Adeeb Khalid – Orta Asya (2024)

Adeeb Khalid’in modern dönem Orta Asya tarihçiliğine katkılarını taçlandıran bu kitap, coğrafi ve tarihi cihetlerden bütünleşik bir bölge teşekkül eden “Orta Asya”nın imparatorluklar ve tarihyazımları arasında ufalanmış tarihini bir araya getiriyor.

Sovyetlerin dağılmasını müteakip türeyen ulusal anlatıları kesiştirip kateden siyasi ve fikri cereyanların başrolde olduğu bu yeni tarih alandaki büyük bir boşluğu doldurmakla kalmıyor, müstakbel çalışmalar için de yeni bir zemin sunuyor.

Uçsuz bucaksız bir sahada, modern çağın periferisindeki göçebeler ve şehir halklarının hikâyeleri 1700’lerden itibaren Rus ve Çin imparatorlukları arasındaki nüfuz mücadeleleriyle şekillenmiştir.

Khalid’in kılavuzluğunda, sömürgecilikten devrime, milliyetçilikten modernleşmeye ve toplumsal mühendislik teşebbüslerine, modern çağın iktidar fantezilerinin laboratuvarına dönmüş bölgenin geçirdiği büyük dönüşümlere panoramik bir bakış atıyoruz.

‘Orta Asya: İmparatorluk Fetihlerinden Günümüze Yeni Bir Tarih’ günümüzde fiili bir soykırımın yaşandığı Doğu Türkistan’dan Türkmenistan’a uzanan, Orta Asya’nın emperyalizm, Komünizm ve ulusal egemenliğin hırslarıyla şekillenmiş son üç yüzyılına damgasını vurmuş yapısal süreklilikler ve kopuşların sistematik ve nesnel bir okuması.

Kitap, modern Orta Asya’nın bilimsel, analitik ve son derece anlaşılır, ustalıklı bir tarihini sunuyor.

Khalid, Çin ve Rusya tarafından sömürgeleştirilmelerine rağmen ve sömürgeleştirilmeleri nedeniyle iki bölgenin kaderlerinin nasıl paralel ilerlemekle kalmayıp iç içe geçtiğini gösteriyor.

  • Künye: Adeeb Khalid – Orta Asya: İmparatorluk Fetihlerinden Günümüze Yeni Bir Tarih, çeviren: İsmail Hakkı Yılmaz, Telemak Kitap, tarih, 552. sayfa, 2024

Özgür Taburoğlu – Hayaletbilim (2024)

Yeryüzünün huzursuz sakinleri hayaletler, geçmişteki bir adaletsizliğin belirtisi olsalar da geleceğe dair işaretler taşırlar.

Hayalet güncel sahneyi bulandıran, belirsiz, “ne var ne yok” diyebileceğimiz üçüncü türden bir görüngüdür.

Gündelik hayatta başarılı ve sağduyulu kalmak için onları görmezden gelmek, kovmak zorunda kalırız.

Hayaletler araya girdiğinde doğru bildiğimiz yanlışlar belli olur.

Bu durumda yanılsama içindekiler hayalet görmeyenlerdir.

Özgür Taburoğlu güncel olaylarda, sinema ve edebiyatta, politik söylemlerde veya medyada saklanmış, çok farklı biçimler alabilen hayaletlerin desteğiyle gündelik hayatın yapısökümüne girişiyor.

Hayalet, herhangi bir yapıdaki sökük yerlerin, boşlukların, kusurların işareti gibi beliriyor.

Fakat ne zaman bu sökükler dikilse orada bir başkası canlanıyor.

  • Künye: Özgür Taburoğlu – Hayaletbilim: Gündelik Hayatın Yapısökümü, Akademim Yayıncılık, sosyoloji, 160 sayfa, 2024

 

Claudia Hammond – Paranın Psikolojisi (2024)

  • Çocuklara daha iyi not almaları için para ödemek iyi bir fikir mi?
  • Ufak ödemeler size sigarayı bıraktırabilir mi?
  • Sevdiğimiz bir giysinin pahalı olması onu daha fazla sevmemizi mi sağlar?
  • Parayla ilişkimiz nerede başlar, nerede biter?

Paraya ihtiyacımız olduğunu biliriz ve hep daha fazlasını isteriz.

Ancak paranın zihnimizi ve duygularımızı nasıl etkilediğini, algılarımızı nasıl çarpıttığını ve hatta davranışlarımızı nasıl değiştirdiğini pek düşünmeyiz.

Claudia Hammond, sinirbilim, psikoloji ve biyoloji alanlarındaki son araştırmaları dikkate alarak parayla ilişkimize yeni ve düşündürücü bir bakış açısı sunuyor; paranın şaşırtıcı etkilerini inceleyerek paraya bağımlılığımızın sandığımızdan daha karmaşık olduğunu gösteriyor.

Paranın dinamiklerinden etkilenen ve ondan en büyük faydayı nasıl sağlayacağını öğrenmek isteyen herkes bu kitabı okumalı.

Harcama ve tasarrufun tuhaf psikolojisini anlatan ‘Paranın Psikolojisi’, aynı zamanda kendi zihnimiz tarafından dolandırılmaktan nasıl kaçınabileceğimize dair pratik bir rehber.

  • Künye: Claudia Hammond – Paranın Psikolojisi: Maddiyatın Zihin ve Duygularımız Üzerindeki Etkisi, çeviren: Serkan Toy, Sahi Kitap, psikoloji, 328 sayfa, 2024

Henry Mance – İnsanların Şekillendirdiği Bir Dünyada Hayvanları Nasıl Sevmeli? (2024)

Hayvanları seviyoruz, fakat eylemlerimiz bu sevgiye sığıyor mu?

Sevgimizi sınavdan geçirsek, hayvan yaşamının değersizliği üzerine kurulmuş mezbahalarımız, bir günlükken yavrusundan koparılmış, meme iltihabı ve topallıkla boğuşan süt makinesi ineklerimiz, gaddarlığın vücut bulmuş hali olan balıkçılık yöntemlerimiz, hayvanların yapaylığa ve can sıkıntısına mahkûm edildiği hayvanat bahçelerimiz ve hatta cins hayvan hevesimiz yüzünden eklem sorunlarından ve türlü hastalıklardan mustarip köpeklerimiz, bu sınavdan geçebilir mi?

Henry Mance ‘Hayvanları Nasıl Sevmeli’de, sahne ışıklarını yüz çevirdiğimiz, yok saydığımız, görmezden geldiğimiz hoyratlığımıza çeviriyor.

Kendi sınavını vermek için bir mezbahada yüz yüze geldiği başı kopuk koyunun göğüs kafesine kuş bakışı bakıyor, dondurucu soğukta balık tutmaya, puslu ormanda geyik vurmaya çalışıyor.

Avcılıktan veganlığa uzanan yelpazede sevgisini tanımlamaya çalışırken okuru kendi kültürüne, alışkanlıklarına ve duygularına doğru zorlu bir yolculuğa çıkarıyor.

Sırça köşkünüzden çıkmaya, dünya üzerinde bıraktığımız ayak izini görmeye, hayvanlara adil muamelenin daha iyi yollarını aramaya hazır mısınız?

İnsanlar başka hayvanlarla bağlantı kurmak için kendi yollarını bulur, diyor Mance.

Sizinki ne olacak?

Henry Mance, Financial Times için siyaset ve çevre konularında yazıyor.

  • Künye: Henry Mance – İnsanların Şekillendirdiği Bir Dünyada Hayvanları Nasıl Sevmeli?, çeviren: Mehmet Doğan, Koç Üniversitesi Yayınları, inceleme, 400 sayfa, 2024

İmre Sipahi – Türkiye’de Sendika Özgürlüğü ve Sendika İçi Demokrasi (2024)

Örgütlü toplum yapısının zayıfladığı ve demokratik katılım mekanizmalarının siyaseten devre dışı kaldığı günümüz Türkiyesi’nde, sendikal hak ve özgürlüklerin yanı sıra sendikal demokrasi, öncelikle ele alınması gereken konuların başında geliyor.

İşçi sendikaları 20. yüzyıl boyunca gerek emek-sermaye dengesinin kurulması, gerekse sosyal taleplerin demokratik kanallardan dile getirilmesinde birincil ve hayati rol oynamış örgütlerdi.

Türkiye’de 1961 Anayasası’nın sağladığı imkânlar, artan kentleşme ve sanayileşme ile sendikacılık faaliyeti ivme kazanmış, sendika özgürlüğü geniş bir uygulama alanı bulmuştu.

Lakin 1980 Askerî Darbesi’nin ruhunu yansıtan 1982 Anayasası ile kolektif ve bireysel özgürlükler dar bir alana hapsedildi, bilinçli bir sendikasızlaştırma siyaseti güdülerek emek örgütlenmesinin önüne çeşitli engeller konuldu.

Aynı zamanda sendikal özgürlüklerin birçok vakada bizzat sendika yönetimleri tarafından suiistimal edildiği ve anti-demokratik uygulamalara gidildiği hem farklı ülke deneyimlerinde hem de Türkiye özelinde açıkça görülüyor.

Elinizdeki eser, sendikal faaliyette yaşanan tıkanıklığın yapısal kaynaklarını sistematik bir biçimde ele alıyor.

Bu çerçevede bir yandan sendika üyelerinin demokratik bir yönetim inşa ederken karşılaştıkları sosyo-ekonomik ve psikolojik sorunları irdeliyor; diğer yandan ise sendika çokluğu, bireysel ve kolektif sendika özgürlüğü, profesyonel ve amatör yöneticilik, toplu iş sözleşmesi yetki barajları gibi temel sendikacılık kavramlarını açıklayarak uygulamadaki aksaklıkları tartışıyor.

Sendikal örgütlenme içinde öngörülen kuvvetler ayrılığının yetersizliklerini, organların yetki ve işlevlerini inceleyerek ortaya koyan yazar, günümüz Türkiyesi’nde siyasal rejimin temel sorunsalına oldukça benzeyen bir manzarayı resmediyor.

Türkiye’deki giderek esnekleşen ve güvencesizleşen çalışma düzeni karşısında örgütlü gücü zayıflamış geniş emekçi kesimlerin güçlü bir duruş sergileyebilmesi için, emek hareketinin önündeki engeller ile sendikal demokrasinin açmazlarının kapsamlı bir sorgulamaya tabi tutulması gerekiyor.

Gerek demokratik bir sendikal yenilenme doğrultusunda yeni bir tartışma zemini ortaya çıkarma potansiyeli, gerek Türkiye’deki sendikacılığın temel parametrelerini anlamamıza katkı sağlayacak bir kaynak olması açısından, eser kuşkusuz önemli bir boşluğu dolduracaktır.

  • Künye: İmre Sipahi – Türkiye’de Sendika Özgürlüğü ve Sendika İçi Demokrasi, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, siyaset, 228 sayfa, 2024

Frieda Afary – Sosyalist Feminizm (2024)

Frieda Afary, Hegel’den Butler’a çok geniş bir düşünce hazinesinden yararlanarak günümüzün meselelerini, otoriter sağ popülizmi, kadın düşmanlığını, homofobiyi, ırkçılığı birlikte ele alabilecek bir sosyalist feminizmin ana hatlarını çiziyor.

Bugün içinde yaşadığımız felaketlerin kapitalizmin egemen kıldığı yabancılaşmış emek olgusuyla bağlantılarını kuruyor ve nesnel ile öznel arasındaki mesafeyi kapatıyor.

‘Sosyalist Feminizm: Yeni Bir Yaklaşım’, “tahakkümü yenmek” için, “kapitalist-ırkçı-homofobik ataerkilliğin 21. yüzyıldaki tezahürlerine hümanist bir alternatif” geliştirmek için sosyalist feminist örgütlenmenin perspektiflerini tartışıyor.

Hem sosyalist feminist geleneğin birikimine aşina olmak hem de bugünü böyle bir ışıkta görmek için güçlü bir çalışma.

Kitaptan bir alıntı:

“Bu kitapta incelenen pek çok olgu, yaşadığımız sıkıntının hem nesnel hem de öznel olduğunu, sınıf ayrımının, ırkçılığın, cinsiyetçiliğin, heteroseksizmin ve yabancılaşmanın köklü yapılarıyla bağlantılı olduğunu gösteriyor. Kadınlara, beyaz olmayanlara ve toplumsal cinsiyet ikiliğine uymayanlara yönelik saldırılar ara vermeden devam ediyor…”

  • Künye: Frieda Afary – Sosyalist Feminizm: Yeni Bir Yaklaşım, çeviren: Gül Varlı Karaarslan, İletişim Yayınları, feminizm, 272 sayfa, 2024

Tim Spector – Yaşam İçin Yemek (2024)

Gıda, sağlığımız için en büyük müttefikimizdir ancak ultra işlenmiş gıda çağında ne yiyeceğimiz sorusu hiç bu kadar karmaşık görünmemişti.

Çoksatan yazar ve bilim insanı Tim Spector, iyi beslenmenin yeni bilimine dair net cevapları ‘Yaşam için Yemek’ kitabında veriyor.

Tim Spector, beslenme konusunda yeni bir yaklaşıma öncülük ederek bizi yanıltıcı kalori hesaplarını ve besin öğeleri dağılımlarını unutmaya teşvik ediyor.

‘Yaşam için Yemek’te, on yılı aşkın süredir devam eden en son bilimsel araştırmalardan ve kendi kişisel görüşlerinden yararlanarak bugün gıda hakkında hepimizin bilmesi gerekenlere yeni ve kapsamlı bir yaklaşım getiriyor.

Çevresel etki ve gıda sahtekârlığından alerjilere, ultra işlenmiş gıdalardan aldatıcı etiketlemeye kadar her şeyi inceleyen Spector, bilim insanlarının henüz yeni yeni anlamaya başladığı günlük gıdaların birçok harika ve şaşırtıcı özelliğini de gözler önüne seriyor.

  • Künye: Tim Spector – Yaşam İçin Yemek: İyi Yemenin Yeni Bilimi, çeviren: Çiğdem Köfüncü, The Kitap Yayınları, yemek, 568 sayfa, 2024

David Punter – Metafor (2024)

David Punter’ın ‘Metafor’ kitabı, metafor kavramının edebiyat, dil, kültür ve düşünce üzerindeki etkisini derinlemesine inceliyor.

Kitap, metaforun tarihsel kökenlerini ve farklı kültürlerdeki rolünü ele alırken; edebî teori, felsefe, psikanaliz ve postkolonyal çalışmalarla olan ilişkisini inceliyor ve bu incelemelerini hem Batı hem de Doğu edebiyatından örneklerle zenginleştiriyor.

Eserde, metaforun sadece dilbilimsel bir öge olmakla kalmayıp, aynı zamanda kültürel ve siyasi anlatıları şekillendirmedeki rolüne de dikkat çekiliyor. Akademik derinliği ve kapsamlı analizi ile ‘Metafor’; dil, edebiyat ve kültürel çalışmalar alanında önemli bir başvuru kaynağı.

Bu çalışma, metaforun dilimizdeki ve düşünce yapımızdaki yerini yeniden değerlendirirken, okuyucuya zengin teorik perspektifler sunuyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Metafor dediğimiz şey nedir? Bu kitapta sunmaya çalıştığım iddialar ve verdiğim örnekler, “metafor”un tek, evrensel, tarihdışı bir tanımının olmayacağı gerçeğine işaret eder. Metafor, çeşitli zamanlarda ve çeşitli kültürlerde metaforun ne şekilde algılanmış olduğudur sadece. Bununla beraber, herhalde bu kavramı bu denli kifayetsiz bir vaziyette de bırakacak değiliz. “Metafor” ifadesinin, genellikle dilin bir hususiyetini veya belki de doğasında olan bir niteliğini simgelemek için kullanılmış olduğunu söyleyebiliriz. Bu, sürekli olarak kendisini aşan veya yayılıp serpilen bir niteliktir. En basit kelimeler bile (“kafa”, “ev”, “hayvan” gibi) bir ölçüde bağlama göre seçilebilecek olan ve kolay kolay reddedilemeyen veya kaçınılamayan alt anlamlara sahiptirler. Metafor, belki de kelimelerin bir başlarına bırakılamayacaklarını gösteren başlıca işarettir…”

  • Künye: David Punter – Metafor, çeviren: Serkan Doğan, Vakıfbank Kültür Yayınları, inceleme, 428 sayfa, 2024

Athena Aktipis – Hilekâr Hücre (2024)

Kansere neden olan etkenleri düşündüğümüzde evrim ilk aklımıza gelenler arasında değildir.

Oysaki evrim ve kanser yakından ilişkilidir.

Dünya’nın uzun tarihi içinde yaşamı mümkün kılan süreçler kanserin de yaratıcısıdır.

Kanserin evrimsel kökenlerinin anlaşılması bize kanser tedavisinde daha etkili, devrim niteliğinde çözümler bulma şansı verebilir.

‘Hilekâr Hücre’de Athena Aktipis kanser ile evrim arasındaki sıra dışı ilişkiyi anlayabilmek için milyarlarca yıl geriye giderek tekhücreli yaşamdan çokhücreliliğe geçişin izlerini sürüyor.

İşbirliği içindeki hücrelerden bazıları, hilekâr olanlar, kaynakları aşırı kullanmaya, kontrolsüz çoğalmaya başlar.

Sonuç kanserdir.

Kanserin her yerde karşımıza çıkması evrimin bir sonucudur ve çokhücreli yaşam devam ettiği müddetçe kanser de varlığını sürdürecektir.

Öyleyse kanseri tedavi etmekten vazgeçmemiz mi gerekiyor?

Aktipis, kansere başka bir mercekten bakmayı öneriyor.

Hastalık hemen yok edilmesi gereken bir düşman değil, uzun vadede kontrol altında tuttuğumuz bir yoldaş olabilir.

Kanserin biyolojik geçmişimizin, bugünümüzün ve geleceğimizin parçası olduğu ve evrime karşı vereceğimiz bir savaşı kazanmamızın mümkün olmadığı gerçeğini kabullenirsek, kanser tedavileri daha akılcı, daha stratejik ve daha insani olabilir.

‘Hilekâr Hücre’ kanserin temel doğasını ve kanserle olan ilişkimizi yeniden düşünmeye davet ediyor.

  • Künye: Athena Aktipis – Hilekâr Hücre: Kanseri Anlayıp Tedavi Etmemize Evrim Nasıl Yardımcı Olur?, çeviren: Mehmet Doğan, Koç Üniversitesi Yayınları, tıp, 264 sayfa, 2024

John J. Ratey, Eric Hagerman – Beyin ve Beden Arasındaki Sihir (2024)

Dünyaca ünlü psikiyatrist John J. Ratey’den egzersizin beyin üzerindeki olağanüstü etkilerine dair çığır açan bir araştırma.

Enerjinin sadece bedeni değil, aynı zamanda zihni de canlandırdığı bir gerçek.

Daha fazla egzersiz yaparak stresi alt edebilir, ruh hâlinizi yükseltebilir, unutkanlıkla mücadele edebilir, zihinsel keskinliğinizi artırabilir ve sadece kalp atış hızınızı yükseltip ter dökerek daha iyi bir yaşam sürdürebilirsiniz.

İşte bu kitap, sadece beden sağlığına değil, aynı zamanda zihinsel sağlığa da odaklanarak egzersizin beyin üzerindeki devrim niteliğindeki etkilerini gün yüzüne çıkarıyor.

Beyninizin nasıl çalıştığını anlamak, egzersizin neden bu kadar önemli olduğunu çözmek ve yaşam kalitenizi artırmak için pratik stratejiler sunan ‘Beyin ve Beden Arasındaki Sihir’, okurlara zihinsel ve fiziksel sağlık arasındaki güçlü bağlantıyı keşfetme fırsatı sunuyor.

Egzersizin zihinsel sağlığınıza sihir gibi dokunuşunu fark edeceğiniz bu yolculuğa çıkarken hem bedeniniz hem de beyniniz üzerinde çalışacak motivasyonu bulacaksınız.

  • Künye: John J. Ratey, Eric Hagerman – Beyin ve Beden Arasındaki Sihir: Egzersizin Beyin Üzerindeki Devrim Nitelikli Etkisi, çeviren: Özge Yılmaz, Epsilon Yayıncılık, bilim, 288 sayfa, 2024