Theodor W. Adorno – Faşizm ve Propaganda (2023)

Sosyal teori, felsefe, estetik ve müzik alanında 20. yüzyılın en etkili düşünürlerinden Theodor W. Adorno, ‘Faşizm ve Propaganda’da bugün radikal sağ adı verilen cenahın hem psikolojik dayanaklarını hem de dini argümanlarla bezeli siyasal gündemlerini yaymak için medyayı nasıl kullandığını analiz ediyor.

1930’larda ABD’de yaşayan ve Paul Lazarsfeld ile birlikte radyonun toplumdaki ağırlığı üzerinde çalışan Adorno’nun, Hıristiyan sağın radyoda bayraktarlığını üstlenirken faşist bir tutum sergileyen Amerikalı demagog Martin Luther Thomas’ın radyo demeçlerinde hitap gücünü ve ele aldığı konuları aktarırken kullandığı çarpıtma tekniklerini derinlemesine analiz ettiği bu çalışma; içinden geçtiğimiz koşullarda Adorno külliyatı içinde en rahat anlaşılabilecek kitaplardan biridir.

Faşizm ve antisemitizm teorisi barındıran makaleler, popüler kültür üzerine yapılacak kültürel incelemeler için bir yöntembilim sunarken, farklı kıtalar arasındaki siyasal yaşam mukayesesine ilişkin genel çıkarımlarda bulunarak psikolojik gerçeklik ile sosyolojik gerçeklik arasındaki ilişkiye dair de çarpıcı bir fikir ortaya koyuyor.

‘Faşizm ve Propaganda’, otoriter amaçlarla psikolojik baskı yaratma olanaklarından yararlanan hitap teknikleri konusunda sunduğu analiziyle, ideolojik propagandanın etkisinden hareketle günümüz gerçekliğine ışık tutan bir çalışma.

  • Künye: Theodor W. Adorno – Faşizm ve Propaganda, çeviren: Müge Çavdar, Sel Yayıncılık, siyaset, 184 sayfa, 2023

Erling Kagge – Bir Kâşifin Felsefesi (2023)

Son derece zorlu koşullarda hayatta kalmak, tatmin edici bir yaşam sürmek için öğretilerle doludur.

Bunu “Üç Kutba” da (Kuzey Kutbu, Güney Kutbu ve Everest Zirvesi) yürüyerek ulaşan ilk kâşif olan Erling Kagge’den daha iyi kimse bilemez.

Kagge son derece akıcı ve samimi bir dille kaleme aldığı kitabı ‘Bir Kâşifin Felsefesi’nde, onu dünyanın ve insan dayanıklılığının sınırlarına götüren keşif gezilerinden edindiği bilgelik ve uzmanlığı okuruyla paylaşıyor.

İyimser bir bakış açısı geliştirmekten zihnimizi doğru zamanda kalmaya ikna etmeye, küçük şeylerden zevk almayı öğrenmekten yalnızlığımızla barışmaya kadar türlü meselelerle ilgili deneyimlerini on altı maddede sıraladığı kitabında Erling Kagge, en zorlu koşullarda hayatta kalabilmenin anlamlı bir yaşam sürme konusunda bize ne kadar çok şey öğretebileceğini gözler önüne seriyor.

  • Künye: Erling Kagge – Bir Kâşifin Felsefesi: Zor Şartlarda Hayatta Kalarak Öğrenilen 16 Hayat Dersi, çeviren: Oğuz Tecimen, Kolektif Kitap, felsefe, 160 sayfa, 2023

George Santayana – Güzelliğin Felsefesi (2023)

George Santayana’nın bu kitabı, estetiğin olağanüstü dünyasında öğretici bir yolculuğa çıkarken başvuracağınız bir kılavuz.

Filozof bu kitapta sanatın, estetiğin ve insanın güzellik deneyiminin sırlarını açıklığa kavuşturuyor.

İçimizdeki güzellik duyusunun, zamanı ve kültürü aşan ve her insanın ruhunda derin yankılar bulan bu büyüleyici yetinin özünü ustalıkla soruşturuyor.

Sanatsal dışavurumun temelindeki evrensel ilkeleri, kendi şiirsel anlatımı ve bilimsel titizliğiyle, hepimizi büyüleyen güzelliğin dile getirilmesi güç olan doğasına ışık tutarak ortaya koyuyor.

Rönesansın kışkırtıcı tablolarından senfonilerin zarif ezgilerine kadar uzanan bu büyüleyici keşif yolculuğu boyunca insanın yaratıcılığının geçtiği yolları bize yeniden anlatıyor.

Esaslı düşünceleriyle geleneksel algılara meydan okuyor, felsefe ile psikolojiyi buluşturarak estetiğin etkileyici dünyasına dair eksiksiz bir anlayışı dile getiriyor.

‘Güzelliğin Felsefesi’, hakikati arayanların, sanatseverlerin ve etrafımızı saran sonsuz güzelliği tanımak isteyen herkesin yanında taşımayı arzulayacağı bir rehber.

Hayatımızı zenginleştiren ve insanlığımızın özünü şekillendiren güzelliğin dönüştürücü gücünü bu kitabın sayfalarını karıştırırken keşfedeceksiniz.

  • Künye: George Santayana – Güzelliğin Felsefesi: Güzellik Duyusu, çeviren: Yeşim İpekçi, Fol Kitap, felsefe, 224 sayfa, 2023

Christopher J. Preston – Sentetik Çağ (2023)

İnsanlık yeryüzünde haddinden fazla etki bıraktı.

Bu durum, eriyen buzulları ve azalan tür sayılarını belgeleyen istatistiklerin ötesinde yeni bir jeolojik çağa işaret ediyor.

Bu yeni çağın, toprağın her santimetrekaresinde ve okyanus suyunun her bir damlasında tespit edilebilen türlerin itibarını artık teslim etmesi gerekiyor.

‘Sentetik Çağ’da, jeolojik tarihin bu yeni döneminde dünyayı nasıl şekillendirmeyi seçtiğimizin kritik önem taşıdığına dikkat çeken Christopher J. Preston, kendi tasarımımız olan sentetik işleyişlerin istediğimiz dünyayı dikkatlice tasarlamak için bir fırsat sunduğunu düşünüyor ve yeryüzünün metabolizmasını yeniden yapılandırmayı vaat eden bir dizi teknoloji tanımlıyor: nanoteknolojiler, moleküler üretim, sentetik biyolojinin genom oluşturma potansiyeli, evrimi geride bırakabilen “biyolojik mini makineler”, türlerin yer değiştirmesi ve soyu tükenen türleri geri getirme, iklim mühendisliği, güneş radyasyonu, karbonu atmosferden uzaklaştırmak amacıyla yapay ağaç üretimi ve daha nicesi…

‘Sentetik Çağ’, yaşadığımız dünyanın hızla tanınmaz hale geldiği bir zamanda gerek yeryüzünü gerekse insanları yeniden yapılandıracak sentetik geleceğin hatlarını çiziyor.

Kitap, 2018’de Ekoloji ve Çevre kategorisinde Nautilus Ödülü’nü aldı.

  • Künye: Christopher J. Preston – Sentetik Çağ: Evrimin Daha Güçlü Tasarımı, Soyu Tükenen Türlerin Geri Getirilmesi ve Dünyamızın Yeniden Yapılandırılması, çeviren: Bilge Demirtaş, Tellekt Kitap, ekoloji, 248 sayfa, 2023

Ertuğrul Meşe – Mukaddesatçı Anti-Kemalizm (2023)

Ertuğrul Meşe, kutsal saydıkları etrafında bir dogma oluşturan mukaddesatçı ideolojinin oluşumunda Kemalizmin negatif bir kurucu rol oynadığını gösteriyor.

Bütün kayıpların, mağduriyetlerin, mahrumiyetlerin, kötülüklerin kaynağı olarak kurgulanan Kemalizme karşıtlık, yakıtını nefret ve hınçtan alan bir tahkir ve tezyif söylemi olarak tezahür ediyor.

İslâmcıların Atatürk ve Cumhuriyet algılarının sosyolojik bir analizini yapmayı amaçlayan ‘Mukaddesatçı Anti-Kemalizm’, tarikatlarda ve mukaddesatçı aydınlar (son Şeyhülislâm Mustafa Sabri, Eşref Edip, Necip Fazıl, Osman Yüksel Serdengeçti) arasında anti-Kemalist söylemin temalarını, motiflerini, üslubunu ayrıntısıyla inceliyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Mukaddesatçı, toplumsal dünyada yaşanan bütün sorunların müsebbibinin Batı ve onun değerler dünyasını uygulayanlar olduğu biçiminde bir akıl yürütür. Bu akıl yürütmenin doğal sonucu, toplumun bütün dertlerini yaratanın Kemalizm ve Tek Parti dönemi olduğu biçiminde kolayca günah keçisi bulmanın reaksiyonerliğinin içselleştirilmesidir. (…) Yapılan şey, daha çok kendilerine yaşatıldığı düşünülen mağduriyetlerin oluşturduğu hıncın, kederin ve kendi mevcut tahayyülünden memnuniyetin konforunu yaşamaktır.”

  • Künye: Ertuğrul Meşe – Mukaddesatçı Anti-Kemalizm: İslâmcıların Atatürk ve Cumhuriyet Algılarının Sosyolojisi, İletişim Yayınları, siyaset, 420 sayfa, 2023

Samuel Pufendorf – Doğal Hukuka Göre İnsanın ve Yurttaşın Ödevi (2023)

1632-1694 yılları arasında yaşayan Samuel Pufendorf, Reform hareketleri, mezhep anlaşmazlıkları, Otuz Yıl Savaşları, Vestfalya Antlaşması ve Aydınlanma gibi 17. yüzyıl Avrupa tarihinin en önemli olaylarına tanıklık etmiş çok önemli bir düşünürdür.

Pufendorf, yaşamının son on sekiz yılında, başarılı, modern Protestan devlet kurucular ve aydınlanmış mutlakiyetçiliğin örnekleri olarak görülen üç hükümdara danışmanlık yapmıştır.

Bu nedenle yazıları, modern, devlet merkezli siyasi pratiğin felsefi sunumları olarak kabul edilmiştir.

Avrupa’da yeni düzenin hangi temeller üzerine kurulması gerektiği konusunda fikir yürüten Pufendorf’un düşüncelerini, kaleme aldığı çok sayıdaki eserde görürüz.

‘Doğal Hukuka Göre İnsanın ve Yurttaşın Ödevi’ başlığını taşıyan bu eser, Pufendorf’un Otuz Yıl Savaşları sonrasında Avrupa’nın yeni yapısının nasıl olması gerektiğine dair görüşlerini içeriyor.

Ona göre, tüm Avrupalıların yeni siyasi düzene rıza göstermesini sağlayabilecek ve barışı getirebilecek yeni bir ahlak, onları bölen dinsel farklılıklardan bağımsız olmalı ve bununla birlikte bu rakip dinlere yönelik inanç ve ibadete ahlak çerçevesinde izin verilmeliydi.

Pufendorf, Reform hareketleri sonucunda Avrupa’da yaşanan mezhep savaşlarının Avrupa siyasi ve toplumsal sistemine verdiği zararın düzeltilmesi için kafa yoran ve bu amaçla fikirlerini yazıya döken önemli bir 17. yüzyıl düşünürü.

Yaklaşık 30 yıl süren bu savaş döneminin ardından yeni düzenin hangi temeller üzerine bina edilmesine dair kaleme aldığı bu eser, çeşitli tartışmalara kapı aralamış olsa da dönemin Avrupa siyasetinin sınırlarının çizilmesinde etkili oldu.

Bu nedenle bu eser, Batı siyaset düşüncesinin önemli çalışmaları arasında yer alıyor.

  • Künye: Samuel Pufendorf – Doğal Hukuka Göre İnsanın ve Yurttaşın Ödevi, editör: James Tully, çeviren: Reha Kuldaşlı, Timaş Yayınları, hukuk, 208 sayfa, 2023

Martin J. Blaser – Kayıp Mikroplar (2023)

Mikrobiyolog Martin J. Blaser, çağımızın ciddi sorunlarından birine parmak bastığı bu önemli kitabında, “yaşamsal bir organ” olarak nitelediği mikrobiyomumuzu oluşturan mikropların bir kısmını neden kaybetmekte olduğumuzu, bu durumun hangi yaygın sağlık sorunlarını körüklüyor olabileceğini ve bu kaybın telafi edilmesi için neler yapılabileceğini yalın bir dille anlatıyor.

Blaser, gelecekte daha da yıkıcı sağlık sorunlarından kaçınmak için neler yapabileceğimiz konusunda bize rehberlik ediyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Her birimiz, çok uzun zamandır türümüzle birlikte evrilmekte olan mikropların muazzam çeşitlilikteki bir ekolojisine evsahipliği yapıyoruz. Hepsi birlikte bağışıklığımızda ve hastalıkları yenme becerimizde kritik bir rol oynuyorlar. Kısacası bizi sağlıklı tutan, mikrobiyomumuz. Fakat bu mikrobiyomun bazı bileşenlerini yitiriyoruz.

“Bu felaketin nedenleri her yanımızı sarmış durumda; insanlarda ve hayvanlarda antibiyotiklerin aşırı kullanımı, sezaryen doğumlar, temizleyicilerin ve antiseptiklerin yaygın kullanımı bunlardan sadece birkaçı. Antibiyotik direnci çok büyük bir sorun. Ama dirençli patojenler ne kadar korkutucu olsa da, mikrobiyomumuzun çeşitliliğinde ortaya çıkan kayıplar çok daha tehlikeli. Bu kayıplar metabolizmamızı, bağışıklığımızı ve bilişsel yetimizi etkileyerek bedensel gelişimin kendisini değiştiriyor.

“Eğer tutum değiştirmezsek, daha kötü bir senaryo karşımıza çıkacak. İşte bu yüzden alarm zillerini çalıyorum.”

  • Künye: Martin J. Blaser – Kayıp Mikroplar: Antibiyotiklerin Aşırı Kullanımı Çağımızın Salgınlarını Nasıl Körüklüyor?, çeviren: Sevkan Uzel, Metis Yayınları, bilim, 296 sayfa, 2023

Jim Al-Khalili – Fiziğin Gözünden Dünya (2023)

Jim Al-Khalili, modern fiziğin açığa çıkardığı derin görüşlere ışık

tutarak, bizi bu çok önemli bilim dalının evren ve evrenin doğası hakkında söylediklerini anlamaya davet ediyor.

Al-Khalili uzay, zaman, enerji ve maddenin temel kavramlarıyla

başlayıp modern fiziğin üç temel direği olan kuantum teorisi, görelilik ve termodinamiğe bir bakış sağlıyor.

Harika örnekler ve düşündürücü analojilerden yararlanarak fizikteki en büyük fikirleri sunup okuru aydınlatıyor.

Fizik, çevremizde gördüğümüz doğal dünyayı doğru bir şekilde açıklayan, dürüstlük ve şüphe gibi temel değerler tarafından yönlendirilen bir girişim olarak her zamankinden daha temel ilkelere ulaşmaya çalışan cesur bir insan arayışı şeklinde ortaya çıkıyor.

Fizikçinin keşfettiği bilgi bizi hem güçlendiriyor hem de mütevazı hâle getiriyor.

Fizik bugün bile bilinmeyenin içine cesurca herkes için dalmaya devam ediyor.

En esrarengiz bilimsel fikirleri bile erişilebilir ve çekici hâle getiren bu son derece bilgilendirici kitap, fiziğin neden önemli olduğunu gözler önüne serip herkesi çevremizdeki dünyadaki hakikati aramanın derin macerasına şahit olmaya çağırıyor.

  • Künye: Jim Al-Khalili – Fiziğin Gözünden Dünya, çeviren: Ayşe Erol, Epsilon Yayıncılık, bilim, 196 sayfa, 2023

Berk Esen, Şebnem Gümüşçü, Hakan Yavuzyılmaz – Türkiye’nin Yeni Rejimi (2023)

Berk Esen, Şebnem Gümüşçü ve Hakan Yavuzyılmaz, bütün dünyadaki demokrasiden uzaklaşma eğiliminin bir parçası olan Türkiye’nin otoriterleşme deneyimini rekabetçi otoriterlik kavramıyla analiz ediyorlar.

Yargının ve yasamanın yürütmenin yörüngesine girdiği, düşünce ve ifade özgürlüğünün kısıtlandığı, muhalefetin baskı altına alındığı, medyanın muhalefetten olabildiğince “temizlenip” iktidar propagandasının bütün mecraları kapladığı bir ortamda, seçim, demokrasinin tek soluk borusu haline geliyor, bu rejimde.

Ancak bütün siyasal oyun alanı gibi seçimlerin de “tek kale maça” göre düzenlenmiş gayri adil yapısı, bu imkânı da tıkıyor.

2023 seçimlerini, rekabetçi otoriterliğin sürdürülebilirliğinin sınanması bakımından kritik bir deneyim olarak alan yazarlar, bu rejimde muhalefetin konumunu ve perspektiflerini de tartışıyorlar.

‘Türkiye’nin Yeni Rejimi: Rekabetçi Otoriterlik’in sorusu, şu: Rekabetçi otoriterlik, Türkiye için son durak mı?

Kitapta, Türkiye’nin kusurlu bir demokrasiden rekabetçi otoriter bir rejime geçtiği temel tezi üzerinden bu rejim tipinin temel dinamikleri ile Türkiye’nin içinden geçtiği otoriterleşme sürecinin detaylı bir analizi yapılıyor.

Çalışma, bu süreçlerde yaşanan dönüşümlerin kronolojik bir izleğini sunmakla yetinmiyor aynı zamanda bu dönüşümlerin Türkiye’de rejim değişikliğini nasıl ortaya çıkarttığının bir analizini de sunuyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan, ideolojisi veya çıkarları nasıl tanımlanırsa tanımlansın, son kertede iktidara seçim yoluyla gelmiş ve iktidarda sandık yoluyla kalmıştır… Bu nedenle, meşruiyetini rejimin rekabetçi unsurlarından alır. Seçimle elde ettiği gücü ise devleti siyasallaştırmak, hesap verme alanını daraltmak ve oyun alanını kendi lehine eşitsiz hale getirmek için kullanır.”

  • Künye: Berk Esen, Şebnem Gümüşçü, Hakan Yavuzyılmaz – Türkiye’nin Yeni Rejimi: Rekabetçi Otoriterlik, İletişim Yayınları, siyaset, 288 sayfa, 2023

Mustafa Kemal Coşkun – Sınıfın Duyguları (2023)

İşçilerin, ister işyerinde, ister sokakta, isterse gündelik hayatta ekmek talebinin yanında aslında aynı zamanda özgürlük, onur, saygı ve insan olarak tanınma talebinin yer aldığını söylemek yanlış olmayacaktır.

Bu çalışma işçilerin hem işyerinde, hem de gündelik hayatta haysiyet, değer ve saygı görme, “insan yerine konma” gibi taleplerine, karşıt sınıflardan insanlara karşı utanç, kızgınlık, hınç, öfke, kıskançlık, korku, kaygı, üzüntü, kin gibi duygularına, sırf işçi olmaktan kaynaklanan duygularına odaklanıyor.

  • İnsanlar, işçi olmaktan ötürü yaşadıkları deneyimlerle nasıl bir öz-değer duygusu inşa etmektedir?
  • Bu deneyimlerin kendilerinde yarattığı duygular nelerdir?
  • En genel olarak bir öfke ve hınçtan bahsedilebilir mi?
  • Gerek çalışmaya ve çalıştıkları işe gerekse diğer insanlara karşı ne tür bir yabancılaşma süreci deneyimlemektedir bu insanlar?
  • Sömürülen işçileri kapitalizmin yapısal çelişkilerinden kaynaklanan duyguları üzerinden, örneğin hınç ve öfke aracılığıyla örgütlemek ve mücadele içerisine sokmak nasıl mümkün olabilir?

Mustafa Kemal Coşkun kitabında bunun gibi sorulara cevap veriyor.

  • Künye: Mustafa Kemal Coşkun – Sınıfın Duyguları: İşçiler, Duyguları ve Sınıf Mücadelesi, Dipnot Yayınları, siyaset, 192 sayfa, 2023