Kolektif – Kadın Tarihi Nasıl Öğretilir? (2022)

“Kadınların bu kadar güçlü olması beni çok değerli hissettirdi. Mücadeleci tarafımın olduğunu unutmamama yardımcı oldu.”

Sekizinci sınıfa devam eden bir kız öğrenciye ait bu ifadeler, öncü Türk kadınlarını ve geçmişteki kadın deneyimlerini merkeze alan bir dizi öğretim uygulamasının ürünüdür.

Öğrencinin ifadeleri, kadın geçmişinin görünür kılındığı bir öğretim yaklaşımının toplumsal belleği yapılandırma ve tarihsel bilinç geliştirmedeki dönüştürücü rolünü ortaya koyar.

Kadınların içerilmediği bir tarih öğretimi, eksik ve eril merkezlidir.

Tarihin kadın aktörlerinin ve deneyimlerinin hatırlanmadığı toplumsal bir hafıza kaybına işaret eder.

Bu noktada, kadın tarihini öğretime nasıl entegre edebileceğimiz, üzerinde düşünülmeye değer bir konudur.

İşte bu kitap “Kadın tarihi nasıl öğretilir?” sorusunu merkeze alıyor ve kadın tarihi öğretimine yönelik çalışmalara bir kapı aralamayı hedefliyor.

Türk tarihi özelinde kadın geçmişine yönelik hazırlanmış materyal örneklerinden kesitler sunarak kadın tarihi, kadın çalışmaları ve tarih öğretimi alanlarındaki yöntem ve yaklaşımların birbirine eklemlendiği bir yapı iskelesi üzerinde kadın tarihi öğretiminin nasıl inşa edilebileceğine dair öneriler getiriyor.

Bu yolla kadın tarihi öğretiminin sürdürülebilir bir çalışma alanı olabilmesi için kuramsal temellerin oluşumuna katkı sunmayı hedefliyor.

  • Künye: Kolektif – Kadın Tarihi Nasıl Öğretilir?, derleyen: Gülçin Dilek, Yeni İnsan Yayınevi, kadın, 192 sayfa, 2022

Mustafa Metli – Mezopatamya’da Ekmek (2022)

  • Geçmişte insanlar ne tür ekmekler yapıyordu?
  • Geçmişteki buğday ve arpa günümüzden farklı mıydı?
  • Ekmeğin sofradaki, alışverişteki, yevmiyedeki, vergideki önemi neydi?
  • Mezopotamya Mitolojisi’nde ekmek ile yaratılış arasındaki ilişki nedir?
  • Atasözlerinde, deyimlerde, mektuplarda, ilahilerde Ekmeğin ne işi var?
  • Mezopotamya Mitolojisi’nden bize hangi âdetler miras kaldı?
  • Büyüde, şifada, tapınmada, matematikte, takvimde ekmek mi geçiyor?
  • Ekmek ile bira ilişkisi de neyin nesidir?
  • İnsanlar geçmişte nasıl besleniyor, ne tür yemekler yapıyordu?

Mustafa Metli, günümüzde yenmeli-yenmemeli tartışmasının merkezindeki, uğruna kavga edilen, yere düşse kaldırılan/öpülen, her daim kutsal görülen; ama bir o kadar da israf edilen, ekonominin onun üzerinden hesaplandığı, zor zamanlarda aslan ağzında olan, bölüşülen/bölüşülemeyen, her dönemde temel besin maddesi olmuş ekmeğin hikâyesinin izini geçmiş Mezopotamya medeniyetlerinde sürüyor.

Bunu da tarih, matematik, gastronomi, coğrafya, tarım, din, mitoloji, edebiyat gibi birçok farklı disiplinden yararlanarak yapıyor.

  • Künye: Mustafa Metli – Mezopatamya’da Ekmek: Üretim, Tüketim, Kültür ve İnanç, Kabalcı Yayınları, tarih, 440 sayfa, 2022

Hasan Aksakal – Huzursuz Modernite (2022)

Hasan Aksakal bu kitapta, Avrupa modernitesinin huzursuzluk, karamsarlık, anksiyete, yabancılaşma, yozlaşma, décadence ve çöküş söylemleri eşliğinde on dokuzuncu ve yirminci yüzyılın entelektüel, kültürel ve toplumsal tarihini inceliyor.

Sanayi Devrimi dönemindeki “moderniteden kaçış” arayışlarından II. Dünya Savaşı sırasında “modernitenin yıkılışı” söylemine dek Trans-Atlantik Avrupa’nın edebiyat, felsefe ve sanat Panthéon’unda gezinen Aksakal, romantizm, modernizm ve postmodernizmin muazzam birikimini değerlendiriyor.

‘Huzursuz Modernite’, Lord Byron, Heine, Dickens, Marx, Baudelaire, Schopenhauer, Nietzsche, Tönnies, Simmel, T. S. Eliot, Heidegger gibi isimlerle beraber oryantalizmden emperyalizme, Büyük Savaştan Büyük Depresyona, Nazizmden Soğuk Savaşa dek modernitenin huzursuzluğunu takip etmek isteyenler için karşı-modernite, karşı-estetik, karşı-kültür gibi kavramlardan yararlanan, zengin bir entelektüel ve kültürel tarih çalışması.

  • Künye: Hasan Aksakal – Huzursuz Modernite: Avrupa Entelektüel Tarihi Üzerine Makaleler, Beyoğlu Kitabevi, kültürel tarih, 264 sayfa, 2022

Carrie Hull – Cinsiyetin Ontolojisi (2022)

Kadın kıyafetleri giyen erkekler, ameliyatla erkek olan kadınlar, cinsiyeti doğduğunda atanan bebekler, ne erkek ne kadın bireyler, akışkan cinsiyetler ve başkaldıran, ele avuca sığmaz cinsel kimlikler:

Yirminci yüzyılın sonlarının cinsel devrimi, 21. yüzyılın başlarında bir ‘cinsiyet devrimini’ de beraberinde getirdi.

Bu devrimin başlattığı tartışma bitmek şöyle dursun, gittikçe alevleneceğe benziyor.

Biyolojik ve toplumsal cinsiyet arasında bir süredir yapılan ayrım bile biyolojik cinsiyetin ikili bir yapıdan ziyade bir ‘spektrum’ olduğu, cinsiyet kimliğinin ve dürtüsünün ‘doğal’ olmadığı, toplumda inşa edildiği anlayışı nedeniyle gün geçtikçe silikleşiyor.

İnsanlar artık cinsiyetlere, cinsiyetlerse eski kalıplara sığmıyor.

Sınırlar silikleştikçe genişleyen özgürlük, birsizliği de beraberinde getiriyor.

Peki, bu belirsizliğin önümüzdeki günlerde karşımıza çıkaracağı sorunlara ve sorulara karşı ne kadar hazırlıklıyız?

Alanında son yıllarda kaleme alınmış en kışkırtıcı eserlerden bir olan bu kitap, kutuplaşmanın adeta bir kural hâline geldiği bu ateşli tartışmanın tam orta yerinde cinsiyetin biyolojisine ve gerçekliğine yönelik güncel eleştirileri makul bir gözle değerlendirmenin mümkün olup olmadığı sorusuna bir yanıt arıyor.

Biyolojiden, psikolojiden, antropolojiden ve felsefeden örneklerle mevcut görüşlere alternatif, gerçekçi bir çerçeve öneriyor.

Kimliklerin çeşitliliğini kucaklarken biyolojik cinsiyet ile toplumsal cinsiyet arasında ve cinsellik ile davranış arasında zayıf da olsa bir ayrım gözetmenin felsefi ve bilimsel açıdan doğru olmanın yanı sıra neden siyasi açıdan makul bir tutum olacağını da gözler önüne seriyor.

  • Künye: Carrie Hull – Cinsiyetin Ontolojisi: Eleştirel ve Gerçekçi Bir Soruşturma, çeviren: Güliz Akçasoy, Fol Kitap, sosyoloji, 288 sayfa, 2022

Rosa Luxemburg – Herbaryum (2022)

Zürih’teki öğrenimi sırasında botanik derslerine katılan Rosa Luxemburg, 1913’ten itibaren ağaçlardan ve çalılardan yapraklar topladı ve bunları üzerine yapıştırdı.

Yanlarına Almanca ve Latince isimlerini yazdı, çiçeklenme aylarını, renk ve kokularını belirledi.

Çiçeklere olan sevgisi hayatı boyunca ona eşlik etmiştir.

Rosa Luxemburg bitki koleksiyonunu hapishane döneminde de sürdürdü.

Bunun sonucunda 17 ayrı kitapçıktan oluşan bir herbaryum ile jeolojik ve botanik notlar içeren bir kitapçık ortaya çıktı.

Koleksiyon, bir dizi tesadüfler sonucu 2009 yılında, karşı devrimi takip eden yıllarda kendini fesheden Polonya Birleşik İşçi Partisi (PVAP) Merkez Komite arşivinde bulundu.

‘Herbaryum’, Rosa Luxemburg’un öldürülmesinin ardından Mathilde Jacob ile Paul Levi’nin idaresi altında olan mirasın parçasıydı.

Ancak 30’lu yıllarda Paul Levi’nin yok edilme mekanizması çalışmaya başlamadan kaçabilen akrabalarının bagajında ABD’ye geldi.

O andan itibaren izler kayboluyor ve PVAP arşivinde yeniden ortaya çıkıyor.

Koleksiyonun orijinali Varşova Akt Nowych devlet arşivinde bulunuyor.

Rosa Luxemburg Vakfı, herbaryumu 2019 yılında kitaplaştırarak, ölümsüz devrimcinin bir eserini daha kalıcı hale getirdi.

İlk kez Türkçeye çevrilerek yayınlanması da bu kalıcı değerin yaygınlaştırılmasına bir katkı olacaktır.

  • Künye: Rosa Luxemburg – Herbaryum, çeviren: Murat Çakır, Ceylan Yayınları, botanik, 421 sayfa, 2022

Kolektif – İsyan Şiddet Yas (2022)

1990’lar Türkiye tarihi açısından da önemli bir referans noktası.

Bugünlerin şiddet ortamında ise neredeyse temel referans noktası: “90’lara mı dönüyoruz?” sorusu şimdilerde en çok sorulan sorulardan biri. öyle ki, 1970’leri bile toplumsal ve siyasal şiddet bakımından temel referans olmaktan çıkarmış durumda.

Artık şiddet, özellikle de devlet şiddeti denince ilk akla gelen 1990’lar.

Elbette herkesin zihninde tek bir 90’lar yok; farklı çevrelerde farklı farklı anlamlar kazanıyor bu on yıl.

Ana akım medyada toplumsal şiddete, devlet dilinde “terör” yıllarına, Kürtlerin hafızalarında baskı ve zulmün doruk noktasına, zorunlu göç, işkence ve gözaltında kayıplara, insanlık dışı bir şiddet ortamına referans oluşturuyor.

İslâmcı hareketin yükselişiyle görünür olan İrtica-Laiklik gerilimi ile merkez sağ partiler arasındaki çekişmeler; Aleviler, azınlıklar ve Ortadoğu’nun ahvali 90’ları belirgin kılan çizgiler/unsurlar olarak kitapta derinlemesine inceleniyor.

1990’lara hem devlet şiddeti hem de kitle seferberlikleri (mobilizasyonlar) açısından bakan elinizdeki kitap; bir yanda devlet şiddetinin bin bir yüzünü ortaya koyarken, diğer yanda kitlelerin baskıya karşı direnmek ve siyasal karar alma süreçlerine etki etmek için kullandığı eylem repertuarlarına dikkat çekiyor.

  • Künye: Kolektif – İsyan Şiddet Yas: 90’lar Türkiye’sine Bakmak, derleyen: Ayşen Uysal, Dipnot Yayınları, siyaset, 372 sayfa, 2022

Lian Penso Benbasat – Köklere Dönüş (2022)

Nesilden nesile aktarılmış yemek tarifleri ve hikâyeleri üzerine enfes bir çalışma.

Lian Penso Benbasat, kendi aile mutfağı dahil sayısız etnik grubun evindeki mutfağa girmekle kalmıyor, aynı zamanda yüz yıllık yiyecek-içecek markalarımızın bugüne aktarılmış mirasını da yeni nesil sahiplerinin dilinden aktarıyor.

Ağzımızı saran tatlar, kapıdan taşan kokular, içeriden gelen kızartma sesi, en sevdiğimiz reçelin kâsede parıldayan rengi, çıtır çıtır bir börek, lezzetlerin iç içe geçtiği sofralar…

Yemek, tüm duyulara birden hitap etmekle kalmıyor, insanları sofra başında birleştiriyor, hikâyeleri nesilden nesile taşıyor.

Bu yüzden kimi zaman çok sevdiğimiz bir aile üyesinin tarifini yaparken duygulanıyoruz, kimi zamansa ailenin genç üyelerine tarifleri aktaran biz oluyoruz.

Çünkü yemek aynı zamanda hatıraları, kimliğimizi ve kültürü yaşatmanın bir yolu, biliyoruz…

Benbasat da birbirinden kıymetli aile yadigârı tariflerin kaybolmaması için kayıt altına alınmasının gerektiğini fark ederek mutfağa girmiş, girmekle kalmayıp başkalarının mutfaklarına konuk olmuş bir yemek araştırmacısı.

Onun üç yıldır sürdürdüğü projesinin sonucunda topladığı bu değerli tarifler şimdi ‘Köklere Dönüş: Nesilden Nesile Geçen Yemekler’de bir araya geliyor, hem farklı nesiller hem de farklı kültürler arasında köprüler inşa ediyor.

Üstelik bu kitaptaki tüm tarifler evde yapılabilir, zira birbirinden ünlü şeflerden elinin lezzetiyle nam salanlara, herkes kendi evinde pişen, ailesinde nesilden nesile geçen reçeteleri paylaşıyor.

Girit’ten Antakya’ya, Mardin’den Kafkaslar’a bizi mutfak mutfak gezdiren; Türk, Rum, Çerkes, Yahudi, Arnavut, Ermeni, Süryani kültürü gibi bu ülkenin gastronomisinde iz bırakan birçok kültürün tarifini bir araya getiren ‘Köklere Dönüş’, hem yer verdiği aile hikâyeleri hem de insanın içine sıcaklık yayan tarifleriyle okurken size kalabalık bir aile sofrasını paylaşıyormuşsunuz gibi hissettirecek.

  • Künye: Lian Penso Benbasat – Köklere Dönüş: Nesilden Nesile Geçen Yemekler, Mundi Kitap, yemek, 120 sayfa, 2022

Scott Reynolds Nelson – Tahıl Okyanusları (2022)

İnsanları beslemediğiniz zaman uygarlığınızın ömrü kısa olur.

İmparatorlukların yükselişleri ve çöküşleri bazen bir buğday tanesinin hikâyesinde saklıdır.

‘Tahıl Okyanusları’nda tarihçi Scott Reynolds Nelson, tarihin şafağından Ukrayna’daki Odessa limanına kadar insanlığı besleyen tahılın öyküsünü anlatırken, ucuz Amerikan tahılının İç Savaş sonrasında dünya ticareti ve siyasetinde ABD’yi nasıl yükselttiğini, Birinci Dünya Savaşı’na ve Rus Devrimi’ne kadar 20. yüzyılın kritik tarihi dönemeçlerinde nasıl bir kilit rol oynadığını gösteriyor.

Atlas Okyanusu’nu geçerek Avrupa’nın büyük imparatorluklarının çöküşüne sebep olan ABD buğdayının peşinden, doyurucu bir tarih ortaya koyuyor, bugünün savaşlarını anlamaya yardımcı oluyor.

Nelson’ın ‘Tahıl Okyanusları’ kitabında ABD’nin Amerikan İç Savaşı’nın hemen ardından uluslararası buğday pazarını ele geçirmesinin devrimci sonuçlarını anlatmasını izliyoruz.

Kitap, on dokuzuncu yüzyılın sonlarında ve yirminci yüzyılın başlarında Amerika Birleşik Devletleri ve dünya hakkında bildiğinizi düşündüğümüz şeyler üzerine bizi yeniden düşünmeye davet ediyor.

  • Künye: Scott Reynolds Nelson – Tahıl Okyanusları: Amerika Buğdayı Dünyayı Nasıl Ele Geçirdi?, çeviren: Akın Emre Pilgir, Sia Kitap, tarım, 360 sayfa, 2022

Kolektif – Üniversitede Direniş ve Dayanışma (2022)

Son 20 yıldır üniversitelere yönelik kapsamlı ve kesintisiz bir saldırı söz konusu.

“Üniversitelerin dönüşümü” söylemiyle başlatılan ve üniversitelerin özerkliğini, akademik özgürlükleri ve demokratik işleyişi tümüyle yok etmeyi hedefleyen bu saldırı, etkisi toplumun tüm kesimlerine uzanan bir yıkım sürecini beraberinde getiriyor.

Tabii bu yıkıma direnen, bu süreçte hedef alınan kişi ve kurumlarla dayanışma içinde olan üniversite bileşenleri de hiç ama hiç eksik olmadı.

‘Üniversitede Direniş ve Dayanışma: Yıkım, Sömürü ve Sivil Ölüm Rejimine Karşı Durmak’ başlıklı bu kitap, son 20 yıl içerisinde üniversitelerde yaşananlara ve verilen mücadelelere ışık tutuyor.

Kitap, hem üniversitelilerin kolektif belleğine, hem de sürmekte olan özgür, özerk, demokratik üniversite mücadelesi bir katkı sunmayı hedefliyor.

Serdar M. Değirmencioğlu, Emine Sevim ve Cem Özatalay tarafından derlenen kitapta; akademik özgürlüklerin çiğnenmesine, kampüslerin talan edilmesine, sömürü ve güvencesizliğe, devlet eliyle işlenen insanlık suçlarına, baskı ve yıldırmaya, gözaltı ve tutuklamalara, entrika ve sivil ölüme karşı çıkan üniversitelilerin direnişleri ve sergiledikleri dayanışma pratikleri bizzat bu sürecin özneleri tarafından kaleme alınarak kayda geçiriliyor.

Ayrıca kitap yalnızca üniversiteleri ve üniversitelileri de ilgilendirmiyor.

Çünkü üniversitelere dönük müdahaleler Türkiye’deki neoliberalleşme ve otoriterleşme süreçlerinden bağımsız değil.

Üniversitelerin geleceğiyle Türkiye’nin geleceği arasında güçlü bir ilişki söz konusu.

Yazıların neredeyse tamamı bu ilişkiyi gözler önüne serecek biçimde kaleme alınmış.

Bu kitap, Türkiye’de üniversiteleri yıkıma uğratan politikaların tüm yurttaşların bugünü ve yarınını etkileyen toplumsal sonuçlarını da tartışmaya açılıyor.

Diğer yandan kitap, üniversitelerin “fil dişi kuleler” değil, toplumsal mücadele alanları olduğunu da gösteriyor.

Bu çerçevede, eski ve köklü üniversitelerde (Ankara, Boğaziçi, İstanbul, İstanbul Teknik, Ortadoğu Teknik Üniversitesi) ve görece yeni üniversitelerde (Akdeniz, Kocaeli, Mersin, Muğla Sıtkı Koçman, Munzur, Namık Kemal, Sinop Üniversitesi gibi) yaşananlar bizzat yaşayanlar tarafından aktarılıyor.

Kitapta aktarılan direniş ve dayanışma deneyimleri, özgür, özerk, demokratik üniversite mücadelesinin tüm üniversiteliler (öğrenciler, akademik kadro, idari kadro ve mezunlar) tarafından nasıl üstlenildiğini de gözler önüne seriyor.

  • Künye: Kolektif – Üniversitede Direniş ve Dayanışma: derleyen: Serdar M. Değirmencioğlu, Emine Sevim ve Cem Özatalay, Nota Bene Yayınları, siyaset, 448 sayfa, 2022

Michael W. Apple – Öğretmenler ve Metinler (2022)

Kitlesel eğitimin temel özellikleri yıllardır tartışılıyor.

Bu tartışmalar kimi zaman eğitimin devletle ilişkisi kimi zaman da ideoloji ile ilişkisine odaklanıyor.

Göz ardı edilenler arasında ise öğretmenler ve eğitimin ekonomi politiği geliyor.

Michael W. Apple ‘Öğretmenler ve Metinler’ kitabında, öğretmenlerin geçmişten bugüne nasıl kontrol altına alındığına, cinsiyete dayalı iş bölümündeki değişimlerle odaklanıyor.

Kontrolün aktörü olan egemen söylem, artık sadece ekonomik değil aynı zamanda toplumsal cinsiyet kavramlarıyla çevrelenmiştir.

Öğretmenlik bir “kadın işi” hâline gelmiştir.

Bu durum kadınların açık bir şekilde eşit olmayan muameleye maruz kaldığı diğer kadın emeği biçimleriyle de bağlantılıdır.

Apple’ın muhafazakâr restorasyon olarak tanımladığı egemen söylem aynı zamanda öğretmenlerin “metinlerle” kurduğu ilişkinin de belirleyicisidir.

Ders kitapları, öğretim programı ve raporlar gibi metinler özerk değildir. Metinlerden hem öğretmenlerin öğretim yöntemlerini hem de program için meşru kabul edilen bilgileri yeniden tanımlamak amacıyla çoğu muhafazakâr olan çeşitli gruplardan gelen baskılar ve ekonomik beklentiler mevcuttur.

Eğitim raporları ise teknik olarak baştan sorunlu olan verilerini, genellikle kötüye kullanmaktadırlar.

Rapor hazırlayıcıları, iş gücü piyasasına ve yüksek teknolojili işlerin geleceğine ilişkin yanlış bir görüşteler ve okullarda kalıcı değişiklikler yapmak için gerekli olabilecek şeyleri, büyük ölçüde basitleştirerek toplumsal eşitsizliğin artmasına katkı sunuyorlar.

Apple ise bu kitabında kitlesel eğitimin açmazlarını tarihsel olarak ortaya çıkartıyor ve bu sorunların çözümüne dair öneriler sunuyor.

  • Künye: Michael W. Apple – Öğretmenler ve Metinler: Eğitimde Toplumsal Cinsiyet, Sınıf ve İktidar İlişkileri, çeviren: Mediha Sarı ve Ece Yolcu, Yeni İnsan Yayınevi, eğitim, 264 sayfa, 2022