Ömer Turan ve Güven Gürkan Öztan – Devlet Aklı ve 1915 (2018)

Ulus-devletleşme sürecinde kurucu unsurların işlediği ya da dâhil olduğu kolektif suçları çeşitli mekanizmaları devreye sokarak reddetmek, resmi bir politikadır.

Bu politika devlet aygıtı tarafından üretilir, dolaşıma sokulur ve her ihtiyaç duyulan anda güncellenerek yeniden üretilir.

Ermenilerin tehciri ve katledilmeleri, 1912-1922 dönemindeki ulus-devleti inşa sürecinin dönüm noktalarından biriydi.

Birinci Dünya Savaşı’nın ikliminde uygulamaya konan proje, yalnızca merkezi siyasi otoritenin çabası ile değil; yerel toplumsal aktörlerin farklı düzeylerdeki katılımı ile gerçekleşti.

İşte Ömer Turan ve Güven Gürkan Öztan’ın siyaset bilimi ve tarihsel sosyoloji alanına dâhil edebileceğimiz bu nitelikli çalışması da, tarihsel bağlamda bu inkâr siyasetinin nasıl inşa edildiğini Ermeni Soykırımı ve Tehcir’i merkeze alarak araştırıyor.

Mütareke yıllarından 2015’e uzanan geniş bir dönemde devletin inkâr politikasının dinamiklerini irdeleyen kitap, erken Cumhuriyet döneminde tehcir sürecinin artçı etki ve sonuçlarının hâlâ yönetildiğini ve bu bağlamda devlet için önemli bir gündem maddesi oluşturduğunu da gözler önüne seriyor.

Yazarlar çalışmaları için resmi kurumların yayınlarını, Meclis tutanaklarını, hükümet programlarını, mevzuat metinlerini, gazete haberlerini, basında çıkmış yorumları ve ilgili resmi ve resmi olmayan aktörlerin açıklamalarını incelemiş.

  • Künye: Ömer Turan ve Güven Gürkan Öztan – Devlet Aklı ve 1915: Türkiye’de “Ermeni Meselesi” Anlatısının İnşası, İletişim Yayınları, siyaset, 438 sayfa, 2018

Alain Touraine – Toplumların Sonu (2018)

Ekonomik krizler toplumsal dokuyu zedelerken nasıl bir siyasi ve etik yaklaşımla bunun üstesinden gelebiliriz?

Toplumbilimci Alain Touraine, krizlerin ertesinde yaşanan toplumsal çöküşü Avrupa’yı, özellikle de Fransa’yı merkeze alarak irdeliyor.

Touraine, bugün politikadan yoksun, toplumsuzlaşmış bir dünya ekonomisinin, ancak yeni aktörler kendilerini kesin bir biçimde ortaya koyarlarsa, birtakım öncelikli eylem ve hedefler belirlenirse ve toplumsal yaşamın pek çok noktasında yeniden olasılığa ve eyleme geçme becerisine duyulan belli bir güven olgunlaşırsa, yaşadığımız kaosun ve şiddetin aşılabileceğini belirtiyor.

Touraine, hem ekonomik, hem siyasal hem de kültürel alana egemen olmuş küresel kapitalizme karşı harekete geçerken, ilk olarak başvurmamız gerekenin toplumda adalet ruhu olmadığını, birer özne olarak, evrensel hakların sahipleri olarak kendi kendimizin bilinci olduğunu söyleyerek şöyle diyor:

“Söz konusu evrensel haklar özgürlüğümüze dayanır, bizi en yüksek düzeyde, aynı zamanda da en bireysel düzeyde tüm bağımlılıklara karşı savunmak için yasaların bile üzerindedir.”

Yazar hem tarihsel hem de sosyolojik bir perspektifle, bunun olanaklarını tartışıyor.

  • Künye: Alain Touraine – Toplumların Sonu, çeviren: Olcay Kunal, Yapı Kredi Yayınları, sosyoloji, 484 sayfa, 2018

William McIlvanney – Laidlaw Soruşturması (2018)

2015 yılında aramızdan ayrılan İskoç yazar William McIlvanney, bir madencinin oğlu olarak doğdu ve işçi sınıfının kültürel ve politik mirası roman, öykü ve şiirlerinin esas kaynağı oldu.

McIlvanney’in 1977’de yayınlanan ‘Laidlaw’ adlı romanı büyük şaşkınlıkla karşılanmış ve yazarın daha sonra yayınlanacak polisiye romanları da, Geoffrey Faber, Costa ve Glasgow Herald gibi birçok ödüle değer görülecekti.

İşte, yazarın ‘Laidlaw’ serisinin devam romanlarından olan ‘Laidlaw Soruşturması’ da, genç bir kadının cinayetinin ardındaki gizemleri işliyor.

Glasgow Green’de, genç bir kadının cesedi bulunmuştur.

Genç kadın vahşice öldürülmüştür.

Bir süre sonra, olaya dedektif Jack Laidlaw el koyar.

Laidlaw katili bulmak için şehrin kanlı sokaklarında tehlikeli bir yolculuğa çıkacak ve bu esnada paralı adamlar, yeraltı dünyasının aktörleri ve acımasız adamlarla kıyasıya bir mücadeleye girişecektir.

Kitap, İskoç polisiye edebiyatından bir mücevher.

  • Künye: William McIlvanney – Laidlaw Soruşturması, çeviren: Fırat Yıldız, Ayrıntı Yayınları, roman, 288 sayfa, 2018

Priscilla Mary Işın – Yemeğin Kültürel Tarihi (2018)

Yemek insanlar, toplumlar ve devletler arasındaki ilişkilere ışık tutar.

Yakın zamanda yayına hazırladığı ‘Fenni-i Tabâhat’ (Aşçılık Bilimi) adlı kitabı yayınlanan ve 1980’lerden beri Türkiye’nin mutfak tarihine yönelik araştırmalarıyla bildiğimiz Priscilla Mary Işın da bu güzel çalışmasında, avcı kabilelerden modern toplumlara yemeğin kültürel tarihini ilginç ve aydınlatıcı ayrıntılarla irdeliyor.

Işın, farklı mutfaklar arasındaki bağlantılara dikkat çekerek, konuyu tarihöncesinden başlayarak 20. yüzyılın başına kadar ana hatlarıyla işliyor.

Kitap bu amaçla, mutfak tarihinde öne çıkan dönem, bölge ve medeniyetler olarak Paleolitik Çağ, Neolitik Çağ, Mezopotamya, Eski Mısır, Hitit, Urartu, Lidya, Frigya, Antik Yunan, Roma, Bizans, İran, Arap, Orta Asya, Hindistan, Çin, Selçuklu, Osmanlı ve Batı Avrupa mutfaklarını araştırıyor.

Anadolu ise, tarımın başladığı bölgede yer alması ve üç kıta arasında bir köprü oluşturmasından dolayı, tarih boyunca farklı kültürlerin etkileşimde bulundukları bir kavşak oldu.

Anadolu’yu da bu niteliğiyle ele alan Işın, yaşadığımız coğrafyanın tarihten bugüne yemek kültürü açısından ne denli zengin olduğunu gözler önüne seriyor.

Hem damak tadına hem de yemek kültürü tarihine düşkün olanların kaçırmaması gereken bir kitap.

  • Künye: Priscilla Mary Işın – Yemeğin Kültürel Tarihi, Yapı Kredi Yayınları, yemek, 424 sayfa, 2018

Raymond Williams – Modernizmin Siyaseti (2018)

Kültürel Çalışmalar alanının önemli isimlerinden olan Raymond Williams, aynı zamanda Kültürel Materyalizm yaklaşımının da kurucusu olarak biliniyor.

Williams bu kitabında ise, devrimci sosyalist siyaset ile avangard sanat arasındaki ilişki üzerinden çağdaş bir kültürel analiz geliştiriyor.

Düşünür, modernist projenin gelişiminin eleştirel bir sorgulamasını yaparken, sanat tekniklerinin yanı sıra, kültürel ifadelerin de toplumsal oluşumlarda nasıl zemin kazandığını irdeliyor.

Kitapta,

  • Modernizm ve kültürel teori,
  • Metropol algıları ve modernizmin doğuşu,
  • Avangardın siyaseti,
  • Dil ve avangard,
  • Siyasal forum olarak tiyatro,
  • Sinema ve sosyalizm,
  • Kültür ve teknoloji,
  • Kültürel incelemelerin geleceği,
  • Ve kültürel teorinin kullanımları gibi, birçok ilgi çekici konu tartışılıyor.

“Bugün bütün felsefi, estetik ve siyasal düşünceyi hâkimiyeti altına alan düşünsel kıskaçtan çıkmanın birkaç olası yolu vardır. Bunlardan halen en etkilisi, büyük bir hızla değişmekte olan dünyanın çağdaş tahlilidir.” diyen Raymond Williams’ın bu ufuk açıcı çalışması, düşünürün kültür ve toplum alanındaki birikiminin en muhteşem meyvelerinden.

  • Künye: Raymond Williams – Modernizmin Siyaseti, çeviren: Barış Şannan, Sel Yayıncılık, siyaset, 248 sayfa, 2018

Canan Balkır ve Diğdem Soyaltın – Avrupalılaşma (2018)

Türkiye’nin “Avrupalılaşma” çabası, bugün duraklama dönemini yaşıyor.

Zira Avrupa Birliği’nin siyasal, sosyal ve ekonomik dinamiklerinin ulusal söylemlere, kimliklere, siyasal yapılara ve kamu politikalarına egemen olan mantığın parçası haline gelme süreci olarak tanımlanan “Avrupalılaşma”, hem fikir hem de uygulama olarak bizde sekteye uğramış durumda.

İşte iki yazarlı bu önemli kitap da, her şeyden önce Avrupalılaşma’nın ne anlama geldiğini ve aday ülkelerde süreçlerin nasıl işlediğini ayrıntılı bir şekilde ortaya koymasıyla önemli.

Canan Balkır ve Diğdem Soyaltın, 1945 öncesi Avrupa’da bütünleşme düşüncesinin nasıl geliştiğinden başlayarak,

  • Avrupalılaşmanın koşulları ve ara değişkenlerini,
  • Avrupalılaşmanın nüfuz alanlarını,
  • Adaylık sürecinde Avrupalılaşma aşamalarını,
  • Ve Avrupa komşuluk politikasını, kapsamlı bir bakışla irdeliyor.

Kitabın bir diğer önemli katkısı da, Türkiye’nin Avrupalılaşma sürecindeki temel konuları ele alması.

Burada da,

  • AB-Türkiye ilişkilerinin tarihi boyutu,
  • Helsinki zirvesi öncesi dönem,
  • Adaylık süreci ve müzakerelerin başlaması,
  • Türkiye’nin müzakere sürecinde insan hakları, azınlık hakları ve temel özgürlükler konusunda vaat ettiği reformlar,
  • Asker üzerinde sivil denetim,
  • Yargı sistemi,
  • Kamu yönetimi ve yolsuzlukla mücadele,
  • AB üyelik teşvikleri,
  • Ve AKP döneminde AB reformlarıyla ilgili güncel durumun ne olduğu gibi konular irdeleniyor.

Kitap, hem Avrupalılaşma fikrinin gelişimi hem de Türkiye’nin AB üyelik sürecindeki geçmişi ve bugünü için rehber niteliğinde bir kaynak.

  • Künye: Canan Balkır ve Diğdem Soyaltın – Avrupalılaşma: Tarih, Kavram, Kuram ve Türkiye Uygulaması, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, inceleme, 230 sayfa, 2018

Wilhelm Schmid – Anne Baba ve Büyükanne Büyükbaba Olmanın Sevinçleri Üzerine (2018)

“İnsanların birbirlerine karşı kayıtsız olmadıkları her yerde vardır aile, iki kişiyle başlayıp bitmez.”

Aile, günümüzde eski görkemini kaybetmiş durumda.

Fakat yaşam koşullarının gittikçe gaddarlaştığı bu zamanlarda bile, sığınacak bir liman olmaya devam ediyor.

Ne olursa olsun bir anne, baba, büyükanne ve büyükbaba, kötü günler geçirdiğimizde karşılıksız sevgileriyle bize kol kanat gerebilir, bizi teselli edebilir.

İşte yukarıdaki sözün sahibi, yaşam filozofu Wilhelm Schmid, bize, 21. yüzyılda çocuklu veya çocuksuz, bir veya birçok evde yerleşik, büyük bir çeşitlilikle var olmaya devam eden aileyi, onun muazzam gücünü anlatıyor.

Tam da çokyönlü olarak değiştiği, aynı zamanda kaybolabildiği ve terk edilebildiği bir tarihsel ve kişisel durumda, ailenin anlamının iyice belirgin biçimde öne çıktığını, bütün değişimlere rağmen özünün hep aynı kaldığını belirten Schmid, şöyle diyor:

“Korunup kollanmanın mekânıdır aile, olağan halde hiçbir şeyden korkmayacağınız yerdir, karşılıklı bol iyi niyete güvenebilecek ruhların meskenidir.”

  • Künye: Wilhelm Schmid – Anne Baba ve Büyükanne Büyükbaba Olmanın Sevinçleri Üzerine, çeviren: Tanıl Bora, çizimler: Turgut Demir, İletişim Yayınları, felsefe, 77 sayfa, 2018

 

Efe Baştürk – İçkinlik Demokrasisi (2018)

Gilles Deleuze’ün politik felsefesinin kaynakları, gelişimi ve etkileri hakkında sağlam bir inceleme.

“Deleuze’e başvurmadan politik felsefe mümkün müdür?” sorusunun yanıtını arayan Efe Baştürk, öncelikle Deleuze’ün Platon ve Hegel’e yaklaşımını analiz ederek kitabına başlıyor ve yine burada, Deleuze’ün “molar-felsefe” ve “diyalektik aklın olumsuzlayıcı işlevi” kavramlarını tartışıyor.

Baştürk, kitabının ikinci bölümünde ise, Louis Althusser, Jacques Rancière ve Jean-Luc Nancy gibi Deleuze’ün çağdaşı filozoflar ile Deleuze arasındaki etkileşimi irdeliyor.

  • Künye: Efe Baştürk – İçkinlik Demokrasisi: Deleuze ve Politik Felsefe, Norgunk Yayıncılık, felsefe, 174 sayfa, 2018

Mehmed Reşad – Fenn-i Tabâhat (2018)

Kurban kavurmasından düğün paçasına, ciğer sarmasından imaret çorbasına, yoğurtlu kirde kebabından baba tatlısına,  Osmanlı mutfağından yüzlerce yemek tarifi, bu muhteşem kitapta.

1921-1923 arasında dört cilt halinde yayınlanan ‘Fenn-i Tabâhat’, Osmanlı döneminin yayınlanan son yemek kitabı olarak Osmanlı dönemi mutfağı hakkında altın değerinde bir kaynak.

Kız mekteplerinde okutulmak amacıyla hazırlanan kitap, barındırdığı zengin tariflerin yanı sıra, yemek malzemeleri, pişirme teknikleri ve mutfak alet edevatıyla ilgili zengin bilgiler de sunuyor.

Kitap, Osmanlı mutfağından 524 tarifin yanı sıra, dönemin beğenilen lezzetlerinden olan Fransız mutfağından da 266 tarif barındırıyor.

Çalışma, 1980’lerden beri Türkiye’nin mutfak tarihine yönelik araştırmalarıyla bildiğimiz Priscilla Mary Işın.

  • Künye: Mehmed Reşad – Fenn-i Tabâhat, 1340-1341 (Aşçılık Bilimi, 1921-1923), hazırlayan: Priscilla Mary Işın, Kitap Yayınevi, yemek, 371 sayfa, 2018

Saffet Murat Tura – Zor Problem (2018)

Bilinç konusu gizemli ve olağanüstü bir alan olduğundan, yalnızca uzmanların değil, sıradan insanların da üzerine çokça kafa yorduğu konulardandır.

Olağanüstü ve gizemlidir çünkü bilinçli olmamızı gerektiren hiçbir doğa yasası yoktur.

Veya insanoğlu, henüz böyle bir yasayı keşfetmiş değil.

İşte Saffet Murat Tura da, 2016 yılında yayınlanan ‘Beynin Gölgeleri’nde bilinç sorunuyla ilgili sunduğu tezi, bu kitapta geliştiriyor.

Bilinç nörobiyolojisi ile etkileşimciliğin yaklaşımlarına kimi eleştiriler yönelten Tura çalışmasında,

  • “Niçin nasıl bir bilincim var?”
  • “Beynin nöral faaliyetleriyle birlikte ortaya çıkan fenomen dünyası nedir?”
  • “Biyolojik evrimin geçici bir uğrağı olan biz insanlarda organize bir tarzda tezahür eden bilinç fiziksel değilse, bilincin bazı özellikleri –bedenimizi oluşturan atom ve moleküller gibi bir hammadde tarzında da olsa– içinden neşet ettiğimiz evrenin en temel dokusuna içkin olabilir mi?”
  • Ve “Evrende bilincin hammaddesi var mı? Eğer varsa, fiziksel olan ve olmayan bu özelliklerin birbiriyle ilişkisi ne?” gibi soruların yanıtlarını da arıyor.

Künye: Saffet Murat Tura – Zor Problem: Bilinç Bilinç Nörobiyolojisinin Fenomenal Dünya Yorumu, Metis Yayınları, psikoloji, 112 sayfa, 2018