Jean-Paul Sartre – Yöntem Araştırmaları (2022)

‘Yöntem Araştırmaları’, varoluşçuluk felsefesi ile Marksizmi uzlaştırmaya girişen sıkı bir metin.

Varoluşçuluğun Marksizmi desteklediğini düşünen Jean-Paul Sartre, insanı Marksizm içinde yeniden tasavvur ediyor.

Savaş sonrası Avrupa düşünce dünyasında devrim yaratan Sartre’ın 1957 tarihli bu uzun denemesi, varoluşçuluk felsefesini Marksizmle uzlaştırma olasılıklarını sorguluyor.

Varoluşçuluğun, yaşadığı çağın egemen felsefesi olarak gördüğü Marksizmi destekleyen, bu düşüncenin pratik izdüşümlerinin kısıtladığı bireysel özgürlüklere tepki olarak gelişen bir ideoloji olduğunu belirten Sartre, tüm aykırılıklara rağmen bu iki düşünce biçiminin tutarlı ve uyumlu olduğunu öne sürüyor.

Daha sonra ‘Diyalektik Aklın Eleştirisi’ne öndeyiş olarak eklenecek bu deneme, Sartre’ın bir şekilde sunacağı Varoluşçu Marksizm düşüncesinin köşe taşı rolünü üstleniyor.

‘Yöntem Araştırmaları’, yirminci yüzyıl düşüncesinde kurulan önemli bir köprünün ilk ayağı.

Kitaptan bir alıntı:

“Bize göre mesele, sık sık ileri sürüldüğü gibi, “usdışı olana payını vermek” değil, tam tersine belirsizliği ve bilmemeyi en aza indirmek; Marksizmi üçüncü bir yol ya da idealist bir hümanizm adına yadsımak değil, insanı Marksizm içinde yeniden ortaya çıkarmaktır.”

  • Künye: Jean-Paul Sartre – Yöntem Araştırmaları, çeviren: Serdar Rifat Kırkoğlu, Can Yayınları, felsefe, 176 sayfa, 2022

James Watson, Kevin Davies ve Andrew Berry – DNA: Genetik Devriminin Öyküsü (2022)

DNA’nın keşfedilmesinde muazzam katkısı bulunan James Watson, bilim tarihine yön veren devrimci isimlerden.

Her şeyden önce harika bir bilim yazını olarak okunabilecek eldeki kapsamlı çalışma ise, DNA’nın yapısının keşfine uzanan olağanüstü yolculuğu adım adım izliyor.

Bundan neredeyse yetmiş yıl önce, o zamanlar sadece yirmi dört yaşında olan Watson, tarihin en büyük bilimsel araştırmalarından birinin gerçekleştirilmesine öncülük ederek, sonradan ekip arkadaşlarıyla “yaşamın sırrı” olarak nitelendirecekleri DNA’nın keşfine büyük katkı sağladı.

Bu keşifleri 1962 yılında Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’ne layık görüldü.

DNA, yaşama ve canlılığa dair tüm dogmaları bir kenara iterek, yaşamın sırrının kimyasal olduğunu gösteren modern genetiğin şekillenmesine önayak oldu ve insanlığı, on yıl kadar kısa bir sürede hayal dahi edilemeyecek bir yolculuğa çıkardı.

“Yaşamın sırrı” artık bir laboratuvarda, bir bilgisayar ekranında ya da elle tutulur, gözle görülür bir yerdeydi.

Bir bilim insanının doğanın harikalarına duyduğu hayranlık ve bir hümanistin derin sempatisiyle harmanlanan ‘DNA: Genetik Devriminin Öyküsü’, “benzerin benzerini doğurduğuna” ilişkin spekülatif söylemlerden Mendel’in kalıtımın temel yasalarını ortaya çıkarmasıyla başlayan ve DNA’nın yapısının çığır açan keşfiyle sonuçlanan moleküler araştırmaların ayrıntılarıyla aktarıldığı, genel okura hitap eden bir bilim tarihi anlatısı.

  • Künye: James D. Watson, Kevin Davies ve Andrew Berry – DNA: Genetik Devrimin Öyküsü, çeviren: Samet Öksüz, Say Yayınları, bilim, 504 sayfa, 2022

Lale Çolak – Çitlerin Olmadığı (2022)

Lale Çolak, 19 Aralık Katliamı esnasında Ümraniye Cezaevi’nde bulunan devrimcilerdendi.

Bu kitap, Açlık Grevi sonrasında ise Ölüm Orucu Direnişi’nin sıra neferlerinden Çolak’ın direnişin ayrıntılı bir kroniği olarak da okunabilecek metinlerini bir araya getiriyor.

Türkiye’de cezaevlerinin tarihi baskı ve zor kadar direnişlerin de tarihidir.

2000’de gerçekleşen 19 Aralık Katliamı ve Ölüm Orucu Direnişi bu iki dünyanın kıyasıya çarpıştığı, sonuçları ve etkileri bugüne dek uzanan belirleyici bir tarihsel kesit; Çolak ise insanca bir yaşam için bedenini ölüm olasılığının üzerine kararlılıkla süren onlarca devrimciden biri.

Kavgasının şehri İstanbul sokaklarını zihinsel yolculuklarla tabana kuvvet adımlayan, çiçeklerin kokusunu, gökkuşağının tüm renklerini sansürlenmiş sayfalara bezeyerek şehirden şehre ulaştıran, bilime, edebiyata, müziğe ama ille de şiire tutkun, yaşama ölesiye bağlı bu genç kadının mektupları, ceberrut zihniyetin neyden korktuğunun da cevabını veriyor.

İdeallerinden kuşku duymayan, kararlı, inatçı ama bir o kadar da neşeli, mavracı, öğrenmeye ve öğretmeye olan sonsuz merakıyla Çolak; fiziki koşullarının çok ötesinde, zamanları, duvarları, sınırları aşan, ‘Çitlerin Olmadığı’ bir dünya düşünün bitimsiz ufkunu yansıttığı satırlarıyla en karanlık zihinlerde dahi güneş açtırıyor.

Ümraniye Cezaevi’nde yaşadığı operasyonun ardından önce Açlık Grevi sonrasında ise Ölüm Orucu Direnişi’nin sıra neferlerinden Lale Çolak’ın neredeyse yaşamını yitirdiği güne kadar kaleme aldıkları, gündelik yaşamlarının detaylarıyla, andığı isimlerle, yaşamını, bazen de belleğini yitirenlerle aynı zamanda direnişin ayrıntılı bir kroniği niteliği taşıyor.

Hücrelere sokularak sesleri boğulmaya çalışılan “içeridekiler”, fiziki özgürlük yanılsamasıyla hücreleşmiş yaşamlarında boğulan “dışarıdakilere” yıllar sonra bile soluk aldırıyor.

  • Künye: Lale Çolak – Çitlerin Olmadığı: Bir Ölüm Orucu Direnişinin Güncesi, Sel Yayıncılık, siyaset, 280 sayfa, 2022

Mihail Frunze – Türkiye Anıları (2022)

Sovyet Devrimi’nin liderlerinden Mihail Frunze, 1921 yılında Sovyet Rus delegasyonunun başı olarak Ankara’ya gelmiş ve Mustafa Kemal Paşa ile görüşmüştü.

Frunze’nin Anadolu’ya dair özgün gözlemlerini barındıran bu kitap, dönem üzerine altın değerinde bir kaynak olmaya devam ediyor.

Bundan tam yüzyıl önce, uzun süren savaşlarla yıkıma uğramış, âdeta uçuruma sürüklenmiş ama büyük bir direnç gösterip ayağa kalkmış bir ülkenin o günkü koşullarıyla ilgili pek çok kaynak mevcut.

Bunlardan en önemlisi Frunze’nin ‘Türkiye Anıları’, bu hatıratın yazılışının 100. yılında yeniden okurların dikkatine sunuluyor.

Olağanüstü yetenekteki bir elçinin sıradışı Anadolu seyahati…

İlk sayfalardan itibaren şaşırtıcı bilgiler ve keskin gözlemlerle karşılaşırız.

Frunze’nin anlatımı yalındır ama sanki klasik Rus edebiyatının gerçekçiliği izlenircesine o ölçüde zengin motifler art arda sıralanır.

Öncelikle yoksulluğu iliklerine kadar tecrübe etmiş bir halkın psikolojisi ve içinde bulunduğu ortam çok iyi yansıtılır.

Frunze karşılaştığı kişilerden, köylülerden, resmî görevlilerden mükemmele yakın tahliller çıkarır ki, bunların arasında her türlü imkânsızlıklara rağmen kendisini iyi yetiştirmiş idealist insanlar da vardır.

Öte taraftan Frunze, Türkiye’nin idari yapısını ve bürokrasisini ayrıntılarıyla etüt eder.

Siyasi ortamdaki derin kırılmaları gösterir ve ülkenin o zamandan beri süregelen ikiye bölünmüşlüğünün altını özellikle çizer.

Sovyet Devrimi’nin önderlerinden Frunze, Türkiye tarihi açısından sembolik değerini her zaman korumuştur.

Onun Anadolu insanına dostane yaklaşımı büyük bir sempati toplamıştır.

Taksim’deki Cumhuriyet Anıtı’nda Atatürk’ün heykeli arkasındaki siluetiyle Frunze’nin hatırası, bugün hâlâ yaşamaya devam ediyor.

  • Künye: Mihail Frunze – Türkiye Anıları, çeviren: Ahmet Ekeş, Doğu Batı Yayınları, anı, 142 sayfa, 2022

Alice Calaprice, Daniel Kennefick ve Robert Schulmann – Einstein Ansiklopedisi (2022)

Bu özenli çalışma, büyük fizikçi Einstein’ı daha iyi anlamak açısından tam bir hazine.

Üç Einstein akademisyeni, Einstein’ın bilimsel, kamusal ve özel hayatlarını en ince ayrıntısına kadar ele alıyor ve hem meslekten olmayanlar hem de uzmanlar için çok hoş bir ansiklopedik referans çalışması yazmış.

Bu eser, Einstein’ın kişisel, bilimsel, manevi, etik, düşünsel ve sosyopolitik yönünü gözler önüne seren bir kaynak kitap niteliğinde, yalnızca bilim insanlarını değil, kamuoyunu da ilgilendirecek konuları da kapsıyor.

Einstein’ın yaşamının ve önemli başarılarının kronolojisiyle başlayan kitap, dâhi bilim insanının felsefi ve politik görüşlerinin özetiyle devam ediyor.

Kişisel ve ailevi yaşantısından bilimsel başarılarına kadar Einstein hakkında bilinmesi gereken hemen her şeyi kapsayan bu temel eser aynı zamanda tarihsel ortamı da yansıtıyor.

Bir bilim insanı, siyasal figür ya da hümanist olarak Einstein’la ilgilenen herkes için büyüleyici ve olağanüstü okunabilir bir referans kitabı olan bu eserde yazarlar, Albert Einstein hakkında bildiklerimizi nasıl öğrendiğimizi de açıkça ortaya koyuyorlar.

  • Künye: Alice Calaprice, Daniel Kennefick ve Robert Schulmann – Einstein Ansiklopedisi, çeviren: Ozan Karakaş, Alfa Yayınları, ansiklopedi, 456 sayfa, 2022

Karl Marx ve Friedrich Engels – Komünist Manifesto (2022)

‘Komünist Manifesto’nun zengin bir yeni baskısını arayanları bu tarafa alalım.

Bu edisyona, Marx ve Engels’in, eserin farklı baskıları için yazdıkları önsözler ile Tarık Ali ve aktivist Michael Roberts’ın eleştirel makaleleri de eşlik ediyor.

“Bir dehanın berraklığı ve ihtişamıyla yazılan bu eser, yepyeni bir dünya görüşünü, tutarlı materyalizmi ve sosyal yaşamı ana hatlarıyla ortaya koyuyor.”  – Vladimir Lenin

İlk olarak 1848 yılında Avrupa’daki devrimler öncesinde yayımlanan ‘Komünist Manifesto’, Marx ve Engels tarafından hararetli entelektüel paylaşımlar neticesinde geliştirilmiş tutarlı ve öngörülü fikriyatın bir sonucu.

Tarihsel materyalizmin prensiplerini formüle eden eser, işgücünün zenginlik getireceğini ve bu sebepten de kapitalizmin sömürücü ve özgürlüğe karşı ahlak dışı bir yaklaşım olduğunu öne sürüyor.

Eldeki edisyonda, ‘Komünist Manifesto’nun yanı sıra, sonraki tarihlerde çeşitli dillerde yapılan baskılara Marx ve Engels tarafından yazılan önsözleri ile çağımızın önde gelen Marksist yazarlarından Tarık Ali’nin sunumu ve aktivist yazar Michael Roberts’ın eleştirel makalesi de yer alıyor.

  • Künye: Karl Marx ve Friedrich Engels – Komünist Manifesto, çeviren: Levent Konca, İthaki Yayınları, siyaset, 2022

Willem van Ruysbroeck – Mengü Han’ın Sarayına Yolculuk (2022)

Fransisken rahibi Willem van Ruysbroeck , Marco Polo’dan çok önce Moğol Asyası’nı ziyaret etmişti.

‘Mengü Han’ın Sarayına Yolculuk’, Orta Asya’nın ilk bilimsel tasvirini yapması ve içerdiği antropolojik gözlemleriyle çok değerli.

1253 yılında Fransa’dan Karakurum’a uzanan macerasının ilk adımını atan Ruysbroeck, Fransa Kralı IX. Louis’nin verdiği talimatla, Tatarları Hristiyanlaştırmak için yola koyulmuştu.

İstanbul, Kırım ve Saray üzerinden Karakurum’a ulaşarak 4 Ocak 1254’te Moğol Hanı Mengü Han’ın huzuruna çıktı.

Yaklaşık altı ay Moğol başkentinde kalmasına rağmen Mengü Han’a Hristiyanlığı benimsetemeyen Ruysbroeck, Fransa’ya döndüğünde muhteşem bir yol hikâyesine sahipti.

Gezdiği şehirleri, yoldaki maceralarını ve hepsinden de önemlisi Karakurum’da gözlemlediği olayları kayda geçirerek hazırladığı ‘Itinerarium fratris Willielmi de Rubruquis de ordine fratrum Minorum, Galli, Anno gratia 1253 ad partes orientales’ adlı eserini IX. Louis’ye sundu.

Eserinde; gördüğü halkların ilginç adetlerine, inanışlarına, yiyecek içeceklerine, dolaştığı yerlerin coğrafi özelliklerine ve Moğol tarihine ilişkin ayrıntılı bilgiler veriyor.

Tüm özellikleriyle 13. yüzyıl tarihine yeni bir perspektif sunan eser, Orta Asya coğrafyasının bilimsel tasvirini de yapıyor.

Peter Jackson’ın Latinceden İngilizceye çevirdiği ve David Morgan’la beraber notlandırdığı eser, Zülal Kılıç’ın çevirisiyle okuyucuyla buluşuyor.

  • Künye: Willem van Ruysbroeck – Mengü Han’ın Sarayına Yolculuk (1253-1255), editör: Peter Jackson ve David Morgan, çeviren: Zülal Kılıç, Selenge Yayınları, seyahatname, 342 sayfa, 2022

Margaret Gonzales – Kadın ve Terörizm (2022)

‘Kadın ve Terörizm’, kadınların terörizme katılımının kapsamlı ve karşılaştırmalı bir incelemesi.

Margaret Gonzales, dünya çapında terör örgütü olarak tanımlanan 26 yapıyı inceleyen Gonzales, kadınların uluslararası gruplara kıyasla yerli örgütlerde önemli ölçüde daha aktif olduklarını savunuyor.

Yerel ve uluslararası terörizm gruplarında kadın faaliyetlerinin düzeyi ve yoğunluğunun tüm dünyadan örnekler ele alınarak incelendiği kitap, Amerika, Asya, Avrupa, Orta Doğu ve Afrika’da aktif olan çok sayıda örgütü ayrıntılı şekilde ve bu örgütlere kadın katılımının farklı seviyelerini açıklamaya yardımcı olan temel bir teorik model sunuyor.

Önceki çalışmalar, kadınların terörist faaliyetlerde bulunma ya da etkili konumlara gelme nedenlerini daha çok din, paternalizm, sosyalizm üzerinden incelemişti.

Bu kitapta sunulan model ise, terörist gruplar arasında başka temel bir ayrıma dayandırılmış.

Yerel ve uluslararası terörist örgütlerin kadın katılımının düzeylerini belirlediği karşılaştırmalı bir analizle ele alınıyor ve bu açıdan yeni bir bakış açısı sunuluyor.

Kitabın sunduğu bu bakış açısı kadınlar ve terörizm konusuna yeni bir boyut ekliyor ve terörizm incelemeleri konusunda önemli bir katkı sunuyor.

  • Künye: Margaret Gonzales – Kadın ve Terörizm: Yerel ve Uluslararası Terör Gruplarında Kadın Faaliyetleri, editör: Çınar Özen, çeviren: İmran Samancı, Siyasal Kitabevi, siyaset, 264 sayfa, 2021

Ferdinand Von Schirach – Ceza (2022)

Bir kişiyi suçlu ya da suçsuz ilan etmek, bazen dünyanın en zor kararlarından olabiliyor.

Ceza avukatı Ferdinand Von Schirach bu çarpıcı kitabında, on iki davayı ve bu davaların belirlediği on iki kaderi anlatıyor.

Schirach, ‘Suç’ kitaplarında olduğu gibi, insan kaderini belirlemenin ne kadar güç olduğunu, “iyi” ve “kötü”nün kararını vermekte ne kadar aceleci davranıldığını ve bunlardan doğan sonuçları gösteriyor.

Yazar suçluları yargılamıyor.

Aksine mesafeli bir dinginlikle ve büyük bir empatiyle; yalnızlığı, tuhaflığı, mutluluğu ve başarısızlığın peşinde koşmayı anlatıyor.

Ünlü yönetmen Michael Haneke, Schirach için şöyle diyor:

“Ferdinand von Schirach’ın en dar alanda bile çelişkileri kavrama ve büyük duygular barındıran alanları birkaç kelimeyle tasarlama yeteneği beni tekrar tekrar şaşırtıyor. Metinlerini bu kadar eşsiz kılan, duygusallıktan uzak doğruluk ve olağanüstü insancıl empatinin biraradalığı karşısında tekrar tekrar gözyaşlarına boğuluyorum.”

  • Künye: Ferdinand Von Schirach – Ceza: Bir Ceza Avukatından Gerçek Hikâyeler, çeviren: Firuzan Gürbüz Gerhold, Alfa Yayınları, hukuk, 176 sayfa, 2022

Karekin Deveciyan – Türkiye’de Balık ve Balıkçılık (2022)

İlk olarak 1915’te basılmış, Türkiye’de balıkçılık alanında yapılmış ilk çalışma.

Karekin Deveciyan’ın yeni bir baskıyla raflardaki yerini alan eseri, konuyla ilgilenen herkesin takdirini kazanmış olmasının yanı sıra, son yıllarda sayıları hızla artarak yayımlanan balık ve balıkçılıkla ilgili kitapların hemen hepsinin başvuru kaynağı da olageldi.

Yazarının konuya olan hakimiyeti, büyük tecrübesinin ürünü olarak verdiği ayrıntılı bilgiler, yaptığı hassas çizimler, bugün onu yalnızca balıkçılık alanında değil, folklorik ve tarihsel bakımlardan da benzersiz bir eser olarak değerlendirmemize neden olacak kadar önemlidir.

Avrupa bilim çevrelerinde de takdirle karşılanan eser, Türkiye’deki deniz ve tatlısu balıklarıyla deniz canlılarını, av aletleriyle volileri, dalyanları, göl ve akarsularla ilgili bilgilerle avlanma tekniklerini içererek, balıkçılık konusuna ilgi duyan herkes için zengin bir kaynak oluşturuyor.

Eserin değerini tarihçi Reşat Ekrem Koçu, ünlü eseri İstanbul Ansiklopedisi’nin dördüncü cildinde şu sözlerle teyit eder:

“‘Balık ve Balıkçılık’ milli kütüphanemizde benzerine ender rastlanan muazzam eserlerdendir kendi mevzuunda ise tek eserdir.”

Bugün, Türkiye balıkları ve balıkçılığı konusunda Deveciyan’ın bu dev eseri kadar zengin ve canlı ayrıntılarla bezeli bir kitabın hâlâ yazılamadığını iddia etmek abartılı sayılmaz.

576 sayfadan oluşan Türkiye’de ‘Balık ve Balıkçılık’ta, tamamı Deveciyan’ın kaleminden çıkma 207 çizimin yanı sıra, 103 tablo ve İstanbul civarındaki dalyan ve voli yerlerini gösteren bir harita yer alıyor.

  • Künye: Karekin Deveciyan – Türkiye’de Balık ve Balıkçılık, çeviren: Erol Üyepazarcı, Aras Yayınları, inceleme, 576 sayfa, 2022