Murat Erten – İbn Haldun (2020)

Bilhassa son zamanlarda İbn Haldun, toplumsal hareketleri tanımladığı umran ve gruplar arası ilişki ve geçişleri tanımladığı asabbiye kavramları başta olmak üzere, bizde de büyük ilgi çekmeye başladı.

Murat Erten’in bu kitabı ise, İbn Haldun’un eserleri, kavramları ve meseleleri üzerine güncel bir çalışma olarak dikkat çekiyor.

İbn Haldun’un hayatı ve düşünceleri üzerine kapsamıyla dikkat çeken kitap, düşünürün fikirlerinin nasıl her dönem değişen şartlar altında yeniden değerlendirmeye ve anlamaya imkân veren bir derinliğe sahip olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.

Erten burada, düşünürün yukarıda belirttiğimiz umran ve asabiyye kavramlarının yanı sıra, düşünürün devletlerin doğuş ve yıkılış hikâyelerini içeren mağlubun gâlibi taklidi ve devletin beş tavrı teorilerini, medeniyet tasavvurunu ve yanı sıra, eğitime ve ekonomiye ilişkin önerilerini de ayrıntılı bir şekilde açıklıyor.

İbn Haldun’u merak eden her okurun kitaplığında muhakkak bulunması gereken bir eser.

  • Künye: Murat Erten – İbn Haldun: Hayatı Eserleri ve Meseleleriyle, Say Yayınları, felsefe, 632 sayfa, 2020

Félix Guattari – Moleküler Devrim (2020)

Félix Guattari’nin 1977 yılında yayımladığı ‘Moleküler Devrim’, 68’in açtığı yeni yollar üzerine derinlemesine ve enfes bir sorgulama.

68’in kadınlar, göçmenler, deliler, güvencesizler, çocuklar ve eşcinseller gibi farklı gruplara ne gibi öznellik olanaklarını getirdiğini tartışan Guattari, bunun yanı sıra, aynı dönemde inşa edilen yeni despotik iktidarların 68’in mirasını nasıl tehdit ettiğini de irdeliyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Ekonomik sömürü ile cinsel sömürü birbirinden ayrı düşünülemez. Burjuvazi ve bürokrasi ancak cinsiyetler, yaş sınıfları ve ırklar arasındaki ayrımcılığa, davranışların kodlanmasına, kastların katmanlaşmasına yaslanarak iktidarlarını sürdürebilirler. Bu aynı ayrımcılıkların ve katmanlaşmaların militanlarca yeniden üretilmesi işçi hareketinin ve devrimci hareketin günümüzdeki kemikleşmesinin asıl temelini oluşturur.”

“Halkın gerçek arzularını dinlemek, en başta kişinin kendisinin ve en yakınındakilerin arzularını dinleyebiliyor olmasını gerektirir. Bu, daha büyük ölçekteki sınıf mücadelelerine ancak arzu mücadelelerinden sonra geçmek gerektiği anlamına asla gelmez. Tersine, bunlar arasındaki her kesişme sınıf mücadelelerine yadsınamaz bir güç katacaktır.”

“Kapitalizmin temellerinden biri olan cinsel yabancılaşma toplumsal bedenin erillik odağında kutuplaşmasını gerektirir, kadın bedeni ise göz dikilen bir nesneye, metaya, ancak suçluluk duygusu içinde ve sistemin bütün çarklarına (evlilik, aile, çalışma vb.) boyun eğerek erişilebilen bir yeryurda dönüşür.”

“Tıpkı emek güçlerinin sömürülmesine rağmen dünyanın gerçekliğiyle gerçek bir ilişki kurmayı başaran emekçiler gibi, kadınlar da, maruz kaldıkları cinsel sömürüye rağmen, arzuyla gerçek bir ilişkiyi sürdürmeyi başarırlar. Ve bu ilişkiyi esasen beden düzeyinde yaşarlar. Nasıl ki burjuvazi ekonomik düzlemde proletarya olmadan bir hiçse, erkekler de böyle bir “dişil-oluşa” erişemezlerse beden düzleminde çok da bir şey olamazlar.”

  • Künye: Félix Guattari – Moleküler Devrim, çeviren: Işık Ergüden, Otonom Yayıncılık, felsefe, 506 sayfa, 2020

Michel de Certeau – Tarihyazımı (2020)

Machiavelli’den bu yana tarih, tarihi üreten politik iktidarın tarafında yer alır.

Michel de Certeau’nun bu klasik yapıtı da, dört yüz yıllık Batılı tarihyazımını eleştirel bir bakışla analiz ederek bu hakikati çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor.

Çağlar boyunca tarihyazımını belirleyen işlemlerin özelliklerini ayrıntılarıyla gözler önüne seren Certeau’ya göre bu özellikler bir nesne üretmek, bir süre belirlemek ve bir öykü tasarlamaktır.

Tarihyazımı disiplininin hangi aşamalardan geçerek bu günlere geldiğine daha yakından bakmak isteyen her okurun edinmesi gereken çalışma, tarihyazımının tarihten dışlananları nasıl ötekileştirdiğini irdelemesiyle de ayrıca önemli.

Oğuz Adanır’ın usta işi çevirisiyle.

  • Künye: Michel de Certeau – Tarihyazımı, çeviren: Oğuz Adanır, Doğu Batı Yayınları, tarih, 503 sayfa, 2020

İştar Gözaydın – Diyanet (2020)

Kendisini laik olarak tanımlayan herhangi bir ülkede, laikliğe en büyük aykırılık Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir kurum yaratmaktı.

Bu yönüyle kurum, doğal olarak, ilk zamanlarından bu yana, din-devlet ilişkileri ve laiklik tartışmalarının odağında yer almakta.

Diyanet, devletin dine, dinin toplumsal rolüne ve örgütlenmesine müdahale etme isteğinin somutlaşmış halidir.

Bu kurum, hem devletin beklentilerine hem de toplumsal ihtiyaçlara cevap vermek ve bu cevapların laiklikle ilgili tartışmalarda dengeyi bozmasına engel olmak üzere faaliyet gösterir.

Öte yandan yalnızca ibadet, dinselliğin gündelik hayat içerisindeki düzeni değil, bilakis ilahiyat da Diyanet’in görev alanında sayılır.

İşte İştar Gözaydın’ın güncellenmiş bir baskıyla raflardaki yerini alan bu önemli incelemesi, kurumun tarihi, hukuki düzeni, örgütlenmesi, bütçesi, kadrosu ve organizasyon şemalarını ayrıntılı bir bakışla ortaya koyuyor.

Gözaydın’ın çalışması, bununla da yetinmeyerek din-devlet ilişkisi bağlamında siyasal tartışmalara da pek çok kez konu olmuş bu organizasyonu, Türkiye tarihindeki laiklik tartışmalarıyla da örtüşen bir perspektiften irdeliyor.

  • Künye: İştar Gözaydın – Diyanet: Türkiye Cumhuriyeti’nde Dinin Tanzimi, İletişim Yayınları, din, 432 sayfa, 2020

James Harvey Robinson, James Henry Breasted ve Emma Peters Smith – İlk Çağ’dan Orta Çağ’a Uygarlığın Öyküsü (2020)

Muhtemelen yarım milyon yıl önce uygarlık ortaya çıkmaya başladı.

Peki, bunu sağlayan koşullar tam olarak nelerdi?

Kapsamıyla da dikkat çeken elimizdeki kitap, tam da bu soruların yanıtını vermesiyle dikkat çekiyor.

Uygarlığı mümkün kılan keşif ve buluşları ayrıntılı bir şekilde ortaya koyan kitap, söz konusu keşiflerin şu an keyfini sürdüğümüz konfor ve rahatlıkların yanı sıra, aynı zamanda dinsel inanışlarımızı, doğru ve yanlışa dair idealarımızı, yönetim şeklimizi, üretim yöntemleri ve ticaret yapma yollarımızı, edebiyatımızı ve her türden sanatımızı nasıl kökten dönüştürdüğünü de gözler önüne seriyor.

Kitap, uygarlığın bütün bunların toplamı olduğunu gösteriyor ve buna ek olarak, tıpkı evler, aletler ve giysiler gibi, uygarlığın da binlerce yıl boyunca geliştiğini ve geçmişten gelen miras olarak ebeveynlerden çocuklara aktarılarak kuşaktan kuşağa devredildiğini de ortaya koyuyor.

  • Künye: James Harvey Robinson, James Henry Breasted ve Emma Peters Smith – İlk Çağ’dan Orta Çağ’a Uygarlığın Öyküsü, çeviren: İbrahim Şener, Doruk Yayınları, tarih, 528 sayfa, 2020

Deniz Parlak – Laikleşme Sürecinde Camiler (2020)

Camiler İslam’ın yüzyıllara dayanan kadim mekânlarıdır.

Türkiye’de camiler ise, laikleşme tartışmalarının hep en önemli başlıklarından biri olageldi.

Deniz Parlak’ın bu ilgi çekici çalışması da, Osmanlı’dan devralınan dinî bir mirasla İslâm’ı sahiplenen yeni devletin laiklik siyasetini, camilerin geçirdiği dönüşüm ekseninde ortaya koyuyor.

Camileri tarihsel süreçte şekillendiren şartları çözümleyerek, Türkiye’de laikliğin oluşum sürecindeki makro siyasetin nasıl şekillendiğini gözler önüne seren çalışma, camileri, personel yapısından kurumsal şekillenmesine, Ramazan ayındaki kullanımından devlet kadrosunca ziyaretlerine, siyasetçilerin camileri konu edinen demeçlerinin içeriğinden vaazların içeriğine, Türkçe ezan tartışmalarından dinî öğretime kadar geniş bir çerçevede ele alıyor.

Parlak ayrıca, laiklik siyasetinin ulus-devletin erken dönemlerinden itibaren tüm siyasal ve toplumsal dokuya nüfuz ettiği kabul edilmekle birlikte, bilhassa bahsi geçen dönemde dinin özel alana itilmek istendiği ve bireysel alana hapsedildiği tezlerine eleştirel yaklaşıyor.

Yazar bu tezini de, camilerin toplumsal iktidar ilişkilerindeki rolü bağlamında, erken Cumhuriyet döneminden çok partili hayata geçişte ana paradigma olan laiklik siyasetinin dönüşümünü analiz ederek ispatlamaya koyuluyor.

  • Künye: Deniz Parlak – Laikleşme Sürecinde Camiler: Geç Osmanlı’dan Erken Cumhuriyet’e, İletişim Yayınları, tarih, 368 sayfa, 2020

Şölen Kipöz – Modada Yavaşlık (2020)

Modada “trendler” her yıl değişiyor.

Bu da her yıl, akıl almaz oranda çöp anlamına geliyor.

Buna, kapitalizme özgü “hızlı moda”nın akıl almaz bir hızla yarattığı ürünleri ve iş gücünün ucuz olduğu ülkelerde, adil olmayan, ağır ve kötü koşullarda köleleştirilen tekstil işçileri ya da çocuk işçileri de eklediğimizde ortaya vahimden de öte, korkunç bir hakikat çıkıyor.

İşte Şölen Kipöz’ün bu kitabı, yavaş moda yaklaşımının sürdürülebilir bir dünya için neden hayati derecede önemli olduğunu ayrıntılı bir şekilde ortaya koymasıyla önemli.

Ekolojik, sürdürülebilir, adil ve etik bir moda anlayışını tasarım, üretim, tüketim ilişkisi üzerinden yeniden üretmenin yolları üzerine düşünün Kipöz, üretimde daha özgün, doğa ile barışık, el emeğinin değer gördüğü, uzun ömürlü ürünleri nasıl çoğaltabileceğimizi anlatıyor.

Yavaş modada zanaat, modayı yavaşlatan ekonomi modelleri ve moda tasarımı eğitiminde sürdürülebilirlik gibi konuların ele alındığı kitabın bir diğer önemli katkısı ise, Türkiye’de yavaş moda anlamında ortaya konmuş tasarım, marka ve kolektif hikâyelerine de yer vermesi.

  • Künye: Şölen Kipöz – Modada Yavaşlık, Yeni İnsan Yayınevi, ekoloji, 240 sayfa, 2020

Bernhard Kegel – Dinozorların Tükenmeyen Soyu (2020)

Dinozorların nesli tükenmedi, hayatlarına bugün kuş formunda devam ediyorlar.

Bilim dünyasında dinozorlar, bitmek bilmeyen tartışmaların konusu olageldi.

Önceleri dev sürüngenler dendi, sonra iki ayakları üzerinde duran ejderhalara dönüştüler.

Hantal ve ilkel hayvanlar olduğu iddia edildi, şimdi de çevik ve zeki avcılar olduğu söyleniyor.

Pullu dev kertenkeleler oldukları tezi ise tüylü dev tavuklar teziyle güncellendi.

Bu kitabın yazarı Bernhard Kegel ise, dinozorların bugün dünyamızda mevcut olan en başarılı hayvan gruplarından birine, kuşlara dönüşerek hayatlarını sürdürdüklerini belirtiyor.

Kuşların, dinozorların tükenmeyen soyunu temsil ettiklerini belirten Kegel, paleontoloji tarihi, dinozor fosillerinin paleontoloji içindeki yeri ve en son bilimsel bulgulardan yararlanarak, bu kan dökücü hayvanların önce kanguru benzeri devlere ve ardından da tüm gezegeni dostça işgal etmiş kuşlara nasıl dönüştüğünü izliyor.

  • Künye: Bernhard Kegel – Dinozorların Tükenmeyen Soyu, çeviren: Sema Özgün, Say Yayınları, bilim, 272 sayfa, 2020

Eric R. Kandel – Sıradışı Beyinlerden Öğrenebileceklerimiz (2020)

Beyin büyük bir muamma olmaya devam ediyor.

İşin iyi tarafı ise, bu konuda gün geçtikçe daha umut verici keşiflerin ortaya konması.

Bu keşiflerde kuşkusuz en büyük payı olan isimlerden biri de, Nobel ödüllü sinirbilimci Eric Kandel.

Sinirbilimciler ile nöropsikiyatristin yanı sıra, konuya ilgi duyan herkesin muhakkak okuması gereken kitap, beynin ve insan zihninin işleyişine ışık tutuyor, ayrıca bu konuda yapılmış en güncel çalışmaların sonuçlarını paylaşıyor.

Beynin fiziksel yapısının dünyayla ilişkilenmemizi nasıl etkilediği, beynimizin milyarlarca sinir hücresinin gönderdiği sinyallerle bilincimizi, duygularımızı, dili ve sanatı nasıl kodladığını, karmaşık sinir ağlarında ortaya çıkan aksaklıkların otizm, depresyon, bipolar bozukluk, şizofreni, Alzheimer ve Parkinson gibi hastalıklara nasıl dönüştüğünü ve bunun gibi pek çok ilginç konuyu irdeliyor.

Kandel bütün bunların yanı sıra, alanda yapılmış psikiyatrik araştırmaları, tanı ve tedavi yöntemlerini, keşif ve araştırmaların tarihsel gelişimini ve güncel tedavi yaklaşımlarını da sistemli bir bakışla anlatıyor.

  • Künye: Eric R. Kandel – Sıradışı Beyinlerden Öğrenebileceklerimiz, çeviren: Işık Doğangün, Kolektif Kitap, bilim, 280 sayfa, 2020

Guy Standing – Temel Gelir (2020)

Özellikle pandemi sürecinde, düşük gelirli kesimlerin ne kadar büyük risk altında olduğu bir kez daha görüldü.

Oysa devlet, neredeyse soluduğumuz havadan bile vergi alıyor.

Bazı ülkeler, genel olarak vatandaşlarına bu süreçte nakdi yardımda bulunsa da, bunun hiçbir garantisi yok.

Öte yandan günümüzde otomasyon arttı, iş güvencesi yok oldu, kazanç yapılan işten bağımsızlaşarak düştü.

İşte bu ve benzer sorunların aşılması için dünyanın pek çok yerinde temel gelir fikri, adil refah dağılımı bağlamında önemli bir tartışma konusu oldu, siyasi partilerin gündemine girdi.

Peki, temel gelir ne anlama geliyor?

Temel gelir, asgari ücretten farklı olarak, toplumdaki tüm bireylere devlet tarafından düzenli olarak ödeme yapılması fikrine dayanıyor.

Tüm bireylerin sağlığı, refahı ve mutluluğu için son derece önemli önemli olan temel gelir, katılımcı, eşitlikçi, güvenli, adil, özgür, insan odaklı bir gelecek yaratmak için kapitalizm henüz yıkılmamışken en iyi yollardan biri.

Bu kitabın yazarı Guy Standing de, son otuz yıldır temel gelir fikrini geliştirenlerin başında geliyor.

Standing burada, temel gelir fikrinin ekonomi, yoksulluk, sosyal adalet, iş ve emek alanlarındaki etkisini araştırıyor, daha da önemlisi yalnızca ekonomik değil aynı zamanda etik savlar da sunuyor ve dünyadaki pilot çalışmalardan neler öğrenebileceğimizi ortaya koyuyor.

  • Künye: Guy Standing – Temel Gelir, çeviren: Ceren Demirdöğdü, Tellekt Kitap, iktisat, 344 sayfa, 2020