Franz Ansprenger – Afrika Tarihi (2024)

Afrika, insanlığın beşiği, kültürel zenginlik ve tarihin derinliklerinde yatan eşsiz bir kıtadır.

Ancak günümüzde genellikle bilinmeyen ve tarihsel açıdan yanlış anlaşılan bir bölge olarak kabul edilmektedir.

‘Afrika Tarihi’, Afrika’nın Antik Mısır’dan başlayarak günümüze kadar olan 5000 yıllık tarihini ana hatlarıyla ele alarak bu yanlış algıyı değiştirmek için kılavuz bir eser.

Bu eserde, Afrika’nın farklı coğrafi bölgelerindeki zengin tarihini ve kültürünü keşfedeceksiniz.

Kuzeyde Akdeniz kıyılarından güneyde Ümit Burnu’na kadar uzanan bu geniş topraklar, sert iklim koşullarına rağmen direnen halkların hikâyeleriyle doludur.

Kitap ayrıca, İslam’ın yayılışına ve Hıristiyanlık etkilerine, köle ticaretinin sonuçlarına ve sömürgecilerin Afrika’daki izlerine değinir.

Yirminci yüzyılın ikinci yarısında Afrika’nın Soğuk Savaş sırasında yaşadığı dönüşümler de bu kapsamlı çalışmanın odak noktalarından.

Franz Ansprenger, uluslararası siyaset bilimi alanında geniş bir tanınırlığa sahip ve Berlin Özgür Üniversitesi’nde Afrika Politikaları Merkezi’nin başkanlığını yürüttü.

Uzun yıllar boyunca yaptığı akademik çalışmalar ve sahada edindiği tecrübelerle, Ansprenger, Afrika’nın karmaşık ve dinamik tarihini ustalıkla analiz ediyor.

Bu kitap, Afrika’nın tarihi ve kültürel zenginliklerini keşfetmek için hızlı bir giriş fırsatı sunuyor.

Okuyucular, Afrika’nın bugünkü sınırlarının nasıl çizildiğini, bu sınırların arkasında yatan gerçekleri ve Afrikalıların kendi kaderlerini tayin etme mücadelesini öğrenecekler.

  • Künye: Franz Ansprenger – Afrika Tarihi, çeviren: Emre Karatekeli, Runik Kitap, tarih, 132 sayfa, 2024

Michel Serres – İnsanlanma (2024)

Silikon vadisinin kurucu merkezlerinden Stanford Üniversitesi’nde on yıllarca bilim tarihi dersleri veren, ayrıca Académie Française’in nadir filozof üyelerinden olan Michel Serres (1930-2021) genç yaşlarından itibaren bir geçiş döneminde yaşadığımızı fark eder ve tüm ömrünü insanlığı bu geçişin sonrasına hazırlamaya vakfeder.

Bugün transhümanizm başlığı altında yapılan tartışmaları kendi yarattığı insanlanma (hominescence) kavramı altında tartıştığı bu kitapta insanın geleceğini bir erginlenme (adolescence) olarak, çocukluktan yetişkinliğe bir geçiş olarak betimler.

İnsanlığın son elli yılda yaşadığı radikal değişimleri değerlendirirken temel dört konuda geri dönüşsüzce yeni bir döneme girdiğimizi söyler: Ölümle ilişki, bedenlerimizle ilişki, yeryüzüyle ilişki ve yeni iletişim ağları nedeniyle başka insanlarla ilişki.

Michel Serres evrimsel düzeyde gerçekleşeceğini öngördüğü bu radikal değişimlerin özellikle zenginler ve yoksullar arasında yaratacağı muazzam eşitsizlik tehlikesine dikkat çeker ve bu sefer adına layık olacak ikinci bir hümanizm çağı için adalet yükümlülüğünün altını çizer.

  • Peki bu gelecek bizi coşturmalı mı yoksa korkutmalı mı?

Michel Serres, ‘İnsanlanma’da iyimser veya kötümser senaryolar üretmektense geleceğin belirsiz ışığını görmemiz için bize rehberlik etmeyi tercih ediyor.

  • Künye: Michel Serres – İnsanlanma, çeviren: İlhan Burak Tüzün, Livera Yayınevi, inceleme, 384 sayfa, 2024

Daniel Guérin – Burjuvazi ve Çıplak Kollular (2024)

Daniel Guérin’in Fransız Devrimi sırasında Fransa’daki sınıf gerilimlerini incelediği çalışması ‘Burjuvazi ve Çıplak Kollular’, 31 Mayıs 1793 yılında Jirondenler’in düşmesinden itibaren ilk modern sınıf çatışmasının ortaya çıkışına tanıklık etmemize yardımcı oluyor ve burjuva devriminin jakoben liderlerine karşı baldırı çıplaklar tarafından yönetilen proleter bir devrimin tohumlarının atıldığını gösteriyor.

Eser, burjuva olarak kabul edilen önde gelen siyasi figürler ile Parisli çıplak kollular olarak adlandırdığı işçi kesim militanlar arasındaki bağlantılara dikkat çekiyor ve “tabandan terör” ile “tepeden terör” kavramlarına ışık tutuyor.

Bu şekilde Guérin, devrimi tamamlamak için baskı önlemleriyle çıplak kolluları kullanan burjuva bu figürlerin Thermidor’da nasıl düştüğünü anlamamızı kolaylaştırıyor.

Fransız Devrimi tarihine getirilen bu yeni bakış açısı, burjuva demokrasisi ile proleter demokrasi arasındaki temel farklılıkları vurgulayarak “fikir birikimimizi yeniden inşa etmemize”, “eşitlik ve özgürlük fikirlerinin gerekli sentezini” yeniden düşünmemize imkân tanıyor.

Claude Guillon’un önsözü ise komünist tarihçilerden çok sert eleştiriler alan eseri çeşitli tarihçilerin çalışmalarından yararlanarak yirminci yüzyılın ideolojik ve tarih yazımı tartışmaları içine yerleştiriyor.

  • Künye: Daniel Guérin – Burjuvazi ve Çıplak Kollular: Fransız Devrimi’nde Toplumsal Mücadeleler (1793-1795), çeviren: Beyza Başer, Ayrıntı Yayınları, tarih, 224 sayfa, 2024

Zeki Bayhan – Sıfıra Yükselmek (2024)

Bu çalışma, özgür toplumsallaşma yolculuğunda atılması gereken bir ilk adıma, tarih boyunca göz önünde olan ve toplumsal yaşam üzerinde ağır bir yük oluşturduğu halde çoğunlukla görmezden gelinen “bildik” bir konuya, erkeklik kültürüne mercek tutuyor.

Erkeklik kültürü, egemen dünya için dokunulmaz bir kutsallık olarak kurgulanmıştır.

Gelgelelim, onun yarattığı kültürel atmosfer içinde boy gösteren iktidarlar yıkılabilir, kültürler ortadan kaldırılabilir, yeni sistemler inşa edilebilir.

Elinizdeki kitap, zihniyet ve kültür olarak erkeklik olgusunu irdeliyor.

Din, felsefe, bilim, psikiyatri, akıl, dil gibi zihniyet oluşturucu düşünce yapılarının erkeklik kültürünü inşa etme ve onu üretmedeki rolleri ile bütün bu düşünce yapılarına içerilmiş eril kodları tartışıyor.

Erkeğin kendisine, kadına, yaşama, özgürlük-aşk gibi toplumsal değerlere dönük yanılsamalı algılarına odaklanıyor.

Erkeklik ideolojilerinin, kurgulanan kimlik doğrultusunda erkeğin algısını nasıl manipüle ettiğini, erkek algısında sahte olanın nasıl gerçek olanın yerine geçirildiğini analiz ediyor.

Kitap, tüm bu yönleriyle, erkeklik çalışmaları alanında ufuk açıcı bir eser niteliğinde.

  • Künye: Zeki Bayhan – Sıfıra Yükselmek: Erkekliğin Kültürel İnşası ve Karşı Mücadele Üzerine, Dipnot Yayınları, inceleme, 280 sayfa, 2024

James Bridle – Varolma Biçimleri (2024)

  • Zeki olmak ne demek?
  • Zekâ insana özgü bir şey mi yoksa bitkiler, hayvanlar, hatta kendi yarattığımız teknolojilerle paylaştığımız bir şey mi?

Son yıllarda yapay zekâ alanında yapılan göz kamaştırıcı atılımlar, yapay zekânın büyük bir güç ve insanın dünyadaki yerine yönelik büyük bir tehdit teşkil edebileceğini gösterdi.

Bu durum zekânın doğası üzerine yeni bir tartışma da başlattı.

Bu tartışma ekseninde yapılan araştırmalar sayesinde artık çevremizdeki diğer zekâ türlerinin farkına varmaya da başladık.

Ağaçların henüz tam olarak anlayamadığımız, çok karmaşık yollarla zeki iletişim ağları kurduklarını, hayvanların da iç dünyalarının olduğunu, makinelerin ve cansız varlıkların bile bir anlamda “zekâ” sergilediklerini, bizimkinden farklı biçimde ama en az bizim kadar “var” olduklarını öğrendik.

Sanatçı ve düşünür James Bridle, ‘Varolma Biçimleri’nde, biyoloji, fizik, bilişim, edebiyat, sanat ve felsefeden yararlanarak insan zihninin ötesinde kalan çeşitli zekâ biçimlerinin büyüleyici dünyasına bir pencere açıyor.

Bitkilerin akıl almaz hayatta kalma tekniklerinden, hayvanların bilişsel becerilerinin enginliğine, yapay zekânın şaşırtıcı ve ürkütücü yeteneklerinden insan olmanın ve bilincin anlamına kadar uzanan bir çizgide, okuru entelektüel bir yolculuğa çıkarıyor.

İnsan olmayan zekâlara zihinlerimizi açmamız ve çevremizdeki doğal ve yapay sistemlerle nasıl bir arada yaşadığımızı yeniden gözden geçirmemiz gerektiği konusunda bize meydan okuyor.

Teknoloji tarafından git gide daha fazla şekillendirilen ve tehdit edilen bir dünyada, insanın egemenliğinin tek yol olmadığı, hayatta kalmanın anahtarının diğer varolma biçimlerinden bir şeyler öğrenmek olabileceği bir geleceği hayal etmemiz konusunda bizi cesaretlendiriyor.

  • Künye: James Bridle – Varolma Biçimleri: Bitki, Hayvan, İnsan ve Makine Zekâsı, çeviren: Mukadder Erkan, Malike Hancı, Fol Kitap, bilim, 440 sayfa, 2024

Robert Garland – Antik Yunan’da Günlük Hayat (2024)

Antik Yunan dünyasına dair derinlemesine bir keşfe hazır mısınız?

Robert Garland, ‘Antik Yunan’da Günlük Hayat’ ile sizi klasik Yunan toplumunun günlük yaşamının ayrıntılarına götürüyor.

Bu kapsamlı çalışma, hem akademik araştırmalar için vazgeçilmez bir kaynak hem de genel okuyucular için sürükleyici bir yolculuk sunuyor.

Garland, antik Yunanların sosyal yapısından ekonomik faaliyetlerine, dini uygulamalarından kültürel etkinliklerine kadar geniş bir yelpazeyi ele alıyor.

Aile hayatı, eğitim sistemi, kölelik düzeni gibi sosyal konuların yanı sıra tarım, ticaret ve zanaat gibi ekonomik faaliyetleri de ayrıntılı bir şekilde inceliyor.

Yunan dininin günlük yaşam üzerindeki etkilerini, tanrılar ve tanrıçalarla olan ilişkileri ve dini bayramları titizlikle anlatıyor.

Ayrıca tiyatro, spor, müzik ve edebiyat gibi kültürel etkinliklere dair zengin bilgiler sunarken, antik Yunanların giyim, yiyecek, barınma ve kişisel bakım gibi günlük yaşam pratiklerini de gözler önüne seriyor.

Garland’ın sade ve anlaşılır anlatım tarzı, okuyuculara antik dünyanın kapılarını aralıyor ve bu döneme dair daha derin bir anlayış kazandırıyor.

  • Künye: Robert Garland – Antik Yunan’da Günlük Hayat, çeviren: Tufan Göbekçin, Alfa Yayınları, tarih, 432 sayfa, 2024

Kolektif – Dış Göçün Odağında Türkiye Kentleri (2024)

Kent ve göç hareketleri arasındaki ilişki, gündelik yaşamın tüm bileşenlerinde hissedilebilir hâldedir.

Türkiye kentlerinde de ekonomik, yönetsel, toplumsal ve mekânsal birçok boyut; göç yönetimi ile kesişimlere sahiptir.

Bu kitabın amacı, günümüzde gitgide daha geniş bir nüfusa ve mekâna karşılık gelen dış göç hareketlerinin kentlerdeki izini sürmektir.

Bu arayış; farklı ölçeklerde, Türkiye’nin farklı kentlerinde, geniş bir teorik çerçeveden beslenerek, çeşitli gündelik yaşam bileşenlerine odaklanarak gerçekleşti.

Araştırma sahası olarak; İstanbul, Ankara ve İzmir gibi metropol kentlerin yanı sıra, Mersin, Gaziantep, Kayseri, Bursa, Manisa, Aydın, Denizli, Van gibi farklı kentlerin deneyimleri de bu kitapta yer aldı.

Yine pek çok farklı ülkeden göç eden kişilerin Türkiye kentlerindeki deneyimleri ses buldu.

Suriye, Afganistan, İran, Irak, Pakistan, Özbekistan, Ukrayna ve hatta Avrupa ve Afrika’dan göç etmiş kişi ve gruplara ulaşıldı.

Tekil bölümlerin art arda geldiği bir derleme olmanın ötesine geçebilecek, bölümlerinin birbiriyle konuşup, birbirini besleyerek bütünsel toplamın parçaları haline gelen bir kitap meydana geldi.

Mekânsal ayrışma, toplumsal roller, sosyal uyum ve göçmenlerin kentle kurduğu ilişkiler gibi konular üzerine yapılan değerlendirmeler, kitabı yalnızca akademik bir kaynak değil, aynı zamanda sosyal politikalar ve kentsel planlama için önemli bir referans haline getiriyor.

‘Dış Göçün Odağında Türkiye Kentleri’ kitabı, dış göç ve mekân ilişkisine dair yeni tartışmalara kapı aralayarak, göç ve kentsel dönüşüm üzerine çalışan araştırmacılar ve karar vericiler için bir rehber niteliğinde.

  • Künye: Kolektif – Dış Göçün Odağında Türkiye Kentleri: Kuram, Uygulama ve Mekânın Değişimi, editör: Sezen Savran Penbecioğlu, Atahan Demirkol, İdealKent Yayınları, kent çalışmaları, 343 sayfa, 2024

David Pavón Cuéllar, Ian Parker – Psikanaliz ve Devrim (2024)

Freud, psikoloji dünyasıyla eleştirel ve şüpheci bir ilişki içindeydi.

O, psikolojiyi, nesnel bir biçimde bilinebilecek; belirli, gerçek, tamamen açık ve her insanda her zaman aynı olabilecek bir olgu olarak görmedi.

Bütün bunlar, Freud’un insan acısının doğasının tarihsel bağlamına ve acının diyalektik bir sürecin içinde kendini semptomlarda gösterdiğine dair değerli çıkarımlar yapmasını sağlamıştır.

Bu çıkarımlar aynı zamanda kavrayış ve özgürleşme arasındaki ilişkiye de ışık tutmaktadır.

Tarihi ve psikanalizi sevsek de sevmesek de tarihin kendisi mevcut düzeni alaşağı etme girişimlerinin ve bunların yenilgilerinin tekrar ettiği bir süreçtir.

Bir kalemde yinelemeyi bırakıp başarılı olamayız; çünkü tarihi kendi seçtiğimiz koşullarda yazamayız.

Verili koşullar içerisinde ve sömürücü yabancılaştırıcı üretim ve tüketim koşullarını oldukları yerde tutan farklı baskı örüntülerine göre hareket ederiz.

Bu örüntülerin çok önemli bir işlevi vardır ki o da hayati gereksinimler olan kolektif öz-örgütlenmelerin inşasına engel olmaktır.

Bu manifesto özgürlük hareketleri için, daha iyi bir dünya için hazırlandı.

Günümüzün baskıcı, sömürücü, yabancılaştırıcı gerçekliğiyle mücadele eden birey ve gruplara hitaben ve onlar için yazıldı.

Bu manifesto bugünkü yaşamın sefil dış gerçekliği ve adına “psikoloji”miz denebilecek, derinlerde “içimizde” olduğunu hissettiğimiz, sıklıkla gerçekliğe teslim olan ya da umuyoruz ki ona isyan eden “içsel” yaşamlarımızın karşılıklı ilişkisi üzerinedir.

Manifesto, psikanalizin toplumsal hareketler için ne denli güçlü bir müttefik olduğunu anlatıyor.

Yazarlar psikanalizin dört temel kavramının -bilinçdışı, yineleme, dürtü, aktarım- dünyayı değiştirmeye çalışan toplumsal hareketlere de rehberlik edecek potansiyeli olduğunu ve bu amaçla bu kavramları yeniden yapılandırdıklarını ifade ediyor.

  • Künye: David Pavón Cuéllar, Ian Parker – Psikanaliz ve Devrim: Özgürleşme Hareketleri İçin Eleştirel Psikoloji, çeviren: Ayçe Feride Yılmaz, Baran Şengül, Eda Kaya, Müyesser İrem Temel, Pelşin Ülgen Kurtul, Y. Can Derdiyok, Ayrıntı Yayınları, psikanaliz, 160 sayfa, 2024

Mark Wrathall – Heidegger’i Nasıl Okumalıyız? (2024)

Martin Heidegger muhtemelen geçtiğimiz yüzyılın en etkili ve fakat aynı zamanda en az anlaşılan filozofudur.

Mark Wrathall, Heidegger’in derin ve yoğun metinlerini çözümleyerek okura Heidegger’in varoluşun tabiatına bakarken uyanan endişesinden, teknolojinin hayatımızı idame ettirme kabiliyetimize yönelttiği tehdide kadar uzanan geniş bir yelpazede rehberlik ediyor.

Yazar, Heidegger’in Nasyonal Sosyalizm ile arasındaki tartışmalı bağı, Heidegger’in dünya tarihinin akışına dair görüşleri bağlamında değerlendiriyor.

Ayrıca Heidegger’in hakikat, sanat ve dil hakkındaki görüşlerini de ele alıyor.

  • Künye: Mark Wrathall – Heidegger’i Nasıl Okumalıyız?, çeviren: Liena Gül, Runik Kitap, felsefe, 128 sayfa, 2024

Peter Claus, John Marriott – Tarih: Teori ve Yönteme Giriş (2024)

Bu çalışma, yalnızca tarih yazımının kendisinden değil, aynı zamanda tarihle üretken diyaloglara giren edebiyat, sosyoloji, coğrafya ve antropoloji gibi ilgili alanlardan da tarihsel perspektifleri araştırıyor.

Yazarlar Batı’nın sınırlarının ötesinde düşünüyor ve tarihe yönelik çeşitli yaklaşımları ele alıyor.

Bunu, iyi tarihsel uygulama için temel oluşturan teorik perspektifler ve metodolojilerle etkileşime girerek yapıyorlar.

Yazarlar, tarihçilerin tarih yazımı disiplinini öğrenerek becerilerini nasıl geliştirebileceklerini analiz ediyorlar, yani tarihçilerin geçmişi keşfetme ve tarihi sosyoloji veya coğrafya gibi diğer disiplinlerden ayıran çizginin nerede olduğunu belirleme görevini nasıl yerine getirdiklerini.

Kapsamlı ve keskin gözlemlere dayanan, postmodernizme ve internet tarihine kadar, geçmişin nasıl incelendiğini ve yazıldığını anlatan çalışma, sadece tarih değil bütün lisans veya lisansüstü teori ve yöntem derslerinde zorunlu okuma listesine alınmalı.

  • Künye: Peter Claus, John Marriott – Tarih: Teori ve Yönteme Giriş, çeviren: Faik Cem Arı, Alfa Yayınları, tarih, 688 sayfa, 2024