Owen Davies – Cadılık ve Büyü Tarihi (2024)

Yüzyıllardır süregelen cadılık ve büyücülük geleneği, toplulukları korkutmuş, merak uyandırmış ve hatta etkisi altına almıştır.

Bu kitap, insanlık tarihinin karanlık sayfalarına yolculuk yaparak büyücülüğün kökenlerine, Orta Çağ’ın cadı avlarına, okült ritüellere ve simyacıların arayışlarına ışık tutuyor.

Antik Mısır’dan Avrupa kırsalına, cadı mahkemelerinden modern cadı kültürüne kadar, büyücülerin ve cadıların dünyasına tanıklık etmek isteyenleri bekleyen bu çalışma, tarihî gerçekler ve halk efsaneleriyle harmanlanmış bir kılavuz sunuyor.

Owen Davies tarihteki ilk büyü ve cadılık uygulamalarından itibaren insanlık tarihiyle beraber gelişen, çoğunlukla açıklanamayan bu metafizik olgunun tarihini bütün derinliğiyle anlatıyor.

‘Cadılık ve Büyü Tarihi: Sümerlerden Harry Potter’a’ cadıların Şeytan’ın hizmetkârı olup olmadıkları, ölülerle nasıl konuştukları, büyüler için ne tür kitaplar yazıldığı, büyü pratikleri, toplum ve siyasi yapı tarafından büyüyle uğraşanlara nasıl tepkiler verildiği konularında okurlarına doyurucu bilgiler veriyor.

Kitap, tarihin tozlu raflarında saklı kalmış hikâyeleri, gizemli ritüelleri, cadı avlarının kanlı geçmişini, büyü ve cadıların modern dünyadaki akıbetine ve günümüzde beyaz perdede temsil şekillerine kadar çok geniş bir perspektifle okurunu adeta büyülüyor.

Eğer cadılığın ve büyülerin ardındaki sırları keşfetmeye hazırsanız, ‘Cadılık ve Büyü Tarihi’ sizi cadı kazanının başına davet ediyor.

  • Künye: Owen Davies – Cadılık ve Büyü Tarihi: Sümerlerden Harry Potter’a, çeviren: Gökçen İleri, Kronik Kitap, tarih, 464 sayfa, 2024

Kolektif – Karialılar (2024)

‘Karialılar: Denizcilerden Kent Kuruculara’, Karia Bölgesi’nin prehistorik çağlara ta­rihlenen en erken yerleşimlerinden Geç Osmanlı Dönemi’ne uzanan arkeolojik ve tarihi geçmişi hakkında bugüne dek yapılmış çalışmaların ve güncel araştırmaların bir özetini içeriyor.

Anadolu Yarımadası’nın güneybatı kesiminde yer alan ve Antikçağ ’da Karia olarak bilinen coğrafi bölgenin kuzey sınırını Büyük Menderes Vadisi, doğu sınırını Dalaman Çayı belirler.

MÖ 2. binyıla tarihlenen yazılı kaynaklarda birçok kez adı geçen Karialıların, Hitit istilaları karşısında Anadolu halklarını destekledikleri ancak daha sonra Mısırlılar karşısında Hititlerin yanında yer aldıkları görülür.

Karialıların adı, tüm Akdeniz’de geçtikleri yerleri talan ederek Geç Tunç Çağı’nın güçlü imparatorluklarının çöküşüne katkıda bulunan efsanevi “Deniz Kavimleri” arasında da anılır.

İlerleyen dönemler­de, Homeros Karialıların Yunanlara karşı Troia kentini savunmaya gelen halklar arasında yer aldığından bahsederken “savaşmaya bir kız gibi altınlarla süslü geldi­ler” sözleriyle Karialıların zenginliğini vurgular.

  • Künye: Kolektif – Karialılar: Denizcilerden Kent Kuruculara, çeviren: G. Bike Yazıcıoğlu, İpek Dağlı, Güler Ateş, Yapı Kredi Yayınları, arkeoloji, 512 sayfa, 2024

Kolektif – Bilge Karasu’yu Düşünmek (2024)

Kasım 2023’te gerçekleştirilen Bilge Karasu Günleri’nde sunulmuş bildirilerin yer aldığı kitap, yazar, düşünür ve çevirmen olarak Bilge Karasu’yu bugün okuyan, değerlendiren, bağlamına oturtan farklı kuşaklardan yazar ve araştırmacıların anı, görüş ve incelemelerini bir araya getiriyor.

Karasu’nun Türkçe hakkındaki değerlendirmelerinden edebiyat tarihimizde kapladığı yere ve üslup özelliklerine, şiirlerinden resim ve müzik hakkındaki görüşlerine, metinlerinin diğer sanatlarla ilişki içinde okunmasına ve elbette anlatılarının farklı yöntem ve bakış açılarıyla çözümlenmesine uzanan yazıların, yaşamöyküsüyle ilgili araştırmaların Karasu okumalarına, onun hakkındaki araştırma ve incelemelere zenginlik katacağını umuyoruz.

Kitaba katkıda bulunan isimler söyle: Abdullah Ezik, Arif Tapan, Cemile Odunkıran, Çağatay Yılmaz, Fatma Berna Yıldırım, Hakan Yücefer, Hasan Turgut, Işılay Kara Tekgül, İmren Gece Özbey, İsa İlkay Karabaşoğlu, Kerem Eksen, Murat Cankara, Murat Özyaşar, Murathan Mungan, Pelin Buzluk, Sema Kaygusuz, Seray Çalışkan, Sylvain Cavaillès, Şerif Eskin, Tansu Açık, Tevfika İkiz, Tunç Tayanç.

  • Künye: Kolektif – Bilge Karasu’yu Düşünmek, hazırlayan: Savaş Kılıç, Seval Şahin, Metis Yayınları, inceleme, 344 sayfa, 2024

Wolfgang Schivelbusch – Nesnelerin Tükenen Hayatı (2024)

Ayak uzun süre yürürse, giydiği ayakkabıyı deforme eder, bir kalıp gibi şeklini kendine uydurur; bazen de ayakkabı ayağı vurur, su toplamasına, hatta nasır tutmasına neden olur.

Wolfgang Schivelbusch insanla eşya arasındaki ilişkiyi hem böyle her gün deneyimleyebileceğimiz örnekler hem de felsefenin derinlikli kuramları yardımıyla, tüm yönleriyle ele alıyor.

Yaratma, üretim, kullanım, tüketim ve yok etme döngüsü üzerinden, insanın nesnelerle kurduğu bağı inceliyor.

Schivelbusch, ‘Nesnelerin Tükenen Hayatı’nda insanla eşya arasındaki bu karşılıklı ilişkiyi düşün ve bilim tarihi boyunca izleyerek uygarlığımızın ve modern ekonomilerin kökenine dair çarpıcı görüler sunuyor.

Kapsamlı tarihsel analizleriyle okurunu, gündelik hayatımızın eşyalarına yeni bir gözle bakmaya davet ediyor.

Schivelbusch, nesnelerin sadece işlevsel araçlar olmadığını, aynı zamanda duygusal bağlar kurduğumuz, kimliğimizi yansıttığımız ve toplumsal statümüzü belirleyen semboller olduğunu vurguluyor.

Yazar, tüketim davranışlarının altında yatan psikolojik nedenleri inceler. İhtiyaçların ötesinde tüketme eğilimimizi, toplumsal baskılar, özdeşleşme ihtiyacı ve mutluluk arayışı gibi faktörlerle ilişkilendirir.

Schivelbusch, tüketim kültürünün tarihsel bir süreç içinde nasıl şekillendiğini göstermekte.

Sanayi Devrimi, modernitenin yükselişi ve reklamcılığın etkisi gibi faktörlerin tüketim alışkanlıklarımıza olan derin etkilerini analiz eder.

Yazar, tüketim kültürünün bireysel ve toplumsal kimlikler üzerindeki etkilerini, çevresel sorunlara olan katkılarını ve eşitsizliklerin artmasındaki rolünü tartışıyor.

  • Künye: Wolfgang Schivelbusch – Nesnelerin Tükenen Hayatı: Tüketim Üzerine Bir Deneme, çeviren: Neslihan Azeri, Kolektif Kitap, inceleme, 176 sayfa, 2024

Vahram Torkomyan – Unutulan Geçmiş (2024)

İstanbullu doktor ve araştırmacı Vahram Torkomyan (1858-1942), ölümünden birkaç ay önce tamamladığı bu el yazması hatıratta İstanbul Ermenilerinin toplumsal, entelektüel ve dini hayatına dair eşsiz bir tanıklık sunarken, Osmanlı İmparatorluğu’nun başkentindeki sosyal ve politik yaşamın çok katmanlı yapısını da gözler önüne seriyor.

İstanbul’dan Paris’e uzanan yaşamını kaleme aldığı ‘Unutulan Geçmiş’te, çocukluğundan ilkgençliğine, öğrenciliğinden meslek hayatına, akademik ve tarihsel araştırmalarından toplumsal ve politik faaliyetlerine dek tüm hayatını, ince ayrıntılarıyla, berrak anılarıyla ve edebi maharetiyle gözler önüne seriyor.

  • Künye: Vahram Torkomyan – Unutulan Geçmiş: İstanbullu Bir Doktorun Üsküdar’dan Paris’e Yolculuğu, çeviren: Alev Er, Aras Yayıncılık, anı, 488 sayfa, 2024

Jérôme Baschet – Kapitalizm Ne Zaman Başlar? (2024)

‘Kapitalizm Ne Zaman Başlar?’

Soru açıksa da tarihçiler arasında bir fikir birliği yok: Bazıları ortaya çıkışını iki yüzyıl, diğerleri beş ya da sekiz yüzyıl, hatta birkaç bin yıl olarak öncesine tarihlendiriyor.

Dikkate alınması gereken faktörlerin niteliği ya da daha da şaşırtıcısı, kapitalizmin tanımı konusunda da bir fikir birliği yok.

Jérôme Baschet, kapitalizmi salt ticari ve parasal uygulamalardan ayırmak için koyduğu titiz kriterlerle, birçok klasik tarihsel modeli sorguluyor ve feodalizmden kapitalizme geçişte yer alan güçlerin karmaşıklığını araştırıyor.

Ortaçağ toplumunun iç dinamiklerini inceleyen, bir yandan Avrupamerkezci önyargıları reddederken diğer yandan Avrupa’nın özgün taraflarını vurgulayan Baschet’ye göre Avrupamerkezci olmayan bir tarih anlayışı, Avrupa’nın dünya tarihindeki rolünü doğru bir şekilde anlamayı gerektiriyor.

Süreksiz bir bakış açısını savunan Baschet, geçişin doğrusal, önceden belirlenmiş bir gelişme değil, insanlık ve gezegen tarihinde radikal bir kırılma olduğunu, bunun ise tam anlamıyla öneminin mevcut iklim ve ekolojik kriz bağlamında çıktığını vurguluyor.

Baschet, merkeze aldığı “ne zaman?”, “nasıl?” ve “ne?” sorularıyla tartışmanın odağını belirleyerek kapitalizmin tarihsel süreç içindeki oluşumunu derinlemesine inceliyor.

Ekonominin özerkleştiği, sınırsız büyüme mantığının olumlanarak egemenlik sürdüğü bir dünya şeklinde kendini gösteren kapitalizmin sonuçlarını bugün yaşıyoruz.

  • Künye: Jérôme Baschet – Kapitalizm Ne Zaman Başlar?: Feodal Toplumdan Ekonomi Dünyasına, çeviren: Hasan Can Utku, Monografi Yayınları, tarih, 120 sayfa, 2024

Sungur Savran – Türkiye’de Sınıf Mücadeleleri 2 (2024)

Büyük kentlerimizin, ekonomik durumu iyi, eğitimi yüksek nüfusu nezdinde bir araştırma yapılsa ülkenin son çeyrek yüzyıl boyunca içinden geçmekte olduğu döneme ilişkin şu yargıya ulaşacak insan oranı çok yüksek çıkacaktır: “Türkiye hiç böylesine kötü bir dönemden geçmemişti.”

Sungur Savran tersini söylüyor: En az bugünkü kadar kötü bir dönemden geçmişti.

Üstelik bugün yaşanan bütün gericiliklerin kökleri de o dönemde yatıyor.

O dönem 12 Eylül’dür, yazarın kullandığı terimle “12 Eylül karşıdevrimi”dir.

Bu kitabın birinci cildi ilk kez 1992’de basılmıştı.

Bugüne kadar beş baskı yapan birinci cilt, 1908-1980 arası Türkiye’sini sınıf mücadelelerini merkeze alarak inceliyordu.

Uzun bir bekleyişten sonra yayınlanmakta olan ikinci cilt, hikâyeyi 1980’den yirminci yüzyılın sonuna getiriyor.

Kitabın üçüncü ve son cildi ise 2025 yılı içinde yayınlanacak.

Erdoğan ve AKP hâkimiyetinde geçen son çeyrek yüzyılı, cumhuriyet döneminin bütünü ile ilişkisi çerçevesinde ve dünyanın bugün yaşadığı gerici ortamla bütünlüğü içinde değerlendirecek.

Kitabın elinizdeki ikinci cildi, 12 Eylül karşıdevriminin Türkiye tarihinde esas dönüm noktası olduğunu ortaya koymayı hedefliyor.

Yazara göre Erdoğan dönemini anlamak için önce Kenan Evren-Turgut Özal dönemini anlamak gerekiyor.

Kitabın bu cildi de aynen birinci cilt gibi hem Türk hem Kürt solu üzerinde çok büyük etki yapmış olan sol liberal ideolojinin ve onun kendine hasım olarak bellemiş olduğu sol Kemalizmin, bunların her ikisini de karşısına alan bir üçüncü pozisyondan, Marksist sınıf mücadeleleri perspektifinden eleştirisini anlatımın merkezine yerleştiriyor.

  • Künye: Sungur Savran – Türkiye’de Sınıf Mücadeleleri 2: 12 Eylül Karşıdevriminden 28 Şubat’a, Yordam Kitap, siyaset, 512 sayfa, 2024

José Manuel Lucía Megías – Cervantes ve Türk Akdenizi (2024)

Esaret, şövalyeler, silahlar, deniz, korsanlar, özgürce âşık olmak ve tüm bunların merkezinde Akdeniz…

Miguel de Cervantes, Akdeniz olmadan, Akdeniz’de geçirmiş olduğu yıllar olmadan anlaşılamaz.

Cervantes, 1569 yılında Roma’ya gelmeden önceki dönemi ve İtalyan savaş birliklerine katılma dönemleri olmadan, İnebahtı Deniz Savaşı’ndan (1571) beş yıl sonra Madrid’e dönene kadar geçirmiş olduğu yıllar hakkında bilgi sahibi olmadan anlaşılamaz.

Cervantes, Cezayir olmadan, korsanlarla dolu ticaret ve fırsatlar denizi Akdeniz olmadan anlaşılamaz.

Yani ne Cervantes’i ne de eserlerini beş yıllık Osmanlı İmparatorluğu yıllarını öğrenmeden anlamamız mümkün değildir.

Elinizdeki bu kitap Cervantes’in hayatını ve eserlerini inşa eden Akdeniz ve Osmanlı topraklarında geçirmiş olduğu dönem hakkındadır.

Bütün hayatını etkileyen ve işgal eden gençlik ve ilk olgunluk yıllarında yaşadığı hayatı ile ilgilidir.

Cervantes’in hayatı ve eserlerinin, özellikle Türk Akdeniz’i ile olan ilişkisi üzerine odaklanıyor.

José Manuel Lucía Megías, Cervantes’in edebiyatında Osmanlı ve Akdeniz etkilerini irdeliyor, aynı zamanda İspanyol-Osmanlı ilişkilerinin edebiyata yansımalarını da inceliyor.

  • Künye: José Manuel Lucía Megías – Cervantes ve Türk Akdenizi, çeviren: Nesrin Karavar, Dergah Yayınları, tarih 128 sayfa, 2024

 

Li Peilin – Sosyoloji ve Çin’de Büyük Toplumsal Değişim (2024)

Doğu ülkelerinin yükselişi, dünya ekonomik ve siyasi yapısını derinden etkilemekle kalmayıp, aynı zamanda “Batı modernleşmesi”nden farklı bir “Doğu modernleşmesi” yolunu da şekillendirmektedir.

Ancak ‘Doğu modernleşmesi’ yalnızca coğrafi bir kavram değildir; bu kavram dünya modernleşmesine Batı’dan farklı yeni deneyimler sunan tüm kalkınma yollarını kapsamaktadır.

Çinli sosyologlar, Çin Sosyolojisinin teorisini ve sistemini inşa etmeye yönelik sürekli bir çaba içerisindedirler.

Bu çaba, önceki nesil Çinli sosyologlardan başlayarak Çin toplumunun yapıları, ilişkileri ve kurallarının özgünlüğünü ve bu özgünlüğün evrenselliklerini araştırmak şeklinde kendini göstermektedir.

Elinizde tuttuğunuz bu kitap, çağımızın en önemli Çinli sosyologlarından biri olan Li Peilin’in kaleminden çıkmıştır.

  • Künye: Li Peilin – Sosyoloji ve Çin’de Büyük Toplumsal Değişim, çeviren: Gong Yingyuan, Kırmızı Kedi Yayınevi, sosyoloji, 400 sayfa, 2024

Jean-Paul Roux – Kutsal ve Mitik Dağlar (2024)

İnsanlık tarihi boyunca dağlar göklerle ve metafizikle ilişkide bazen aracı bazen de bizatihi bu ilişkinin tecessümü oldu: Tanrıların meskeni olan Olympus; Şiva’nın yogi pozisyonunda oturduğu Kailasa Dağı; Çin’de göksel imparatorun ikamet ettiği en ünlü efsanevi dağ Kunlun; Türklerin çıktığı Ötüken; İbrahimî dinlerin dağları…

Doğu’da olduğu gibi Batı’da da insanlar dağları tanrılar ve şeytanlarla doldurmuşlardır.

Zamanın başlangıcından beri dağlar saygı görmüş, mukaddes bilinmiş, kutsalın sınırında durmuştur.

Kimi halklar dağları dünyanın merkezi, diğerleri ise Cennet ve Dünya arasındaki iletişim noktası olarak görmüştür.

Kimileri cenneti orada bulmuş, kimileri canavarlar ve muhteşem hayvanların doğaüstü diyarlar olarak düşlemiştir.

Dağlar büyük tek tanrılı dinlerin kalbinde yer alır: Tanrı Hz. Musa’ya Yasa tabletlerini Sina’da vermiştir, Hz. İsa Golgota’da ölmüş ve dirilmiştir ve Baş Melek Cebrail Hz. Muhammed’e Cebel-i Nur’da görünmüş ve ondan ilahi sözü yaymasını istemiştir.

Dağ her zaman büyülemiş ama aynı zamanda korkutmuştur ve kutsal olan her şeyde bulunan bu kararsızlık, içinde şaşırtıcı arketipler keşfettiğimiz sayısız mitolojiyi beslemiştir.

Bu kitap bizi dağlarla ilgili asırlık inançları, mitleri, halk geleneklerini ve batıl inançları keşfetmeye davet ediyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Dağın karanlık, olumsuz, korkutucu bir görünüşü var. Tezahürleri kimi zaman bizi dehşete düşürür… Dağ istikrardır, güçtür, erktir… Dikeylik idealinin canlı tezahürüdür… Dağın verdiği en önemli ders, ölümün bir başlangıç olduğudur.”

  • Künye: Jean-Paul Roux – Kutsal ve Mitik Dağlar, çeviren: Lale Özcan, Dergah Yayınları, tarih, 384 sayfa, 2024