İsmail Tunalı – Grek Estetiği (2021)

Antik Yunan’da güzel ve iyinin aynılığı ne anlama geliyordu?

İsmail Tunalı’nın bu özenli çalışması, Aristoteles, Platon ve Plotinos’un estetik teorilerine tarihsel bir giriş sunuyor.

“İnsanın salt güzellikle karşı karşıya geldiği an yok mu sevgili Sokrates, işte yalnız o an için insan hayatı yaşanmaya değer.” -Diotima

Yalnızca bilgi felsefesi ve etik değil, estetiğin kurucu isimleri de Antik Yunan filozoflarıdır.

Aristoteles, Platon ve Plotinos’un güzellik teorilerini sunan bu kitap ise, estetiğe tarihsel bir giriş sunmasıyla çok önemli.

  • Güzel nedir?
  • Platon’da ‘kendiliğinden güzel’ olan ile ‘tek tek güzeller’ arasındaki fark nedir?
  • Taklit ve yaratım olarak sanat ne anlama gelir?
  • Aristoteles ve Platon poetikasında sanat ve devlet ilişkisi nasıl konumlandırılır?
  • Plotinos’un ruh teorisi bağlamında güzel nedir?
  • Orantı ve simetriye sahip olmayan mıdır çirkin, yoksa tanrısal akıldan pay almamış olan mı?

Tüm bu sorularla beraber bu kitap, Herakleitos, Pythagorasçılar ve Ksenophon’un estetik anlayışına dair birçok değiniyi ve temel metinlerden seçkileri içeriyor.

  • Künye: İsmail Tunalı – Grek Estetiği: Güzellik ve Sanat Felsefesi, Fol Kitap, sanat, 192 sayfa, 2021

Luce Irigaray – Başlangıçta Kadın Vardı (2021)

Antik Yunan düşüncesinden itibaren kadın muazzam bir unutuluşa terk edildi.

Filozof, psikanalist ve dilbilimci Luce Irigaray, bir nevi bu unutuluşun arkeolojisini yaparak erkeğin kamusal alanın efendisi olduktan sonra, kadının aleyhine dili ve düşünceyi nasıl sahiplendiğini ortaya koyuyor.

Irigaray bu kitabında dil ve söylem bağlamında Antik Yunan ustalarından günümüze dek kadının unutuluşunu ele alıyor.

Başlangıçta hakikate ilham veren dişi iken, ‘usta’ bunu gizli tutar.

Böylece dilin evi, bir tür mezara dönüşür.

Beslendiği Tanrıçayı, doğayı, kadını unutan erkeğin oluşturduğu ‘bilgelik’ söylemi, insanlığın sürgün edilişi hâline gelir.

Erkek dille yeni bir ev kurar.

Ama orada kim ikamet edecek?

Kelimeler, hakikatleri ve gizemleri onları terk etmiştir.

Dil artık şeyleri tek yönlü olarak sahiplenmenin, ‘erkek, elde eder’ düşüncesinden hareketle onlar üzerinde hâkimiyet kurmanın bir aracından başka bir şey değildir.

Erkek, kamusal alanın efendisi hâline gelir ve yeni bir dünya yaratır; yani Batı’yı.

  • Batı kültürü neden Yunanistan’la başlamak zorunda?
  • Yunanlarla başlayacak olan nedir?
  • Acaba sürgünü, yolculuğu, evden uzaklaşmayı ifade eden, erkeğin ortaya çıkışı olabilir mi?
  • Bu bütün kültürler için geçerli midir?
  • Bilmek kendinden uzaklaşmayı mı gerektirir?

Tüm bu sorularla beraber bu kitap, okuru, Batı geleneği ve Antik Yunan düşüncesine yeni bir açıdan bakmaya, kendiyle yakınlık kurmaya davet ediyor.

  • Künye: Luce Irigaray – Başlangıçta Kadın Vardı, çeviren: İlknur Özallı ve Melike Odabaş, Fol Kitap, felsefe, 152 sayfa, 2021

Simon Kyaga – Yaratıcılık ve Akıl Hastalığı (2021)

Hep söylendiği gibi, deha ile delilik arasında bir ilişki var mı?

Simon Kyaga’nın bir milyonu aşkın insanı içeren eldeki araştırması, bu soruya alabileceğimiz en sağlam ve güncel yanıtları barındırıyor.

Aristoteles ‘Problemata’da, şöyle sormuştu:

“Felsefede, siyasette, şiirde veya sanatta üstün olan kişilerin açıkça melankolik olması ve bazılarının kara safradan kaynaklanan hastalıklardan aşırı derecede mustarip olması acaba nedendir?”

Delilik ile deha arasında gerçekten ince bir çizgi var mıdır?

Çoğumuz buna inanmaya meyilli olsak da tarih bilimi bu görüşün çürütüldüğü fikirlerle dolu.

Son zamanlarda yaratıcılık ve yaratıcılıkla akıl hastalığı arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmalarda artış söz konusu.

‘Yaratıcılık ve Akıl Hastalığı’ da, bu eski fikir hakkındaki mevcut bilgilere kapsamlı bir inceleme sağlıyor ve yeni deneysel bulguları sunuyor.

Şimdi, Aristoteles’in melankoli ile büyük başarılar arasında var olduğunu iddia ettiği korelasyonun doğru olduğu sonucuna kesin olarak varabilir miyiz?

Burada sunulan ve bir milyonu aşkın insanı içeren yeni araştırma bu tartışmaya bir son vermeyi ve aynı zamanda bulgularının sonuçları hakkında yeni tartışmalara kapı açmayı amaçlıyor.

  • Künye: Simon Kyaga – Yaratıcılık ve Akıl Hastalığı: Mevzubahis Deli Deha, çeviren: Arlet İncidüzen, Ayrıntı Yayınları, bilim, 256 sayfa, 2021

Padovalı Marsiglio – Seküler Yönetim Üzerine Yazılar (2021)

Laiklik, kabaca din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması değil, ifade özgürlüğü, ilerleme ve demokrasiyle birebir ilişkilidir.

Bu gerçeği henüz Orta Çağ’da keşfetmiş Padovalı Marsiglio’nun bu klasik yapıtı, daha sonraki yüzyıllarda ortaya çıkacak olan seküler yönetim tarzının temel taşlarını oluşturdu.

Orta Çağ Avrupası’nın önemli fikir adamlarından biri olan Padovalı Marsiglio’nun kaleme aldığı Seküler Yönetim Üzerine Yazılar isimli bu eser, yazıldığı dönemde dinî otorite ile siyasi otorite arasındaki iktidar mücadelesinin detaylarını ortaya koyarken yazarın tercihini siyasi otoriteden yana kullandığını gözler önüne sermektedir. Yazar, bu tercihini gerekçelendirirken de oldukça detaylı bir şekilde dünyevi otoritenin gerekliliği ve üstünlüğünden bahsetmektedir.

Kitap, ‘Defensor Minor’ ve ‘De Translatione İmperii’ isimlerini taşıyan iki ayrı çalışmanın Cambridge University Press tarafından ‘Writings on the Empire’ adıyla bir araya getirilmesiyle meydana gelmiş.

Yazıldığı dönem için oldukça aşırı gibi görünen bu düşünceler daha sonraki yüzyıllarda ortaya çıkacak olan seküler yönetim tarzının temel taşlarını oluşturdu.

Bu eser, Batı siyaset düşüncesini derinden etkileyen klasik metinlerin başında gelir.

Orta Çağ’da Kilise ile İmparatorluklar arasındaki güç mücadelesinin siyasi ve toplumsal yaşam üzerindeki etkilerinden yola çıkarak imparatorlukların yanında yer alan ve bu pozisyonunu yazdığı eserlerle sağlamlaştıran önemli bir isimdir Padualı Marsiglio.

Bu çalışmasında da Orta Çağ Avrupası için oldukça dikkat çekici ve rahatsız edici bulunan dinin dünyevi olan üzerindeki etkisinin azaltılması fikrini ortaya atmış ve detaylandırarak savunmuş.

Padualı Marsiglio’nun, imparatorluklar ile Papalık kuruşu arasındaki çekişmelerin yaşandığı bir dönemde, imparatorlukların haklı olduğunu ortaya koymak için kaleme aldığı metinleri, ilerleyen dönemlerde çizgileri netleşen laik yönetim anlayışının çerçevesini de çizdi.

Kitaptan bir alıntı:

“Ayrıca dünya hayatında mücbir yasalar oluşturma veya vaz etme veya bir şeyi yapma veya terk etme adına dünya hayatındaki insanları sıkıştırarak, bu yasalar doğrultusunda canlara veya mallara verilen ceza vasıtasıyla mücbir yargılamada bulunma otoritesi veya yetkisi, toplu veya müstakil olmaları fark etmeksizin, hiçbir piskoposa veya presbitere, ne de onlardan oluşan münferit bir meclise de ait değildir.”

  • Künye: Padovalı Marsiglio – Seküler Yönetim Üzerine Yazılar, çeviren: İbrahim Gezer, Timaş Yayınları, siyaset, 144 sayfa, 2021

Nancy Chodorow – Anneliğin Yeniden Üretimi (2021)

‘Anneliğin Yeniden Üretimi’, yirmi yılı aşkın süre önce yayınlanmasına rağmen toplumsal cinsiyetin sosyolojisi üzerine eskimeyen bir inceleme.

Tanınmış feminist sosyolog, psikanalist ve eğitimci Nancy Chodorow, içruhsal ve özneler arası bağlamda anneliğin yeniden üretimini irdeliyor.

Kitabın en önemli katkısı, dişil gelişimin önemli yönlerini ve dişil ruhun dinamiklerini çok yönlü bir şekilde gözler önüne sermesi.

Özellikle, anne-kız ilişkisi ve kadınların, bu ilişkiyi dâhilen yeniden ve nasıl ürettikleri bunlardan en başta geleni.

‘Anneliğin Yeniden Üretimi’, birçok kadın için annelik kimliğinin gücü ve gelişimsel anlamdaki merkeziliği, anne-kız ilişkisinin psikolojik önemi ve daha genel anlamda anne-çocuk dünyaları üzerine muazzam bir çalışma.

  • Künye: Nancy J. Chodorow – Anneliğin Yeniden Üretimi: Psikanaliz ve Toplumsal Cinsiyetin Sosyolojisi, çeviren: Damla Tanar Tatar, Phoenix Yayınları, psikanaliz, 440 sayfa, 2021

Francesca Rigotti – Küçük Şeylerin Felsefesi (2021)

Hayatımız ve dünya üzerine daha ince şeyler üzerine düşünmemiz kesinlikle pandemiyle çok ilişkili.

Francesca Rigotti’nin, ev işleri, gündelik uğraşlar, el sanatları ve zanaatın başrolünde olduğu bu kitabı, küçük şeylerin barındırdığı bilgeliğin izini sürüyor.

Büyük şeylerin ve yüce ideallerin yol gösterici olmaktan çıktığı zamanımızda küçük ve sıradan şeyler bize ne öğretebilir?

İtalyan felsefeci Rigotti ‘Küçük Şeylerin Felsefesi’nde eşyalarla, nesnelerle, gündelik pratiklerle ilişkimizi özel bir felsefi yaklaşımla ele alıyor; kavramlar, argümanlar, çözümlemeler kadar metaforlar, imgeler, gündelik dil de bu yaklaşımın temel unsurları.

Rigotti minimalizmin “az çoktur” ve “küçük güzeldir” sloganlarından hareketle büyük yerine küçük, majör yerine minör, yüce yerine güzel, sert yerine yumuşak, katı yerine akışkan, eril yerine dişilden yana konumlanıyor.

Ev işleri, gündelik uğraşlar, sıradan nesneler, el sanatları ve zanaat Rigotti’nin “küçük felsefesi”nin başrollerinde.

Rigotti’ye göre felsefenin işi sadece büyük düşünce sistemleriyle, etik ve siyasal meselelerle, epik ve tarihsel olaylarla uğraşmak değil sıradan gerçeklikle, gündelik deneyimlerle, emek ürünü şeylerle de ilgilenmek.

Hatta ancak şeyler, nesneler ve canlılarla yakından ilgilendiğimiz ve rutin işlere özen gösterdiğimiz takdirde iyilik, güzellik ve adalet üstüne düşünme becerilerimizin fiilen geliştiğini belirtiyor.

  • Künye: Francesca Rigotti – Küçük Şeylerin Felsefesi, çeviren: Meryem Mine Çilingiroğlu, Notos Kitap, felsefe, 132 sayfa, 2021

Joe Pera – Bir Sığınak Olarak Tuvalet (2021)

Her tuvaletin olmazsa olmazı bir kitap.

Joe Pera’nın mizahi dili ve Joe Bennett’in eğlenceli illüstrasyonlarıyla zenginleşmiş bu çalışma, birazcık huzur bulmak için tuvalete kaçan herkesin vazgeçilmezi olacak.

  • Sessizlik anlarından nefret ediyor, herhangi bir sohbeti kibarca sonlandıramıyor ya da işe ara vermek zorunda kaldığında ne yapacağını bilemiyor musun?
  • Kalabalık bir bayram ziyaretinde “Bence biraz ara vermeliyiz” mesajı mı aldın?
  • Az evvel ücretsiz izne çıkarıldığını mı öğrendin?
  • Yoksa mesanen mi küçük?

Tüm bu nedenlerden ötürü sık sık tuvalete kaçıp nefes almak için klozete tünüyor ya da deterjanların üzerindeki yazıları okurken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsan bu kitap tam sana göre!

Mustarip olduğun sosyal kaygıyla başa çıkmaya çalışırken, rehber niteliğindeki bu çizgi roman tuvalet dışındaki dünyaya yeniden katılabilmen için sana yardımcı olacak.

‘Bir Sığınak Olarak Tuvalet’, dil ve uzunluk bakımından bir tuvalet molası süresinde bitirilebilecek, akıllı telefonla tuvalete girmeye son verecek ve en önemlisi bulunduğu tuvalette eline alan herkesi kaygılarından arındırabilecek bir çalışma.

  • Künye: Joe Pera – Bir Sığınak Olarak Tuvalet, illüstrasyon: Joe Bennett, çeviren: Erkam Evlice, Okuyan Us Yayınları, psikoloji, 116 sayfa, 2021

Kolektif – Topraktan Sofraya Sakarya Mutfağı (2021)

Sakarya özelinde yemek ve kültür arasındaki ilişkiye, bu ilişkiden doğan çeşitli etkileşimlere tarihsel bir perspektiften bakan dört dörtlük bir yemek antropolojisi.

Kitabın ilk bölümünde Arif Bilgin tarafından yazılan “Osmanlı Döneminde Adapazarı ve çevresinde Gıda Üretimi ve Tüketimi” başlıklı yazıda arşiv belgelerinden, defterlerden, seyyahların notlarından okuyoruz.

Örneğin Adapazarı’nın ilk patatesini, ilk kuşkonmazını, Sapanca Gölü etrafındaki karpuz ve kavun bostanlarını…

İkinci bölümde Suavi Aydın tarafından yazılan “Sakarya İli Kırsalının Kültürel Çeşitliliğine Dair Bir Envanter Çalışması: “Yetmiş İki Buçuk Millet Bir Arada” başlıklı yazıda, Sakarya Mutfağını şekillendiren göçlerin tarihini okuyoruz.

Osmanlı arşivinden, çeşitli derlemelerden faydalanarak desteklediği saha çalışmasından

Sakarya mutfağına biçim veren iskân tarihini öğreniyoruz.

Envanter çalışmasında ise güncel veriler ayrıntılı olarak listelenmiş durumda.

“Sakarya İli Damak Hafızası” başlıklı üçüncü bölümde ise, yeni kuşakların bugün belki hiç tadına varamayacağı yemekler, oturamayacağı sofralar sözlü tarih yöntemiyle aktarılıyor.

Yemek ve mutfak kültürünün bütün belirleyicilerle el ele, değişerek yaşamaya devam ettiğini gösteren örneklerle dolu olan bu çalışma, okurunu, “bereketli topraklar”da, insana bağlı, insanla gelişen, insan emeği ve sevgisiyle kurulmuş “bereketli sofralar”a buyur ediyor.

  • Künye: Kübra Sultan Yüzüncüyıl, Aynülhayat Uybadın, Arif Bilgin ve Suavi Aydın – Topraktan Sofraya Sakarya Mutfağı: Bir Yemek Antropolojisi, Yapı Kredi Yayınları, yemek, 600 saya, 2021

Rita Guibert – Yedi Ses (2021)

Harika haber:

Rita Guilbert’in Latin Amerika edebiyatının yedi dev yazar ve şairiyle yaptığı enfes söyleşiler, Celâl Üster çevirisiyle Türkçede.

Pablo Neruda, Julio Cortázar, Gabriel García Márquez, Jorge Luis Borges, Miguel Angel Asturias, Octavio Paz ve Guillermo Cabrera Infante, ‘Yedi Ses’te arz-ı endam ediyor.

Çalışma, bu büyük yazar ve şairin, en sakınmasız düşünceleri, eleştirileri, itirafları ve suçlamalarına yer veriyor ve yalnızca yaşama, dünyaya, insanlığa, edebiyata, dönemin edebî tartışmalarına değil, sosyalizme, kapitalizme, dönemin siyasal olaylarına da yedi ayrı bakış sunuyor.

Guibert, kendi deyişiyle bir bıkkınlıktan, “bir kıtanın bıkkınlığı”ndan doğan ‘Yedi Ses’te, edebiyatı köklü bir dönüşüme uğratan Latin Amerika’nın çıkardığı yedi büyük yazarla söyleşilerine yer veriyor.

Miguel Angel Asturias’ın Fransız meslektaşları üzerinden dünyaya seslendiği, “Artık siz bir oturun bakalım, şimdi biz size bir şeyler anlatacağız,” sözünden yola çıkan kitapta yedi ustanın yazarlığa, edebiyata ve dünyaya dair düşünceleri, bu büyük kıtanın tek bir renkten ibaret olmadığını ortaya koyuyor ve yazarları kişisel olarak besleyen iklimleri, kültürleri ve olayları da portrelerine detay olarak ekliyor.

‘Yedi Ses’, her bir kelimesini dinlemek isteyeceğiniz bir edebiyat şöleni.

  • Künye: Rita Guibert – Yedi Ses: Latin Amerikalı Yedi Yazarla Söyleşiler, çeviren: Celâl Üster, Can Yayınları, söyleşi, 560 sayfa, 2021

Susie Hodge – Mimarlığın Kısa Öyküsü (2021)

Mimarlığın uzun tarihindeki belli başlı dönüm noktaları neydi?

Susie Hodge, piramitlerden gökdelenlere mimarlık tarihinin 50 görkemli yapısını inceleyerek konuya giriş yapmak isteyenler için usta işi bir kitaba imza atmış.

Piramitlerden katedrallere, tapınaklardan gökdelenlere, metro istasyonlarına mimarlık tarihinin 50 önemli binasının incelemesini sunan kitap, “Binaları kim yaptı, yapımında hangi malzemeler ve teknikler kullanıldı?”, “Mimarlık nasıl gelişti, yeniliklere kimler katkıda bulundu ve bu yenilikler hangi coğrafyalarda, hangi kültürlerin etkisi altında gerçekleşti?” gibi soruların yanıtlarını arıyor.

Okurun, Antik Mısır’dan bugüne mimarlık tarihini rahatlıkla takip etmesini sağlayan tasarımıyla ‘Mimarlığın Kısa Öyküsü’nü, mimarlığın büyüleyici dünyasına hem aydınlatıcı hem de pratik bir giriş kitabı olarak öneririz.

  • Künye: Susie Hodge – Mimarlığın Kısa Öyküsü, çeviren: Ahmet Turan Köksal ve Zeynep Berru Köksal, Hep Kitap, mimarlık, 224 sayfa, 2021