James Hogg – Bağışlanmış Bir Günahkârın Özel Anıları ve İtirafnamesi (2019)

On dokuzuncu yüzyıldan bir roman olan ‘Bağışlanmış Bir Günahkârın Özel Anıları ve İtirafnamesi’, başkahramanı Robert’ın akıl almaz dönüşümünü hikâye ediyor.

İskoç romantizminin başyapıtlarından biri olarak kabul edilen roman, dini fanatizmin ve psikolojik karmaşaların bireyi ne denli dehşet verici hale getirebileceği üzerine okurunu düşündürüyor.

Bir Kalvinist olan Robert Wringhim, günün birinde İskoçya’da gizemli bir yabancıyla tanışır ve bu kişiyle yakınlık kurmaya başlar.

Robert yabancının etkisi altına girer ve bir süre sonra bu yakınlık onu, bir din adamı olmaktan yakınlarını bile katleden bir seri katile dönüştürür.

Robert şimdi, muazzam bir çıkmazda debelenmektedir.

Bu yabancı şeytanın ta kendisi midir yoksa asıl sorun Robert’ın psikolojik sorunları mıdır?

James Hogg hikâyesini, Robert’ın yaşadığı bu derin bunalımın etrafına ilmek ilmek örüyor.

Kitabın bizdeki baskısı David Groves’un önsözü, Julie Fenwick’in sonsözü, yazar ve dönem kronolojisi ve kitaba dair görsellerle zenginleşmiş.

  • Künye: James Hogg – Bağışlanmış Bir Günahkârın Özel Anıları ve İtirafnamesi, çeviren: Saliha Nilüfer, İletişim Yayınları, roman, 284 sayfa, 2019

Emre Gör – Abdülhamid Döneminde İstihbarat (2019)

İkinci Abdülhamid döneminin, akıl almaz bir istihbarat, hafiyelik ve jurnalcilik dönemi olduğu söylenir.

Emre Gör’ün bu ilginç çalışması ise, bu iddiaları çok yönlü bir bakışla tartışmaya açıyor.

Yazara göre, Abdülhamid’in iktidar sürdüğü yıllar imparatorluğun en zorlu ve kritik dönemleri olduğu için istihbarat faaliyetleri de bu süreçle uyumluydu.

Osmanlı’da bu dönemde kurulan istihbarat sisteminin, basit bir ispiyon ya da jurnalcilik sistemi olarak değil, devlet sisteminin bir bileşeni olarak ele alınması gerektiğini düşünen Gör, hem imparatorluğun içinde bulunduğu durumu, hem de 19. yüzyıl dünyasının tarihsel arka planını okuyarak bunu açıklıyor.

Dış baskıların arttığı, askeri tehditlerin ve savaş riskinin sürekli hissedildiği, yani kısaca “güvenlik kaygısının” gündemin zirvesinde bulunduğu bu dönem, yazara göre imparatorluğu her gelişmeden zamanında haberdar olmaya zorlamıştı.

Yazar ayrıca, bu dönemde Avrupa’da anarşist faaliyetlerin neden olduğu korkunun etkisiyle gözetleme, zapt etme, sansür ve pasaport gibi denetim ve güvenlik mekanizmalarının tüm dünyada canlanmaya başladığını da belirtiyor.

Çalışma, Abdülhamid dönemi istihbaratı konusunda aydınlanmak için iyi bir fırsat.

  • Künye: Emre Gör – Abdülhamid Döneminde İstihbarat: Mutlakıyetten Meşrutiyete İmparatorluğun Haber Alma Faaliyetleri, 1876-1909, Kitap Yayınevi, tarih, 390 sayfa, 2019

M. Nuri Durmaz – Marx’ın Yasaları (2019)

Nuri Durmaz’ın bu çalışması, bizdeki Marx okumalarına zengin bir katkı sunuyor.

Kitap, çok yönlü bir sorgulamayla ilerliyor.

Bir yandan Marx’ın pozitivist mi veya Aydınlanmacı mı olduğu tezlerine karşı, Marx’ın yapıtlarını derinlemesine izleyerek yanıt veriyor, diğer yandan da, Marx’ın yapıtındaki potansiyelleri yeniden öne çıkarıyor.

Bunu yaparken Marx’ın onto-epistemolojisinin yasa fikri üzerinden nasıl anlaşılması gerektiğini sorgulayan Durmaz, modern bilgi yapısının bilim ile felsefeyi ayrıştıran müdahalesiyle yüzleşiyor ve sosyal bilimi birbirinden ilişkisiz mikro iktidar alanlarına dönüştüren güncel katı disipliner ayrıştırma politikasına muhalefet ediyor.

Yazara göre, toplumsal gerçekliğe ilişkin entelektüel faaliyet bir mücadeledir ve dolayısıyla ne bilim ile felsefe ayrıştırılabilir, ne de sosyal bilim disipliner parçalanmışlığa kurban edilebilir.

Zira her iki sistemik müdahale de toplumsal gerçeklik üzerinde eyleyen sosyal bilimin cendereye alınması anlamına gelir.

Kitabın, pozitivist, indirgemeci, mekanizm ve ekonomizm karşısında radikalizmin teorik cephesine katkı sunduğunu söylemeliyiz.

Entelektüel üretimlerin modern bilgi yapısının boğucu kıskacı ile “sterilizasyona” zorlanarak içeriksizleştirildiği bugün, Durmaz’ın çalışması, bir yıkıcı teorik eleştiri olarak radikalizme başvurmasıyla önemli.

Kitap, bu Cuma (19 Nisan) raflardaki yerini alıyor.

  • Künye: M. Nuri Durmaz – Marx’ın Yasaları: Onto-Epistemolojik Bir Okuma, Metis Yayınları, felsefe, 344 sayfa, 2019

Marcus Steinweg – Aşikârlık Dehşeti (2019)

‘Aşikârlık Dehşeti’, felsefeyi, akademinin koridorlarından çıkarıp gündelik hayatın içinde düşünen bir eser.

Alman felsefeci Marcus Steinweg, can sıkıntısından ırkçılığa, aşktan piyasaya, dinden naifliğe farklı konulara dair aforizma ve yorumlarını bizimle paylaşıyor.

Hayata olduğu kadar felsefeye de duyulan kuşkudan taviz vermeyen Steinweg, felsefenin de bir yaşam tarzı olarak özünde bir tutarsızlık deneyimi olduğunu düşünüyor.

Aynı zamanda sanatın felsefeyle buluştuğu bir alanda yer alan kitap, kendimiz ve hayat üzerine yeniden düşünmek için iyi bir fırsat.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Mükemmelliyetçilik narsisizmdir.”

“Düşünmek dünyanın geçersizliğini deneyimlemeyi ima eder.”

“Naifler onları epey önce terk etmiş masumiyetlerine sıkı sıkıya tutunanlardır.”

“Yalan söylemek ile sevmek arasında basit bir çelişki yoktur. İkna edici bir biçimde sevenler, aşkın sahici olmayışını kabul etmek için gerekli cesareti toplarlar. Sadece seviyormuş gibi yaptıkları anlamına mı gelir bu? Hayır, yalan söyleme ve sevmenin birlikte olanaklı olduğu düzlemde, âşığın aşk için her şeyi riske attığı anlamına gelir.”

“Kozmos ölçülemezdir. Hiçbir değeri yoktur. Kendi zihninin kozmik kayıtsızlığa kapatmamak temel felsefe deneyiminin parçasıdır.”

“İster sıkıntıdan ister rahatlama duygusuyla ister çaresizlikten ötürü olsun, herkesin önünde ağlamak bugün siyasi bir gerçekliktir. Empati ve hislerin teşhiri, siyaseti bir vicdan dramı ve bir adalet komedisi olarak sahneye koyması bakımından siyasetten giderek uzaklaşan bir toplumun buyruğudur.”

    • Künye: Marcus Steinweg – Aşikârlık Dehşeti: Sahte Kesinlikler, çeviren: Erkal Ünal, İthaki Yayınları, felsefe, 176 sayfa, 2019

Tektaş Ağaoğlu – Almanya’da Faşizm (2019)

Almanya’da faşizmin serüveni, her otoriter rejimin kendine çokça pay çıkarabileceği derslerle doludur.

Tektaş Ağaoğlu’nun bu kitabı ise, Türkiye’de faşizmin kurumsallaştırılmaya çalışıldığı bir dönemde, 1977’de yayımlanmıştı.

Yazarın Halim Togan takma adıyla yazdığı bu kitap, Nazilerin yükselişi ve düşüşünü ayrıntılı bir bakışla izliyor.

Kitap, yeteneksiz bir ressamın nasıl dünyanın başına bela olabileceğini ve daha da önemlisi, Adolf Hitler’in bir hiç olmasına rağmen, sanayicilerin, bankacıların ve büyük toprak sahiplerince kollanıp desteklenmesinin onu nasıl büyük bir canavara dönüştürebileceğini göstermesiyle dikkat çekiyor.

Bu yönüyle çalışma, Hitler’i kişi olarak merkeze almayıp, esas olarak onu iktidara getiren ve onu kullanan perde arkasındaki kişi ve kurumları çok iyi ortaya koymasıyla önemli.

Bu baskısında ayrıca 85 görselin de eklendiği kitaptan birkaç alıntı:

“Artık savaşmak kolay çünkü devletin bütün kaynaklarından yararlanacağız. Radyo ve basın elimizde. Bir propaganda şaheseri yaratacağız. Ve bu defa parasızlık da çekilmeyecek!”

“Bir kere iktidara geçtik mi, onu kimseye vermeyeceğiz. Bakanlıklara bir daha ancak ölülerimizin üzerine basarak girebilirler.”

“Krupp, Thyssen, Karl Bosch, Siemens, Dr. Oetker, Audi, BMW, Daimler, Volkswagen, Porsche, Hugo Boss ve diğerleri Hitler ve Nazilere bolca para, öğüt, destek verdi; yol haritasını çizdi; köle işçiler için toplama kamplarının yerlerini belirledi.”

  • Künye: Tektaş Ağaoğlu – Almanya’da Faşizm, h2O Kitap, tarih, 208 sayfa, 2019

Eda Çakmak – Kural Tanımayan Bir Moda Kılavuzu (2019)

Moda, dıştan bakıldığında estetik beklentilerimize yanıt verir, fakat özünde bizi belli kalıplara ve şablonlara mahkûm eder.

Modanın birinci hedefi başından beri hep kadınlardı.

Bundan elli yıl önce, feministlerin sutyenlerini yakması bu nedenle çok anlamlıdır.

Eda Çakmak’ın elimizdeki güzel çalışması ise, modaya ihtiyaç duyduğumuz bir pencereden, feminist bir çerçeveden bakmasıyla önemli bir boşluğu dolduruyor.

Çakmak, kendi kişisel moda macerasından yola çıkarak, sürekli değiştiği ve dönüştüğünü varsaydığımız modanın aslında ne kadar kendini tekrar ettiğini ve ne denli tutucu olabileceğini gösteriyor.

Çakmak buradan yola çıkarak feminist bir giyimin olmazsa olmazlarını, kendi özgün giyim tarzımızı yaratarak bize dayatılan kurallara ve dayatmalara nasıl karşı çıkabileceğimizi anlatıyor.

Kitap, Zeynep Özatalay’ın güzel ve aydınlatıcı çizimleriyle de zenginleşmiş.

  • Künye: Eda Çakmak – Kural Tanımayan Bir Moda Kılavuzu, çizimler: Zeynep Özatalay, Ayizi Kitap, moda, 64 sayfa, 2019

Herman Melville – Moby Dick (2019)

Çizgiroman tutkunlarına çok güzel haber:

Herman Melville’in görkemli yapıtı ‘Moby Dick’, Chabouté’nin harikulade illüstrasyonlarıyla buluşuyor.

Kaptan Ahab’a ve onun dünyasını cehenneme çeviren Beyaz Balina’nın hikâyesine farklı bir pencereden bakmak için çok iyi fırsat.

Bu ölümsüz roman, saplantının insanı nasıl korkutucu boyutlara getirebileceğini çarpıcı bir üslupla ortaya koyuyor.

Chabouté’nin çizimlerinin romana yepyeni bir boyut kazandırdığını söylemeliyiz.

  • Künye: Herman Melville – Moby Dick, çizimler: Chabouté, çeviren: Çağdaş Ekin Şişman, Ayrıntı Yayınları, çizgiroman, 256 sayfa, 2019

Kolektif – Carl Schmitt’in Meydan Okuması (2019)

❝Carl Schmitt, içgörülerinden yararlanarak kendisinden bir şeyler öğrenebileceğimiz bir rakiptir.❞

Carl Schmitt’in 1933’te Hitler’e verdiği destek, onun en bilinen ahlâki kusurlarındandır.

Chantal Mouffe’un derlediği bu kitap ise, Schmitt’i ahlâki kusurlarını yedekte tutup, son derece önemli bir siyasi düşünür olarak ele alıyor.

Daha açık bir ifadeyle kitap, Schmitt’i kayda değer entelektüel niteliklere sahip, kendisiyle alışverişten faydalanabileceğimiz bir hasım olarak tartışıyor.

Derlemeye katılan yazarlar, “Siyaseti dost-düşman ayrımı üzerinden kavramlaştıran bir düşünür, içinde yaşadığımız ‘post-politik’ çağ için bir anlam ifade ediyor mu?”, “Liberal demokratların, Schmitt’in liberalizm eleştirisinden öğrenecekleri bir şey var mı?” ve “Geliştirdiği egemenlik teorisinin küreselleşmiş dünyada hâlâ bir geçerliliği olabilir mi?” gibi sorulara yanıtlar arıyor.

Buradaki metinlerin bir bölümü, siyaset teorisinden jeopolitiğe ve hukuk bilimine uzanan birçok alanda Schmitt’in modern siyasi durumumuzu anlama yolundaki katkısını irdeliyor.

Kimi yazılar da, Schmitt ile aralarında Karl Marx, Max Weber, Hermann Heller ve Max Adler gibi isimlerin bulunduğu düşünürlerle kurulabilecek çoklu bağlantıları tartışıyor.

Schmitt muhalifi, ya bir rakip ya da bir tartışma ortağı olarak tanımlamıştı ve bu yüzden de liberalizmin ancak etik ile ekonomi arasında gidip gelebileceğini ve siyasalın ayırt edici niteliğini ıskalamaya mahkûm olduğunu söylemişti.

İşte buradaki makaleler, Schmitt’in bu meydan okumasına yanıt vermeleriyle de ayrıca önemli olduklarını söylemeliyiz.

Kitapta makaleleri bulunan isimler ise şöyle: Paul Hirst, Slavoj Žižek, Jean-François Kervégan, David Dyzenhaus, Jorge E. Dotti, Grigoris Ananiadis, Catherine Colliot-Thélène, Ulrich K. Preuss ve Agostino Carrino.

  • Künye: Kolektif – Carl Schmitt’in Meydan Okuması, derleyen: Chantal Mouffe, çeviren: Hivren Demir Atay ve Hakan Atay, İletişim Yayınları, siyaset, 295 sayfa, 2019

Walter Benjamin – Fotoğraf Yazıları (2019)

Walter Benjamin’in fotoğraf üzerine yazıları meşhurdur.

Fakat bizde, maalesef bu yazıların tümünün bir arada yer aldığı bir kitap bulunmuyordu.

İşte bu kitap, tam da bu ihtiyaca yanıt vermesiyle büyük öneme haiz.

Esther Leslie’nin derlediği çalışma, Benjamin’in fotoğrafa dair ve fotoğrafın yörüngesindeki yazılarını bir araya getiriyor.

Yazılar, okurunu, fotoğrafın bir araç olarak sahip olduğu potansiyeller ve fotoğrafın gerçekliği üzerine derinlemesine düşünmeye davet ediyor.

Benjamin’in de burada çok iyi ortaya koyduğu gibi, fotoğraf iktidardakiler ve geleneksel sanata gereğinden fazla önem duyanlar tarafından kötüye kullanılmıştır ve bu durum gelecekte de devam edecektir.

Esther Leslie’nin aydınlatıcı sunuş yazısıyla da dikkat çeken kitap, Benjamin’in ne denli güçlü bir fotoğraf eleştirmeni olduğunu bize bir kez daha hatırlatmasıyla da önemli.

  • Künye: Walter Benjamin – Fotoğraf Yazıları, derleyen: Esther Leslie, çeviren: Burcu Halaç ve Tevfik Turan, Kolektif Kitap, fotoğraf, 216 sayfa, 2019

Elif Gençkal Eroler – “Dindar Nesil Yetiştirmek” (2019)

2002’den bu yana iktidarda bulunan AKP, ulus kimliğini şekillendirirken eğitimi nasıl bir ideolojik aygıt olarak kullandı?

Elif Gençkal Eroler’in elimizdeki çalışması, ulus kimliği tanımlamalarının iktidar mücadelelerinin sonucunda ortaya çıktığı gerçeğinden yola çıkarak, AKP’nin Türkiye’de 2002-2016 yılları arasında yukarıdan aşağıya inşa etmeye çalıştığı ulus kimliğini iktidar-hegemonya ilişkileri bağlamında inceliyor.

AKP hükümetlerinin bir “kültür iktidarı” inşa etmeye yönelik eğitim politikalarını derinlemesine tarayan Eroler, bu dönemde milliyetçilik ve din aracılığıyla eğitimin ideolojik olarak nasıl araçsallaştırıldığını gözler önüne seriyor.

Kitapta,

  • Ulus inşasına temel oluşturan milliyetçi ideolojinin eğitim ile ilişkisinin ve bu ilişkinin iktidar ve hegemonya ile bağlantısının ne olduğu,
  • Türkiye’de ulusal kimliğin oluşumu ve yıllar içindeki dönüşümü,
  • Cumhuriyet’in kuruluşundan 2002 yılına kadar, siyasi elitlerin elinde şekillenen eğitim politikaları ve ders kitapları aracılığıyla kurgulanan ulus kimlik bileşenlerinin nasıl yön değiştirdiği,
  • Ve 2002 itibariyle yönetime geçen AKP iktidarının eğitim politikaları aracılığıyla nasıl bir vatandaş kurguladığı gibi önemli konular irdeleniyor.

Eroler, bütün bu konuları çok yönlü bir bakışla tartışırken, aynı zamanda AKP yöneticilerinin içinden çıktığı 20. yüzyıl Türk siyasal kültürüne egemen olan zihniyet kalıplarını da daha iyi kavramamızı sağlıyor.

  • Künye: Elif Gençkal Eroler – “Dindar Nesil Yetiştirmek”: Türkiye’nin Eğitim Politikalarında Ulus ve Vatandaş İnşası (2002-2016), İletişim Yayınları, eğitim, 341 sayfa, 2019