David Bessis – Matematik Herkes İçindir (2025)

David Bessis’in bu kitabı, matematiği yalnızca formüllerden ibaret kuru bir alan gibi değil, sezgiye ve meraka dayalı yaratıcı bir keşif dünyası olarak ele alıyor.

‘Matematik Herkes İçindir: Sezgi ve Merakın Dünyası’ (‘Mathematica: A Secret World of Intuition and Curiosity’), matematiğin özünde bir düşünme biçimi olduğunu, estetik ve hayal gücüyle iç içe geçtiğini vurguluyor. Geleneksel öğretim yöntemlerinin aksine, kitabın odağında soyutlamadan korkmamak ve sezgisel kavrayışı geliştirmek var. Matematik yalnızca doğru cevabı bulma sanatı değil, doğru soruyu sorma cesaretidir.

Yazar, iyi bir matematikçinin hesap makinesi gibi işlem yapmaktan çok, karmaşık yapılar içinde yolunu bulabilen ve anlam kurabilen biri olduğunu söyler. Sezgi, bilinmeyeni anlamlandırmada temel araçtır. Her denklem, ardında derin bir kavrayışı ve hatta bir duyguyu saklayabilir. Matematik öğrenimi de mekanik ezberle değil, oyun ve keşifle başlar. Hatalar, ilerlemenin zorunlu bir parçasıdır.

Bessis’in yaklaşımı, özellikle matematikten korkmuş ya da uzak durmuş okurlara hitap ediyor. Kitap, düşünmenin doğasını sorgulayan, sezgiyle aklı buluşturan özgün bir yolculuk sunuyor. ‘Matematik Herkes İçindir’, matematiğin yalnızca bilim değil, aynı zamanda bir sanat olduğunu hatırlatıyor.

  • Künye: David Bessis – Matematik Herkes İçindir: Sezgi ve Merakın Dünyası, çeviren: Samet Öksüz, Say Yayınları, matematik, 328 sayfa, 2025

Max Planck – Modern Doğa Anlayışı ve Kuantum Teorisi’ne Giriş (2025)

Max Planck bu eserinde, teorik fiziğin temel ilkelerini sade ve anlaşılır bir dille açıklıyor. ‘Modern Doğa Anlayışı ve Kuantum Teorisi’ne Giriş’ (‘Acht Vorlesungen über theoretische Physik’), fiziğin temel yasalarını anlamak isteyenler için bir giriş niteliğinde. Klasik mekaniğin dayandığı Newton yasalarından başlayarak, enerji korunumu ve termodinamiğin ilkelerine geçiş yapıyor. Isı, iş, entropi ve geri dönüşümsüzlük gibi kavramların fiziksel anlamını tartışıyor. Bu bağlamda doğadaki süreçlerin yönlü ve istisnasız şekilde ilerlediğini, entropi artışıyla evrensel düzenin nasıl şekillendiğini aktarıyor.

Ardından elektromanyetik kuram ve ışığın doğası üzerinde duruyor. Maxwell denklemleriyle ışığın dalga yapısının ortaya konduğunu, ancak bu teorinin bazı deneyleri açıklamakta yetersiz kaldığını belirtiyor. Özellikle kara cisim ışıması problemi, klasik fiziğin sınırlarını zorlayan bir örnektir. Planck, bu sorunu çözmek için enerjinin sürekli değil, belirli “kuantum” birimlerinde yayıldığını öne sürüyor. Bu fikir, daha sonra kuantum mekaniğinin temelini oluşturuyor. Planck sabiti, doğanın en küçük enerji paketlerini belirliyor. Böylece, doğanın süreksiz ve olasılıklı bir yapıya sahip olabileceği fikri ortaya çıkarıyor. Bu devrim niteliğindeki yaklaşım, modern fiziği derinden etkileyerek Einstein, Bohr ve Heisenberg gibi bilim insanlarına ilham kaynağı oldu. Planck’ın bu dersleri, klasik fiziğin açıklamada yetersiz kaldığı olgulara yeni bir bakış sunuyor ve 20. yüzyılın fizik anlayışını temelden değiştirdi.

  • Künye: Max Planck – Modern Doğa Anlayışı ve Kuantum Teorisi’ne Giriş, çeviren: Yılmaz Öner, Liberus Yayınları, fizik, 316 sayfa, 2025

Simon Gilham – Kendine Yalan Söylemeyi Bırak (2025)

Simon Gilham’ın bu eseri, kişisel gelişim alanında kalıpların dışında bir yaklaşım sunuyor. ‘Kendine Yalan Söylemeyi Bırak: Hayatını Değiştirecek 101 Acı Gerçek’ (‘Stop Lying to Yourself: 101 Hard Truths to Help You Change Your Life’), okuyucunun kendisiyle yüzleşmesini, bahaneleri ve kendini kandırmayı bırakmaya davet ediyor. Her biri kısa ama vurucu 101 bölümde, hayatı değiştirmek için gerekli olan dürüstlüğün altı çiziliyor.

Gilham, değişimin ilk adımının gerçekleri kabul etmek olduğunu savunuyor. “Vaktin yok değil, önceliğin yok.” gibi ifadelerle, sorumluluğu dış faktörlere yüklemek yerine bireyin kendi tercihlerinin farkına varması gerektiğini söylüyor. Kitap, okuyucunun sıkça kullandığı bahaneleri tek tek ortaya koyarak, onların ardındaki korkuları ve kaçışları gösteriyor.

Yazar, bu sert doğrularla okuyucunun konfor alanından çıkmasını amaçlıyor. Çünkü gerçek değişim, ancak yüzleşme ve eylemle mümkün. İlişkilerden kariyere, fiziksel sağlıktan kişisel hedeflere kadar geniş bir yelpazede okura ayna tutuyor.

Kitabın dili doğrudan ve zaman zaman provokatif olsa da altında yatan niyet açık: kendinle yüzleşmeden kendini geliştiremezsin. Gilham, motivasyon değil, dürüstlük sunuyor. Çünkü ancak gerçeği gördüğümüzde onu dönüştürebiliriz.

Sonuç olarak ‘Kendine Yalan Söylemeyi Bırak’, bahaneleri bırakıp yaşam sorumluluğunu üstlenmek isteyen herkes için cesur, net ve dönüştürücü bir rehber.

  • Künye: Simon Gilham – Kendine Yalan Söylemeyi Bırak: Hayatını Değiştirecek 101 Acı Gerçek, çeviren: Ezgi Alkan, Literatür Yayıncılık, kişisel gelişim, 208 sayfa, 2025

Pedram Türkoğlu – Yaşayan Dinozor: Avian (2025)

‘Yaşayan Dinozor’, Türkiye’de dinozorlar üzerine yayımlanan ilk kapsamlı popüler bilim kitabı olarak önemli bir boşluğu dolduruyor. Pedram Türkoğlu, sinema ve popüler kültürle zihinlerimize yerleşmiş dinozor imgesini, modern paleontolojinin sunduğu verilerle yeniden yorumluyor.

Kitap, özellikle “Jurassic Park” gibi filmlerin etkisiyle kalıplaşan dinozor algısını eleştirerek, bu canlıların tüyleri, renkleri, hareket biçimleri ve davranışları üzerine güncel bilimsel bilgileri okuyucuya aktarıyor. Dinozorların sadece devasa sürüngenler olmadığı, pek çoğunun kuşlarla yakın akraba olduğu bilgisi, kitapta geniş yer tutuyor.

Ayrıca, kuşların dinozor soyundan geldiği tezi, anatomik karşılaştırmalar ve evrimsel biyoloji çerçevesinde açıklanıyor. Memelilerin evrimi, dinozorlarla karşılaştırmalı olarak sunularak, canlılar dünyasındaki büyük dönüşümler gözler önüne seriliyor.

‘Yaşayan Dinozor’, hem meraklı okurlar hem de gençler için bilgilendirici, eğlenceli ve düşündürücü bir okuma deneyimi sunuyor.

  • Künye: Pedram Türkoğlu – Yaşayan Dinozor: Avian (Kuşların Evrimi ve Atalarının Serüveni), Ginko Bilim Yayınları, bilim, 148 sayfa, 2025

Edward J. Erickson – Türk Kurtuluş Savaşı (2025)

Edward J. Erickson’ın bu çalışması, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna giden süreçteki askerî gelişmeleri detaylı bir şekilde inceliyor. ‘Türk Kurtuluş Savaşı: Bir Askerî Tarih 1919-1923’ (‘The Turkish War of Independence: A Military History 1919-1923’, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünden sonra Türk ordusunun yeniden yapılandırılmasını ve verilen mücadeleleri merkezine alıyor.

Erickson, Kurtuluş Savaşı’nı sadece bir siyasal direniş değil, aynı zamanda disiplinli bir askeri strateji ve lojistik başarı olarak yorumluyor. Türk ordusunun karşılaştığı iç ve dış tehditler, özellikle Yunan, Ermeni ve Fransız kuvvetlerine karşı yürütülen cephe savaşları, detaylı harita ve analizlerle anlatılıyor.

Kitap, Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde şekillenen komuta yapısını, cephe yönetimindeki karar alma süreçlerini ve Anadolu’da halkla kurulan ilişkiyi askeri bakış açısıyla ele alıyor. Ayrıca, Sovyetler Birliği’yle kurulan ilişki, askeri mühimmat temini ve istihbarat faaliyetleri gibi stratejik konular da geniş yer buluyor.

Erickson, savaşın bir “bağımsızlık” mücadelesi olmasının ötesinde, modern bir ulusun temellerinin nasıl disiplinli bir ordu sayesinde atıldığını savunuyor. Kitap, Batı literatüründe bu dönemi askeri yönüyle anlatan az sayıdaki akademik çalışmadan biri olmasıyla da önem taşıyor.

  • Künye: Edward J. Erickson – Türk Kurtuluş Savaşı: Bir Askerî Tarih 1919-1923, çeviren: Selim Çelebi, Alfa Yayınları, tarih, 464 sayfa, 2025

Kolektif – Macarların Tasarımları Türkiye’de (2025)

‘Macarların Tasarımları Türkiye’de’, Türk-Macar mimari ilişkileri odağında, Türkiye ile Avrupa arasındaki kültürel etkileşimi ele alan özgün bir çalışma.

Kitapta, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan dönemde, mimarlık aracılığıyla kurulan çok katmanlı ilişkiler anlatılıyor. Türk mimarisine duyulan ilginin oryantalist bakıştan modern mimarlık ilkelerine geçiş süreci çizimler ve metinlerle belgeleniyor. Türk ve Macar araştırmacıların ortak emeğiyle hazırlanan bu içerikler, ilk kez bu kapsamda bir araya getirilmiş.

Prof. Dr. János Krähling’e göre, Osmanlı’nın Avrupa’daki etkinliğinin azalmasından sonra bile, Türk mimarlığı Avrupa’da ilgi görmeye devam etmiştir. Guarini’nin Mağribi mimariden ilhamı ve Fischer von Erlach’ın Osmanlı anıtlarını içeren çalışmaları bu sürekliliği yansıtır.

Macar mimarisinin anıtları arasında, Macar romantik tarihselciliğinin önemli bir örneği olan Tata şehrindeki Saray Bahçesi’nde yer alan Türk mescidi gibi bu sürece uygun anıtları da bulabiliriz. Oryantalist formların romantik çağrışımı başlangıçta bu ilişkilerle karakterize edilmiştir. Daha sonra mûtat işveren, jüri, tasarım ve inşaat faaliyetleri kapsamında Türkiye ile ilgili mimari projeler profesyonel kamu yaşamının bir parçası haline gelmiştir.

Bu bağlamda oryantalist etkiler zamanla daha kurumsal mimari iş birliklerine dönüşmüştü.

Kitapta yer alan mimari çizimler, Osmanlı İmparatorluğu’nun önemli eski Avrupalı ortakları olan Macaristan, Almanca konuşan ülkeler ve İtalya arasındaki mimari bağlantıları sunuyor.

Kitap, Macaristan, Almanca konuşan ülkeler ve İtalya ile Osmanlı arasındaki mimari bağları vurgularken, Macar mimarların Türkiye’de gerçekleştirdikleri ya da tasarladıkları yapılar üzerinden karşılıklı kültürel aktarımı gözler önüne seriyor.

  • Künye: Kolektif – Macarların Tasarımları Türkiye’de: 19. ve 20. Yüzyılda Macar-Türk Mimarlık İlişkileri, editör: Gergő Máté Kovács, Zafer Sağdıç, YEM Yayın, mimari, 192 sayfa, 2025

Flora Tristán – İşçi Birliği (2025)

Flora Tristán imzalı bu kitap, 19. yüzyılın işçi sınıfı mücadelesine hem teorik hem de duygusal bir perspektifle yaklaşan öncü bir metin. ‘İşçi Birliği’ (‘Union ouvrière, suivi de lettres’), kadın hakları ve işçi sınıfı hareketlerini birleştirme çağrısıyla sosyalizmin erken döneminde dikkat çeken nadir seslerden biri.

Kitabın temelinde, işçilerin dayanışma içinde birleşerek kendi kaderlerini değiştirebileceği fikri yatar. Tristán, işçilerin sadece ekonomik değil, aynı zamanda siyasal ve toplumsal düzeyde de örgütlenmesi gerektiğini savunuyor. Ona göre, sömürüye karşı verilecek mücadele, kadınları dışlayan bir yapıyla eksik kalacaktır.

Kadınların da işçi sınıfının bir parçası olduğunu vurgulayan yazar, toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle sınıf sömürüsünü birlikte ele alıyor. Bu yaklaşımı, onu döneminin diğer sosyalistlerinden ayırıyor. Kadınların eğitimi, evlilikteki hakları ve kamusal alana katılımları gibi konular Tristán için toplumsal dönüşümün ön koşuludur.

Kitaba eşlik eden mektuplar ise Tristán’ın düşünsel yolculuğuna, karşılaştığı direnişlere ve kişisel kararlılığına ışık tutuyor. Bu metinler, onun bir teorisyen olduğu kadar bir eylem insanı olduğunu da gösteriyor.

‘İşçi Birliği’, sınıf mücadelesini feminizmle harmanlayan erken ve güçlü bir manifestodur. Tristán, işçilerin birliği kadar kadınların özgürlüğünü de insanlığın kurtuluşu için vazgeçilmez görür.

  • Künye: Flora Tristán – İşçi Birliği, çeviren: İsmail Kılınç, Epos Yayınları, siyaset, 160 sayfa, 2025

Frédéric Lenoir – Hayvanlara ve Hayvanları Sevenlere Açık Mektup (2025)

Frédéric Lenoir’in bu kitabı, hayvanlara ve onları seven insanlara yönelik içten bir çağrı niteliğinde. ‘Hayvanlara ve Hayvanları Sevenlere Açık Mektup’ (‘Lettre Ouverte aux Animaux (Et à Ceux Qui Les Aiment)’), hayvanlarla olan ilişkimizin ahlaki, felsefi ve duygusal boyutlarını sorgularken, insan-merkezli dünyamızda onların sesine kulak vermemiz gerektiğini vurguluyor.

Kitap, insan ile hayvan arasındaki tarihsel ayrımı eleştirerek başlıyor. Lenoir, Descartes’tan beri süregelen hayvanları “duygusuz makineler” olarak gören anlayışın hem bilimsel hem de etik açıdan çöktüğünü savunuyor. Modern bilimsel bulguların hayvanların bilinç, acı, sevgi ve empati gibi duygulara sahip olduğunu gösterdiğini ifade ediyor.

Yazar, hayvanlara yönelik şiddetin, endüstriyel tarımda maruz kaldıkları eziyetin ve doğadaki yaşam alanlarının yok edilmesinin ardında yatan ideolojik körlüğe dikkat çekiyor. Bu durumun sadece hayvanlara değil, insanlığın ruhuna da zarar verdiğini ileri sürüyor.

Lenoir, hayvanlarla daha adil ve saygılı bir ilişki kurmanın yalnızca ahlaki bir gereklilik değil, aynı zamanda içsel bir dönüşümün parçası olduğunu belirtiyor. Onlara duyulan sevginin insanın kendisiyle ve doğayla uyum içinde yaşamasının anahtarlarından biri olduğunu vurguluyor.

‘Hayvanlara ve Hayvanları Sevenlere Açık Mektup’, insan merkezli düşünceyi aşarak türler arası empatiyi merkeze alan, duyarlı ve dönüştürücü bir metin olarak öne çıkıyor.

Künye: Frédéric Lenoir – Hayvanlara ve Hayvanları Sevenlere Açık Mektup, çeviren: Alp Tümertekin, İş Kültür Yayınları, hayvanlar, 144 sayfa, 2025

Şevket Furkan Erbay – Zeki ve Çevik (2025)

Şevket Furkan Erbay’ın ‘Zeki ve Çevik’ adlı eseri, Türkiye’de sporun serüvenine yalnızca sonuçlar ve istatistikler üzerinden değil, o sonuçların ardındaki kültürel, siyasal ve toplumsal bağlamlara odaklanarak yaklaşıyor. Yazar, spor tarihini kuru skor tablosundan çıkarıp canlı bir insan hikâyeleri ağına dönüştürüyor.

Her on yıla özgü bir spor dalını mercek altına alarak, bu alanların tarihsel gelişimini hem geçmişle bağ kurarak hem de geleceğe uzanan çizgilerle aktarıyor. Cumhuriyet’in ilk yıllarında atletizmle başlayan bu yolculuk, 1930’larda binicilik, 1940’larda tenis, 1950’lerde güreş, 1960’larda bisiklet ve yüzme gibi branşlarla devam ediyor.

1970’lerin boks tutkusu, 1980’lerin Uzakdoğu sporları ve halter merakı, 1990’ların yükselen basketbol ilgisi, 2000’lerde futbolun merkezdeki yeri ve 2010’ların voleybol başarısı detaylıca işleniyor. Son bölümde ise parlayan yeni alanlar olan okçuluk, jimnastik ve atıcılığa yer veriliyor.

Erbay’ın yaklaşımı, sporu yalnızca rekabet ya da eğlence olarak görmeyip, toplumu yansıtan ve dönüştüren bir araç olarak değerlendirmesiyle öne çıkıyor. ‘Zeki ve Çevik’, “spor hayattır” sözünü ciddiyetle ele alan, spor üzerinden Türkiye’nin toplumsal dönüşümünü okumamıza olanak sağlayan özgün bir sosyal tarih çalışması.

Kitaptan iki alıntı:

“Hakkı Koşar’ın binlerce öğrencisi arasında (…) hocalık yaptığı bir isim de, Uzakdoğu sporlarının beyazperdedeki bir numaralı yüzü, siyah kuşak sahibi karateci Cüneyt Arkın’dı. Hakkı Koşar, Arkın’la çalışırken Yeşilçam’da bazı filmlerin (Tarkan filmindeki Wang Yu’yu hatırlayın) dövüş sahnelerinde bile rol almıştı.”

“Sırım gibi bir fiziğe sahip İsmail Ogan’ı Antalya’da izlediği bir yağlı güreş müsabakasında çok beğenen ama babasını ikna edemeyen Yaşar Doğu, Antalya valisinden yardım istedi. Valinin telefonuyla köye gönderilen iki jandarmayı görünce korkan baba Ogan, oğlunun güreş kampına katılmasına mecburen izin vermişti.”

  • Künye: Şevket Furkan Erbay – Zeki ve Çevik: Türkiye’de Sporun Bir Asırlık Kültürel Muhasebesi, İletişim Yayınları, spor, 232 sayfa, 2025

Jacqueline Rose – Veba (2025)

Jacqueline Rose’un bu kitabı, modern çağın krizlerini, özellikle pandemi deneyimini merkeze alarak siyaset, şiddet, eşitsizlik ve ölüm kavramları üzerinden sorgular. ‘Veba: Çağımızda Ölümü Yaşamak’ (‘The Plague: Living Death in Our Times’), bu kitabında yalnızca biyolojik bir salgını değil, toplumsal yapının içindeki “yaşayan ölümü” inceliyor.

Rose, ölümün ve acının yalnızca bireysel değil, kolektif boyutlarını da vurgular. COVID-19 pandemisinin, yalnızca bir sağlık sorunu değil; aynı zamanda ırkçılık, yoksulluk, cinsiyet eşitsizliği ve devlet şiddeti gibi yapısal sorunları da açığa çıkardığını savunuyor. Ayrıca, Ukrayna’nın işgali gibi yakın dönemde meydana gelen felaketlerin yarattığı ruh durumlarını mercek altına alıyor. Bu krizlerin, özellikle marjinalleştirilmiş gruplar üzerinde nasıl yıkıcı etkiler bıraktığını analiz ediyor.

Kitapta psikanaliz, edebiyat ve siyaset teorisi iç içe geçirilir. Rose, Susan Sontag’dan Freud’a, Arendt’ten Fanon’a kadar birçok düşünür ve yazarın izinden giderek, çağımızın bastırdığı korkularla yüzleşme yollarını arıyor.

‘Veba’, yalnızca bir kriz zamanının tanıklığı değil, aynı zamanda bu çağda insan olmanın etik sorumluluklarını da hatırlatıyor. Rose, kitlesel kayıplar ve bastırılmış acılar karşısında sessiz kalmamak gerektiğini; düşünmenin ve empati kurmanın direnişin bir biçimi olabileceğini güçlü bir dille ifade ediyor.

  • Künye: Jacqueline Rose – Veba: Çağımızda Ölümü Yaşamak, çeviren: Burcu Tümkaya, Yapı Kredi Yayınları, inceleme, 128 sayfa, 2025