Louise Bryant – Moskova’dan Devrim Portreleri (2020)

1917 Devrimi, Lenin ve etrafındaki çekirdek ekibin olağanüstü liderliğinde ortaya çıkıp gelişti.

Louise Bryant’ın bu enfes çalışması ise, bu figürleri sıradan hayatları içinde izlemesiyle dikkat çekiyor.

‘Moskova’dan Devrim Portreleri’, Lenin başta olmak üzere Troçki, Kalinin ve Çiçerin gibi, 1917 Ayaklanmasını devrime dönüştüren isimlerin hayatlarına dair birçok ilginç detaylar vermesiyle de önemli.

Örneğin burada her bir ismin evlerinde hangi mobilyaları kullandıklarından ofislerinde hangi özel misafirleri nasıl ağırladıklarına ve onlarla neler konuştuklarına kadar, tarihin bilinen kayıtlarına girmeyen pek çok ayrıntı yer alıyor.

Kitabın bizi ayrıca ilgilendiren kısmıysa, Birinci Dünya Savaşı’nın ardından devrim Moskova’sına geçmiş Enver Paşa’nın ve maiyetindekilerle ilgili önemli bilgiler vermesi.

  • Künye: Louise Bryant – Moskova’dan Devrim Portreleri, çeviren: Yahya Yeşilyurt, Runik Kitap, tarih, 126 sayfa, 2020

Roger Garaudy – Kıyısız Bir Gerçekçilik (2020)

Marksist düşünür Roger Garaudy’yi, Kafka’yı en iyi anlatan yazarlardan biri olarak biliriz.

Kendisi, şimdi de ufuk açıcı başka bir çalışmayla, ‘Kıyısız Bir Gerçekçilik’le karşımızda.

Garaudy, üç bölümden oluşan kitabında, Picasso, Kafka ve Saint-John Perse üzerine yoğun bir okuma geliştiriyor.

Yazar burada,

  • Picasso’da başkaldırının diyalektiğini,
  • Guernica tablosu bağlamında savaşım olarak resmin ne anlama geldiğini,
  • Picasso’nun sanat akımlarıyla hesaplaşması ve empresyonizm sürecini,
  • Kafka’nın içinde yaşadığı dünyayı ve yazarın yaşadığı çatışmaları,
  • Kafka’nın iç dünyasındaki belirsizlikleri,
  • Kafka’nın kurduğu dünyayı ve bunun çelişkilerini,
  • Saint-John Perse’in ikili evrenini,
  • Ve Perse’te benlik ve mülk olgularını tartışıyor.

Kitabın, Louis Aragon’un sunuş yazısıyla yayımlandığını da belirtelim.

  • Künye: Roger Garaudy – Kıyısız Bir Gerçekçilik: Picasso, Kafka, Perse, çeviren: Mehmet H. Doğan, Fol Kitap, sanat, 200 sayfa, 2020sanat, 200 sayfa, 2020

Robert Darnton – Fransız Devrimi’nde Devrimci Olan Neydi? (2020)

Aydınlanma ve Fransız Devrimi, bu iki fenomeni doğrudan deneyimleyen insanlarca nasıl anlaşıldı?

Bu soruya ilgi çekici yanıtlar veren Robert Darnton elimizdeki çalışmasında, Aydınlanma ve Fransız Devrimi’nin ruhunu çağırıyor.

1789’da Fransızların, bütün bir toplumsal düzenin çöküşüyle ve yenisinin etrafını çepeçevre saran bir kaosun içinde bir düzen bulma zorunluluğuyla yüzleşmek mecburiyetinde kaldıklarını söyleyen Darnton, o dönem hem eylem içinde yer almış hem de gündelik meşgalelerinin içindeki sıradan insanların dünyasına inerek sürece daha yakından bakıyor.

Darnton bunu yaparken de, “kolektif bilinç”, “görüş iklimi”, “toplumsal tahayyül” ve “kolektif zihniyet” gibi kavramları çok yönlü bir şekilde tartışmaya açıyor.

Kitabın yazarı Robert Darnton, bizde daha önce yayımlanan ve kültürel tarih alanında ufuk açıcı bir çalışma olan ‘Büyük Kedi Katliamı’yla da hatırlanacaktır.

  • Künye: Robert Darnton – Fransız Devrimi’nde Devrimci Olan Neydi?, çeviren: Utku Özmakas, Zoom Kitap, tarih, 84 sayfa, 2020

Darcy O’Brien – James Joyce’un Vicdanı (2020)

James Joyce’u, yazarlığında da kişiliğinde de bir isyancı, devrimci olarak biliriz.

Darcy O’Brien ise, Joyce’un Katolik kökenlerine iniyor ve gerçekte yazarın bu geçmişten türemiş insan doğası anlayışına takıldığını savunuyor.

O’Brien’a göre Joyce, ilk şiirlerinden ❛Ulysses❜ ve ❛Finnegan Uyanması❜na kadarki kitaplarında, insanlığın kökenine komik bir bakış açısı kazandırır bu yüzden.

Yazar, Joyce’un eserlerini baştan sona kat ederek, Joyce’ta vicdanın kökenlerini ve hayatı boyunca giriştiği vicdan muhasebesini kapsamlı bir şekilde tartışıyor.

  • Künye: Darcy O’Brien – James Joyce’un Vicdanı, çeviren: Fatih Yiğitler, Nota Bene Yayınları, inceleme, 264 sayfa, 2020

Heinz Halm – Haşhaşiler (2020)

Şiî İslam, Haşhaşîler ve heterodoks İslam konularında dünya çapında otorite sayılan Tübingen Üniversitesinde İslam Bilimleri profesörü Heniz Halm, on birinci ve on ikinci yüzyıllarda İslam dünyasında büyük çalkantılar yaratmış Haşhaşîleri anlatıyor.

İşledikleri siyasi cinayetlerle bilinen bu gizemli örgüt, Orta Çağ’dan bu yana çeşitli efsanelere konu oldu.

Bunlardan biri de, örgütün lideri Hassan Sabbah’ın cenneti vaat ettiği genç erkekleri, daha sonra intihar suikastçısı olarak dünyanın dört bir tarafına gönderdiğiydi.

Halm’in hem İslam hem de Avrupa kaynaklarından yararlandığı önemli çalışması ise, bu ve buna benzer efsanelerin ne kadar gerçek ya da uydurma olduğunu ayrıntılı şekilde ortaya koymasıyla dikkat çekiyor.

Halm, o dönemde Şiîlerin içinde yaşanan bölünmeden gizli bir İsmailî örgütünün ortaya çıkışını, bu örgütün liderlerinin İslam’ın yazıya dökülmemiş, gerçek mesajını bildiklerine dair inanışlarını, İran ve Suriye’de birçok kaleyi ele geçirmelerini, Haçlılara korku ve dehşet salmalarını adım adım izliyor.

  • Künye: Heinz Halm – Haşhaşiler: Gizli Bir Örgütün Tarihi, çeviren: Atilla Dirim, Runik Kitap, tarih, 120 sayfa, 2020

George Orwell – Savaş Sonrası Günlükleri (2020)

‘Savaş Sonrası Günlükleri’, 20. yüzyılın büyük yazarlarından George Orwell’ın hayatından, yazarlığından, karakterinden önemli ayrıntılar veren günlüklerinin üçüncü cildi.

Orwell’ın ‘Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’ü yayımlamasından üç yıl önce başlayan günlükler, Orwell’ın bu başyapıtını tamamlama fırsatı bulduğu İskoçya’nın Jura Adası’ndaki gündelik yaşamından zengin ayrıntılar sunduğu gibi, yazarın hayata, edebiyata, sanata ve siyasete nasıl baktığı konusunda da bizi aydınlatıyor.

Günlükler, yazarın, sanat, edebiyat ve siyaset gibi farklı alanlardaki özgün bakış açısını ortaya koymasıyla da dikkat çekici.

  • Künye: George Orwell – Savaş Sonrası Günlükleri: Günlükler 3, çeviren: Burcu Halaç, Sel Yayıncılık, günlük, 237 sayfa, 2020

Ursula K. Le Guin – Yazma Üzerine Sohbetler (2020)

Ursula K. Le Guin, kelimenin tam anlamıyla büyücüdür.

‘Yerdeniz Öyküleri’nin sıra dışı dünyası buna verilecek en iyi örneklerdendir.

‘Karanlığın Sol Eli’nin müphem cinsiyetli gezegeni Gethen’i veya ‘Mülksüzler’in anarko-sendikalist toplumu Anarres de öyledir.

Le Guin, daha nice âlemi yoktan var eden çok özgün bir yazardır.

Şöyle diyor Le Guin: “Çocuklar tek boynuzlu atların gerçek olmadığını tabii ki bilir. Ama öte yandan tek boynuzlu atlar üzerine yazılan bir kitabın, eğer yeterince iyiyse, hakiki bir kitap olduğunu da bilir.”

Peki, Le Guin için yazmak ne anlama gelir?

Yazarın David Naimon’la söyleşilerinin ürünü olan elimizdeki kitap, bu konuyu aydınlatmasıyla çok önemli.

Kurmaca, şiir ve kurmacadışına odaklanan üç ayrı söyleşinin yer aldığı bu kitapta Le Guin, yazmanın kendisi açısından ne ifade ettiğini anlattığı gibi, yazmanın zorlukları ve inceliklerini tartışıyor, ayrıca meraklısı için yazmanın kimi püf noktalarını da veriyor.

Kitap kısa olmakla birlikte, yazma tekniği, dil ve ahlak, yazının ritmi, şiirin müziği, yayıncılık piyasasından kadın yazarların maruz kaldığı eşitsizlikler, öteki, siyaset, bilim ve doğa gibi pek çok ilgi çekici konu üzerine derinlemesine düşünüyor.

  • Künye: Ursula K. Le Guin – Yazma Üzerine Sohbetler, söyleşi: David Naimon, çeviren: Özde Duygu Gürkan, Metis Yayınları, söyleşi, 128 sayfa, 2020

Niyazi Kızılyürek – Ulus Kaçağı (2020)

Kıbrıs sorununu farklı yönleriyle irdelediği önemli çalışmalarıyla bildiğimiz Niyazi Kızılyürek, Kıbrıs söz konusu olduğunda da milliyetçilik dayatmalarına tevessül etmeyen, her iki halkı da kucaklayan bir tutum sergiledi.

Aynı zamanda 2019 yılında Avrupa Parlamentosuna seçilen ilk Kıbrıslı Türk olan Kızılyürek, bu otobiyografik çalışmasında da, Kıbrıs’la ilgili duygu, düşünce ve deneyimlerini bizimle paylaşıyor.

Burada anlatılan hikâye etnik çatışmaların, darbe ve savaşların böldüğü bir ülke kadar, bölünen ülkenin parçalarından birini sahiplenmeyi reddeden ve bu yönüyle de bölünmüş olan bir insanın hikâyesi olarak okunabilir.

Kendisini ulusların dünyasında siyasi yurtsuzluk yaşayan biri olarak tanımlayan Kızılyürek, hep öteki, başka, yabancı kalan bir insanın ne anlama geldiğini bize anlatıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Hayat beni iki toplumlu, iki dilli, tek bölgeli kıldı. Kıbrıs’ın bütününün insanıyım. ‘Biz’ dediğimde Mehmet ile Yannis, Ayşe ile Maria aynı anda aklıma düşer. Onların hassasiyetleri, özgüllükleri, kültürleri ve çıkarları bende ortak ve birdir.Fakat benim kendimden saydığım insan toplulukları, ‘biz’ ve ‘onlar’ karşıtlığı içinde yaşıyorlar. Birbirini değersizleştirmeye, kavga ve rekabet etmeye devam ediyorlar. Benim aynı anda hem içlerinde ve aralarında olmam, hem de ‘biz’ ve ‘onların’ ötesini aramam, bu sürtüşmeden fırlayan kıvılcımların üstüme sıçramasına yol açıyor. Ve biliyorum ki, Oliki Kipros/Bütün Kıbrıs aşamasına geçilmedikçe, bu durum devam edip gidecek…”

  • Künye: Niyazi Kızılyürek – Ulus Kaçağı, İletişim Yayınları, anı, 407 sayfa, 2020

Fang Fang – Wuhan Günlüğü (2020)

Covid-19 salgınının ilk ortaya çıktığı Çin’in Wuhan kentinde, tam olarak neler yaşandı?

İşte ‘Wuhan Günlüğü’ adlı bu kitap, dünyanın gündemine oturmuş bu kentte neler yaşandığı ilk zamanlarından itibaren gün gün izliyor.

Ödüllü Çinli yazar Fang Fang (Wang Fang), Covid-19 pandemisinin ilk ortaya çıktığı dönemde internet ortamında bu günlüğü yayımlamaya başlamıştı.

Fang Fang burada, kentteki günlük yaşamı, sağlık sistemindeki sorunları, gıda ve maske gibi ihtiyaçlar için yaşanan mücadeleyi kapsamlı bir şekilde anlatıyor.

Günlükler bunun yanı sıra, “insanlar arasında bulaşıcı değil” diyen, gerçekleri sansürleyen siyasilerin yalanlarını ve hilelerini çekinmeden ortaya dökmesiyle de önemli.

“Tek düşmanımız virüs değil” diyen Fang Fang’ın, ölümcül salgının kaynağından yazdığı ve hepimiz açısından önemli dersler barındıran günlüğü, halkın sesi olarak görülmüş ve büyük yankı uyandırmıştı.

Kitaptan bir alıntı:

“Tek düşmanımız virüs değil. Biz aynı zamanda kendimize düşmanız, kendi kendimizin suç ortaklarıyız. Birçok insanın ancak şimdi uyanmakta olduğu, ülkemizin ne kadar harika olduğu yönünde boş sloganlar atmanın ne kadar anlamsız olduğunu kavramaya başladığı, günlerini siyasi çalışmalar ve boş laflar ederek geçiren siyasilerin beceriksizliğini gördüğü söyleniyor.”

  • Künye: Fang Fang – Wuhan Günlüğü, çeviren: Sezen Kiraz, Bilgi Yayınevi, anlatı, 260 sayfa, 2020

Elias Canetti – Gözlerin Oyunu (2020)

“Kendim için yarattığım çöl, her şeyi örtmeye başladı.”

Elias Canetti’nin otobiyografik yapıtı ‘Gözlerin Oyunu’, kendisinin başyapıtı olarak kabul edilen ‘Körleşme’yi yazdığı dönemi anlatıyor.

Canetti burada, yirmili yaşlarını, Birinci Dünya Savaşı’nın yarattığı büyük yıkımı, evliliğini, annesinin ölümünü ve bütün bu sürecin kendi entelektüel ve ruhsal dünyasını nasıl biçimlendirdiğini samimi bir üslupla paylaşıyor.

Kitapta bunun yanı sıra, Robert Musil, Hermann Broch, Alban Berg, Fritz Wotruba ve Alma Mahler gibi dönemin önde gelen figürlerine dair ilgi çekici bilgiler de yer alıyor.

Canetti ayrıca, yol göstericisi olarak saydığı gizemli Dr. Sonne ile arkadaşlığını da anlatıyor.

  • Künye: Elias Canetti – Gözlerin Oyunu, çeviren: Şemsa Yeğin, Sel Yayıncılık, deneme, 319 sayfa, 2020