Cynthia Miller-Idriss – Anavatanda Nefret (2023)

ABD başta olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde aşırılıkçı akımlar kendilerine milyonlarca taraftar buluyor.

Komplo teorilerinden, beyaz üstünlüğüne dair tezlerden, göçmen karşıtlığından beslenen nefret suçları ve şiddet vakaları günbegün artıyor.

Hal böyle olunca aşırılıkçı akımların insanları nasıl etkilediği, hangi mecraları kullanarak toplumda yaygınlaştığı konusu ise çok önemli bir araştırma konusu haline geliyor.

Cynthia Miller-Idriss nefretin üretildiği fiziksel ve sanal alanlara merceğini doğrultuyor ve “Aşırı sağcılar nerede taraftar topluyor?” “Gençler günlük yaşamlarında aşırılıkçı mesajlarla ne zaman karşılaşıyor?” gibi sorulara cevaplar arıyor.

Özellikle toplumların marjlarındaki gençlerin çeşitli ortamlarda nasıl hedef alındığını analiz ediyor ve radikalleşmeye giden yolun ergenlik ve yetişkinlik boyunca aşırı sağcı ortamlara girip çıkmakla oluşan bir süreç olduğunu gösteriyor.

‘Anavatanda Nefret’, yarının aşırı sağcı milliyetçilerinin üniversite kampüslerinden karma dövüş sanatları salonlarına, giyim mağazalarından çevrimiçi oyun sohbet odalarına ve YouTube yemek kanallarına kadar farklı mecralarda nasıl bir araya geldiğini gözler önüne seren ufuk açıcı bir çalışma. Kitap okurları yalnızca günümüz aşırı sağının gençleri cezbettiği ve tuzağa düşürdüğü ana akım mekânlara ve alanlara götürmekle kalmıyor aynı zamanda aşırılıkçı radikalleşmeyle mücadelede kullanabileceğimiz yenilikçi stratejileri de ortaya koyuyor.

  • Künye: Cynthia Miller-Idriss – Anavatanda Nefret: Yeni Küresel Aşırı Sağ, çeviren: Behzat Hıroğlu, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 304 sayfa, 2023

Kolektif – Süryaniler (2023)

Orta Doğu’nun kadim Hristiyan cemaatlerinden Süryaniler, günümüzün alışılageldik Hristiyanlığına alternatif duruşları ve kendilerine has dinî gelenekleriyle, kurumsallaştığı 6. yüzyıldan günümüze dek kimliklerini korumayı başardılar.

Süryaniliğin zamana direnişi ve canlı bir gelenek olmayı sürdürmesinin arkasında cemaatin kendi dillerini kullanarak tesis ettikleri dinî ve edebi literatür büyük rol oynuyor.

Süryaniliğin kutsal merkezlerinin yer aldığı Türkiye, büyük bir Süryani nüfusa ev sahipliği yapmaktaysa da ne yazık ki Türkiye akademisinde Süryaniyat araştırmaları bugüne kadar hak ettiği ilgiyi göremedi.

Söz konusu ihmali telafi edecek bu eserde, Süryaniyat’ın uluslararası sahadaki en önemli uzmanlarından on beşinin kaleme aldığı yazılar bir araya getirilmiş.

Kimlik, din, diğer zümrelerle ilişkiler, Akkoyunlu ya da Osmanlı gibi Türk devletleriyle münasebet bu derlemede ele alınan konulardan yalnızca birkaçı.

Türkiye’nin önde gelen Süryaniyat uzmanları Zafer Duygu, Kutlu Akalın ve Umut Var tarafından derlenen ve yayıma hazırlanan kitap, Orta Doğu’nun kadim halklarından birinin tarih boyunca oynadığı rolü gözler önüne serecek ve Süryaniler hakkında bilgi sahibi olmak isteyen herkes için başucu kitabı hâline gelecek.

  • Künye: Kolektif – Süryaniler: Kimlik, Din, Literatür, editör: Zafer Duygu, Kutlu Akalın ve Umut Var, Selenge Yayınları, tarih, 360 sayfa, 2023

Jonathan Crary – Yeryüzü Yakılıp Yıkılırken (2023)

Modern sanayi uygarlığı dünyayı ateşe vermenin eşiğinde.

Toplumsal oluşumların ve toplulukların kökünün kurutulması, insani müştereklerin bağımlı olduğu canlı yeryüzü̈-sisteminin yok edilmesiyle iç içe geçmiş durumda.

Artık kapitalizmin en son, “yakıp yıkma” safhasındayız.

Askeri bağlamda bu tabir, yenilmiş bir halkın veya yaklaşan bir ordunun faydalanmasını engellemek için hayati kaynakların imha edilmesi anlamına gelir.

Daha genel anlamdaysa, bereketli bölgelerin çoraklaştırılıp yenilenme kapasitesini yitirmesine karşılık gelir.

Sudan mahrum bırakılmış nehirleri ve yeraltı suları zehirlenmiş havası kirlenmiş toprağı kuraklık ve kimyasal tarımla mahvedilmiş kavrulmuş bir dünya demektir.

Yakıp yıkma kapitalizmi, grup ve toplulukların kendi kendilerini geçindirmesine, kendi kendini yönetmesine veya birbirlerine destek olmasına imkân veren ne varsa imha eder.

Bu durum madencilik, ormansızlaştırma ve zehirli atık yığma yoluyla yaşanması imkânsız çorak alanlar ve yoksulların umutsuz iç sürgünler haline geldiği şehirler yaratılan Küresel Güney’de son derece şiddetli yaşanıyor.

Hesaplanarak düşük seviyede tutulan savaş hali veya uyuşturucu kartelleri arasındaki çatışmalar, bir zamanlar sivil toplumu andıran her şeyin ortadan kalkmasına neden oluyor…

Bunun karşısında “toplum karşıtı aygıtlara” kul köle olmaktan kurtulma ve pasiflik ile yalıtılmışlığı yeni dayanışma biçimlerine dönüştürme konusunda birliğin ve ortak eylemliliklerin benzersiz bir gücü olduğunu söyleyebiliriz.

  • Künye: Jonathan Crary – Yeryüzü Yakılıp Yıkılırken: Dijital Çağdan Kapitalizm-Sonrası Dünyaya, çeviren: Tuncay Birkan, Metis Yayınları, siyaset, 152 sayfa, 2023

Isaiah Berlin – Rus Düşünürleri (2023)

“Tilki pek çok şey bilir, kirpi ise tek bir büyük şey.”

İngilizce yazan eleştirmenlerin çok azı Rus düşüncesi ve kültürü hakkında Isaiah Berlin kadar ferasetli yazılar yazabilmiştir.

İşte elinizdeki kitap, Berlin’in otuz küsur yıllık bir süreçte yazdığı, Rusya’nın olağanüstü yazar ve filozoflarının Rus kültürü üzerindeki benzersiz etkilerini çeşitli temalar etrafında irdeleyen bu tarihî yazılarının derli toplu bir derlemesi niteliğini taşıyor.

‘Rus Düşünürleri’nde Berlin, ünlü “Kirpi ile Tilki” makalesinde ele aldığı Tolstoy’un tarih felsefesine ek olarak, “Rusların dünyadaki sosyal değişime en büyük katkısı” diye betimlediği Rus entelijansiyasını oluşturan Herzen, Bakunin, Turgenyev ve Belinski gibi on dokuzuncu yüzyılın büyük yazar ve düşünürlerini ortaya çıkarmış toplumsal ve siyasal koşulları da inceliyor.

Berlin, Rus düşünürleri hakkındaki bir dizi canlı portre yazısında, entelijansiyanın en dikkat çekici mensuplarını, mutlak değerlerden duydukları şüphe ile ahlaki eylemlere ilişkin bütün meseleleri bir anda çözüme kavuşturacak tek bir hakikati keşfetme arzuları arasında sürekli olarak bölünmüş figürler şeklinde resmediyor.

  • Künye: Isaiah Berlin – Rus Düşünürleri, çeviren: Güneş Ayas, Minotor Kitap, felsefe, 560 sayfa, 2023

Michael Jan de Goeje – Çingenelerin Asya’dan Göçleri (2023)

Günümüzde Romanlar olarak adlandırılan Çingeneler, kendilerine has yaşam tarzları ve kültürleriyle ilgileri üzerlerine çekseler de tarih boyunca dışlanan ve ötekileştirilen toplumlardan biri olmuşlardır.

Kapı gıcırtısına oynayan, sevgililere çiçek satmaya çalışan ve serkeşçe bir hayat süren kişiler olarak yaftalanan Çingeneleri aslında ne kadar tanıyoruz?

İşte bu kitapta; Çingenelerin göçleri, milliyetleri ve dilleri üzerinde durularak Çingenelerin köken itibarıyla Hintli Câtlardan geldikleri tarihî kaynaklardaki lengüistik verilerle ortaya konuluyor.

Sâsâniler zamanında İran’da varlık gösteren Câtların, Emevîler döneminde önce Irak’a daha sonra Suriye’ye yerleştirildiklerini belirleyen ünlü oryantalist Michael Jan de Geoje, onların Bizans hâkimiyetindeki Anadolu üzerinden Avrupa’ya geçtiklerini tarihî gelişmeler ışığında izah ediyor.

Çingenece ve Arapça olmak üzere birçok dildeki verileri âdeta dil arkeolojisi yaparak değerlendiren de Geoje, çalışmasıyla Irak, Suriye, Anadolu ve Avrupa’daki Çingenelerin kökenlerini aydınlatıyor.

İslam, Arap, Türk ve Yunan kültürleri başta olmak üzere farklı medeniyetlerin Çingeneler üzerindeki etkileri ve farklı toplumlarla Çingeneler arasındaki ilişkiler üzerinde de duran de Geoje’un ‘Çingenelerin Asya’dan Göçleri’ adlı eseri, Mustafa Daş’ın Fransızca aslından yaptığı titiz çevirisiyle artık Türkçede.

  • Künye: Michael Jan de Goeje – Çingenelerin Asya’dan Göçleri, çeviren: Mustafa Daş, Selenge Yayınları, tarih, 96 sayfa, 2023

Naomi Oreskes – Bilime Neden Güvenmeliyiz? (2023)

Bilimin itibarsızlaştırıldığı günümüzde, bu kitap bilimin insanlık için neden elzem olduğunu gözler önüne seriyor.

Profesör Naomi Oreskes, dezenformasyonun altın çağında güvenilir bilgiyi nasıl tanıyacağımızı ve kullanacağımızı anlatıyor.

Oreskes, ‘Bilime Neden Güvenmeliyiz?’ kitabında bilimsel bulguların ne zaman ve neden güvenilir olduğu sorularına net ve ikna edici yanıtlar veriyor.

Bilime duyulan güvenin temellerini gayet akıcı bir dille anlatıyor; tezini yaşamlarımız açısından kritik önem taşıyan meselelerde bilimin nasıl işlemesi ve nasıl işlememesi gerektiğine dair canlı örneklerle gözler önüne seriyor.

Okuyucular bu kitapta bilimsel mutabakatın güvenilirliğine dair, belirli bir metoda ya da bilim insanlarının vasıflarına değil, kolektif bir çaba olarak bilimin karakterine dayanan, sağlam bir savunmaya tanık olacak.

Oreskes, Harvard Üniversitesinde bilim tarihi profesörü ve aynı zamanda dünya ve gezegen bilimleri profesörüdür.

Uluslararası üne sahip bir jeolog, bilim tarihçisi ve yazar olan Oreskes, bilimin toplumdaki rolü ve antropojenik iklim değişikliği konusunda önde gelen bir sestir.

  • Künye: Naomi Oreskes – Bilime Neden Güvenmeliyiz?, çeviren: Taner Gezer ve Utku Umut Bulsun, Optimist Kitap, bilim, 336 sayfa, 2023

Bâverçi ve Nûrullah – 16. Yüzyıl Safevî Mutfağı (2023)

‘Kârnâme’ ve ‘Mâddetü’l-Hayât’ adlı Farsça yemek kitapları, 16. yüzyılda Safevi saray eşrafı ile seçkinlerinin yeme-içme kültürüne ayna tutan iki eşsiz eserdir.

‘Kârnâme’nin yazarı Bâverçi, I. Şah İsmail zamanında yaşayan saygın bir devlet adamının aşçıbaşısı iken ‘Mâddetü’l-Hayât’ın yazarı Nûrullah, I. Şah Abbas sarayının aşçıbaşısıydı.

Safeviler; bugünkü Afganistan, Doğu Anadolu, Azerbaycan, Ermenistan, Irak, İran ve Türkmenistan’ı içine alan geniş bir havzada varlığını sürdürmüştü.

Dolayısıyla onların mutfak kültürü, neredeyse tüm bu kültürlerin mutfak ve yeme-içme kültürüyle daimi bir etkileşim içinde oluşmuştur.

Safevilerin erken dönem eserlerinden olan ve Türk yazarlar tarafından kaleme alınan ‘Kârnâme’ ile ‘Mâddetü’l-Hayât’, İran mutfağının yeme-içme, yeme, içme, pişirme ve sunma kültürüne dair nice ayrıntılar barındırıyor.

Bu kitaplar, aynı zamanda İran mutfağının Türk/Osmanlı mutfağıyla benzeşen ve ayrışan yönlerini mukayese imkânı sunması bakımından son derece önemli iki kaynak konumundadır.

Mutfak tarihçisi Mary Işın’ın sunuşuyla yayınlanan kitapta, bahsi geçen eserlerin çeviri ve tahlili ile birlikte Safevi mutfağının Osmanlı mutfağıyla ilişkisi ele alınmış.

Ayrıca eserin sonunda mutfak malzemeleri, yiyecek adları ve eserde geçen şahıslar listesi ve bunların Farsça karşılıkları içeren bir dizin eklenmiş.

Bu bölüm hem metin dizini hem de Farsça mutfak sözlüğü mahiyetinde.

Eserleri çevirerek inceleyen Muzaffer Kılıç, Kırklareli Üniversitesi’nde öğretim üyesi ve klasik Türk ve Fars edebiyatı alanlarında yayınlar yapıyor.

  • Künye: Bâverçi ve Nûrullah – İki Yemek Kitabı Işığında 16. Yüzyıl Safevî Mutfağı (‘Kârnâme’ ve ‘Mâddetü’l-Hayât’), hazırlayan ve çeviren: Muzaffer Kılıç, Kitap Yayınevi, 264 sayfa, yemek, 2023

Kolektif – Psikolojik Hukukbilim (2023)

Psikolojik hukukbilim, hukuk alanında psikolojiden yararlanma fikri üzerine temellenir.

Psikoloji bilimlerinin teori ve yöntemlerine dayanarak politika oluşturmanın ve adaleti tesis etmenin yeni yollarını araştırır.

Bu kitap, edebiyat eleştirisi, psikanaliz, feminist teori, politik ekonomi gibi çeşitli eleştirel düşünce biçimlerine dayanan ‘radikal’ bir bakış sunuyor.

Çalışma, psikohukuki düşünce biçiminin temellerini ortaya koyuyor.

Adli psikiyatri çerçevesinde hüküm verme, ebeveyn katli, isnat edilebilirlik, ergen kimlik gelişimi, cezai yaptırımlılık ve suçlu rehabilitasyonu dâhil olmak üzere bir dizi karmaşık konuyu ele alıyor.

Kitap, adli psikoloji araştırması ve uygulamasında yeni ve gerekli bir hat belirliyor.

Psikohukuki hüküm verme pratiğini imal eden ve sürdüren kültürel ve sosyal güçlerin farkında olarak derleme, hukuk-psikoloji-suç hareketinin, asıl amacı olan yurttaş adaletine ve sosyal refaha katkı yapacak bir yola radikal ajanda tarafından anlamlı bir şekilde nasıl geri döndürebileceğini, eleştirel bir perspektifle araştırıyor.

Ted Kaczynski’nin ele alındığı vaka analizlerinden, Freudyen profil analizlerine, sistemler kuramı bağlamında incelenen hukuk kavrayışından, hukuk dünyasında eşitliğin ve şiddet üretmeyen yasaların gerçek anlamda nasıl tesis edilebileceğine eğilen eser, Türkiye’de henüz üzerinde durulmamış bir dizi soruna ışık tutuyor.

Bu açıdan kitap, vakalara yeni bir mercek tutmaya imkân sağlıyor.

  • Künye: Kolektif – Psikolojik Hukukbilim: Hukuk, Suç ve Toplum, editör: Bruce A. Arrigo, çeviren: Zeki Avci, Fol Kitap, hukuk, 344 sayfa, 2023

Necmi Erdoğan – Kayıp Halk (2023)

Necmi Erdoğan, yoksulları “yeniden dinliyor” bu kitapta: 2001’deki ‘Yoksulluk Halleri’ çalışmasıyla mukayese içinde, Türkiye’de yoksulluğun değişen ve değişmeyen çehrelerine dair gözlemlerini sunuyor.

Yoksulluk pornografisini sorgulayarak, yoksullarla gerçekten konuşmanın imkânını yokluyor öncelikle.

Yoksulların yalnızlaşma, içe göçme, kabullenmeme, konuşamama, içerleme gibi güçlü duygusal gerilimlerine eğiliyor.

“İdare etme” stratejilerini, lümpenleşme eğilimlerini ve isyankârlığın şikâyetten ileri gitmemesi halini inceliyor.

Yoksulluğun özgül çoğulluğunu, derinlemesine görüşmelerle ortaya konan 15 portrede görüyoruz: Pazarcı, baloncu, gündelikçi, engelli, kimsesiz, torbacı, “cadde bayanı”…

Kitap, 2022 yaz ayları boyunca, Ankara’nın üç ilçesine (Altındağ, Sincan ve Mamak) bağlı mahallelerde, büyük kısmı “mutlak yoksulluk” hali içinde yaşayan 82 kişiyle derinlemesine mülakata dayanan alan araştırmamın ürünü.

Eski Devrimci-Yol sempatizanı, AKP hayranı, asimile Kürt, yalnız Alevi çift…

Necmi Erdoğan, “kayıp halk” kavramıyla, “muktedirlere karşı bir başka hayat ve dünyanın mümkün olduğunu gösteren ve bunu bağrında cisimleştiren bir kolektif ‘gelecek olan halk’”a işaret ediyor…

“Halkın kendi kendini yaratması, pay verilmeyenlerin paylarını alması, söz verilemeyenlerin söz alması, susturulanların konuşması, üretenlerin yönetmesi üzerine kurulu bir siyasal perspektif” arayışıyla…

Kitaptan bir alıntı:

“Çaresizliklerin, fark yaralarının, çocukları karşısında kolu kanadı kırık kalmanın, başkalarının acıyan bakışlarına maruz kalmanın, başkalarının kendisini muhatap olarak bile almamasının ve dahi bunların türlü türlü özgül ve somut tecrübesinin tablosu veya grafiği çıkarılabilir mi? Ezilenlerin her çığlığı hem tekil ve hem de evrensel bir çığlığın yankılanması ise, sayıların veya eğrilerin soğuk dili onları da soğurup yutmaz mı?”

  • Künye: Necmi Erdoğan – Kayıp Halk: Günümüzde Yoksulluk Halleri, İletişim Yayınları, inceleme, 423 sayfa, 2023

Ulaş Töre Sivrioğlu – Perslerin Ardından İran-Sasaniler Dönemi (2023)

Akhaimenid ailesinin idaresi altında Persis bölgesinde kurulan imparatorluk, tarihe damgasını öylesine güçlü bir biçimde vurmuştu ki imparatorluğun yıkılmasından binlerce yıl sonra bile İran hâlen onların döneminde olduğu gibi Persia olarak anılmaktaydı.

Bu nedenle tarihçiler İran’daki her canlanma döneminden “Pers İmparatorluğu’nun yeniden doğuşu” ya da “Perslerin geri dönüşü” olarak söz etmeyi severler.

Sāsān ailesinden Ardāšīr’in MS 224’te kurduğu yeni krallık da modern tarihçilerin gözünde Yeni Pers İmparatorluğu (Neo-Persian Empire) olarak adlandırıldı.

Romalı tarihçilere göre de Sāsāniler, Perslerin mirasçıları oldukları konusunda kuşku duymamaktaydılar.

Sāsāni şahları Pers hükümdarlarının mezarlarının çevresini kendi kabartmalarıyla donatırken bu mirası sahiplendiklerini göstermek istemişlerdi.

İran milli destanı olan Şehnâme Parthların dört yüz yıllık tarihini birkaç satırla geçiştirir ve son Pers Şahı Darius ile Sāsān arasında doğrudan bağ kurmayı tercih eder.

Parthların, üzerinde Hellen tanrılarının tasvirlerinin yer aldığı sikkelerinin yerini Sāsānilerle birlikte Mazda dininin kutsal ateşinin alması bu “öze dönüş”ün simgesi olarak görülmüştür.

Öte yandan Sāsānilerin dört yüzyıllık öyküsünün, mirasçıları oldukları Akhaimenidlerin gölgesi altında kaldığını söyleyebiliriz.

Bilim dünyasında Persler ile onların mirasçıları arasında oldukça eşitsiz bir dağılım vardır.

Persler üzerine yapılan araştırmalar mirasçılarınınkinden kat be kat fazladır.

Sāsāniler klasik tarihçilerin gözünde Roma’yla çatışmaya girdikleri sürece önemlidirler.

İslâm tarihçileri ise Sāsānilere İslâm medeniyetine etkileri nedeniyle ilgi gösterirler.

Türk tarihçiliği de benzer şekilde Sāsānilerin Orta Asya’da oynadıkları role odaklanırlar.

Sonuçta Sāsāniler ancak başka bir kültür evrenine temas edebildikleri ölçüde dikkat çekmişlerdir.

Bu genel ilgisizliğin bir nedeni de Sāsānilerin hâkimiyetinin İlkçağ denilen dönem ile Ortaçağ arasındaki belirsiz geçiş devrine tekabül etmesidir.

Avrupa-merkezci tarihsel dönemlendirmeler sonucu bu medeniyetin bir İlkçağ uygarlığı mı yoksa Ortaçağ uygarlığı mı olduğuna karar verilmedi.

Bu engeller Sāsāni uygarlığı üzerine yapılan araştırmaların hâlen emekleme aşamasında olmasının temel nedenlerinden biridir.

  • Künye: Ulaş Töre Sivrioğlu – Perslerin Ardından İran-Sasaniler Dönemi, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, tarih, 384 sayfa, 2023