Ian Mosby, Sarah Rotz, Evan D. G. Fraser – Belirsiz Hasat (2023)

  • Gelecekte ne yiyeceğiz?
  • gıdayı nasıl üreteceğiz?
  • 10 milyar insanı besleyecek gıda artışını, ekolojik, toplumsal, ekonomik ve ahlaki açılardan sürdürülebilir biçimde sağlayabilecek miyiz?

‘Belirsiz Hasat’ın yazarı üç gıda akademisyeni bu sorulara yanıt ararken, gelecekteki olası krizlerle baş etmek için nelerin gerekli olduğunu çözmeye çalışıyor.

Teknoloji iyimseri Evan Fraser, teknoşüpheci Sarah Rotz ve gıda tarihçisi Ian Mosby çiftlik ekonomisinin çamurlu dünyasında bata çıka ilerlerken hem eşitlikçi ve sağlam bir küresel gıda geleceğinin yapıtaşlarını anlamaya çalışıyor hem de okuru insanların daha iyi beslendiği, daha adil bir dünya konusunda ilham verici işler yapanlarla tanıştırıyor.

Böylece iklim değişikliğinin dönüştürdüğü arazilerden robot çiftliklere, blokzinciri sertifikalı balık satıcılarından teknoloji gurusu Nepalli geçimlik çiftçilere, genetiği değiştirilmiş gıdalardan acı biber soslu gevrek böceklere varana kadar elinizdeki kitap, kolektif gıda geleceğimizi tanımlayacak başlıkları ele alırken sapı samandan ayırmaya, kavga gürültünün eksik olmadığı gıda meselesi üzerinde sağlıklı düşünmemizi sağlayacak alet kutusunu oluşturmamıza yardımcı oluyor.

  • Künye: Ian Mosby, Sarah Rotz, Evan D. G. Fraser – Belirsiz Hasat: Isınan Gezegenimizde Gıdanın Geleceği, çeviren: Mehmet Doğan, Koç Üniversitesi Yayınları, ekoloji, 260 sayfa, 2023

George Edward Moore – Felsefenin Temel Problemleri (2023)

George Edward Moore’un yarım yüzyılı aşan entelektüel serüveninde önem taşıyan yazılarını bir araya getiren bu kitap modern felsefeyi şekillendirmiş temel sorunlara dair faydalı değerlendirmeler içeriyor.

Moore bu kitapta doğru bilginin kaynakları, gerçekliği bilmenin koşulları, algılama ile var olma arasında varsayılan ilişkilerin mahiyeti gibi konulara odaklanıyor.

Özellikle idealistlerle, kuşkucularla, yer yer de faydacılarla tartışıyor ve onların iddiaları karşısında sağduyuya ve sezgilere dayanan bir bilgi teorisinin nasıl uygulanabileceğini gösteriyor.

Bu sırada Berkeley ve Kant gibi modern felsefenin önde gelen isimlerini de yeri geldikçe eleştirmekten geri durmuyor.

Wittgenstein ve Russell ile birlikte analitik felsefenin öncü isimleri arasında sayılan Moore, kavramları ve önermeleri titizlikle çözümleyerek kesinliğin ve doğruluğun koşullarını tespit ediyor.

Bu kitapta yer verilen makaleler, kesinlik, sağduyu, kuşkuculuk gibi felsefe tarihinde önemini hiç yitirmemiş konulara ve analitik felsefenin kökenlerine ilgi duyan okurlara Moore’un düşüncelerini, yöntemini ve yaklaşımlarını tanıtacaktır.

  • Künye: George Edward Moore – Felsefenin Temel Problemleri, çeviren: Ayşe Çevik, Berat Mutluhan Seferoğlu, Fol Kitap, felsefe, 296 sayfa, 2023

Yıldırım Koç – AKP’nin Yarattığı Mutlak Yoksullaşma (2023)

AKP, yirmi küsur yıllık iktidarını toplumun her kesimiyle organik bağ kurmuş olan tarikatlara sağladığı imkânlar ile dinsel ve milliyetçi ideoloji aracılığıyla devam ettiriyor: İlk yıllarında kullandığı her türden özgürlükçü/liberal ideolojinin ardından son on yılında da her türden dinsel ve milliyetçi ideolojiyi sınırsızca kullandı.

AKP tarikatlarla/kitlelerine kendi kontrolümde olmalarını şart koşarak imkânlar sağladı, tarikatlar da aracısız-dolaysızca ulaştıkları ve kendilerine biat eden/kendilerini yüce kabul eden dolayısıyla sözünden çıkmayan halka AKP’nin nimetlerini/vazgeçilmezliğini anlattı.

Ülkemizde, yaşamını emek gücünü satarak sürdürenlerden başka esnaf-zanaatkâr da AKP’nin politikaları sonucunda bulunduğumuz hâlihazırdaki anda kapitalizme has mutlak yoksullaşma süreçleriyle ilk defa tanışmaya başladı.

AKP’nin izlediği politikaların bankacılık/finans sektörünün ve büyük sermaye sahiplerinin kâr oranlarını istikrarlı olarak artırdığı bilinen bir gerçek.

Ama aynı politikaların emek gücünü satarak geçinenlerle, esnaf-zanaatkârı derinden etkileyen bir hızlı yoksullaşmayı ürettiği de gerçek.

AKP’nin uzun yıllardır izlediği ve uyguladığı politikaların işçi sınıfı ve genel olarak ücretliler üzerindeki etkilerini ele alan ‘AKP’nin Yarattığı Mutlak Yoksullaşma’da ilk olarak, “kitlelerin” AKP’ye nasıl, niçin oy ve destek verdiğini, AKP’nin de bu desteği alabilmek için hangi kaynakları nasıl kullandığını ve uygulanan politikaların günümüzde yarattığı büyük sorunlar eşliğinde ortaya çıkan mutlak yoksullaşma sürecini; ikinci olarak ise AKP’nin “yeni döneminde” yoksullaşma süreci eşliğinde güçlü siyasal iktidarına dayanarak gündeme getireceği yasal ve nihayet meşru sayılacak düzenlemelere başta işçi sınıfı olmak üzere esnaf-sanatkâr ve köylülerin nasıl tepki verebileceği inceleniyor.

‘AKP’nin Yarattığı Mutlak Yoksullaşma’, halkın AKP’ye verdiği “oy desteğini”, ve ayrıca tek tek bireylerin veya siyasî örgütlerin/partilerin değil, başta işçi sınıfı olmak üzere tüm emekçi sınıf ve tabakaların AKP’nin yarattığı yoksullaşma süreçleri karşısındaki olası tepkilerini spekülasyondan uzak duran “gerçekçi ve maddî” verilerle anlamaya çalışıyor.

  • Künye: Yıldırım Koç – AKP’nin Yarattığı Mutlak Yoksullaşma: “Rüzgar Eken Fırtına Biçer”, Epos Yayınları, siyaset, 144 sayfa, 2023

Kolektif – Cumhuriyetin İlk Sayımı (2023)

Cumhuriyetin ilk nüfus sayımı (tahrir-i nüfus), Haziran 1926’da TBMM’de kabul edilen kanun çerçevesinde 28 Ekim 1927 tarihinde yapıldı.

Ülke nüfusunu, toplumsal ve iktisadi özelliklerini modern yöntemlerle sayabilmek ve izleyebilmek için güvenilir verilere ihtiyaç duyan yeni devlet, okuryazarlıktan anadile, cinsiyetten mesleklere kadar pek çok bilginin toplanarak bir araya getirilmesini sağladı.

Böylece bu sayım, Cumhuriyetin ilk yıllarında Türkiye nüfusunun özellikleri hakkında çok değerli bilgiler sağlıyor.

İlk nüfus sayımı, yasama, yargı, eğitim, sağlık, ekonomi ve kültür alanlarındaki yenileşme hareketi için de kritik önemdeydi.

Şevket Pamuk’un değerli katkısıyla hazırlanan bu çalışmada, 1927 sayımından sonra yayımlanan verileri orijinal haliyle sunuluyor, sayım hazırlıkları, sayım günü ve sonrasında toplumun bu faaliyete katılımına dair dönem basınında yer alan yazılar, fotoğraflar, karikatürler ve belgeler de paylaşılıyor.

  • Künye: Kolektif – Cumhuriyetin İlk Sayımı (1927 Nüfus Tahriri), İş Kültür Yayınları, inceleme, 272 sayfa, 2023

Helen Pilcher – Değişen Yaşam (2023)

 

Doğal bir çevrede yaşadığımız söylenebilir mi?

Muhtemelen çoğu kişinin bu soruya cevabı hayır olacaktır.

Peki, çevremizi ne zaman dönüştürmeye ve değiştirmeye başladık?

Hayvanları evcilleştirip ihtiyaçlarımızı karşılayacakları hale getirdik.

DNA’larını da değiştirdik.

Kurtlar köpeğe dönüşüp avlanmamıza yardımcı oldu.

Yaban tavukları tavuğu dönüşüp sofralarımızı yumurtayla donattı.

Üstelik bunlar sadece başlangıçtı.

Bilgimiz arttıkça, hayvan DNA’sını daha ince işlemenin yeni usullerini bulduk.

Polis köpeklerini klonladık.

Dünyada genetiği değiştirilmiş ilk ev hayvanını, karanlıkta parlayan balıkları yarattık.

Her geçen gün yeni bilgiler ve teknolojilerle kimi zaman bilinçli kimi zamansa dolaylı olarak Dünya’daki yaşama müdahale etmeye devam ediyoruz.

İklim değişikliği nedeniyle Dünya’nın en ücra köşelerini ve o bölgelerin sakinlerini bile etkiledik.

Araştırmalara göre bazı hayvanları inanılmaz süratle evrimleşmeye zorluyoruz.

Kimi türlerin işi rast gitse de, bazıları yok olmanın eşiğinde.

Bazıları içinse tek seçenek, esaret altında yaşamak.

Artık sadece uyum gücü en yüksek türler değil, bizim yaşamasına izin verdiklerimiz hayatta kalabiliyor.

Tüm canlıların kaderinin bizimkiyle iç içe geçmiş olduğu bu döneme Helen Pilcher post-doğal evre adını veriyor.

Pilcher, insanı düşünmeye iten eğlenceli kitabında, hayvanlar aleminin DNA’sına şekil verme usullerini, böylece dünya yaşamının kaderini değiştirmemizi ele alıyor.

Bu post-doğa tarihi rehberinde, insanlığın yön verdiği canlı türlerini de, bu post-doğal dünyanın yaratıcısı, idarecisi ve bakıcısı olan araştırmacılar ve doğa korumacılarıyla birlikte tanıtıyor.

  • Künye: Helen Pilcher – Değişen Yaşam: İnsanlar Dünyadaki Yaşamı Nasıl Değiştiriyor?, çeviren: Mehmet Doğan, Koç Üniversitesi Yayınları, bilim, 296 sayfa, 2023

Reiner Stach – Bu Kafka mı? (2023)

Edebiyat tarihinin en özgün isimlerinden Franz Kafka’nın gerçek kişiliği, yıllar boyunca yaşam öyküsüne ilişkin rivayet ve varsayımların gölgesi altında kaldı.

Yarattığı Gregor Samsa, Josef K. gibi absürt olduğu kadar realist karakterler yazarın imajı üzerinde egemenlik kurdu.

2000’li yıllarda hakkında 130.000’e yakın internet sitesi bulunan Kafka, çoğunlukla ürkütücü, bazen patolojik, anlaşılmayacak kadar derin, rahatsız bir ruh olarak düşünülüyor, betimleniyordu.

Alman yazar ve araştırmacı Reiner Stach, uzun yıllara yayılan incelemesiyle Kafka üzerine bu rivayetler ve varsayımlar yığınına meydan okuyor.

Yazarın yaşamının çeşitli evrelerine, kişiliğinin farklı yönlerine ilişkin 99 keşif üzerinden, Kafka üzerindeki devasa gizem perdesini aralıyor.

  • Künye: Reiner Stach – Bu Kafka mı?: 99 Keşif, çeviren: Regaip Minareci, İş Kültür Yayınları, biyografi, 368 sayfa, 2023

Laurie Laufer – Psikanalizin Kurtuluşuna Doğru (2023)

Psikanaliz, insanları en derin korkularından, kederlerinden, takıntılarından kurtarmayı, anlam veremedikleri, “akıldışı” davranışlarını anlamlandırmayı, insan ruhunu ve kültürünü anlamayı vaat etti.

Fakat Freud’un psikanalizi “icat” edişinin üzerinden yaklaşık yüz elli yıl, Lacan’ın gözden geçirişinin üzerindense yetmiş yıldan fazla bir zaman geçmesine rağmen sosyal bilimler ve psikoloji gibi alanlarda bu disiplinin varsayımları, işlevi ve yararı hakkındaki tartışmalar azalmak şöyle dursun, artarak devam ediyor.

Kimilerine göre psikanaliz, kanaat önderlerine sahip hantal bir gelenek hâline geldi.

Toplumda ve kültürde meydana gelen değişikliklerle, bu değişikliklerin insan ruhunda bıraktığı yeni izlerle temasını kaybetti.

Bu şartlar altında psikanaliz bize hâlâ bir şeyler söyleyebilir mi?

Cinsiyet ve kültür çalışmalarının, LGBTQI+ hareketlerinin, toplumun kıyısına itilen azınlıkların, modern dünyanın keşmekeşine kapılmış sıradan insanların yeni ve sarsıcı deneyimlerinin dünya ve kültürle bambaşka biçimde temas kurmaya izin verdiği şu günlerde Oidipus Kompleksi’nden ve cinsiyet farklılığından söz etmenin bir anlamı var mı?

Psikanalizi özünü kaybetmeden kendinden kurtarmak mümkün mü ve gerekli mi?

Bu kitapta, psikanalizin aykırı isimlerinden Laurie Laufer, bu ve benzeri sorulara bir yanıt arıyor.

Psikanalizi ataletinden kurtarabilecek, kendini yeniden keşfetmesini, isyankâr köklerine geri dönmesini sağlayabilecek bir yol haritası sunuyor.

Yazara göre bu sayede psikanaliz temel eleştirel duruşuna dönerek kendini kurtaracak, bu şekilde kurucularının hayal ettiği gibi özgürleştirici (kurtarıcı) bir pratik olabilecektir.

  • Künye: Laurie Laufer – Psikanalizin Kurtuluşuna Doğru: Altüst Edicilikle Yeniden Buluşmak, çeviren: Kıvılcım İlbaşı, Fol Kitap, psikanaliz, 192 sayfa, 2023

Pierre Bourdieu – Bir Oto-Analiz İçin Taslak (2023)

 

Pierre Bourdieu’nün özyaşamöyküsü türüne reddiye olarak yazdığı ‘Bir Oto-Analiz İçin Taslak’, düşünümsel sosyolojinin mimarının kendi toplumsal doğumunu ve izlediği stratejileri ortaya koyduğu, kendini nesneleştirdiği bir elveda mektubu.

2001’de Sosyoloji Bir Dövüş Sanatıdır belgeseliyle Fransa’da meşhur olan Bourdieu’nün belgeselin yayınlandığı yıl kaleme alıp 2002’de –Yüce Fransız Düşüncesi Kilisesi’ne karşı bir tür rövanş olarak– önce Almanca basılan, 2004’te –vefatından ancak iki yıl sonra– Fransızca basılan ‘Oto-Analiz’de klasik biyografik referanslar yoktur: Fransa’nın sınıf coğrafyası içinde ölene dek aksanı Parislilerin müstehzi tebessümlerine maruz kalan bir postane memurunun oğlu olarak Fransa’nın en prestijli okulu École Normale Supérieure’de burjuva çocukları arasında başlayan ve Collège de France’a varan yolculuğu sosyolojik yöntemin cenderesinden anlatılır.

Ne Sartre gibi filozof-peygamber ne Bataille ve şürekası gibi edebi mistik coşkuların müptelasıdır, ne Foucault gibi Felsefe’yi tekrar ululayan bir programı ne de Heidegger kültünü benimser.

60’ların her gün yeni bir mesih çıkaran Marksistlerinden, Ford Vakfı’nın Sorbonne’daki temsilcilerinden, kâğıt üzerinde -oloji’leriyle köpükten özgürlük savaşları veren şarlatanlardan uzak durur.

Bourdieu Fransız entelektüel sahası içinde sosyal bilimsel yöntemin 68 öncesi ve sonrasında “Felsefe”nin gölgesinde bırakılması isyanını nasıl örgütlediğini –ittifaklarını ve mücadelelerini– anlatır.

  • Künye: Pierre Bourdieu – Bir Oto-Analiz İçin Taslak, çeviren: Murat Erşen, Dergah Yayınları, sosyoloji, 112 sayfa, 2023

Pelin Pınar Giritlioğlu – Kentin Hukuku (2023)

 

 

Planlamanın hukuk ve siyasetle giderek daha fazla iç içe geçtiği günlerde, ülkemiz kentleri afetlerle, kentsel dönüşümle, yasal gelişmeler ve hukuk mücadeleleriyle oldukça yoğun bir gündeme ev sahipliği yapıyor.

Bu sistemden beslenen iktidar, güç, bölüşüm ilişkilerinin alt ölçekte kenti ve kent mekânını sınır tanımaksızın şekillendirişine tanıklık ediyoruz.

Bu tanıklık, ormanlar, tarım alanları, meralar, su havzaları, tarihi kent mekânları, kimlik ve bellek gibi kente dair ne varsa tümünü içeriyor.

Kent mekânı hızla bir mücadele alanı olmaya başlıyor.

‘Kentin Hukuku’ adlı bu çalışma, teori ve pratiği hukuk zemininde bir araya getirmeyi hedefleyerek tüm bu süreci, kentlerdeki deneyimler üzerinden ele alıp okumaya, sorgulamaya ve okuyucuya aktarmaya çalışıyor.

Tek bir zaman dilimine odaklanmama ve süreci bir bütün olarak okuma ve anlama çabasıyla ele alınan tüm bu deneyim, çalışmada planlama ilke ve esasları, planlama hiyerarşisi, plan uygulamaları ve davalar, emsal yargı kararları, örnek olaylar, yasal gelişmeler ve kent mekânındaki hukuksuzluğa bir itiraz olarak yükseltilen kent mücadeleleri üzerinden ele alınarak sunuluyor.

Kent, mekân, hukuk arasındaki sorunlu ilişki, ‘Kentin Hukuku’nda; planlama, kentsel koruma, kentsel dönüşüm, kentsel yenileme, kamulaştırma ve kamusal alanlar ekseninden derinlemesine bir sorgulamayla ortaya konuyor.

  • Künye: Pelin Pınar Giritlioğlu – Kentin Hukuku, Nobel Yayınları, kent çalışmaları, 384, 2023

Anne Fausto-Sterling – Toplumsal Dünyada Biyoloji (2023)

Cinsiyet, çağımızın en revaçta ve tartışmalı konularından biri hâline geldi.

Filmlerde, kitaplarda, gazetelerde gündemi kolaylıkla belirleyebiliyor, toplumsal adalet arayışının merkezinde yer alabildiği gibi, kişisel korkuların ve insanlığın geleceğine ilişkin kaygıların nesnesi bile olabiliyor.

Cinsiyete dair öğrendiğimiz her yeni bilgi, bize onun hakkında ne kadar az şey bildiğimizi gösteriyor ve cinsiyeti bir bilmece hâline getiriyor.

Peki, bütün bu kafa karışıklığının ortasında bilim bu konuda bize ne söylüyor?

  • Cinsiyet doğuştan mı geliyor, yoksa sonradan mı ediniliyor?
  • Kız ve oğlan bebekleri birbirinden ayırmak gerçekten güç mü?
  • Erkekler ile kadınların ilgileri ve yetenekleri doğuştan farklı mı?
  • Erkekler ile kadınların spor müsabakalarında karşı karşıya gelmeleri adil mi?
  • Hukukta ikiden fazla cinsiyete yer var mı?
  • Beynin cinsiyeti olur mu?
  • Cinsiyetin akıbeti ne olacak?

Cinsiyet ve toplumsal cinsiyet tartışmalarının en önde gelen isimlerinden biyolog Anne Fausto-Sterling, bu kitapta cinsiyetin biyolojik hikâyesini en başından alarak anlatıyor.

Yumurta ve spermden yetişkinliğe kadar cinsiyetin ve cinselliğin adım adım nasıl geliştiğini, hangi noktalarda rayından çıkabildiğini, insan gelişiminde toplum ile doğa arasındaki hassas dengenin nasıl ortaya çıktığını gözler önüne seriyor.

Ezber bozan bir bakışla hücrelerden balıklara, sürüngenler, kuşlar ve primatlardan insanlara uzanan tuhaf ve eğlenceli örneklerle cinsiyetin ve cinsel davranışın afallatıcı çeşitliliğini gözler önüne seriyor.

  • Künye: Anne Fausto-Sterling – Toplumsal Dünyada Biyoloji: Cinsiyet Bilmecesi ve Bilimi, çeviren: Asena Pala, Fol Kitap, bilim, 184 sayfa, 2023