Daniel J. Levitin – Müzik ve Beyin (2025)

Daniel J. Levitin’in bu çalışması, adlı kitabı, müziğin insan beyni, duyguları ve sağlığı üzerindeki etkilerini bilimsel ve kişisel bir anlatımla ele alıyor. ‘Müzik ve Beyin: Bilim, Duygu ve İyileşme Arasında Akustik Bir Köprü’ (‘I Heard There Was a Secret Chord: Music as Medicine’), nörobilim ile müzik arasındaki karmaşık ilişkiyi anlamaya çalışırken, müziğin yalnızca bir sanat formu değil, aynı zamanda biyolojik ve terapötik bir araç olduğunu savunuyor.

Kitap, müziğin beynin farklı bölgelerini nasıl etkilediğini açıklıyor. Ritmin motor hareketlerle, melodinin hafıza ve duygularla, armoninin ise karmaşık bilişsel süreçlerle nasıl ilişkilendiğini gösteriyor. Müzik dinlemenin, hatta söylemenin, ağrıyı azalttığı, stres hormonlarını düşürdüğü ve bağışıklık sistemini güçlendirdiği bilimsel bulgularla destekleniyor.

Levitin, müziğin tedavi edici gücüne dair pek çok örnek sunuyor: Alzheimer hastaları, travma yaşayan bireyler ya da depresyonla mücadele eden insanlar üzerinde müziğin olumlu etkileri gözlemleniyor. Müziğin bu yönü, hem geleneksel kültürlerde hem de modern tıpta kendine yer buluyor.

Ayrıca, kitabın kişisel tonu da dikkat çekici. Levitin, kendi müzik deneyimlerini ve gözlemlerini de katarak, müziğin insani tarafını ön plana çıkarır. ‘Müzik ve Bayin’, müziğin sadece bir eğlence aracı değil, aynı zamanda bir şifa ve bağ kurma biçimi olduğunu güçlü bir şekilde ortaya koyuyor.

  • Künye: Daniel J. Levitin – Müzik ve Beyin: Bilim, Duygu ve İyileşme Arasında Akustik Bir Köprü, çeviren: Nilbert Yılmaz, Say Yayınları, müzik, 424 sayfa, 2025

Irène Melikoff – Destandan Masala (2025)

Irène Melikoff’un bu eseri, yazarın yıllar süren Türkoloji serüveninin izini sürerken, Türk halk kültürü, inanç sistemleri ve anlatı gelenekleri üzerine derinlemesine çözümlemeler sunar. ‘Destandan Masala: Türkoloji Yolculuklarım’ (‘De l’épopée au mythe: Itinéraire turcologique’), özellikle epik anlatılardan mitik düşünceye geçiş sürecini merkeze alarak, Oğuz destanları, heterodoks inançlar ve halk tasavvufu üzerine yoğunlaşıyor.

Kitapta Melikoff, epik geleneklerin toplumsal bellek ve kimlik oluşumundaki rolünü inceliyor. Dede Korkut, Battal Gazi ve diğer sözlü anlatıların sadece kahramanlık hikâyeleri değil, aynı zamanda tarihsel ve kültürel kodların taşıyıcısı olduğunu savunuyor.

Yazar, Alevilik-Bektaşilik gibi inanç sistemlerini yalnızca dinsel yapılar olarak değil, aynı zamanda mitolojik ve kültürel anlatı formları olarak değerlendiriyor. Bu yapıların İslam öncesi inançlarla İslami öğeleri nasıl harmanladığını örneklerle açıklıyor.

Melikoff’un bu eseri çeşitli akademik dergilerde, sempozyumlarda yayımlanmış makalelerinden oluşan bu seçki, disiplinlerarası yaklaşımıyla dikkat çekiyor. Tarih, edebiyat, antropoloji ve dinler tarihi gibi alanları birleştirerek Türk halk kültürünün çok katmanlı yapısını çözümlüyor.

‘Destandan Masala’, bir akademik serüvenin anlatısı olmasının ötesinde, Türk halk inançları ve anlatılarının evrensel kültürel anlamlarına ışık tutan kapsamlı bir eser.

  • Künye: Irène Melikoff – Destandan Masala: Türkoloji Yolculuklarım, çeviren: Selen Okumuş, Monografi Yayınları, inceleme, 248 sayfa, 2025

Thor Hanson – Yanı Başımızdaki Doğa (2025)

Thor Hanson’ın bu kitabı, doğanın mucizelerinin yalnızca uzak ormanlarda ya da el değmemiş alanlarda değil, gündelik yaşamın tam ortasında da var olduğunu gözler önüne serer. ‘Yanı Başımızdaki Doğa: Görmeyi, Keşfetmeyi, İyileştirmeyi Öğrenmek’ (‘Close to Home: The Wonders of Nature Just Outside Your Door’), evin kapısından dışarı adım attığımız anda karşılaştığımız canlıların, döngülerin ve ekosistemlerin büyüleyici detaylarını sade ve etkileyici bir dille anlatır.

Hanson, arka bahçelerden şehir parklarına, kaldırımlardan çatı aralarına kadar doğanın izlerini sürer. Kuşların göçü, arıların hareketleri, yabani otların dayanıklılığı gibi sıradan görünen ama karmaşık düzenlere sahip olayları bilimsel bir merakla inceler.

Kitap, yalnızca bir doğa gözlemi değil; aynı zamanda bir farkındalık çağrısıdır. Hanson, doğayla bağ kurmanın çevreyi koruma bilinci oluşturduğunu savunuyor. İnsanların doğaya yabancılaşmasının, çoğu zaman onu sadece “uzakta” aramasından kaynaklandığını belirtiyor.

Hanson doğayla yeniden bağ kurmanın ve biyoçeşitliliğin korunmasına yardımcı olmanın etkili yöntemleri olarak “vatandaş bilimi” ve “arka bahçe biyolojisi” kavramlarını tanıtıyor ve bunları hemen her yerde uygulamaya koymanın mümkün olduğunu, dahası bu pratiklerle tanışmanın aslında bir keşif değil hatırlama eylemi olduğunu söylüyor. Dünyanın dört bir yanında sıradan insanların katılımıyla yürütülen yaratıcı projeleri hayata geçiren kişilerle görüşerek, biraz merak ve farkındalıkla hepimizin hem bilime hem de gezegenimizin sağlığına katkıda bulunabileceğimizi gösteriyor.

‘Yanı Başımızdaki Doğa’, büyük keşiflerin küçük adımlarla da yapılabileceğini, doğanın hemen yanı başımızda saklı olduğunu hatırlatıyor. Hanson, hem bilimsel bilgiyi hem de kişisel gözlemleri bir araya getirerek okuyucuyu çevresine daha dikkatli ve saygılı bakmaya davet ediyor.

  • Künye: Thor Hanson – Yanı Başımızdaki Doğa: Görmeyi, Keşfetmeyi, İyileştirmeyi Öğrenmek, çeviren: Deniz Keskin, Metis Yayınları, bilim, 272 sayfa, 2025

Vybarr Cregan Reid – Modern İnsanın Evrimi (2025)

 

Vybarr Cregan Reid’in bu çalışması, modern yaşamın insan bedenini nasıl dönüştürdüğünü inceliyor. ‘Modern İnsanın Evrimi: Kendi Yarattığımız Dünya Bizi Nasıl Değiştiriyor?’ (‘Primate Change: How the World We Made is Remaking Us’) teknolojik, çevresel ve toplumsal değişimlerin evrimsel süreci nasıl etkilediğini sorguluyor ve insan bedeninin bu yeni dünyaya uyum sağlamakta zorlandığını ortaya koyuyor.

Kitap, insanın binlerce yıl süren evrimine karşılık son birkaç yüzyılda yaşanan ani değişimlerin; duruş bozukluklarından uyku sorunlarına, ruh sağlığı problemlerinden obeziteye kadar pek çok fiziksel ve zihinsel sorunu beraberinde getirdiğini savunuyor.

Reid, ayakkabılarla yürümekten ofis sandalyelerinde oturmaya, ekranlara bakmaktan yapay ışığa kadar pek çok alışkanlığın bedenimizi doğal ortamdan kopardığını belirtiyor. Modern insanın, evrimsel olarak tasarlanmadığı bir yaşam biçimini sürdürmeye çalıştığını vurguluyor.

Yazar, bu dönüşümün sadece olumsuz olmadığını da kabul ediyor; mesela tıptaki gelişmelerin ve bazı teknolojik olanakların yaşam kalitesini artırdığını belirtiyor. Ancak bu değişimin bedenimizle olan ilişkimizi kökten değiştirdiğine dikkat çekiyor.

‘Modern İnsanın Evrimi’, insan bedeniyle çağdaş yaşam arasındaki çatışmayı anlamak isteyenler için bilimsel verilerle zenginleşmiş, düşündürücü bir çalışma.

  • Künye: Vybarr Cregan Reid – Modern İnsanın Evrimi: Kendi Yarattığımız Dünya Bizi Nasıl Değiştiriyor?, çeviren: Mirhan Petek, İnkılap Kitabevi, bilim, 424 sayfa, 2025

Bartholomaeus Georgieviz – Türklerin Âdetleri Üzerine (2025)

Bartholomaeus Georgieviz’in bu eseri, 16. yüzyılda Osmanlı toplumunun yaşam biçimini, inanç sistemini ve siyasi yapısını Avrupalı okuyuculara tanıtmak amacıyla yazılmış. Georgieviz, bir dönem Osmanlılar tarafından esir alınmış bir Hristiyan din adamı olarak gözlem ve deneyimlerine dayanır.

‘Türklerin Âdetleri Üzerine’ (‘De Turcarum Moribus Epitome’), Osmanlıların günlük yaşam alışkanlıklarını, yemek kültürünü, giyim tarzlarını, toplumsal sınıflarını ve özellikle dinî uygulamalarını ayrıntılı şekilde aktarıyor. Yazar, İslam dininin Osmanlı toplumundaki etkisini vurgular; namaz, oruç ve hac gibi ibadetleri tanımlar. Ancak bu aktarım, genellikle Hristiyanlık merkezli bir bakış açısıyla yapılır.

‘De Turcarum Moribus Epitome’ adlı derlemesi, Batı dünyasında Türklere dair yazılmış eserler arasında farklı bir yere sahiptir. Zira bu eser, yukarıdaki bilgilere ilaveten Türk dilinin kullanımına dair karineler de sunuyor. Bartholomaeus duyduğu Türkçe sözcükleri Latin alfabesi ile transkripte etmeye çalışmış, bu sözcüklerin Latince karşılıklarını aktarmaya gayret etmiş, hattâ Türkçe diyaloglar kaleme almıştır.

Georgieviz, Osmanlı toplumundaki disiplinli askeri düzeni ve özellikle Yeniçeri Ocağı’nı överken, aynı zamanda imparatorluğun genişlemesini bir tehdit olarak sunar. Osmanlıların adalet sistemini etkileyici bulduğunu belirtse de, despotik yönetime dair eleştirilerde bulunur.

‘De Turcarum Moribus Epitome’, erken modern dönemde Avrupa’nın Osmanlı’ya bakışını şekillendiren önemli metinlerden biridir. Eser, dönemin oryantalist söylemini besleyen bir kaynak olarak hem tarihsel hem kültürel değer taşır. Georgieviz’in anlatımı, hem bilgi verici hem de ideolojik izler taşır.

  • Künye: Bartholomaeus Georgieviz – Türklerin Âdetleri Üzerine, çeviren: A. Doğucan Hanegelioğlu, Doğu Batı Yayınları, tarih, 149 sayfa, 2025

Naunihal Singh – Askerî Darbelerin Stratejik Mantığı (2025)

Naunihal Singh’in bu çalışması, askeri darbelerin nasıl gerçekleştiğini ve neden bazılarının başarılı olup bazılarının başarısız olduğunu anlamak için kapsamlı bir analiz sunuyor. ‘Askerî Darbelerin Stratejik Mantığı: Yönetime El Koymak’ (‘Seizing Power – Strategic Logic of Military Coups’), bu alandaki mevcut çalışmalardan farklı olarak, darbe girişimlerinin başarısının veya başarısızlığının ardındaki temel faktörün, askeri hizipler arasındaki koordinasyon dinamikleri olduğunu savunur. Kitap, 1950-2000 yılları arasında dünya genelindeki 471 darbe girişimini içeren orijinal bir veri seti ve darbe katılımcılarıyla yapılan 300 saatlik mülakatlara dayanarak yeni bir teori geliştiriyor.

Singh, bir darbenin başarısının, darbecilerin diğer subaylar ve birlikler nezdinde başarının kaçınılmaz olduğu izlenimini yaratma yeteneklerine bağlı olduğunu öne sürüyor. Askeri aktörler, fiili duruma göre genellikle daha güçlü olan “kaçınılmaz zafer” imajını nasıl yansıttıklarını gösteriyor. Bu, darbenin popülaritesinden veya askeri güç üstünlüğünden ziyade, askeri içindeki grupların birbirlerinin eylemlerini tahmin etme ve buna göre koordine olma yeteneğine dayanıyor. Eğer darbeciler, darbenin şimdiden başarılı olduğuna dair güçlü bir sinyal verebilirlerse, diğer birlikler de bu “kazanan” tarafa katılmaya meyilli olurlar.

Kitap, darbe dinamiklerini kökenlerine göre üç farklı türe ayırır: askeri hiyerarşinin tepesinden gelen darbeler, orta rütbelilerden gelen darbeler ve alt rütbeli askerlerin isyan niteliğindeki darbeleri. Her türün kendine özgü başarı olasılıkları ve koordinasyon zorlukları olduğunu gösteriyor. Gana’daki çok sayıda darbe ve 1991’deki Sovyetler Birliği’ndeki darbe girişimi gibi vaka analizleriyle teorisini destekleyen Singh, kitabıyla sivil-asker ilişkileri ve siyasi istikrarsızlık üzerine çalışan akademisyenlere yeni bir bakış açısı sunuyor.

  • Künye: Naunihal Singh – Askerî Darbelerin Stratejik Mantığı: Yönetime El Koymak, çeviren: S. Erdem Türközü, Fol Kitap, siyaset, 424 sayfa, 2025

David Holmgren – Permakültür (2025)

David Holmgren imzalı bu çalışma, permakültür felsefesini ve pratiklerini derinlemesine inceleyen temel bir eser. ‘Permakültür: Sürdürülebilirliğin Ötesinde İlkeler ve Yollar’ (‘Permaculture: Principles & Pathways Beyond Sustainability’), permakültürü sadece bir bahçe tasarımı yöntemi olarak değil, aynı zamanda daha sürdürülebilir ve etik bir gelecek inşa etmek için kapsamlı bir tasarım bilimi olarak tanımlıyor. Kitap, permakültürün temel ilkelerini, yani “Dünya Bakımı”, “İnsan Bakımı” ve “Adil Paylaşım” prensiplerini detaylandırarak, bu ilkelerin ekolojik, ekonomik ve sosyal sistemlere nasıl uygulanabileceğini gösteriyor.

Eser, modern sanayileşmiş toplumların karşı karşıya olduğu enerji kıtlığı, iklim değişikliği ve ekolojik bozulma gibi zorluklara karşı permakültürün sunduğu çözümleri vurguluyor. Holmgren, mevcut “sürdürülebilirlik” yaklaşımlarının genellikle yetersiz kaldığını ve gerçek bir dönüşüm için sistemlerin yeniden tasarlanması gerektiğini savunuyor. Bu bağlamda permakültür, sadece doğal sistemlerle uyumlu yaşamakla kalmayıp, aynı zamanda üretken, dayanıklı ve kendini idame ettiren yaşam alanları ve topluluklar yaratmayı amaçlıyor.

Kitap, permakültürün on iki temel tasarım ilkesini (örneğin gözlemle ve etkileşime geç, her fonksiyonu birden fazla elemanla sağla, küçük ve yavaş çözümler kullan) pratik örneklerle açıklıyor. Bu ilkelerin, bahçe tasarımından şehir planlamasına, enerji sistemlerinden finansal modellere kadar geniş bir uygulama alanına sahip olduğunu gösteriyor. Holmgren, permakültürün sadece tarımsal bir yöntem değil, aynı zamanda düşünce biçimimizi ve gezegenle olan ilişkimizi dönüştürecek bir yaşam felsefesi olduğunu güçlü bir şekilde ifade ediyor.

  • Künye: David Holmgren – Permakültür: Sürdürülebilirliğin Ötesinde İlkeler ve Yollar, çeviren: Bediz Yılmaz, Evren Yıldırım, Yeni İnsan Yayınevi, ekoloji, 336 sayfa, 2025

Javier Moscoso – Acının Kültürel Tarihi (2025)

Javier Moscoso’nun bu kitabı, acının sadece biyolojik bir olgu olmadığını, aynı zamanda tarih boyunca farklı kültürler tarafından nasıl algılandığını, anlamlandırıldığını ve temsil edildiğini inceleyen derinlemesine bir çalışma. ‘Acının Kültürel Tarihi’ (‘Historia cultural del dolor’), acının evrensel bir insan deneyimi olmasına rağmen, ifade edilme biçimlerinin, acıya atfedilen değerin ve acıyla başa çıkma stratejilerinin toplumsal ve kültürel bağlamlara göre büyük farklılıklar gösterdiğini savunuyor. Kitap, acının tarihsel süreçte nasıl bir dönüşüm geçirdiğini, tıp, felsefe, sanat, edebiyat ve din gibi çeşitli alanlar üzerinden gözler önüne seriyor.

Eser, Antik Yunan’dan Orta Çağ’a, Aydınlanma’dan modern çağa kadar uzanan geniş bir zaman diliminde, acının bedensel bir duyumdan öte, toplumsal bir fenomen olarak nasıl algılandığını ele alıyor. Moscoso, acının ölçülmeye, sınıflandırılmaya ve tedavi edilmeye çalışıldığı bilimsel yaklaşımların yanı sıra, acının ahlaki, dini veya sanatsal bir anlam taşıdığı dönemleri de inceliyor. Örneğin, Hristiyanlıkta acının kurtuluşla ilişkilendirilmesi veya modern tıpta ağrının nesnel bir hastalık belirtisi olarak görülmesi gibi farklı paradigmaları karşılaştırıyor.

‘Acının Kültürel Tarihi’, acının tarihsel olarak nasıl bir iktidar aracı olarak kullanıldığını, işkence, cezalandırma veya toplumsal kontrol mekanizmalarında nasıl rol oynadığını da tartışıyor. Aynı zamanda, acının sanatsal yaratıcılığa ilham veren, empatiyi tetikleyen ve toplumsal dayanışmayı güçlendiren bir kaynak olarak nasıl işlev gördüğüne de değiniyor. Moscoso, bu eserle acının karmaşık ve çok boyutlu doğasını ortaya koyarak, okuyucuyu acıya dair kendi ön yargılarını ve kabullerini sorgulamaya davet ediyor.

  • Künye: Javier Moscoso – Acının Kültürel Tarihi, çeviren: Esra Çeltik, Paris Yayınları, inceleme, 360 sayfa, 2025

Ernle Bradford – Akdeniz (2025)

Ernle Bradford’un bu çalışması, sadece bir coğrafi alanın değil, aynı zamanda binlerce yıllık insanlık tarihinin, kültürlerin ve medeniyetlerin beşiği olan Akdeniz’in büyüleyici hikâyesini anlatıyor. ‘Akdeniz: Bir Denizin Hikâyesi’ (‘The Mediterranean: Portrait of a Sea’), Akdeniz’i bir karakter gibi ele alarak, bu denizin etrafında gelişen uygarlıkların (Mısırlılar, Fenikeliler, Yunanlılar, Romalılar, Bizanslılar, Araplar, Osmanlılar vb.) yükselişini ve düşüşünü, denizle olan etkileşimleri üzerinden mercek altına alıyor.

Kitap, Akdeniz’in stratejik konumunun, ticaret yollarının, savaşların ve kültürel alışverişlerin nasıl şekillendiğini kronolojik bir sırayla inceliyor. Bradford, denizin sadece bir ulaşım yolu olmadığını, aynı zamanda farklı halkları bir araya getiren veya ayıran, çatışmalara ve iş birliklerine zemin hazırlayan canlı bir aktör olduğunu gösteriyor. Antik çağlardan modern zamanlara kadar, Akdeniz’in kıyılarında yaşayan insanların inançları, yaşam biçimleri, sanatı ve ekonomileri üzerindeki etkilerini detaylandırıyor.

Yazar, mitolojiden tarihe, coğrafyadan denizcilik geleneğine kadar geniş bir yelpazede bilgiler sunuyor. Akdeniz’in doğal güzelliklerini, iklimini, deniz canlılarını ve kıyılarındaki şehirlerin mimarisini de betimliyor. ‘Akdeniz: Bir Denizin Hikâyesi’, bu eşsiz denizin sadece bir su kütlesi olmadığını, aynı zamanda insanlığın kolektif hafızasının, başarılarının ve trajedilerinin bir aynası olduğunu okuyucuya hissettiriyor. Kitap, tarih, coğrafya ve kültürü harmanlayan, Akdeniz’in ruhunu yakalayan derinlemesine bir çalışma.

  • Künye: Ernle Bradford – Akdeniz: Bir Denizin Hikâyesi, çeviren: Ahmet Fethi Yıldırım, Alfa Yayınları, tarih, 576 sayfa, 2025

Matt Ridley – Akılcı İyimser (2025)

Matt Ridley’nin ‘Akılcı İyimser: Refahın Evrimi’ (‘The Rational Optimist: How Prosperity Evolves’) adlı kitabı, insanlık tarihinin uzun vadede sürekli bir ilerleme ve refah artışı gösterdiğini savunan, iyimser bir bakış açısı sunuyor. Ridley, bu ilerlemenin temelinde yatan en önemli faktörün “fikirlerin ticareti” ve “uzmanlaşma” olduğunu savunuyor. İnsanların birbirleriyle fikirlerini ve ürünlerini değiş tokuş etme yeteneği sayesinde, kollektif zekânın ve inovasyonun hızla arttığını, bunun da yoksulluğun azalmasına, yaşam kalitesinin yükselmesine ve teknolojik gelişmelere yol açtığını öne sürüyor.

Kitap, felaket tellallığı yapan karamsar görüşlerin aksine, insanlığın karşılaştığı her zorluğun üstesinden yenilik ve iş birliği ile geldiğini gösteren tarihsel örnekler sunuyor. Tarım devriminden sanayi devrimine, tıp alanındaki ilerlemelerden iletişim teknolojilerine kadar birçok alandaki gelişmeleri bu perspektiften inceliyor. Ridley, piyasa ekonomisinin ve serbest ticaretin, bu fikir alışverişini teşvik eden ve refahın yayılmasını sağlayan temel mekanizmalar olduğunu savunuyor.

Ridley, küresel ısınma, kaynak kıtlığı ve aşırı nüfus gibi günümüzün büyük sorunlarına rağmen, insan zekâsının ve iş birliğinin bu zorlukların üstesinden gelebilecek çözümler üreteceğine dair güçlü bir inanç besliyor. Kitap, geleceğe dair bir umut mesajı verirken, bu iyimserliğin rasyonel verilere dayandığını ve insanlık tarihinin bize gösterdiği derslerle desteklendiğini vurguluyor.

  • Künye: Matt Ridley – Akılcı İyimser: Refahın Evrimi, çeviren: Mehmet Doğan, Alfa Yayınları, iktisat, 472 sayfa, 2025