Alexandre Matheron – Spinoza’da Birey ve Topluluk (2023)

Günümüzün en büyük Spinoza yorumcularından biri olan Alexandre Matheron, conatus teorisini merkeze alır ve politikayı bir güç ontolojisi olarak düşünmenin önünü açar.

Bu kitabında da Spinoza’nın ‘Ethica’sı ile politik yapıtlarını bireylik ve ortaklık, birey ve topluluk kavramları yoluyla sistematik bir biçimde iç içe geçiriyor, tekil bireyler gibi politik toplumu da bir beden, doğrudan cismani bir varlık olarak ele alıyor.

Nasıl ki Spinoza’da her birey kuvvetlerin iletişiminin bir sonucu, hareket ve durağanlığın belirli bir oranı ise, ona göre, politik toplum da duyguların ve onların iletişimlerinin bir sonucudur.

Başka bir deyişle, ister tekil birey, ister politik toplum olsun, beden daima bir karşılaşma, etkileşim ve ortaklık pratiğidir.

Matheron’un bu Spinoza okuması, burjuva egemenlik teorisinin önvarsaydığı, birey ile topluluk, özgürlük ile ortaklık arasındaki sözde aşılamaz boşluğu bir duygular fiziğiyle doldurur ve böylece bizi politik batıl inançlarımızın belki de en kötüsünden kurtulmaya çağırır: Ortaklık yalnızca zorunluluk değil, aynı zamanda özgürlüktür.

Daha önemlisi, ortaklık ne kadar sınırsızsa, bireysel özgürlük o kadar eksiksiz ve yetkindir.

  • Künye: Alexandre Matheron – Spinoza’da Birey ve Topluluk, çeviren: Ece Durmuş, Otonom Yayıncılık, 608 sayfa, 2023

Jean-Paul Roux – Altay Türklerinde Ölüm (2023)

“Aklın ölümü kavradığı andan itibaren ölüm tüm insani varlığa egemen olmuştur” diye başlar ‘Altay Türklerinde Ölüm’.

Bugün tıbbileşmiş zihinlerimizle ölümü yaşamın yokluğu olarak görüyor, ölmeyi eksilme olarak tecrübe ediyoruz.

Modern öncesi toplumlarda ölüm –Altay Türklerinin inanışında da tezahür ettiği şekliyle– yaşamın değillenmesi değil, farklı bir surette devam ettirilmesidir.

Ölüm topluma aittir, çünkü ölenler ve gittikleri diyar da toplumun devamıdır.

Büyük Türkolog Jean-Paul Roux, uçsuz bucaksız bozkırın sakinlerinin, Altay halklarının yaşam kavramını açığa çıkarabilmek için onların ölümden ne anladıklarını, ölmekle neyi murat ettiklerini, ölmeyi nasıl kurguladıklarını, ölümlülükten ne anladıklarını, neyin öldüğünü ve neyin kaldığını, ölümün etrafında vücuda getirdikleri toplumsallığı ele alır.

Ölüm, Altay inanışında yaşamla ve kolektifle yeniden tanışmadır, hem ölen hem de geri kalanlar için.

İlk kez 1963’te yayımlanan Roux’nun bu çalışması, kuramsal zarafeti ve nefes kesen sentez çabasıyla okurlara yeni kapılar açmaya devam ediyor.

  • Künye: Jean-Paul Roux – Altay Türklerinde Ölüm, çeviren: Aykut Kazancıgil, Dergah Yayınları, tarih, 320 sayfa, 2023

Iris Marion Young – Adalet ve Farklılık Politikası (2023)

Iris Young’ın ‘Adalet ve Farklılık Politikası’ndaki argümanı, bu kitabın ilk kez basıldığı zamanlarda da anlaşıldığı üzere, felsefi açıdan zengin olmasının yanı sıra ileri görüşlü olarak da nitelenebilir.

Adalet, farklılıkları desteklemeli mi yoksa tek düze insan yaratmaya mı çalışmalı?

  • Farklılıkları destekleyen bir adalet tüm vatandaşlarına eşitliği nasıl getirmeli?
  • Feminizm, Siyah özgürleşmesi, Amerikan Yerlileri hareketi ve gey ve lezbiyen özgürleşmesi gibi sol siyasetle ilişkili yeni grup temelli toplumsal hareketlerin iddialarının adalet ve siyaset felsefesi açısından sonuçları neler olmalıdır?
  • Postmodern felsefenin Batılı adalet sistemine meydan okumasının adalet ve siyaset felsefesi üzerindeki etkileri nelerdir?
  • Eşitlik ve demokrasiye yönelik geleneksel sosyalist çağrılar adalet sistemine nasıl eklenebilir?
  • Yeni toplumsal hareketler dolaylı olarak hangi sosyal adalet anlayışlarına hitap eder ve geleneksel adalet anlayışlarıyla nasıl yüzleşir veya onları nasıl değiştirir?

İşte bu kitap daha önceki adalet teorilerinde ele alınmayan ancak günümüzde eksikliği hissedilen bu yeni soru ve sorunlara cevap arıyor.

  • Künye: Iris Marion Young – Adalet ve Farklılık Politikası, çeviren: Nadire Özdemir, Fol Kitap, felsefe, 416 sayfa, 2023

Gabriel Tarde – Ekonomik Psikoloji (2023)

Gabriel Tarde sosyoloji, psikoloji, ekonomi, kriminoloji ve hukuk alanlarında eserler vermiş ve yaşadığı dönemdeki hâkim anlayışlardan farklı bir yaklaşımla önemli katkılar yapmış bir düşünür.

‘Ekonomik Psikoloji’ toplumu ve toplumsal evrimi (tarihi) zihinler-arası etkileşimlerin bir büyük serüveni olarak okuyan Tarde’ın eserleri arasında önemli bir yer tutuyor.

Olgunluk dönemi eseri olması ve Tarde’ın temel fikirlerini içermesi itibarıyla, bu kitap bireysel ve toplumsal psikolojilerin, algıların, deneyimlerin, fikirlerin, arzuların, duyguların, benzerliklerin veya benzemezliklerin, karşıtlıkların, sapmaların, atılımların ya da atıllıkların, kabullerin yahut itirazların ekonomik, toplumsal ve tarihsel dönüşümlerde oynadığı rollere odaklanan ve böylelikle farklı bir okuma biçimi öneren zengin ve kışkırtıcı bir zihin dünyası sunuyor.

“Ekonomistler homo economicus’u tasarlamakla çifte bir soyutlama yaptılar. Bir insanı kalbinde insancıl hiçbir şey olmadan tasarlamak büyük bir yanılgıdır… Ekonomik psikolojiye düşen görev, zenginliklerin üretiminin, dağıtımının ve tüketiminin duygusal denilen yönlerini yeniden ilk ve gerçek yerine koymaktır.”

‘Ekonomik Psikoloji’de Tarde temel yaklaşımını taklit, tekrar, adaptasyon ve karşıtlık gibi kavramlar üzerine kuruyor ve bunları varoluşların temel işleyiş tarzları olarak değerlendiriyor.

“Tekrar, yani ışık, ısı ve ses dalgaları serisi, yıldızların çekim kuvveti, moleküllerin iç dönüş hareketleri; yaşamsal döngü, beslenme, solunum, dolaşım ve hepsini kapsayan bir nesille başlayacak olan tüm organik fonksiyonlar; dil, din, bilgi, eğitim, iş, tüm sosyal aktiviteler, tek kelimeyle: taklit.”

  • Künye: Gabriel Tarde – Ekonomik Psikoloji, çeviren: Özcan Doğan, Doğu Batı Yayınları, sosyoloji, 379 sayfa, 2023

Fik Meijer – İmparatorlar Yataklarında Ölmez (2023)

Roma devletinde cumhuriyet, Iulius Caesar’ın “ömür boyu diktatör” unvanı almasıyla ilk ciddi darbesini aldı ve üç kıtaya yayılan topraklar üzerinde bir imparatorluk yönetimi kurulmasının tohumları atılmış oldu.

Sınırları bilinen dünyanın sınırlarına denk bu devlet çok geçmeden tek kişi tarafından tek elden yönetilecekti.

Roma tahtı ışıltılı olmakla birlikte bir o kadar da karanlık bir yön barındırıyordu: Bu makam kendisine sahip olmak isteyenlere adeta dünyanın faniliğini hatırlatacak şekilde sıkıntılı sonlar sunuyordu.

Pek az Roma imparatoru doğal sebeplerden ölmüştü.

Çılgın Caligula tiyatrodan çıkarken, Caracalla da ihtiyacını giderirken suikasta uğramıştı.

Caesar en yakınında bulunanlar tarafından yirmi üç kez hançerlenmiş, Otho ise bir et kancasına takılarak Tiber Nehri’ne atılmıştı.

İmparatorlar her ne kadar dünya hâkimiyetine talip olabilecek bir kudrete sahip olsalar da tahttan indirilme tehlikesi her an kapıda bekliyordu.

‘İmparatorlar Yataklarında Ölmez’, MÖ 44’te öldürülen Iulius Caesar’dan MS 476’da tahttan feragat eden Romulus Augustulus’a kadar başa geçmiş bütün Roma imparatorlarının bu dünyadaki son anlarına eğiliyor.

Bunu yaparken imparatorların ölüm biçimlerinin hayatlarına dair neler anlattığını da işaret ediyor.

Fik Meijer Roma’da imparator olmanın, tehlikelere ve tahtı ele geçirmek için birbiri ardına ortaya çıkan aç gözlü rakiplere rağmen çekiciliğini nasıl koruduğunu gösteriyor.

‘İmparatorlar Yataklarında Ölmez’, imparatorların kişisel tarihlerini açık bir şekilde anlatırken, aynı zamanda Roma İmparatorluğu’ndaki siyasi entrikaları ve dramları gözler önüne seriyor.

  • Künye: Fik Meijer – İmparatorlar Yataklarında Ölmez: Caesar’dan Romulus Augustulus’a, MÖ 44 – MS 476, çeviren: Gürkan Ergin, Kronik Kitap, tarih, 288 sayfa, 2023

Abdulhalik Bakır – Eskiçağda Parfüm, Gıda, İlaç Endüstrisi ve Ticareti (2023)

Parfüm, gıda ve ilaç eskiçağlarda insanların en çok ihtiyaç duydukları maddelerin başında yer alıyordu.

Bir kere parfüm kullanmak dinsel hayatın vazgeçilmezlerinden biriydi.

Ayrıca birçok parfüm çeşidinin hem ilaç hem de yiyecek maddesi olarak kullanıldığı bilinen bir gerçek.

Gıda, insanoğlunun, yeryüzündeki macerasının başlangıcından beri hayatını idame etmesinin en önemli kaynağını teşkil ediyor.

Zira yeme içme, yani beslenme olmadan hiçbir varlığın bu dünyada yaşaması mümkün değildir.

Anılan bu iki maddenin (yani parfüm ve gıda) bir nevi tamamlayıcısı olan ilaç ise tarihin en eski devirlerinden beri insanların hastalıklara karşı sağlıklarını korumak uğruna ihtiyaç duydukları önemli bir nesne.

Üstelik gıda maddelerinin birçoğu, tedavide ilaçlar kadar önemli fonksiyonlara sahip bulunuyor.

Bu önemli çalışma söz konusu üç olgunun (parfüm, gıda ve ilaç) birbirleriyle ilişkisini irdeliyor.

  • Künye: Abdulhalik Bakır – Eskiçağda Parfüm, Gıda, İlaç Endüstrisi ve Ticareti, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, arkeoloji, 492 sayfa, 2023

Roger Caillois – İnsan ve Kutsal (2023)

Kutsal ve dünyevi alanların ayrımı insanlığın başlangıcından beri tesis edilmiş gibi görünüyorsa, sosyolog Roger Caillois, arkaik ve gelişmiş toplumlar hakkında cesur bir karşılaştırmalı çalışma yaparak kutsalın anlamını anlamaya çalışan ilk kişiydi.

Çalışmanın en heyecan verici bölümlerinden biri, insan toplumlarının iki önemli döneminde ortaya çıkan kutsallığı analiz ediyor: kutlama ve savaş.

Görünüşte karşıt olan bu iki tezahür aynı ilkelere tabi olacaktır: kuralların çiğnenmesi, yasakların kaldırılması, gerçekte mevcut toplumsal yapıları güçlendirme işlevine sahip olan yıkıcı enerjinin harcanması.

‘İnsan ve Kutsal’, felsefe ve sosyolojinin sınırlarında özgün ve zarif bir çalışma.

Kitaptan bir alıntı:

“Kutsal, yaşam verendir ve yaşamı alıverendir, akan yaşamın doğduğu pınardır, içinde kaybolduğu haliçtir. Ama hiçbir durumda yaşamla aynı zamanda bütünüyle sahip olamayacağımızdır.

“Yaşam yıpranma ve kayba uğramadır. Kendini daha iyi muhafaza maksadıyla beyhude yere varlığında sebat etmek ve her türlü sarftan kaçınmak için yırtınır.

“Pusuda ölüm beklemektedir onu.

Hiçbir hüner işe yaramaz. Her canlı bilir ya da sezer bunu. Kendine tanınan seçimi bilir. Bizzat varlığını bu şekilde boşa harcadığının bilincinde olduğundan, kendini vermekten, kendini feda etmek’ten dehşete kapılır. Ama yeteneklerini, enerjilerini ve mallarını tutmak, düpedüz pratik bakımdan ve çıkarını kollamak için, sonuçta dünyevi olarak bunları temkinlice kullanmak, sonunda hiç kimseyi çürümeden ve mezardan kurtarmaz. Tüketilmeyen her şey kokuşur. Bu yüzden kutsalın daimi hakikati, hem kor alevden büyülenmede hem çürümüşlükten dehşete kapılmada bulunur.”

  • Künye: Roger Caillois – İnsan ve Kutsal, çeviren: Haldun Bayrı, Doğu Batı Yayınları, antropoloji, 218 sayfa, 2023

Aviva Romm – Hormonal Zekâ (2023)

Kadınların yaşamları boyunca çeşitli hormonal değişiklikler yaşamaları doğaldır ancak pek çok kadın hormonlardan kaynaklanan regl düzensizlikleri, şiddetli ağrı, PKOS, endometriozis, doğurganlık problemleri, uyku sorunları, akne, şişkinlik, sıcak basması gibi dertlerle mücadele ederken aradıkları cevapları bulamaz.

Sorularının karşılığında hayat kalitesini artıracak öneriler sunulmasından ziyade, zaten bildikleri o gerçek “tespit” edilip geçilir: “Hormonlardandır.”

Bu lafı duyduğumuz anda ne anlama geldiğini biliriz.

Oysa bozuk değilsiniz.

Kadın olmak, bir “teşhis” değil!

Yale Üniversitesi’nden kadın sağlığı uzmanı Dr. Aviva Romm, ‘Hormonal Zekâ’da karşılaştığınız semptomların temel nedenlerini belirlemenize yardımcı oluyor ve hem hormonal hem de jinekolojik sağlığa kavuşmanız için altı haftalık bir programla size rehberlik ediyor.

Diyet ve yaşam tarzını değiştiren bütünsel bir yaklaşımı temel alan ‘Hormonal Zekâ’, hangi yiyecekleri tüketmeniz, çevresel hormon bozucuları nasıl teşhis edeceğiniz, vücudunuzun doğal detoks sistemlerini nasıl devreye sokacağınız gibi birçok konuda tavsiyeler sunarak sadece semptomları gidermenin ötesine geçiyor ve kadın sağlığını etkileyen daha derin faktörleri gözler önüne seriyor.

Dr. Aviva Romm, sizi vücudunuz ve hormonlarınızla yepyeni bir ilişki kurmaya, nihayet rahat bir nefes almaya ve teşhislerin kaderiniz olmadığını anlayacağınız bir yolculuğa davet ediyor.

  • Künye: Aviva Romm – Hormonal Zekâ, çeviren: Hilal Dikmen, Mundi Kitap, sağlık, 576 sayfa, 2023

Ergun Kocabıyık – Aynadaki Narkissos (2023)

Benlik aynadan doğar ve başkasının yüzü bir aynadır.

Başkasına bakmak onu anlamayı, yorumlamayı ve çözümlemeyi gerektirir; çünkü başkası, kendini ancak kültürel (bedensel, dilsel, sanatsal ve benzeri) bir bütünün aynasında ortaya koyar.

Yüz, başkasının belirişidir.

Başkası, yüzde tecelli eder.

Kendimizi dolaylı olarak, yani yalnızca başkasının aynasında görebiliriz.

Kendime erişebilir miyim, kendim olmamda başkasının işlevi nedir?

Bu ve benzeri sorular, bu kitabın cevabını aradığı türden sorular ve onun niyeti, hayal eden insandan muhayyel insana ya da yüz’den Yüz’e doğru gitmektir.

‘Aynadaki Narkissos’, okurunu birlikte düşünmeye, simgeleri konuşturmaya, gözün perdesini aralamaya çağırıyor.

Maskenin ardında gerçekten bir yüz olup olmadığını sorgulayan Kocabıyık, yüzün onu oluşturan parçaların toplamından daha fazlası olduğunu ortaya koyuyor.

  • Künye: Ergun Kocabıyık – Aynadaki Narkissos: Yüzün Veçheleri Yüzün Peçeleri, Akademim Yayıncılık, antropoloji, 276 sayfa, 2023

Theda Skocpol – Devletler ve Toplumsal Devrimler (2023)

İnsanlık tarihinde toplumsal devrimler ender görülen olaylardır.

Belki de bu yüzden olsa gerek, tarihin yaklaşık son üç yüzyıllık dönemine insan dünyasının çehresini değiştirmiş Fransız, Rus ve Çin Devrimleri gibi üç geniş çaplı devrimin sığdırılabilmiş olması bugün tarihçilerin ve sosyal bilimcilerin hâlâ kafasını karıştırıyor.

Hatta kimi uzmanlara kalırsa modern çağın kısa tarihini toplumsal devrimlerin “geçit alayı” olarak okumak da mümkün. Başarılı olmuş bu büyük devrimlerin yanı sıra onların gölgesinde kalmış sayısız devrimci hareket de uluslararası siyaset ve sosyolojiye uzun yıllar üzerinde çalışabileceği malzemeler vermeye devam ediyor.

Theda Skocpol’ün kısa süre içinde devrimler tarihi, tarihsel sosyoloji ve siyaset bilimi alanlarının klasiklerinden biri hâline gelmiş bu abidevi eseri, toplumsal devrimlerin anlaşılmasında temel kaynaklardan biri olarak önemini ve güncelliğini hâlâ koruyor.

Büyük çaplı toplumsal değişimlerin dinamiklerini kendi dönemlerinin yapısal koşullarıyla ilişkilendiren Skocpol, modern devletler ile devrimler arasındaki sıkı bağlantıyı ve bunların uluslararası modern devletler sistemiyle ilgisini üç büyük devrim ve onların gölgesinde kalmış İngiltere, Japonya ve Prusya devrimleri gibi örnekler üzerinden çözümlüyor.

Ayaklanmaların, isyanların, çatışmaların ve uluslararası gerginliklerin ortasında, sınıflar, zümreler ve tabakaların değişen çıkarlarının ve ittifaklarının modern çağın örgütlenme biçimleriyle nasıl doğrudan ilgili olduğunu ortaya koyuyor.

Küçük kıvılcımların büyük halk hareketlerini ve onların öngörülemez sonuçlarını nasıl doğurduğunu etkileyici bir berraklıkla sergiliyor.

  • Künye: Theda Skocpol – Devletler ve Toplumsal Devrimler: Fransa, Rusya ve Çin’in Karşılaştırmalı Analizi, çeviren: S. Erdem Türközü, Fol Kitap, siyaset, 560 sayfa, 2023