değil, eleştirel pedagojiye yönelik fiziksel ve sanal mekânlar yaratmasıyla da dikkat çeken Kincheloe’nun bu kitabı ise, kendisinin uzun soluklu deneyimlerinden edindiği altın değerindeki derslerini sunuyor.

Kitap, eleştirel pedagojinin ve bununla ayrılmaz bir bütün oluşturan sosyal adalet eğitiminin ne anlama geldiği, nasıl uygulanacağı ve bu konuda karşılaşılan zorlukların nasıl aşılacağı konularında okurunu aydınlatıyor.

Çalışma, hayal ettiğimiz eğitimi gerçekleştirmenin neden uzun erimli ve dayanışma gerektiren bir faaliyet olduğunu ve eleştirel pedagojinin yeni ve umut dolu bir eğitimin ve geleceğin anahtarını sunduğunu gözler önüne seriyor.

  • Künye: Joe L. Kincheloe – Eleştirel Pedagoji, çeviren: Kemal İnal, Yeni İnsan Yayınevi, eğitim, 280 sayfa, 2018

Barbara Cassin – Nostalji (2018)

Kendimizi ne zaman evimizde hissederiz?

Nostalji içimizde ne zaman doğar?

Fransız felsefeci Barbara Cassin, bu ilgi çekici kitabında, kök salmanın, köklerinden kopmanın, nostaljinin, kendini bir yerlere ait hissetmenin veya hissetmemenin, göçmen olmanın ve yersiz yurtsuzluğun felsefi ve politik izlerini sürüyor.

Bunu yaparken, Homeros’un karakteri Odysseus’a, Vergilius’un kahramanı Aeneas’a ve Almanya’dan kaçmak zorunda kalarak bu duyguların tümünü bizzat deneyimlemiş Hannah Arendt’in başından geçenlere bakarak ev ve evsizliğin tam olarak ne anlama geldiğini sorguluyor.

Nostalji üzerine derin bir tefekkür arayanlar kitabı muhakkak edinmeli.

  • Künye: Barbara Cassin – Nostalji: İnsan Ne Zaman Evindedir?, çeviren: Seçil Kıvrak, Kolektif Kitap, felsefe, 112 sayfa, 2018