Sehriye Şahin – Appianos Aleksandreus ve Cassius Diō Cocceianus’a Göre Roma-Kartaca Savaşları (2021)

Romalılar ile Kartacalılar arasında, Kartacalıların tarih sahnesinden kazınmasıyla sonuçlanan mücadele, tam 118 yıl sürdü.

Sehriye Şahin, o dönemin en önemli kaynakları olan Appianos ve Cassius Diō’nun metinlerini merkeze alarak bu süreci çok yönlü bir bakışla izliyor.

“Bizler, tanrıların emirleriyle kurulmuş kadim bir kent hatırına, büyük şan ve şeref hatırına, tüm dünyaya yayılmış bir isim hatırına, tanrılara adanmış pek çok tapınakların hatırına yalvarıyoruz. Artık sizlere zararı dokunmayan ölülerin mezarlarını, çocuklarından gelen adaklardan mahrum etmeyin. Bizlere acıyorsanız; tapınaklarımızı, forumumuzu, meclisimize başkanlık eden tanrılarımızı koruyun.”

Kentleri yok olmanın eşiğindeki Kartacalılar, Romalılara böyle yalvarmıştı.

İki taraf arasında, yıllarca sürecek amansız bir mücadeleye dönüşen üç büyük savaşın sonunda Kartaca kenti, hem kurulduğu bölgeden hem de tarih sahnesinden silinmekle kalmadı, âdeta kökleriyle beraber kazındı.

Bu yakarıştan yaklaşık yetmiş sene evvel Annibal, İspanya ve İtalya’yı işgal etmiş, Roma’yı neredeyse yok olmanın eşiğine getirmişti.

Annibal adı Avrupa’da dehşetin sembolü olmuş, Akdeniz ile Alpleri aşarak İtalya’ya taşınan filler, Roma Senatosu’nun ve lejyonlarının korkulu rüyası hâline dönüşmüştü.

Publius Scipio Africanus, İkinci Roma-Kartaca Savaşı’nda mücadeleyi Afrika’ya taşıyarak Annibal’i etkisiz hâle getirdi.

Yarım yüzyıl sonra da Scipio Aemilianus Kartaca’yı ortadan kaldırdı.

Sehriye Şahin, Roma-Kartaca Savaşları adlı kitabında 118 yıl süren bu mücadeleyi, Roma’nın tutunma çabasını, Annibal’in Roma tarihyazımında değişen imgesini ve Kartaca’nın son direnişini dönemin önemli kaynakları arasında sayılan Appianos ve Cassius Diō’nun metinleri dışında, diğer çağdaş yazarların metinlerini de büyük bir titizlikle derleyerek bütün ayrıntılarıyla ortaya koyuyor.

  • Künye: Sehriye Şahin – Appianos Aleksandreus ve Cassius Diō Cocceianus’a Göre Roma-Kartaca Savaşları, Selenge Yayınları, tarih, 360 sayfa, 2021

Emmanuel Le Roy Ladurie – Kısa İklim Tarihi (2021)

‘Kısa İklim Tarihi’, iklim tarihi alanında yapılmış araştırmaların özenli ve öğretici bir sentezi.

Emmanuel Le Roy Ladurie, iklim tarihinin yöntemlerinin neler olduğundan bu alana katkı yapmış önemli tarihçilerin kimler olduğuna, konuyu geniş bir çerçevede ele alıyor.

Gezegenin geleceği hakkında devam eden tartışmalarda önemli bir katkı sunacak çalışma, iklim tarihini ortaçağdan günümüze uzanarak izliyor.

Kitapta bunun yanı sıra, XV. Louis döneminde bir “buz çözülmesi”nden hangi bağlamda söz edilebileceği, hava koşullarının Fransız Devrimi’nin patlaması yönünde rol oynayıp oynamadığı ve Fransız Devrimi esnasındaki “tarımsal-iklimsel” çevrenin bazı toplumsal-siyasal serpintilerinin olup olmadığı gibi ilginç sorulara da yanıt veriliyor.

  • Künye: Emmanuel Le Roy Ladurie – Kısa İklim Tarihi, çeviren: Mehmet Ali Kılıçbay, Doğu Batı Yayınları, tarih, 147 sayfa, 2021

Thomas Bauer – Dünyanın Tekdüzeleşmesi (2021)

Çağımız belirsizliklerle dolu.

Peki, insanlar ve toplumlar bu müphemliklere karşı nasıl tavır alır?

Arap dili edebiyatı ve İslâm uzmanı Şarkiyatçı Thomas Bauer, Batılı modernliğin kesinlik “takıntısının,” müphemlik kültürünü gitgide nasıl tahrip ettiğini tartışıyor.

Nereye bakarsak bakalım, ister doğaya ister insanlara ve onların kültürlerine, daha az çeşitliliğe doğru bir eğilim olduğu gözlemlenebilir.

Bunların sebepleri arasında kentleşme, daha fazla hareketlilik, küreselleşme, sanayileşmiş tarım, iklim değişikliği, büyük gıda şirketlerinin tekelleri ve genel olarak kapitalist ekonomi gibi bir dizi neden sayılabilir.

Bununla birlikte Bauer’in elinizdeki kitabı etrafımızdaki çeşitliliğin varlığını göstermekle ilgili değil, kitap daha ziyade, çeşitliliğin tüm tezahürlerine katlanma konusundaki arzumuz veya çekincemiz hakkında.

Kitapta bir yanda etnik çeşitlilik veya farklı yaşam tarzları gibi, dış çeşitlilikle olan ilişkilerimiz, diğer yanda muğlak bir dünyanın çeşitli hakikatleriyle olan ilişkilerimiz tartışılıyor.

Yazara göre insanlar sürekli olarak farklı yorumlara izin veren, belirsiz görünen, net bir anlam ifade etmeyen, birbiriyle çelişen, zıt duyguları tetikleyen izlenimlere maruz kalırlar.

Kısacası dünya müphemliklerle doludur ve çağımızın hâkim kültürünü bu müphemliklere karşı alacağımız tavır belirleyecektir.

  • Künye: Thomas Bauer – Dünyanın Tekdüzeleşmesi: Müphemlik ve Çeşitlilik Kaybı Üzerine, çeviren: Mücahid Kaya, Albaraka Yayınları, inceleme, 140 sayfa, 2021

Hope Jahren – Bir Bilim İnsanının Tutkulu Hikâyesi (2021)

Hope Jahren, hayatını doğaya adamış büyük bir bitkibilimci.

Jahren’in bilimsel çalışmalarını ve kişisel deneyimlerini paylaştığı bu ödüllü otobiyografisi de, bir bilim insanının dünyasına yakından bakmak için harika fırsat.

‘Bir Bilim İnsanının Tutkulu Hikâyesi’, Jahren’ın hayatını adadığı çalışmalarını ve tüm çabasını anlamlı kılan sevgiye dair düşüncelerini içtenlikle paylaştığı, etkileyici bir otobiyografi.

Yaşamını ağaçları, çiçekleri, tohumları ve toprağı inceleyerek geçiren bitkibilimci, tabiatın sunduğu büyüleyici güzellikleri keşfe çıkarken yüz yüze geldiği amansız hayatta kalma mücadelesini ve bu keşiflerden edindiği deneyimleri hikâyeleştirerek anlatıyor.

İnsanın doğayla olan bitmek bilmez mücadelesinde sıra, bitkilerin dilini öğrenmeye ve yeşil yaprakların, yüzyıllık ağaç gövdelerinin, toprağı kucaklayan köklerin anlatacaklarını dinlemeye geldi.

Kitabın Amerika Kitap Eleştirmenleri Birliği en iyi otobiyografi ödülünü kazandığını da belirtelim.

Kitaptan bir alıntı:

“İnsanlar bitkilere benzer: Işığa doğru büyürler. Bilimi seçmemin nedeni, bana ihtiyaç duyduğum şeyi sunmasıydı. Bilim, bana kelimenin gerçek anlamıyla bir yuva sundu.”

  • Künye: Hope Jahren – Bir Bilim İnsanının Tutkulu Hikâyesi: Bitkilerin Büyülü Dünyası, çeviren: Can Evren Topaktaş, Epsilon Yayınları, otobiyografi, 360 sayfa, 2021

Naomi Klein – Yanıyoruz (2021)

Yaşadığımız ekolojik krizde aslan payı olan gelişmiş ülkeler sorunun çözümü için kılını bile kıpırdatmıyor.

Naomi Klein, dört bir yanı sarmış bu yangını çok geç kalmadan nasıl söndürebileceğimizi tartışıyor.

‘Yanıyoruz’, Klein’in iklim değişikliği konusunda son yıllarda yayımlanmış yazılarını ve yaptığı konuşmaları bir araya getiriyor.

Klein kitabında, meselenin önemini bir kez daha yüksek sesle dillendiriyor, tabloda payı olan gelişmiş ülkelere, Yeşil Yeni Düzen ve benzeri anlamlı politikaları bir an önce hayata geçirmeleri için çağrıda bulunuyor.

  • Künye: Naomi Klein – Yanıyoruz: Yeşil Yeni Düzen Üzerine (Ateşli) Fikirler, çeviren: Elif Sema Mutlu, Doğan Kitap, ekoloji, 352 sayfa, 2021

Eric Jager – Son Düello (2021)

Ridley Scott’ın ‘Son Düello’ filmine ilham kaynağı olmuş büyük bir tarihsel olayın arka planı.

Eric Jager, İngiltere ile Fransa arasındaki yıkıcı ve uzun Yüz Yıl Savaşları döneminde, 1386 yılında Paris’te gerçekleşen büyük düellonun gerilimli ve kanlı hikâyesini anlatıyor.

İngiltere ile Fransa arasındaki yıkıcı ve uzun Yüz Yıl Savaşları döneminde, 1386 yılında Paris’te büyük bir düello gerçekleşti.

Bir tarafta tecavüze uğradığını iddia eden bir leydi ve bu iddianın haklılığı için dövüşecek olan eşi Şövalye Jean de Carrouges, diğer tarafta ise masum olduğunda direten şüpheli Jacques Le Gris.

Kralın da aralarında bulunduğu kalabalık bir seyirci kitlesi önünde zırhları, silahları ve iddialarıyla karşı karşıya gelen dövüşçüler ise adalet sisteminde büyük değişikliğe yol açacak bir olayın içinde olduklarından habersizdiler.

Son derece karmaşık bir sosyal düzende adaleti, parlamento ve kral onayıyla girişecekleri ölümüne bir düello yoluyla arayan bu üç karakterin hikâyesi gerçek bir suç anlatısı olmanın yanında ortaçağ Fransa’sında derebeylik sistemi üzerine de özgün bir bakış içeriyor.

Ortaçağ edebiyatı üzerinde uzman Profesör Jager elyazmaları ve sahadaki titiz araştırmalarına dayanan eseriyle bu son düelloyu, dövüşçüleri ve onları bu noktaya getiren olaylar zincirini eksiksiz bir değerlendirme ve kurguyla okura sunuyor.

  • Künye: Eric Jager – Son Düello: Ortaçağ Fransa’sında Suç, Skandal ve Düelloyla Yargının Gerçek Hikâyesi, çeviren: Uğur Gülsün, İthaki Yayınları, tarih, 264 sayfa, 2021

Luigi Luca Cavalli-Sforza  – Kültürün Evrimi (2021)

Popülasyon genetiği alanına büyük katkılar sağlamış ödüllü biliminsanı Luigi Luca Cavalli-Sforza’nın ‘Kültürün Evrimi’, şimdi Türkçede.

Kitap, genetik biliminden biyolojiye, kültürel antropolojiden dilbilime uzanarak disiplinlerarası bir yaklaşımla insanlık tarihinin yüz bin yıllık serüvenini yeniden okuyor.

Çalışma, evrim kuramının anahtar kavramlarından hareketle, “yaklaşık yüz bin yıl önce, bugün yaşayan herkesin atası olan bir avuç insanın gündelik iletişim kurma becerisi geliştirmiş olması sayesinde” filizlenerek insanlığa eşlik etmiş kültürel gelişim süreçlerini mercek altına alan ve biyolojik evrim ile kültürel evrim arasındaki dinamiklerin örtüştükleri ve ayrıştıkları yanların izini sürüyor.

Kitap, Homo sapiens’in evrimleşme sürecine çok boyutlu bir bakış sunarken nereden geldiğimizi, bugün nerede durduğumuzu, bundan sonra nereye gidebileceğimizi düşünmeye de teşvik ediyor.

  • Künye: Luigi Luca Cavalli-Sforza  – Kültürün Evrimi, çeviren: Tolga Esmer, Tellekt Kitap, bilim, 232 sayfa, 2021

Yamada Torajirō – Japon Aynasından Resimli Türkiye Gözlemleri (2021)

İlk kez 1892’de İstanbul’a gelmiş Yamada Torajirō’nun dönemin ticari ve toplumsal yaşamına ışık tutan altın değerindeki anıları, burada.

Torajirō ticaret, politika ve romantizm macerası arayışında dünyayı dolaşan pek çok kişinin Osmanlı İstanbul’unu cazibe merkezi kabul ettiği bir kuşağın parçasıydı.

1892’den itibaren faal olarak yer aldığı İstanbul’un ticari ve toplumsal yaşamından, 1890’lı ve 1900’lü yılları kapsayan izlenimlerini aktardığı kitabı ‘Resimli Türkiye Gözlemleri’ni (Toruko Gakan) 1911’de Japonya’da bastırdı.

Japon tarzı sumie yani siyah mürekkep ve fırça ile yapılmış hatlar, resimler ve çizimlerin de ayrı bir estetik değer kattığı eseriyle Yamada Torajirō, Japon aynasından Türkiye’yi anlatırken bizleri Bâb-ı Cihan’a geri götürmektedir.

Prof. Dr. Selçuk Esenbel’in dönemi ayrıntılarıyla ele aldığı önsözü ve metin içi açıklamalarıyla zenginleştirdiği çevirisi, Yamada’nın ve Meiji Japonlarının perspektifinden Türkiye-Türkler-İstanbul algısını öğrenmek için bir kaynak niteliği taşıyor.

  • Künye: Yamada Torajirō – Japon Aynasından Resimli Türkiye Gözlemleri, çeviren: Selçuk Esenbel, İş Kültür Yayınları, anı, 376 sayfa, 2021

Brian Thomas Swimme ve Mary Evelyn Tucker – Evrenin Yolculuğu (2021)

Evren, çok küçük bir parçacık olarak başlayıp Bach’ın bestelerine dönüşen olağanüstü bir enerji olayıdır.

Brian Thomas Swimme ve Mary Evelyn Tucker, kozmosun, yeryüzünün ve insanın mucizevi hikâyesini anlatıyor.

‘Evrenin Yolculuğu’, kozmosun, yeryüzünün ve insanın muazzam yolculuğunun her bir parçası ilham verici ve birbirine bağlı yolculuğunun hikâyesi.

Milyarlarca galaksinin içinde trilyonlarca yıldızdan sadece biri olan Güneş’in yörüngesinde dönen bir gezegende yaşıyoruz; üstelik aynı doku, aynı kumaş ve aynı yaratıcılık hikâyesinin içerisinde.

Bugün biliyoruz ki evren, çok küçük bir parçacık olarak başlayıp zaman içinde galaksilere, yıldızlara, palmiyelere, pelikanlara, insanlara ve Bach’ın bestelerine dönüşen çok büyük bir enerji olayıdır.

  • Evren nasıl oluştu?
  • Peki ya yıldızlar?
  • Nereden geldik, bir maymundan ya da bir balıktan mı?
  • Yaşam nasıl beliriverdi?

Kitap bu ve bunun gibi basit birkaç sorunun yanıtını ararken nasıl bir mucize sonucunda bugüne geldiğimizi çarpıcı biçimde ortaya koyuyor.

  • Künye: Brian Thomas Swimme ve Mary Evelyn Tucker – Evrenin Yolculuğu: Kozmosun ve İnsanlığın Destansı Hikâyesi, çeviren: Eda Doğançay, Fol Kitap, bilim, 152 sayfa, 2021

Jeremy DeSilva – İlk Adımlar (2021)

Dik yürüyebilmek insanı gezegenin en büyüleyici ve aynı zamanda en tehlikeli tür haline getirdi.

Paleoantropolog Jeremy DeSilva, insan soyunun 7 milyon yıllık serüvenini izleyerek iki ayak üzerinde yürümemizin ne pahasına gerçekleştiğini ortaya koyuyor.

Bu çalışma, geçmişimizin hikâyesini ve insanın evrimine bakış açımızı değiştiren yeni keşifleri derinlemesine inceleyerek dik yürümenin bu gezegendeki tüm türlerin üzerinde yükselmemize nasıl yardımcı olduğunun çarpıcı bir şekilde gösteriyor.

Dört ayak yerine iki ayak üzerinde yürüyen, yani bipedal olan tek memeli insandır.

Bipedalizm, insanı gezegendeki en tehlikeli, büyüleyici ve baskın tür kılan, kısacası insanı insan yapan özelliğidir.

Hepimiz dik duran bireyler olmaya uğraşırız, eğilip bükülmeden yaşayanları onurlandırırız.

Birbirimizin izinden gider ve bir çocuğun attığı ilk adımları kutlarız.

Peki, ilk adımlarımızı tam olarak neden ve nasıl attık?

Ve ne pahasına?

‘İlk Adımlar’da DeSilva, okuru insan soyunun kökenlerine 7 milyon yıllık bir yolculuğa çıkararak dik yürümenin konuşmamızdan teknolojik becerilerimize kadar birçok niteliğimize açılan bir kapı olduğunu, dahası türümüzün şefkatli, empati sahibi ve fedakâr olmasının temelini atmış olabileceğini gösteriyor.

DeSilva, gelişim psikolojisi laboratuvarlarından, Afrika ve Avrasya’daki antik fosil alanlarına, iki ayak üzerinde yürüme maceramızı gözler önüne seriyor.

  • Künye: Jeremy DeSilva – İlk Adımlar: Dik Yürümek Bizi Nasıl İnsan Yaptı?, çeviren: İpek Kökeş, Nova Kitap, bilim, 396 sayfa, 2021