Ali Engin Oba – Türk Milliyetçiliğinin Doğuşu (2020)

Türk Milliyetçiliği belli şartlar altında doğmuş, Türkçülük ve Turancılık akımlarını yaratmış, daha sonra da Anadolu’da milli bir Türk devletinin kuruluşunda en önemli etken olmuştu.

Ali Engin Oba’nın uzun zaman önce basılan, şimdi yeni baskısıyla yeniden raflardaki yerini alan bu çalışması, Türk milliyetçiliğinin doğuş döneminden tarih içinde gösterdiği gelişmelere uzanarak kapsamlı bir şekilde inceliyor.

Şerif Mardin’in yönetiminde hazırlanan bir teze dayanan çalışma, Türk milliyetçiliğinin Batı’daki ideolojik akımlardan farklı olarak tamamen kendine özgü tarihsel koşullar içinde nasıl ortaya çıkıp geliştiğini tartışıyor.

Kitapta,

  • Osmanlı devlet ve millet sisteminin iç dinamikleri,
  • Osmanlı’nın son yüzyılında imparatorlukta yaşanan çözülüşler,
  • Sırbistan, Yunanistan, Romanya, Bulgaristan ve Arnavutluk’un bağımsızlık süreçleri,
  • Balkan Savaşları ve Rumeli’nin kaybı,
  • Panslavizmin Türk aydınları üzerindeki etkisi,
  • Ve Turancılık akımının gelişimi gibi, önemli konular irdeleniyor.

Oba bunun yanı sıra, Akçuraoğlu Yusuf, Ağaoğlu Ahmet, Hüseyinzade Ali Bey, İsmail Gaspıralı, Ziya Gökalp gibi Türk milliyetçiliğinin kurucu isimlerinin fikirlerini ve bunun yanı sıra Tercüman Gazetesi, Genç Kalemler, Türk Ocakları ve Türk Yurdu gibi, Türk milliyetçiliğine etki eden dergi ve kurumları ayrıntılı bir şekilde inceliyor.

  • Künye: Ali Engin Oba – Türk Milliyetçiliğinin Doğuşu, Doğu Batı Yayınları, tarih, 274 sayfa, 2020

Egemen Yılgür – Tütüncülerin Tarihi (2020)

Osmanlı İmparatorluğu döneminde Selanik, Kavala, Drama ve İskeçe gibi bölgelerde kitlesel bir biçimde tütün üretim ve işleme birimlerinde çalışan tütüncüler vardı.

Tütüncülerin öne çıkan bir diğer özelliği ise, yoğun bir sendikal ve siyasal mücadele deneyimine sahip olmalarıydı.

1923-1924 arasındaki Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi’yle tütüncüler Türkiye’ye geldi ve böylece tütüncülerin siyasal kültürü de genç Türkiye Cumhuriyeti’ne taşınmış oldu.

Tütüncüler Yunanistan’dan Türkiye’ye geldikten sonra İstanbul, İzmir ve Samsun’daki tütün üretim ve işleme birimlerinde aktif olarak çalışmaya başlayacaktı.

Tütüncüler, bu süre zarfında bir yandan üretim birimlerinde söz konusu kültürü yeniden üretecek, diğer taraftan dönemin sol hareketleri ile ilişkilenmiş en kalabalık işçi çevresi olarak politik çalışmalar gerçekleştireceklerdi.

İşte Egemen Yılgür bu özgün çalışmasında, tütüncülerin özgün sosyo-tarihsel koşullarını, Mübadele sonrasında yerel koşullara nasıl adapte olduklarını ve Türkiye’nin toplumsal, kültürel ve siyasal hayatına yaptıkları muazzam katkıları ortaya koyuyor.

  • Künye: Egemen Yılgür – Tütüncülerin Tarihi, Sosyal Tarih Yayınları, tarih, 2020

Vani Hari – Sizi Yalanlarla Beslemek (2020)

Gıda endüstrisi akla hayale gelmeyecek kirli yollar ve hilelerle yemek alışkanlığımızı etkiler.

Sağlığımızı en çok tehdit eden hususlardan biri de budur.

Vani Hari de bu kitabında, tükettiğimiz gıdalarla ilgili yalanları bir bir gözler önüne seriyor ve daha da önemlisi alternatif bir beslenme sistemini nasıl uygulayabileceğimizi anlatıyor.

Kitap, gıdaların besin değerleri, bunların sağlığımız üzerindeki etkileri, ambalaj bilgilerini nasıl okuyabileceğimiz gibi pratik bilgiler anlamında da çok iyi bir rehber olarak önerilir.

  • Künye: Vani Hari – Sizi Yalanlarla Beslemek, Butik Yayınevi, sağlık, 312 sayfa, 2020

Haşim Şahin – Dervişler, Fakihler, Gaziler (2020)

Tarihçi Haşim Şahin, daha önce yayımlanan ‘Dervişler ve Sufi Çevreler’ adlı özgün çalışmasında, klasik çağ Osmanlı toplumunda, halkı derinden etkilemiş tasavvufi şahsiyetlere ve bu şahsiyetlerin dönemlerinin iktidarlarıyla ilişkilerine odaklanmıştı.

Şahin şimdi de, erken dönem Osmanlı toplumunun önde gelen dini zümrelerini kapsamlı bir şekilde izliyor.

Kitabın, özellikle Türklerin İslam dinini kabul ettikleri dönemden başlayarak sufilerin Türk devletleri içerisindeki faaliyetleri, belli başlı sufi ekolleri ve Türk sufiliğini etkilemiş önemli mutasavvıflar hakkında muazzam bir çalışma olduğunu belirtelim.

Şahin, Türkmen gruplarının muhtemel göç güzergâhındaki coğrafyanın dinî hareketliliğini, sufîlerin yaşantısını, erken yüz­yıllardan itibaren bu güzergâhta faaliyet gösteren mutasavvıfların ve sufî ekollerin varlığını çok yönlü bir şekilde araştırıyor ve böylece Osmanlı tarihinin bu döneminin sağlam bir analizini yapıyor.

Türklerin İslam’ı kabul edip benimsemesinde ticarî ve siyasî ilişkilerin yanı sıra, Türk geleneğindeki alplık motifi ile İslam’daki eren-evliyâ inancı gibi İslam diniyle eski Türk dini arasındaki benzerlikler ve Türk toplumu arasında yayılan Budizm’in de etkisi olduğunu savunan Şahin, bu etkileşimin, Müslüman Türklerin kullandıkları bazı kelimelerde yahut bazı geleneklerinde bariz bir şekilde kendisini gösterdiğini ortaya koyuyor.

  • Künye: Haşim Şahin – Dervişler, Fakihler, Gaziler: Erken Osmanlı Döneminde Dinî Zümreler (1300-1400), Yapı Kredi Yayınları, tarih, 328 sayfa, 2020

Kolektif – 100 Yılın Ötesinde Ekim Devrimi ve Türkiye (2020)

Ekim Devrimi, yalnızca Rusya İmparatorluğu’nun değil, bütün bir dünyanın kaderini yeni baştan belirledi.

Yirminci yüzyılın bu en önemli toplumsal-tarihsel gelişmesi, çok özgün şartlar neticesinde ortaya çıktı.

Bizim açımızdan bu büyük devrimi ayrıca dikkat çekici kılan husus ise, o dönemde Ankara hükümeti kadar, başta Enver Paşa olmak üzere faaliyetlerini yurtdışında sürdüren İttihatçılar da Bolşeviklerle temas halinde olmasıydı.

İşte bu özenli derleme, hem yüz yılı aşkın süre önce gerçekleşmiş Ekim Devrimi’nin dinamiklerini hem de bunun dönemin Türkiye’si üzerindeki etkilerini çok yönlü bir şekilde izlemesiyle dikkat çekiyor.

Kitap ayrıca, milli mücadele döneminde Türkiye komünist hareketinin Bolşevikler ve Komintern ile bağlantı halinde nasıl şekillendiğini, başka bir deyişle Ekim Devrimi’nin yarattığı özgün bağlamın gerek Türkiye’nin ve gerek Türkiye komünist hareketinin kuruluş sürecine ne gibi etkilerde bulunduğunu ortaya koyuyor.

Kitapta,

  • Ekim Devrimi ve Osmanlı-Türk basınında Lenin,
  • Osmanlı hariciyesinin Ekim Devrimi’ne nasıl baktığı,
  • Devrimin Kars gibi sınır illerindeki yankıları,
  • Beyaz Ordu ve 1917’den sonra Rus diasporasında devrim karşıtı siyaset,
  • İttihatçılar ve Asya’da devrimci diplomasi,
  • Georgiy Çiçerin, Sovyet dış politikası ve Türk ihtilali,
  • Ekim Devrimi’nden sonra Türkiye’de komünist hareketin biçimlenişi,
  • Ve Mütareke döneminin başlarında İstanbul’da sol hareketler gibi ilgi çekici konular irdeleniyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Zafer Toprak, Cengiz Yolcu, Alexander E. Balistreri, Pınar Üre, Alp Yenen, Samuel J. Hirst, Erden Akbulut ve Erol Ülker.

  • Künye: Kolektif – 100 Yılın Ötesinde Ekim Devrimi ve Türkiye, derleyen: Erden Akbulut ve Erol Ülker, Sosyal Tarih Yayınları, tarih, 238 sayfa, 2020

Bertrand Russell – Neden Hıristiyan Değilim? (2020)

Tarihten bu yana özgür düşüncenin ve bilimin gelişmesinin önündeki en büyük engel dinlerdir.

Bertrand Russell da bu apaçık gerçeği, Hıristiyanlığı merkeze alarak tartışmaya açıyor.

Russell burada, Hıristiyanlığın tarihsel olarak ne kadar gerici olduğunu ortaya koyduğu gibi, bir felsefeci ve bilim insanı olarak neden Hıristiyan olmayacağını da sağlam argümanlarla irdeliyor.

Din ve ahlak konularında eleştirel bir üslupla kaleme alınmış kitaptaki denemeler, yalnızca tarihsel olarak dinle hesaplaşmakla kalmıyor, aynı zamanda Margaret Thatcher’ın icat ettiği ve Ronald Reagan’ın küreselleştirdiği yeni muhafazakârlık akımının hile ve şarlatanlıklarını da su yüzüne çıkarıyor.

  • Künye: Bertrand Russell – Neden Hıristiyan Değilim?, çeviren: Nurdan Soysal, Say Yayınları, felsefe, 256 sayfa, 2020

Emily Wilson – Sokrates’in Ölümü (2020)

Sokrates’in öldürülüşü, felsefe tarihinin en ilgi çeken olaylarının başında gelir.

Emily Wilson’ın bu ilgi çekici çalışması ise, Sokrates’in ölümüne ilişkin görüşleri derinlemesine bir bakışla izliyor.

Kitap yalnızca ele aldığı konunun her daim gündemde oluşuyla değil, Batı entelektüel ve sanatsal geleneklerinde Sokrates’in rolünü ortaya koymasıyla da büyük öneme haiz.

Wilson, hem tarihsel açıdan birbirinden oldukça farklı Sokrates figürlerini gösteriyor hem de Sokrates’in kültürel tarihteki varlığını çok yönlü bir şekilde ortaya koyuyor.

Kitap, Sokrates’in yaşamındaki önemli olaylara ve onun gizemli kişiliğine daha yakından bakmak için birebir.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Atinalı jüri Sokrates’i yok etti; fakat Sokrates içinde doğduğu Atina kültürünü daha etraflıca yok etmişti, çünkü herkesin ne yapacağına kendi başına karar vermesi gerektiği mefhumunu tanıtmıştı.”

“Stoacı filozof Seneca kendi zorunlu intiharında Sokrates’inkini örnek aldı. Bileklerini banyoda kesmeden önce baldıran içti. Rubens’in bu görkemli tablosu, bir zamanlar Seneca’ya ait olduğu düşünülen eski bir balıkçı heykeline dayanıyordu.”

“Ailesinin ve dostlarının dehşetli bakışları altında Uticalı Cato, cumhuriyet ordusunun Julius Caesar’a yenilmesinin ardından kendi bağırsaklarını söküp çıkararak kendisini öldürdü. Cesur intiharına Platon’un Phaidon’unda tasvir edilen Sokrates’in ölümünden ilham aldı.”

  • Künye: Emily Wilson – Sokrates’in Ölümü: Kahraman, Hain, Geveze, Aziz, çeviren: Özgüç Orhan, Pinhan Yayıncılık, felsefe, 216 sayfa, 2020

Søren Kierkegaard – Sevginin İşleri (2020)

İnsanları bir arada tutan şey nedir?

Sevgi toplumla ilişkimizi, daha da önemlisi kişiliğimizi nasıl etkiler?

Søren Kierkegaard, bundan tam 173 yıl önce yazdığı bu kitabında Tanrısal, toplumsal ve bireysel sevgi üzerine derinlemesine düşünüyor.

Kierkegaard’a göre, sevgi Tanrı tarafından insanoğluna bahşedilmiştir ve bu nedenle Tanrıyı ve komşuyu sevme buyruğu da bizim asıl ödevimiz ve sorumluluğumuzdur.

Kierkegaard’a göre burada odak noktası, komşunun kim olduğu, bir insanın komşusuna ve dolayısıyla, hareket tarzı itibarıyla sevgi sahibi denebilecek kişiye karşı nasıl doğru davranacağıdır.

Düşünür bu bağlamda karşılıklı sevgi ve buna ayak direyebilecek alışkanlık, itimatsızlık, bencillik, kıskançlık, gıpta, haset, kibir, kusur buluculuk ve eleştirellik gibi olguları irdeliyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Eğer ki birisi: ‘Tanrıyı seviyorum’ deyip de kardeşinden nefret ediyor ise, o kişi yalancıdır; zira gördüğü kardeşini sevmeyen, görmediği Tanrıyı nasıl sevebilir?”

“İhtiras kızıştırır, dünyevi dirayet ferahlatır, fakat ne bu hararet ne bu ferahlık, ne de bu hararetle ferahlığın karışımı ebediyetin nezih nefesidir.”

“Ölümde gerçeklik sahnesinin perdesi kapandığı vakit, herkes birdir, hepsi insandır, ve öz itibarıyla olduğu şeydir, senin farklılıklar yüzünden göremediğin şeydir: İnsan”

“Tanrıya karşı korku ve titreme içinde kendinden korkmuş olan kişi hiçbir zaman bir riyakâra aldanmamıştır.”

“Beyinsizin kibri hayatının ne biçare olduğunu ondan gizler.”

  • Künye: Søren Kierkegaard – Sevginin İşleri, çeviren: Nur Beier, Pinhan Yayıncılık, felsefe, 416 sayfa, 2020

Merry E. Wiesner-Hanks – Tarihte Toplumsal Cinsiyet (2020)

Dişi veya eril olmanın anlamı, tarih boyunca toplumun ekonomik ve dini yapıları tarafından şekillendirildi.

Merry Wiesner-Hanks’in eldeki çalışması ise, bu dengesizliğin tarihi üzerine harika bir inceleme oluşuyla önemli.

Wiesner-Hanks, yasal yaptırımlar, entelektüel yapılar, dini sistemler, ekonomik imtiyazlar, sosyal ve kültürel kurumlar gibi başlıklar altında, paleolitik çağlardan günümüze uzanarak dünyanın farklı kültürlerinde toplumsal cinsiyetin nasıl kurulduğunu ayrıntılı bir şekilde ortaya koyuyor.

Daha önce Türkçede yayımlanan ‘Erken Dönemde Modern Avrupa’ adlı eseri büyük ilgi çekmiş Wiesner-Hanks’in bu kitabı da hem ele aldığı dönemi oldukça kapsamlı işlemesi hem de zengin kaynakçasıyla dikkat çekiyor.

  • Künye: Merry E. Wiesner-Hanks – Tarihte Toplumsal Cinsiyet, çeviren: Meral Çiyan Şenerdi, İş Kültür Yayınları, tarih, 400 sayfa, 2020

Hikmet Kıvılcımlı – Osmanlı Tarihinin Maddesi (2020)

Hikmet Kıvılcımlı’nın, Türkiye sosyalist düşüne tarihinin klasikleşmiş yapıtlarından olan ‘Osmanlı Tarihinin Maddesi’, yeni baskısıyla raflardaki yerini aldı.

Editörlüğünü Gökhan Atılgan’ın yaptığı, Necmi Erdoğan’ın kapsamlı bir sunuş yazısıyla katkıda bulunduğu kitap, Osmanlı tarihini Marksist bir perspektifle inceliyor.

Kıvılcımlı’nın 860 sayfalık bu dev yapıtı, tarihe yaklaşımıyla olduğu kadar, olguları ele alış biçimi ve özgün yöntemiyle de dikkat çekiyor.

Osmanlı tarihinin maddesinin, Osmanlı toprak ekonomisi olduğunu belirten Kıvılcımlı, bu amaçla, toprak üretim temeli üzerinde yükselen sosyal ve politik Osmanlı üstyapısı bulunduğunu belirtiyor.

Söz konusu Osmanlı toprak ekonomi düzenini derinlemesine irdeleyen yazar, Osmanlı tarihinin toprağa dayalı temelini daha iyi kavramak için de, Osmanlı tarihinin sosyal ve politik üstyapısını çok yönlü bir bakışla ele alıyor.

Kitap, yayımlanışının üzerinden yıllar geçmiş olsa da, bu alanda klasik bir yapıt olarak okunmalı.

  • Künye: Hikmet Kıvılcımlı – Osmanlı Tarihinin Maddesi, Yordam Kitap, tarih, 860 sayfa, 2020