Isabel Wilkerson – Caste: Toplumda Kast Sistemi (2021)

Amerika’daki ırkçılığın korkunç toplumsal boyutları üzerine benzersiz bir inceleme.

Pulitzer ödüllü gazeteci ve yazar Isabel Wilkerson, Amerika’daki ırkçılığın tıpkı Hindistan ve Nazi Almanyası’ndaki gibi bir kast sistemi olduğunu ortaya koyuyor.

Bunu yaparken ırkçılığın kökenlerini derinlemesine irdeleyen Wilkerson, kast sisteminin sekiz dayanağını teker teker açıklayıp kastın hangi temeller üzerine inşa edildiğini inceliyor.

Wilkerson bunu yaparken de, Hindistan ve Nazi Almanya’sındaki kast sistemleriyle ne tür paralellikler olduğunu da ortaya koyuyor.

‘Caste’, çok katmanlı analizleri, gerçek insanların gerçek hikâyeleri, canlı, cesur ve çarpıcı anlatımıyla insanları yüzyıllardır bölen ve birbirinden uzaklaştıran bu sistemi ele alıyor.

Irkçılığın tarihi boyunca, aslında ne kadar az şeyin değiştiğini gözler önüne seriyor.

Kapsamlı şekilde araştırılmış, canlı hikâyelerle desteklenmiş ‘Toplumda Kast Sistemi’, okurlarını Amerikan hiyerarşisini ve tüm ülkeyi elinde tutan kast sistemini keşfetmeye davet ediyor.

  • Künye: Isabel Wilkerson – Caste: Toplumda Kast Sistemi, çeviren: Kerime Dalyan, The Kitap Yayınları, siyaset, 392 sayfa, 2021

Stephen Hawking – Zamanın Kısa Tarihi (2021)

Kozmolojinin karmaşıklığını duru şekilde açıklayan bir klasik.

Einstein’dan bu yana en büyük bilimsel deha olan Stephen Hawking’in ‘Zamanın Kısa Tarihi’, genişletilmiş 100. baskısına özel ciltli edisyonuyla raflarda.

Yaklaşık kırk dile çevrilen ve dünya üzerindeki her 750 kişiden birinin edindiği ‘Zamanın Kısa Tarihi’ çağımızın en büyük zihinlerinden biri olan Stephen Hawking’in önemli sorulara yanıt aradığı bir şaheser.

  • Evren nasıl başladı ve başlamasını olanaklı kılan şey neydi?
  • Zaman her daim ileri doğru mu akar?
  • Evrenin bir sonu ya da sınırı var mı?
  • Uzayda başka boyutlar var mı?
  • Her şey sona erdiğinde ne olacak?

Eldeki bu baskı, Hawking’in 2016 yılında kitabını son kez gözden geçirdiği ve bir Ek yazdığı genişletilmiş baskıdan Türkçeye kazandırılmış.

Hawking’in bu ekte de belirttiği gibi, evrenin başlangıcından 300.000 yıl sonrasını araştıran ve Hawking’in varlığını ileri sürdüğü uzayzaman dokusundaki kırışıklıkları tespit eden kozmik mikrodalga ardalan ışınımı uydularının (WMAP ve Planck) verileri ve LIGO deneyinin kütleçekim dalgalarını saptaması gibi yeni gelişmeler ışığında ‘Zamanın Kısa Tarihi’ güncelliğini koruyor.

  • Künye: Stephen Hawking – Zamanın Kısa Tarihi, çeviren: Mehmet Ata Arslan, Alfa Yayınları, bilim, 265 sayfa, 2021

Anne Dufourmantelle – Riske Övgü (2021)

Yaşamı riske atmak, hayata daha fazla alan açmaktır.

Fransız filozof ve psikanalist Anne Dufourmantelle zengin vaka örnekleriyle risk faktörünün özünde bireyi nasıl özgürleştirebildiğini gözler önüne seriyor.

“Hayat biz canlıların pervasızca aldığı bir risktir.” diyen Dufourmantelle’in bu usta işi eseri, tedbir ve güvenliğin temel değer kabul edildiği modern dünyada risk almaya bir övgü.

Dufourmantelle özenle ördüğü metninde felsefi düşünceyle bir psikanalist olarak biriktirdiği zengin vaka örneklerini harmanlayarak son derece özgün ve eleştirel bir dünya kuruyor.

Bağımlılık, dil, unutuş, aileyi terk etme, yalnızlık, kayıp, kaygı ve itaatsizlik gibi hayatımızın önemli bahislerine bakışımızı sarsacak sorular yöneltiyor.

Yazara göre risk dışımızdaki bir tehditten ziyade hayatın içinde bilinmedik bir alan açan, tutumlarımızı, varoluş tarzımızı belirleyen bir dönüşüm ânı, şimdide olma imkânı.

Artırılmış güvenlik önlemleri, sınır duvarları, tetiklenen kötü hatıralar ve sonu gelmez davalarla kendini gösteren bir çağda Dufourmantelle, “Yaşamı riske atmak, yani sahiden yaşamanın riskini almak ne demektir?” sorusunun peşinden gitmeyi öneriyor.

Dufourmantelle, pek çok çalışmaya imza atmış, değerli bir filozof ve psikanalistti.

2017’de iki çocuğun dalgalı denizde boğulmasına engel olmaya çalışırken hayatını kaybetti.

  • Künye: Anne Dufourmantelle – Riske Övgü, çeviren: Murat Erşen, Kolektif Kitap, felsefe, 238 sayfa, 2021

Franco “Bifo” Berardi – Sonun Fenomenolojisi (2021)

Pandemi, insan denen hayvanın yeryüzündeki sonunu getirebilir.

Franco “Bifo” Berardi, ancak radikal ekonomik eşitlik ve kültürel özgürlükle bu gelecek perspektifinden kurtulabileceğimizi belirtiyor.

Kapsamlı bir kuramsal temel ve düşünsel arka plana sahip ‘Sonun Fenomenolojisi’, Covid-19 pandemisinin gezegeni ve üzerinde yaşayan hepimizi cevapsız sorularla baş başa bırakan belirsizlik sürecinde olup bitenleri analiz ediyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Sonun fenomenolojisi. İyi de neyin sonu? Bu bize bağlı, bu sana bağlı.

Hiçbir politikanın gerçekleştiremediği ve bir virüsün paradoksal biçimde uçurumun kıyısında, aynı zamanda da kurtuluşun eşiğindeki insanlığın elini uzatınca tutacağı kadar yakınına getirdiği, iki yüzyıldır beklenen ve vaat edilen bir son: Paraya ve ücretli emeğe dayalı önyargıdan kurtuluş.

Bu koşulları sağlamayı beceremezsek, o zaman sözünü etmek durumunda kalacağımız son, insanlığın sonu olacak. Paylaşılan değer olarak, duyarlılık, zekâ ve anlayış olarak insanlığın, ama aynı zamanda tür olarak da insanlığın: İnsan denen hayvanın yeryüzündeki sonu.

Bu kez işin şakası yok: Dünyanın yarısındaki orman yangınları, buzulların erimesi, Afrika Boynuzu’nda görülen çekirge istilası, silahlanma yarışı, dünyanın birçok bölgesine geri gelen açlık ve bir sağlık terörü dönemini haber veren viral pandemi.

Bütün bunlar tek bir anlama geliyor: Yokoluş gündemde ve radikal ekonomik eşitliğin, kültürel özgürlüğün, hareketlerin yavaşlığı ile düşüncelerin hızı dışında bu gelecek perspektifinden çıkışın bir yolu yok.”

  • Künye: Franco “Bifo” Berardi  – Sonun Fenomenolojisi, çeviren: Bengi Oya, Mert Erarslan ve Serhan Ada, Everest Yayınları, siyaset, 256 sayfa, 2021

Richard Susskind – Yarının Hukukçuları (2021)

Türkiye’nin en büyük sorunların başında adalet gelir.

Richard Susskind, azimli hukukçuların adalet sistemini çağdaşlaştırabilmek için neler yapabileceğini anlatıyor.

‘Yarının Hukukçuları’, yeni hukuk düzenini tanıtan, hukuk alanında kariyer hedefleyenlere ve iş kurmak isteyenlere gerçekçi tavsiyelerde bulunmasıyla dikkat çekiyor.

Peki, azimli hukukçular için önümüzde ne tür ihtimaller var?

Susskind, gelecekte ortaya çıkabilecek mesleklere ve işverenlere dair tahminlerde bulunuyor ve müstakbel hukukçuları şimdiki ve gelecekteki işverenlerine sorabilecekleri etkili sorularla donatıyor.

Kitap, hızla değişen hukuk düzeninde yarışta kalmak isteyenler için geleceğin hukuk düzenine dair esaslı bir harita.

  • Künye: Richard Susskind – Yarının Hukukçuları: Mesleğin Geleceğine Bir Giriş, çeviren: Çağdaş Özcan, Lykeion Yayıncılık, hukuk, 207 sayfa, 2021

Tim Jackson – Büyümesiz Refah (2021)

Ekonomik büyüme, gelmiş geçmiş en şeytani göz boyama taktiklerinden.

Örneğin büyüme, her gün bir fincan kahve fiyatının yarısıyla geçinmeye çalışan 1 milyar insanın derdine hiçbir şekilde derman olmuyor.

Tim Jackson, bizi büyüme mitiyle hesaplaşmaya çağırıyor.

Geleneksel ekonominin büyümeye dair kalıplaşmış fikirlerine meydan okuyan çalışma, sürdürülebilirlik tartışmaları açısından çok önemli tezler içeriyor.

  • Bilindik anlamda büyüme gerçekten refah için kaçınılmaz ve vazgeçilmez mi?
  • Büyümenin sınırları nedir?
  • Büyümenin ötesine geçip yeni bir refah tasarlamak mümkün mü?
  • Büyümeden müreffeh olabilir miyiz?
  • Büyümeyi nasıl ölçüyoruz?
  • Tüketmeden büyümenin bir yolu var mı?
  • Sınırları olan sonlu bir dünya için, üretim-tüketim döngüsüne sıkışmış insanlık için yeni bir ekonomi tasarlayabilir miyiz?

Büyümeyi sorgulamaktan başka çaremiz olmadığını söyleyen Jackson, şöyle diyor:

“Büyüme miti bizi yarı yolda bıraktı. Her gün bir fincan kahve fiyatının yarısıyla geçinmeye çalışan 1 milyar insanı da. Yaşamak için muhtaç olduğumuz hassas ekolojik sistemi de. Özellikle, kendi diliyle, ekonomik istikrarı ve insanlara geçimini sağlama iddiasını da.”

Jackson, bize sonlu bir sistemin herhangi bir alt sisteminin sonsuz olamayacağı şeklindeki fizik kuralını isabetle hatırlatıyor.

Verdiği yanıtlarsa iklim krizi, eşitsizlik krizi, aşırı tüketim, politik krizlerle boğuşan dünya için bir kurtuluş vaadi taşıyor.

Büyüme odaklı iktisat kuramlarının niçin bir işe yaramadıklarını anlamak için bu kitabı muhakkak okumak gerekiyor.

‘Büyümesiz Refah’, düşük karbon salımı, sıfır yoksulluk ve hepimizin isteyip ihtiyaç duyduğu bir gezegen yaşamı için iktisat bilimi hakkında yeniden düşünmek zorunda olduğumuzu kanıtlayan, berrak ve önemli katkı.

  • Künye: Tim Jackson – Büyümesiz Refah, çeviren: Alpogan Sabri Erdoğan, İş Kültür Yayınları, iktisat, 256 sayfa, 2021

John Lenihan – Bilim İş Başında (2021)

İlk anatomi bilginleri katillerle işbirliği mi yapıyordu?

John Lenihan’ın bu eğlenceli ve aydınlatıcı kitabı, tıptan siyasete ve astronomiden matematiğe, bilim dünyasından pek çok sorunun yanıtını veriyor.

Kitapta yanıtı aranan bazı sorular şöyle:

  • Radyasyon ayaklarımızı büyütür mü?
  • Neden döşemenin içinden aşağı düşmüyoruz?
  • Uçmak için kuşları taklit etmek ne kadar mantıklıydı?
  • Edison’un bulmadığına pişman olduğu şey neydi?
  • Dünyanın manyetik alanı tersine çevrilebilir mi?
  • İlk trafik kuralını koyan ve de uymayanı idam eden Kral kimdi?
  • Pascal neden kumarbazların azizidir?
  • Anneler bebeklerini neden hep sol kolunda taşır?
  • Einstein esir kuramına nasıl son verdi?
  • Bin yıl önce petrolü hamamlarında kullanan Türk şehri hangisiydi?
  • Disko sağırlığı diye bir şey olabilir mi?
  • Atom bombasını İngilizler mi buldu?
  • Yanardağları merkezî ısınmada kullanabilir miyiz?
  • San Franciscolu hippiler neden muz kabuğu içiyordu?
  • Dawkins’in dediği gibi gerçekten de genler evrenin efendileri midir?

Lenihan’ın bu ve bunun gibi birçok sorunun yanıtını duru bir üslupla açıkladığı çalışması, bilim dünyasına keyifli bir giriş yapmak isteyen okurlara özellikle hitap ediyor.

  • Künye: John Lenihan – Bilim İş Başında: Bilimin Gündelik Hayattaki Tarihi, çeviren: Barış Bıçakçı, Fol Kitap, bilim, 328 sayfa, 2021

Kolektif – Post-Sinema (2021)

Dijital ve bilgisayar tabanlı medya dünyasında sinemanın rolü ve konumu nasıl değişti?

‘Post-Sinema’, 21. yüzyıl sinemasını teknolojik, politik, tarihsel ve ekolojik yönleriyle inceleyen çok iyi bir inceleme.

Yirminci yüzyılın baskın medyası olan sinema ve televizyon, kültürel duyarlılıklarımızı şekillendirdi ve yansıttı.

Peki, 21. yüzyılda neler oluyor?

Yeni dijital medya, yeni duyarlılıklar mı demek?

Yirminci yüzyıl sineması, dijital ve bilgisayar tabanlı medya tarafından “aşıldığında”, yani Fredric Jameson’ın “kültürel baskın” dediği şey olmaktan çıktığında, sinemanın rolü veya konumu nasıl değişti?

Shane Denson ve Julia Leyda’nın hazırladığı ’Post Sinema’, eleştirel bir tavırla bu sorulara odaklanıyor.

Kitap, başlangıç noktasını Steven Shaviro’nun “sinema sonrası duygulanım” kavramından alıyor.

Yeni eleştiriye kelime dağarcığı yaratma, yeni medya ekolojisiyle uzlaşma amacıyla bir dizi kilit düşünürün fikirlerini genişleten ve geliştiren bir çalışma.

Sinematik bir medya rejiminden sinema sonrası medya rejimine geçişin deneyimsel, teknolojik, politik, tarihsel ve ekolojik yönlerini inceleyerek, yeni zemini kırmanın temel sorularını araştırıyor; sinemanın ilk ve ikinci dönemi arasındaki sürekliliklerin yanı sıra kopuklukları da tartışıyor.

Estetik ve biçim soruları, değişen teknolojik ve endüstriyel uygulamalarla, çağdaş sermaye oluşumlarıyla, kimlik, sosyal eşitsizlik ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği gibi konulardaki kültürel kaygılarla örtüşüyor.

Dijitalleşmenin, öylece kabul edilen gelenekler üzerindeki etkisi de oyunda.

Aracılık, yasal ya da yasadışı yeni dağıtım biçimleri, türlere ve ayrı medya biçimlerine akademik ve eleştirel bağımlılık.

Kısacası değişen paradigma, bu kitapta 21. yüzyıl sinemasının kuramsallaştırılması amacıyla bütün yönleriyle mercek altına alınıyor.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar ise şöyle: Lev Monovich, Julia Leyda, Shane Denso, Steven Shaviro, Caetlin Benson-Allott, Francesco Casetti ve Selmin Kara.

  • Künye: Kolektif – Post-Sinema: 21. Yüzyıl Sinemasının Kuramsallaştırılması, editör: Julia Leyda ve Shane Denso, çeviren: Pınar Fontini, Nota Bene Yayınları, sinema, 240 sayfa, 2021

Merih Erol – Osmanlı İstanbul’unda Rum Ortodoks Musikisi (2021)

Osmanlı reform çağında İstanbullu Rum Ortodoks toplumunun müziği üzerine derinlemesine bir analiz.

Merih Erol’un harikulade çalışması, bu toplumun müzik tarihini, dini müziğin icra biçimini ve bu müziğin farklı kültürlerle nasıl iletişime geçtiğini araştırıyor.

Kırım Savaşı sonrasından imparatorluğun bundan önceki onyıllarına baktığımızda, birbirine bağlı birçok alanda yaşanan değişimin, örneğin Avrupa güçleriyle ilişkilerin, Osmanlı ekonomisinin dünya pazarlarına eklemlenmesinin, modernleşen devlet aygıtının ve idari alanda yürürlüğe konulan prensiplerin tamamıyla bir kırılma değilse de yeni bir dönem başlattığını görürüz.

Bir taraftan sultan ve tebaası arasındaki ilişkinin yeniden kurulduğu, diğer taraftan Batılı düşünüş ve yaşam biçimlerinin imparatorluğun orta sınıflarını etkilediği bu ortamda, Osmanlı gayrimüslim milletleri kendi etnik kimlikleriyle Osmanlı kimliğini çatışmasız bir arada taşıyabileceklerini tasavvur etmeye ve eşit haklara sahip olacakları umudunu taşımaya başladılar.

Avrupa’da ve Balkanlar’da gördüğümüz ulus olma süreçlerine benzer şekilde Osmanlı Rum Ortodoksları, başta bu toplumun liderleri ve okuryazarları geçmişin katmanlarını yeniden yorumlayarak tarihi, dili ve nihayet müziği eşsiz bir mirasın yapıtaşları olarak yücelttiler.

‘Osmanlı İstanbul’unda Rum Ortodoks Musikisi’, İstanbullu Rum Ortodoks toplumunun, yaşadığı çok kültürlü yapının içinde “kendi”sinin ve “ötekiler”in müzik gelenekleri üzerine fikir beyan ettiği ve müziği bir mücadele alanına dönüştürdüğü süreçleri anlatıyor.

İstanbullu Rum Ortodoksların oluşturduğu müzik komisyonları, müzik cemiyetleri, dergiler ve gazeteler etnik ve dini kimliğin merkezine konulan müziği ve onun tarihini irdeliyor, dini müziğin icra biçimini tartışıyor ve farklı kültürlerle bir arada yaşamaktan dolayı biriken tarihin tozunu silerek, saf ve katıksız bir müziğin idealini kuruyorlardı.

Bu kitabın konusu olan Osmanlı Rumları ve onların torunları yirminci yüzyılın çeşitli olayları ve alınan kararlar sonucunda, nüfusu epeyce azalmış olan İstanbul Rumları dışında, Anadolu coğrafyasındaki tarihsel sürekliliklerini yitirdiler.

Kitaptaki seslerin, yaşam alanlarının ve kültürlerin kesişimlerinin, etnik ve dinsel homojenliğe dayalı kimlik politikalarının yol açtığı büyük kayıpları hatırlatması umuduyla.

  • Künye: Merih Erol – Osmanlı İstanbul’unda Rum Ortodoks Musikisi: Reform Çağında Ulus ve Toplum, çeviren: Zülal Kılıç, Kitap Yayınevi, tarih, 312 sayfa, 2021

Natasha Lennard – Faşist Olmadan Yaşamak (2021)

Yeniden uyanan faşizm canavarıyla nasıl mücadele edebiliriz?

Natasha Lennard, 21. yüzyılda yeni maskelerle tekrar sahneye çıkan ve gündelik hayatımıza kadar sinmiş faşizmin maskesini indiriyor.

Ebedi faşizm”in en masum kisvelere bürünerek geri dönebileceğini söyleyen Umberto Eco’nun öngörüsünü tanık olduğumuz şeyler doğruluyor.

Geçtiğimiz yüzyılda kalmış, geçip gitmiş bir tarihsel olay kabul edilen faşizm, yirmi birinci yüzyılda yeni maskeleriyle tekrar sahnede ve hayatımızın en korunaklı sandığımız kısımlarına kadar sızmış durumda.

Bazen bireysel hak ve özgürlüklerimizi ihlal eden ve giderek yaygınlaşan otoriter devlet uygulamalarında, bazen de kâr hırsıyla doğayı talan eden ya da mahremiyetimizi ihlal ederek bizi “veri paketleri” haline getiren gözetim kapitalizminde tezahür ediyor.

Eco aynı zamanda, “hepimizin görevinin neo-faşizmlerin maskesini düşürmek ve dünyanın her yerinde her gün ortaya çıkan yeni biçimlerinden her birine dikkat çekmek” olduğunu söylüyordu.

Lennard, Esquire, New Inquiry gibi dergilerde yayımlanan siyasi analizlerinden oluşan bu kitapta tam da bunu yapıyor:

Gündelik hayatımıza kadar sinmiş neo-faşizmin maskesini indiriyor! Bazen “Kişisel olan politiktir” savından yola çıkarak göç, intihar, akıl hastalığı, norm dışı cinsellik gibi deneyimlerini merkeze alarak gündelik hayatımızdaki mikro faşizmleri incelerken, bazen de –kendisinin de dahil olduğu– daha makro olayları (çevreci hareketler, Trump’ın başkan seçilme süreci ya da “Black Lives Matters” gibi ırk ayrımı karşıtı ayaklanmalar) inceliyor.

Günümüzün en yakıcı toplumsal sorunlarını ele alan Lennard, şunun gibi bazı can alıcı sorular soruyor:

  • Beyaz ırkın üstünlüğünü savunmak ifade özgürlüğü müdür?
  • Neo-faşistlerle sadece “barışçıl” ve şiddet karşıtı protestolarla mücadele etmek mümkün mü?
  • Medyada neden daha ziyade siyahilerin cesetlerine maruz kalırız?

Yeniden uyanmakta olan faşizm canavarını ciddiye almazsak ve yeteri kadar mücadele etmezsek benzeri felaketleri tekrar yaşayabiliriz.

Bu yüzden, yazarın dediği gibi: “Bu kitap, daha iyi mücadele araçları için bir çağrıdır.”

  • Künye: Natasha Lennard – Faşist Olmadan Yaşamak, çeviren: Biray Anıl Birer, The Kitap Yayınları, siyaset, 144 sayfa, 2021