Yervant Odyan – Lanetli Yıllar (2022)

Özünde bir halkın yok edilmesini amaç edinen 1915 tehcirinden çok az insan sağ kurtulabildi.

Bunlardan biri olan yazar ve gazeteci Yervant Odyan, bizzat tanık olduklarından hareketle, sürgünlerin yaşadıklarını kayda geçiyor.

1915’te Ermenilerin Halep, Musul ve Der Zor’a “zorunlu” sürgünü için çıkarılan ve “Tehcir Kanunu” olarak bilinen geçici kanun, esas olarak büyük bir halk kitlesinin imha kararıydı.

Halkın geri kalanı için olduğu gibi Ermeni entelektüeller için de bu dönem, tehcirin ilk günlerinden başlayarak büyük bir yıkımı ve pek çokları için kaçınılmaz ölümü getirdi.

Bu insanların sadece küçük bir kısmı çöllerden sağ kurtulabildi.

Ermenicenin Hagop Baronyan’la birlikte en ünlü hiciv yazarlarından biri olarak tanınan Odyan da sürgünü ve ölümün soğuk yüzünü görüp sağ kalanlar arasındaydı.

İstanbullu bir yazar, yayıncı ve gazeteci olan Odyan, soykırımın türlü aşamalarını bizzat, hem de üç buçuk yıl gibi uzun bir süre boyunca, tüm şiddetiyle deneyimlemiştir.

1919’da sürgünden döndükten sonra tefrika halinde yayımladığı ‘Lanetli Yıllar’, Ermeni halkının yaşadıklarına ve imha politikalarına birebir tanık olmuş bir yazarın, yalın, çıplak anlatısıdır.

Sürgün zulmünü Odyan’ın kendine has üslubu ve bakış açısıyla yansıtan bu çalışma, sunuş yazısında Krikor Beledian’ın da belirttiği üzere soykırım hatıratı yazınının çok önemli bir parçasıdır.

Sınırsız bir şiddet sarmalının ve katliamların karanlık gölgesi altında sürgünlerin yaşadıklarını anlattığı gibi, hayatta kalmak için türlü yöntemlere başvuranları, ölüme direnmenin yollarını, çoğu yozlaşmış resmi görevlilerin ve resmi kurumların tutumlarını, nihayetinde bütün yönleriyle şiddet ve katliam mekanizmasını mercek altına alıyor.

  • Künye: Yervant Odyan – Lanetli Yıllar: İstanbul’dan Der Zor’a Sürgün ve Geri Dönüş Hikâyem 1914-1919, çeviren: Sirvart Malhasyan ve Kevork Taşkıran, Aras Yayıncılık, anı, 384 sayfa, 2022

Max Weber – Borsa (2022)

‘Borsa’, Max Weber’in toplum ile iktisat arasındaki ilişkiye bakışını net olarak göstermesi açısından çok önemli.

Kitap, Alman toplumu içindeki sınıf çelişkilerine dair ipuçları vermesiyle de ayrıca dikkat çekiyor.

Weber bu metni, 20. yüzyılın eşiğinde, dünyada ticari küreselleşmenin zirvesine ulaştığı bir dönemde kaleme aldı.

Weber’e göre borsa bu ticari hareketliliği mümkün kılan en önemli araçlardan biridir.

Weber bir yandan sarih bir şekilde borsanın işlevlerini açıklarken diğer taraftan da borsaya dair soru işaretlerini gidermeye çalışır.

Metin Almanya’nın söz konusu dönemde dünya çapında bir iktisadi güç olma sancılarına ve aynı zamanda Alman toplumu içindeki sınıf çelişkilerine dair de ipuçları içerir.

Weber’in söz konusu hususlara dair yaptığı yorumlar onun toplum ile iktisat arasındaki ilişkiye bakışını net olarak gösterir.

Bu çerçevede ‘Borsa’yı, takip eden yıllarda Weber’i önemli bir sosyolog olarak sahneye çıkaracak diğer metinlerine temel teşkil eden çalışmalardan biri olarak okumak mümkün.

Fazıl Baş’ın kitabın ortaya çıkış bağlamına dair etraflı sunuş yazısı ile yayımlanan ‘Borsa’, Türkçedeki Weber literatürüne önemli bir katkı.

  • Künye: Max Weber – Borsa, çeviren: Gürkan Başay, Vakıfbank Kültür Yayınları, iktisat, 112 sayfa, 2022

Richard Sorabji – Benlik (2022)

Benlik, yalnızca bir bilinç akışından mı ibarettir?

Klasik dönem Yunan düşüncesinin yanı sıra Batı ve Doğu felsefelerinden yararlanan Richard Sorabji, ‘Benlik’te bireysel benlik denen şeyin gerçekten var olup olmadığı sorusuna ek olarak “benlik” denen şeyin yalnızca bir bilinç akışından mı ibaret olduğu sorusuna yanıt arıyor.

Sorabji’ye göre benlik, yeri tam saptanamayan bir ruh veya ego değil, varlığı apaçık görülebilen bedenlenmiş bir bireydir.

Dolayısıyla ona göre “benlik” salt bir bilinç akışından farklı olarak, yalnızca bir bilince değil, aynı zamanda bir bedene sahip olan bir entitedir.

Sorabji, kitapta “benlik” fikrinin tarihsel izini sürmekle birlikte, benliğe ilişkin bu fikirlerin yaşam ve ölüm tasavvurları üzerindeki etkilerini de inceliyor ve okura şu soruları sormaktadır:

Ölümden korkmalı mıyız?

Bireyselliğimiz yaşama şeklimizi ne şekilde etkilemelidir?

Sorabji, ‘Benlik’te, Doğu’dan ve Batı’dan çeşitli felsefe okullarının benliğe ilişkin görüşlerini yetkin bir şekilde özetlemek suretiyle okura, gelecekteki felsefi tartışmaların ön saflarında yer alacak bir konu olarak “benlik” ile ilgili yeni ufuklar sunuyor.

  • Künye: Richard Sorabji – Benlik: Bireysellik, Yaşam ve Ölüme Dair Antik ve Modern Görüşlerler, çeviren: Burcu Bora, Albaraka Yayınları, felsefe, 524 sayfa, 2022

Kolektif – Tıp Kitabı (2022)

Tıp tarihindeki önemli kilometre taşları hakkında aydınlanmak için bu kitap harika bir vesile.

Farklı yazarların katkıda bulunduğu çalışma, kapsamıyla da görsel zenginliğiyle de cezbedici.

  • Hastalıklar nasıl teşhis edilir?
  • Kanser nedir?
  • Bazı pandemiler neden bu kadar ölümcüldür?

Bu kitap günümüzdeki tıp anlayışına şekil veren ve sağlığımızı korumamıza katkıda bulunan önemli buluş ve keşifleri açıklayarak bu soruları ve daha fazlasını yanıtlıyor.

Sade bir dilde kaleme alınan ‘Tıp Kitabı’ tıp tarihindeki önemli kilometre taşlarını ortaya koyuyor, zekice görsellerle konulara açıklık getiriyor ve karmaşık kavramları şekillerle daha anlaşılır kılıyor.

İster tıp öğrencisi, ister sağlık çalışanı, ister tıpla ilgilenen bir okur olun, her okurun bu kitapta ilgisini çekecek pek çok şey bulunuyor.

  • Künye: Kolektif – Tıp Kitabı, çeviren: Tufan Göbekçin, Alfa Yayınları, tıp, 336 sayfa, 2022

Antonio Damasio – Şeylerin Tuhaf Düzeni (2022)

Antonio Damasio’dan, insanoğlunun kökeni ve kaynağı üzerine derinlemesine bir sorgulama.

‘Şeylerin Tuhaf Düzeni’, insanın hayatta kalmasını sağlayan ve tüm yaşamın gelişip serpilmesine olanak tanıyan dinamik dengeye -homeostaza- dair çığır açıcı bir araştırma olarak okunmalı.

Bizler; biyolojik, psikolojik ve hatta sosyal olarak tek hücreli canlılardan başlayan uzun bir soydan geliyoruz.

Damasio da, zihinlerimiz ve kültürlerimizin görünmez bir iplikle antik tek hücreli varoluşun yolları ve araçlarına bağlı olduğunu gösteriyor.

‘Şeylerin Tuhaf Düzeni’; yaşam, duygu ve kültürün kökenlerini anlamanın yeni bir yolunu sunan, ayrıca sosyal ve biyolojik bilimleri de kapsayan kilometre taşı niteliğinde bir çalışma.

  • Künye: Antonio Damasio – Şeylerin Tuhaf Düzeni: Yaşam, Hisler ve Kültürlerin Doğuşu, ODTÜ Yayıncılık, inceleme, 356 sayfa, 2022

Burcu Pelvanoğlu – Bir Üretim Mekânı Olarak: Beyoğlu Düşerse (2022)

Beyoğlu, bir kültür ve sanat merkezinden lümpen bir tüketim merkezine dönüşmüş durumda.

Burcu Pelvanoğlu’nun bu enfes çalışması ise, bu kadim bölge üzerinden kaybettiklerimizin kapsamlı bir saptamasını yapıyor.

Yüzyıllardır zamanın ötesinde ve alternatif bir kültürel canlılığın temsili olan Beyoğlu, modernleşme tarihi boyunca muktedirler tarafından geleneğin karşısına konumlandırılmıştır.

Sanat ve edebiyat camiasının uğrak mekânlarına odaklanmayı ve buralardaki ilişkiler üzerinden “kaybettiklerimiz”i saptamayı bu bağlamda hedefleyen Pelvanoğlu, karşılaştırmalı bir Beyoğlu kroniği kaleme alıyor.

Modernizm paradigması çerçevesinde “Tanzimat’tan 6-7 Eylül’e” ve “6-7 Eylül’den Günümüze” olmak üzere iki ana başlığa ayırdığı Beyoğlu’nun aldığı üçüncü kültürel virajı da gözden kaçırmadan; sermayenin eldeğişimi çerçevesinde 2010’lar itibarıyla bütünüyle çehre değiştiren yeni Türkiye-yeni Beyoğlu’na dair gözlemlerine de yer veriyor.

Kaçınılmaz olarak bir düşman yaratmaktan beslenen fakat nihayetinde başka bir forma bürünen eklektik milliyetçi düşüncenin gelişiminden, yerellik-evrensellik tartışmalarından, sermaye ve kâr odaklarının rantabilite hesaplarından nasibini alan kültür-sanat merkezi Beyoğlu’nun aldığı her göç dalgasıyla yeniden şekillenen demografik yapısının kırılganlığını, modernlik karşıtı kurucu nostaljinin tuzaklarına düşmeksizin vurguluyor.

Taksim Bahçesi’nden Gardenbar’a, Narmanlı Han’dan Lebon’a, Cumhuriyet Meyhanesi’nden Mısır Apartmanı’na, Maya Sanat Galerisi’nden AKM’ye ve nihayet Sefahathane’den Kemancı’ya, sayısız mekânın, anının ve tanıklığın ışığında bir kentsel hafıza temrini olarak okunacak bir kitap.

  • Künye: Burcu Pelvanoğlu – Bir Üretim Mekânı Olarak: Beyoğlu Düşerse, Sel Yayıncılık, kent çalışmaları, 394 sayfa, 2022

Kolektif – Psikanalizin Kara Kitabı (2022)

Günümüzde Fransa ve dünyanın en Freudyen ülkesi olan Arjantin dışında psikanaliz hemen her yerde kısmen marjinalize olmuş durumda.

Bu çerçevede psikanalizin “resmî tarihi” de ortaya çıkarılan yeni bulgular eşliğinde sorgulanıyor.

Birçok klinisyen, psikanalizin terapötik etkililiğinin oldukça düşük olduğunu savunuyor.

Psikanalizin bir felsefe olarak meşruiyeti de aynı şekilde giderek daha tartışılır hâle geldi.

Bu kitap, psikanalize (bir diğer ifade ile Freudyen psikolojiye) ilgi duyan herkes için erişilebilir ve içinde çeşitli görüşler barındıran, kapsamlı bir araştırma sunuyor.

Dünyanın en iyi psikanaliz uzmanları arasında yer alan kırk yazar, zamanı çoktan gelmiş bir tartışmayı başlatıyor: Freud yalan mı söyledi?

Psikanaliz gerçekten iyileştirir mi?

Ne olduğumuzu anlamanın en iyi yolu psikanaliz midir?

Bu ve benzeri daha birçok soru için bu kitap vazgeçilmez bir referans kaynağı olmaya aday.

  • Künye: Catherine Mayer, Mikkel Borch-Jacobsen, Jean Cottraux, Didier Pleux ve Jacques Van Rillaer – Psikanalizin Kara Kitabı, çeviren: Ece Ergin, Albaraka Yayınları, psikoloji, 526 sayfa, 2022

André Laks – Presokratik Felsefeye Giriş (2022)

Erken dönem Yunan felsefesi üzerine kısa fakat harikulade bir inceleme.

André Laks, dönemin önde gelen isimlerinin düşüncelerinin ayrıntılı bir resmini çekiyor.

Antik Yunan Felsefesi’nin önemli uzmanlarından Laks, bu kitabında, felsefe tarihi okumalarında yaygın kabul gören “Presokratik felsefe” dönemlendirmesini önde gelen figürlerinin felsefi yaklaşımları üzerinden tartışmaya açıyor.

“Presokratik felsefe”ye ve bu alanda üretilmiş düşünce birikimine dair ayrıntılı bir resim veren yazar ilgili literatüre dönüştürücü bir katkıda bulunuyor.

Yalnızca Presokratiklerden kalan metinlerden hareketle söz konusu dönem üzerine bir değerlendirmeyle kalmayıp aynı zamanda J. P. Vernant’ın tezlerinin Weberci bir eleştirisini ve Cassirer ile Gadamer’in felsefe tarihi görüşlerinin karşılaştırmalı bir okumasını sunan ‘Presokratik Felsefeye Giriş’ didaktik, kolaylaştırıcı bir giriş kitabının çok ötesinde, ufuk açıcı bir erken dönem Yunan felsefesi okuması.

Kitaptan bir alıntı:

“Presokratikler etrafında dönen tartışmaları anlamak için, genel kabule uyarak fakat (küçük harfle ve tireyle) “pre-sokratikler” denmesini önerdiğim ve böylece şekillenmesine katkıda bulundukları ama kendilerini bütünüyle kapsamayan tarihyazımı kategorisinden ayırt edilebilen, antik presokratiklere kadar gitmek kaçınılmazdır. Antik “pre-sokratikler”in su götürmez benzerlikleri onları modern Presokratiklerimizin doğal selefleri yapmışsa da özellikle birbiri ardına giriştikleri meselelerin doğası göz önüne alındığında, aralarındaki ayrımlar da bir o kadar önemlidir.”

  • Künye: André Laks – Presokratik Felsefeye Giriş, çeviren: İlhan Burak Tüzün, Vakıfbank Kültür Yayınları, felsefe, 144 sayfa, 2022

Harrod Buhner – Bitkilerin Gizli Öğretileri (2022)

“Doğa’nın bilgi sisteminde, büyük bir bilgelik şehri kurmaya yetecek kadar çok bina olduğunu da gördüm.”

Doğayla kuracağımız sağlıklı bağ, manevi açıdan bizi besler, dünyaya bakışımızı köklü biçimde dönüştürür.

Harrod Buhner bu kitabında, doğanın bilgisini, bitkilerin tıbbi kullanımları ve dünyayla daha derin bir ilişki içinde olmanın meziyetlerini anlatıyor.

Yazar burada, Doğa’nın mekanik bir yapısı olduğuna dair ısrarıyla tanımlanan, çok belirgin bir kavrama ve algı biçiminin içine gömülmüş Batı kültürünün karşısına, bütüncül, sezgisel ve derinlemesine algı olarak tanımlanabilecek başka bir düşünme ve duygulanma biçimine dayalı kadim bilgeliği koyuyor.

‘Bitkilerin Gizli Öğretileri’, bu kadim bilgi toplama biçiminin nasıl ortaya çıktığını ve hem genel hem de spesifik alanlarda nasıl kullanılabileceğini anlatıyor.

Buhner’e göre bu yöntem, bitkilerin tıbbi kullanımlarının keşfedilmesinden hasar görmüş bir organ sisteminin canlı gerçekliğine, çiftçilik faaliyetlerinden mantar miselleri ağaçlar arasındaki karşılıklı ilişkiye, balinaların zekâsından ekosistemlerin, her şeyin birbiriyle bağlantılı olduğu yapısına kadar her şeye uygulanabilir.

  • Künye: Harrod Buhner – Bitkilerin Gizli Öğretileri: Doğanın Doğrudan Algılanmasında Kalbin Zekâsı, çeviren: Özge Onan, Doğan Kitap, inceleme, 408 sayfa, 2022

Francis Rocard – Mars’a Yolculuk (2022)

Mars’a insan göndermek imkânsız gibi görünebilir; fakat bugün bu heyecan verici girişim adım adım hayata geçiriliyor

Francis Rocard bu kitabında, bu projenin ne aşamada olduğu hakkında bizi ayrıntılı şekilde bilgilendiriyor.

Otomatik sondalar sayesinde bir zamanlar Mars’ın yüzeyinde akarsular, dev volkanlar bulunduğunu ve gezegenin bir zamanlar korkunç bir iklim değişimine uğradığını biliyoruz.

Peki ama Mars’taki koşullar neden Dünya’dakine benzer koşullara evrilmedi?

Evrilse yaşama ev sahipliği yapar mıydı?

Bilinmez…

Peki ya bir zamanlar yaşama ev sahipliği yapmış mıydı?

Bu da gizemini koruyan bir konu…

Bilim insanları bir yandan bu ve buna benzer daha birçok soruya yanıt bulabilmek için kızıl gezegenden Dünya’ya numuneler getirirken, öte yandan, özel sektörün de enerjisini kullanarak bambaşka bir projeyi hayata geçirmeye çalışıyor: Günün birinde Mars’a insan göndermek.

Bu çok zor bir görev.

Bir iniş aracı tasarlamak, yolcuları radyasyondan korumak, iniş yerinde yeterli kaynaklar bulmak, hiç bitmeyecekmiş gibi gelecek uzun yolculuk sırasında insan psikolojisini yönetmek…

İmkânsız görünen bir proje şu anda adım adım hayata geçiriliyor.

Rocard uzayla ilgili bu hırslı ve eşi benzeri görülmemiş girişimin panoramasını gözler önüne seriyor.

  • Künye: Francis Rocard – Mars’a Yolculuk: Yüzyılın Misyonu, çeviren: Gülşah Ünal, Say Yayınları, bilim, 136 sayfa, 2022