Zygmunt Bauman ve Rein Raud – Benlik Pratikleri (2018)

Benlik, en ilginç konulardan biridir.

İlginçtir, çünkü bir başladı mı sonu kolay kolay gelmeyen, bizi bambaşka alanlara ve sorulara götüren bir konudur.

Sosyolog Zygmunt Bauman ile akademisyen Rein Raud arasında da, benlik konulu bir yazışma başlamış ve bir süre sonra iki isim, kendilerini uzun soluklu ve zengin bir yazışmanın içinde bulmuşlar.

Yazarların bu keyifli söyleşi boyunca yanıtını aradıkları bazı sorular şöyle:

  • Bir birey dünyadaki konumunu nasıl anlamlandırır?
  • Bizi belirleyen genetik mirasımız, içinde bulunduğumuz toplumsal koşullar ve kültürel tercihlerimizken, kendi seçimlerimizi kendimizin yaptığına mı inandırılırız?
  • Bizi belirleyen kimlerdir? Benzer etmenlerce belirlenmiş diğer bireyler mi?
  • Tamamen ya da kısmen özerk olduğumuzu söyleyebilir miyiz ve eğer söyleyebilirsek ne kerteye kadar?
  • Yazgımızın omuzlarımıza sorumluluğunu yüklediği mirası denetim altında tutacak ve değiştirecek kadar özerklik sahibi miyiz?
  • Benlik (selfhood) nasıl ortaya çıkar?
  • Her insanda, her kültürde, her yaş grubunda aynı gelişim örüntüsünü mü gösterir?
  • Yoksa tarihsel bağlamı içinde düşünülmesi gereken sosyokültürel bir yapı mıdır?
  • Günümüz teknolojileri bize daha fazla özerklik mi sağlıyor yoksa özgürlüklerimizden feragat etmemiz konusunda bizi baştan mı çıkarıyor?

Bauman ve Raud’un bu diyalogu, yukarıdaki sorulara kapsamlı yanıtlar vermesiyle ve daha da önemlisi benlik konusunu anlaşılır biçimde açıklamasıyla oldukça aydınlatıcı.

  • Künye: Zygmunt Bauman ve Rein Raud – Benlik Pratikleri, çeviren: Mehmet Ekinci, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 208 sayfa, 2018

Brian Morris – Antropoloji, Ekoloji ve Anarşizm (2018)

Din, benlik, toplum, Batı’da ve Doğu’da birey kavrayışları gibi konularda önemli çalışmaları bulunan Brian Morris, aynı zamanda anarşist antropolojinin önde gelen isimlerinden biri olarak biliniyor.

Bununla birlikte, Morris’in ‘Din Üzerine Antropolojik İncelemeler’ adlı kitabı dışında bizde yayınlanmış herhangi bir çalışması bulunmuyor.

İşte elimizdeki derleme ise, Morris’in antropoloji, ekoloji ve anarşizm konularını kapsamlı bir bakışla irdelediği makalelerini bir araya getiriyor.

Morris, yukarıda bir kısmını sıraladığımız kavramlar üzerinden avcı ve toplayıcı toplumlardan günümüze uzanarak anarşist bir antropolojinin ve ekolojinin imkânlarını ve düşünsel çerçevesini kuruyor.

Kitap bunun yanı sıra, şu an sosyal bilimlerde anarşizm, antropoloji ve ekoloji hakkında yürütülen güncel tartışmaların neler olduğu konusunda okurlarını aydınlatmasıyla da önemli.

  • Künye: Brian Morris – Antropoloji, Ekoloji ve Anarşizm, çeviren: Baran Karsak, Kolektif Kitap, antropoloji, 328 sayfa, 2018

Nick Hewlett – Badiou, Balibar, Rancière (2018)

Nick Hewlett’in bu nitelikli çalışması, Louis Althusser’in üç öğrencisinin, Étienne Balibar, Jacques Rancière ve Alain Badiou’nun fikirlerini siyaset felsefesindeki özgürleşme geleneği bağlamında tartışmaya açıyor.

Bir yönüyle, Balibar, Rancière ve Badiou’nun felsefi sistemlerine yetkin bir eleştirel giriş olarak okunabilecek çalışma, öte yandan hem bu üç ismin fikirlerinin bugünün şartlarına uyarlamanın imkânlarını sorguluyor hem da onların yaklaşımlarındaki eksik ve sorunlu yanları ortaya koyuyor.

Bu düşünürlerin gelecek öngörülerini de tartışan Hewlett, özgür ve eşit bir şekilde yaşamanın koşullarını nasıl yaratabileceğimizi ve yarının dünyasının neye benzeyeceği üzerine bizi düşünmeye davet ediyor.

Kitapta, Louis Althusser’in felsefi mirası; Badiou’nun siyaset kuramındaki çelişkiler; Rancière’in tanımladığı şekliyle demokrasi, siyaset ve eşitlik ve Balibar’a göre siyasal olan, müphemlik ve siyasi şiddet gibi önemli konular tartışılıyor.

  • Künye: Nick Hewlett – Badiou, Balibar, Rancière: Özgürleşmeyi Yeniden Düşünmek, çeviren: H. İlksen Mavituna, Metropolis Kitap, felsefe, 216 sayfa, 2018

Kolektif – Türkiye’de Tarih ve Tarihçilik (2018)

Türkiye’de tarih ve tarihçilik disiplininin ortaya çıkışı, gelişimi ve güncel sorunları hakkında iyi bir derleme.

Alanında uzman yazarların katkıda bulunduğu ve Vangelis Kechriotis’in anısına hazırlanmış kitap,

  • Osmanlı’da “demokrasi” pratiklerinin tarihyazımı üzerine etkilerini,
  • Sultan Abdülhamid ve Ermeni katliamları üzerinden Türk-Ermeni çatışmasının jeneolojisini,
  • Balkan Savaşları sonrasında çocukların ekonomik alanda seferber edilmesini ve ırkçılığın bu süreçteki izdüşümlerini,
  • Parvus Efendi ve Türkiye’de “Milli İktisat”ın gelişimini,
  • Tarihsel bilinç oluşumuna örnek olarak 1915’i,
  • Mustafa Armağan ve ‘Derin Tarih’ bağlamında sağ-revizyonizmin yükselişi ve böylece bir melez söylemin nasıl inşa edildiğini,
  • Ve Yön Dergisi’nin 1964-65 Rum tehcirine yaklaşımı üzerinden Türkiye solunun azınlık meselesine bakışını irdeliyor.

Kitabın sonunda, Edhem Eldem ve Şükrü Hanioğlu ile yapılmış aydınlatıcı iki söyleşi bulunduğunu da belirtelim.

  • Künye: Kolektif – Türkiye’de Tarih ve Tarihçilik: Kavramlar ve Pratikler, derleyen: Ümit Kurt ve Doğan Gürpınar, Heretik Yayıncılık, tarih, 312 sayfa, 2018

Ursula K. Le Guin – Lao Tzu: Tao Te Ching (2018)

2 bin 500 yıl önce yazılmış Lao Tzu’nun ‘Tao Te Ching’i, her iyi okur gibi Ursula K. Le Guin’in hayatını da etkilemiş bir kitap.

Üstelik bu etki, düşündüğümüzden daha fazla.

Le Guin’in bu kitapla yolu, babasının kütüphanesinde kesişmiş.

Babası ölmeden önce, bu kitabın cenazesinde okunacak bölümlerini işaretlemiş.

Le Guin de bu kitaptan çok etkilenmekle kalmamış, bu konuda babasının izinden giderek ‘Tao Te Ching’in öldüğünde cenazesinde okunacak bölümlerini de işaretlemiş.

Elimizdeki kitap ise, Le Guin’in bu klasik yapıta dair yorumlarından oluşmasıyla değerli.

Le Guin kitapta gözüne kestirdiği bölümleri alıyor ve onları kendi süzgecinden geçirerek bize yansıtıyor.

Le Guin, şöyle diyor:

“Tao Te Ching büyük dini metinler arasında en sevilesi olanıdır; eğlencelidir, keskindir, iyicildir, mütevazıdır, durdurulamaz bir taşkınlığı, tükenmez bir yenileyiciliği vardır. Tüm derin kaynaklar arasında suyu en berrak olanıdır. Aynı zamanda benim için en derin kaynaktır.”

Le Guin böylece, Tao Te Ching’in çağrıştırdıklarından yola çıkarak ruhun gıdası, susmak, olmamanın yararları, köklere dönmek, güç, bütünlük, şan ve şöhret, hayat aşkı, doğa, içgörü, basit olmak ve sürekli değişim gibi konuları kendine has bakış açısıyla yorumluyor.

  • Künye: Ursula K. Le Guin – Lao Tzu: Tao Te Ching (Yol’a ve Yol’un Gücüne Dair), çeviren: Bülent Somay ve Ezgi Keskinsoy, Metis Yayınları, deneme, 152 sayfa, 2018

Michael Löwy – Kafka: Boyun Eğmeyen Hayalperest (2018)

Hakkında bu kadar efsane ve mit üretilmiş Franz Kafka hakkında, yeni ne söylenebilir?

Şu açıktır ki Kafka, yalnızca edebiyat için yaşadı.

Edebiyat onun takıntısı, varlık nedeni ve cankurtaran simidiydi.

Marksist sosyolog ve filozof Michael Löwy de bu kısa ama etkili kitabında, Kafka üzerine; O’nun kişiliği, kitapları, kitaplarının arka planı ve eserlerinin toplumsal/politik izdüşümleri üzerine düşünüyor.

“Kafka’nın romanlarının kozu yazı olarak yazı değildir, birey ile dünya arasındaki ilişkidir.” diyen Löwy, Kafka’ya dair bazı biyografik verilerden ve özellikle de Kafka’nın Praglı anarşist çevrelerle ilişkilerinden yola çıkarak tamamlanmamış üç romanını ve en önemli öykülerinden birkaçını analiz etmesiyle özgün bir çalışmaya imza atmış.

Kafka ve liberter sosyalizm, Kafka’nın eserlerinde baba otokrasisine karşı ortaya konan tepkiler, Kafka’da bir din olarak özgürlük, ‘Şato’daki bürokratik despotizm ve gönüllü kölelik, Kafka’da gerçekçilik ve Kafkaesk durum gibi konuları irdeleyen çalışmanın bir diğer özgünlüğü de,  Kafka’nın eserini kat eden anti-otoriter tutkuyu ayrıntılı bir şekilde tartışmasıdır diyebiliriz.

  • Künye: Michael Löwy – Kafka: Boyun Eğmeyen Hayalperest, çeviren: Işık Ergüden, Ayrıntı Yayınları, edebiyat inceleme, 144 sayfa, 2018

Kolektif – Ütopyalar (2018)

Türkçede ütopyalar üzerine yazılmış çok yönlü ve zengin bir kaynak arayanlar bu kitabı kaçırmasın.

Türkiye’nin son on beş yılda yaşadığı dönüşümler, en iyi ütopyalarla yarışacak kadar muazzam.

Bu kitap da, Erken Cumhuriyet dönemindeki gelecek tahayyüllerinden siborglara ve ütopyalardan distopyalara pek çok önemli konu ele alınıyor.

Çalışmanın en önemli katkılarından biri de, bir yandan ütopyaları ele alırken, diğer yandan da özellikle siyasal psikoloji ekseninde topluma dair kolektif arzuları, ‘Yeni Türkiye’ gibi politik fantezileri, toplumsal ortak paydaya dair hayalleri ve özlemleri tartışması.

Kitap, KHK ile üniversitelerindeki işlerinden atılan akademisyenler ile onlara destek veren akademisyenlerin kurduğu Kocaeli Dayanışma Akademisi’nin (KODA) düzenlediği ve Mülkiyeliler Birliği’nin katkılarıyla gerçekleşen bir konferansa dayanıyor.

Kitabın yazarları ise şöyle: Meral Akbaş, Polat S. Alpman, Kazım Ateş, Ayşe Devrim Başterzi, Aksu Bora, Nihan Bozok, Olga S. Hünler, Kadir Dede, Yücel Demirer, Demet Şahende Dinler, Emre Erdoğan, Gökçe Zeybek Kabakcı, Onur Eylül Kara, Özge Kelekçi, Burak Özsoy, Çağla Karabağ Sarı, Pınar Uyan Semerci, Özgür Taburoğlu, Nilgün Toker ve Tolga Ulusoy.

Künye: Kolektif – Ütopyalar, derleyen: Aksu Bora ve Kadir Dede, İletişim Yayınları, inceleme, 391 sayfa, 2018

Stéphane Van Damme – Hakikate Yelken Açmak (2018)

‘Hakikate Yelken Açmak’, 17. ve 18. yüzyıllara odaklanarak bir tarihçinin felsefeye yaklaşımının ana hatlarını çiziyor.

Kültür tarihi alanında yaptığı çalışmalarla bildiğimiz Stéphane Van Damme’ın kitabı, o dönem yaşamış filozofların maddi hayatından önemli detaylar vermesi, yani söz konusu düşünürleriS toplumsal ve kişisel ilişkileri, yazışmaları ve seyahatleri gibi detaylar üzerinden ele almasıyla dikkat çekiyor.

Bu yüzyılların canlı bir kültürel panoramasını sunmasıyla da ilgi çeken kitap, Aydınlanma sürecindeki hakikat taleplerini, yenilik arayışını ve bunların sosyal ve politik arka planlarını detaylı bir bakışla irdeliyor.

Van Damme 17. ve 18. yüzyıllardaki felsefe sahasının geniş sınırlarını tespit ederken, o dönem ile günümüzün bilimlerini, sanatını, siyasetini ve ahlakı anlayışını meydana getiren modernist süreci karşılaştırıyor.

  • Künye: Stéphane Van Damme – Hakikate Yelken Açmak: Aydınlanma Dönemi Felsefesinin Öteki Tarihi, çeviren: Adem Beyaz, Yapı Kredi Yayınları, felsefe, 328 sayfa, 2018

Mark Z. Danielewski – Yapraklar Evi (2018)

Özgün öyküsünün yanı sıra, renkli/renksiz sayfalar, üstü çizilmiş yazılar ve tuhaf sayfa düzeniyle bildik kitap formatından tümüyle ayrılan ve ilk yayınlandığı 2000 yılından bu yana ilgiyle okunan Ted Danielewski’nin ‘House of Leaves’i, nihayet uzun uğraşların ardından ‘Yapraklar Evi’ adıyla Türkçede.

Bu roman, her şeyden önce kitabın fiziksel sınırlarını esneten ve kitap formunu bir sanat formu olarak dönüştüren enteresan bir çalışma olmasıyla öne çıkıyor diyebiliriz.

Mark Danielewski’nin hikâyesini anlatma biçimi de çok ilginç.

Zira kimi zaman hikâyenin yazı formatının değiştiğini, kimi zaman yazarın araya dipnotlarla müdahale ettiğini ve kimi zaman da sayfa tasarımının tümüyle değiştiğini görüyoruz.

Ayrıca kimi yerlerde fotoğraflar ve başka sürprizlerle de karşılaşabiliyoruz.

‘Yapraklar Evi’nin bu yönüyle çok şaşırtıcı ve eğlenceli bir biçim aldığını söylemeliyiz.

Gelelim hikâyeye.

Roman, dövmeci Johnny Truant’ın başından geçenler üzerine inşa edilmiş.

Truant, bir arkadaşının önerisiyle, hayatını yeni kaybetmiş Zampanò adındaki gizemli adama ait daireye taşınır.

Truant burada, Zampanò’nun bir belgesel üzerine kaleme aldığı “akademik” bir çalışmasını bulur.

İşin tuhafı, Zampanò’nun sözünü ettiği belgesel hiçbir yerde bulunmamaktadır.

Truant’ın tuhaf hikâyesi de tam bu aşamada başlar.

Truant, bu gizemli belgeselin peşine düşer ve klişe tabirle, olaylar gelişir.

  • Künye: Mark Z. Danielewski – Yapraklar Evi, çeviren: Gökhan Sarı, MonoKL Yayınları, 800 sayfa, 2018

Natsume Soseki – Sanşiro (2018)

Natsume Soseki, yalnızca dünyada değil, ülkesi Japonya’da da geç keşfedilmiş yazarlardandır.

Elimizdeki ‘Sanşiro’ da, Türkçede 2012’de yayınlanmış ‘Gönül’den sonra, Soseki’nin Türkçedeki ikinci kitabı yalnızca.

Soseki ‘Sanşiro’da, genç bir adam olan aynı adlı başkahramanının eğitim almak için taşradan Tokyo’ya geldikten sonra yaşadığı karmaşaları ustaca hikâye ediyor.

1909’da yayınlanan roman, dönemin sosyal ve kültürel halinin şahane bir fotoğrafını çekiyor ve aynı zamanda Sanşiro’nun bu kalabalık şehirde yaşarken kendi karakterini adım adım inşa edişini, kendi sesini bulma çabasını anlatıyor.

Masum ve naif bir gencin ince bir mizahla örülü büyüme hikâyesi olarak okunabilecek roman, edebiyatta bugün işlenegelen pek çok temayı barındırması ve bunun yanı sıra Doğulu olmak ile Batılı olmak arasında bocalayan dönemin Japon toplumuna dair ilginç ayrıntılar sunmasıyla önemli.

Modern Japon edebiyatının büyük yazarlarından Haruki Murakami’nin bu romandan övgüyle söz ettiğini de belirtelim.

  • Künye: Natsume Soseki – Sanşiro, çeviren: Alper Kaan Bilir, Maya Kitap, roman, 265 sayfa