Marc Edelman, Saturnino M. Borras Jr. – Ulusötesi Tarımsal Hareketlerin Siyasi Dinamikleri (2025)

Marc Edelman ve Saturnino Borras’ın bu çalışması, küresel tarım hareketlerinin doğuşunu, gelişimini ve siyasi etkilerini çok yönlü inceliyor. ‘Ulusötesi Tarımsal Hareketlerin Siyasi Dinamikleri’ [‘Political Dynamics of Transnational Agrarian Movements (Agrarian Change & Peasant Studies’)], neoliberal politikaların tarım üzerindeki dönüştürücü etkilerine karşı oluşan ulusötesi çiftçi ve köylü hareketlerinin sadece ekonomik taleplerle sınırlı kalmadığını, gıda egemenliği, toprak reformu, çevresel adalet ve demokratik katılım gibi geniş bir siyasi mücadele yürüttüğünü savunuyor. Kitap, bu hareketlerin farklı ulusal ve bölgesel bağlamlarda nasıl örgütlendiğini, hangi stratejileri benimsediğini ve uluslararası düzeyde nasıl ittifaklar kurduğunu detaylıca ele alıyor.

Edelman ve Borras, ulusötesi tarım hareketlerinin başarısının sadece yerel mücadelelerin gücüne değil, farklı aktörler arası etkileşimlere, bilgi ve kaynak paylaşımına ve ortak siyasi gündemlerin oluşmasına bağlı olduğunu vurguluyor. Yazarlar, bu hareketlerin uluslararası örgütler, sivil toplum kuruluşları ve diğer sosyal hareketlerle kurduğu karmaşık ilişkileri inceleyerek, küresel siyaset üzerindeki etkilerini değerlendiriyor. Kitap ayrıca, ulusötesi tarım hareketlerinin karşılaştığı zorlukları, içsel bölünmeleri ve devletlerle olan mücadelelerini de ele alarak, bu hareketlerin gelecekteki potansiyelleri ve sınırlılıkları üzerine eleştirel bir bakış sunuyor. Kitap, küresel tarım politikaları, sosyal hareketler ve uluslararası ilişkiler alanlarına ilgi duyanlar için önemli bir kaynak sunuyor.

  • Künye: Marc Edelman, Saturnino M. Borras Jr. – Ulusötesi Tarımsal Hareketlerin Siyasi Dinamikleri, çeviren: Didar Kalafat, Nota Bene Yayınları, tarım, 200 sayfa, 2025

Michela Murgia – Nasıl Faşist Olunur (2025)

Michela Murgia’nın ‘Nasıl Faşist Olunur’ (‘Istruzioni per diventare fascisti’) adlı eseri, faşizmin temel mekaniklerini ve söylemlerini ironik ve keskin bir dille inceleyen bir deneme. Murgia, faşizmin sadece geçmişte kalmış bir ideoloji olmadığını, aksine günümüz toplumlarında farklı kılıklarda yeniden üretilebilecek tehlikeli bir zihniyet olduğunu savunuyor. Kitap, faşist düşünce biçiminin nasıl adım adım inşa edildiğini, hangi psikolojik ve sosyal dinamiklerden beslendiğini ve dilin bu süreçteki kritik rolünü örnekler üzerinden gösteriyor. Murgia, “biz ve onlar” ayrımının yaratılması, düşman figürlerinin oluşturulması, lider kültünün yüceltilmesi, eleştirel düşüncenin bastırılması ve duygusal manipülasyon gibi faşizmin temel araçlarını anlaşılır bir şekilde analiz ediyor.

Yazar, faşizmin sadece siyasi bir rejim biçimi olmadığını, aynı zamanda gündelik hayatta kendini gösterebilen bir tutum ve davranışlar bütünü olduğunu vurguluyor. Farklı toplumsal kesimlerde, hatta apolitik gibi görünen alanlarda bile faşist eğilimlerin nasıl filizlenebileceğine dikkat çekiyor. Murgia, dilin ve söylemin faşist ideolojinin yayılmasındaki ve meşrulaşmasındaki gücünü irdeliyor. Basit ve etkili sloganlar, düşmanlaştırıcı metaforlar ve manipülatif dil oyunlar aracılığıyla faşist düşüncenin nasıl kitlelere nüfuz ettiğini ve kabul gördüğünü örneklerle açıklıyor.

Kitap, faşizmin güncel tezahürlerini anlamak, bu tehlikeli ideolojiye karşı bilinçli bir duruş sergilemek ve demokratik değerleri savunmak için önemli bir okuma sunuyor. Murgia’nın ironik üslubu, konunun ciddiyetini azaltmadan okuyucuyu düşünmeye ve sorgulamaya teşvik ediyor.

  • Künye: Michela Murgia – Nasıl Faşist Olunur: Bir Kılavuz, çeviren: Güzin Molo, Holden Kitap, siyaset, 80 sayfa, 2025

Maureen Murdock – Mit Yaratımı (2025)

Maureen Murdock’ın bu çalışması, anı yazımını sadece geçmiş olayların kronolojik bir kaydı olarak değil, aynı zamanda kişisel mitolojimizi inşa etme ve benliğimizi derinlemesine keşfetme aracı olarak ele alıyor. ‘Mit Yaratımı: Hayatını Anlamlandırmak, Mitini Keşfetmekle Başlar’ (‘Mythmaking: Self-Discovery and the Timeless Art of Memoir’), anılarımızı yazarken kullandığımız anlatı yapılarını, arketipsel temaları ve sembolleri inceleyerek, bu sürecin bireysel psikolojik yolculuğumuzla nasıl iç içe geçtiğini ortaya koyuyor. Kitap, anı yazarlarını kendi hayat hikayelerinin kahramanları olarak görmeye ve deneyimlerini evrensel mitolojik motiflerle ilişkilendirmeye teşvik ediyor.

Murdock, Carl Jung’un arketip kavramlarından ve Joseph Campbell’ın kahramanın yolculuğu modelinden ilham alarak, anı yazım sürecinde ortaya çıkan farklı arketipsel figürleri ve temaları analiz ediyor. Gölge benlik, bilge yaşlı, anima/animus gibi arketiplerin kişisel hikayelerimizde nasıl tezahür ettiğini ve bu arketipsel dinamikleri anlamanın kendi benliğimizi daha derinlemesine kavramamıza nasıl yardımcı olabileceğini sunuyor.

Kitap, anı yazarlarını sadece olayları hatırlamaya değil, aynı zamanda bu olayların duygusal ve psikolojik anlamlarını keşfetmeye, travmaları ve zorlukları kişisel büyüme ve dönüşüm fırsatlarına çevirmeye yönlendiriyor.

Murdock, anı yazımının iyileştirici gücünü vurgulayarak, kendi mitolojimizi yaratma sürecinin bizi daha otantik ve bütünleşmiş bir benliğe taşıyabileceğini savunuyor. Kitap, hem anı yazmaya yeni başlayanlar hem de deneyimli yazarlar için ilham verici ve yol gösterici bir kaynak sunuyor.

  • Künye: Maureen Murdock – Mit Yaratımı: Hayatını Anlamlandırmak, Mitini Keşfetmekle Başlar, çeviren: Selnur Güneş, Beyaz Baykuş Yayınları, mitoloji, 208 sayfa, 2025

Stanley Wells – Shakespeare Nasıl Biriydi? (2025)

Stanley Wells’in bu eseri, William Shakespeare’in hayatını ve kariyerini, dönemin diğer önemli oyun yazarları ve tiyatrocularıyla olan ilişkileri çerçevesinde inceliyor. ‘Shakespeare Nasıl Biriydi?’ (‘Shakespeare and Co.: Christopher Marlowe, Thomas Dekker, Ben Jonson, Thomas Middleton, John Fletcher and the Other Players in His Story’), Shakespeare’in sadece tek başına bir dahi olmadığını, aynı zamanda canlı ve rekabetçi bir tiyatro ortamının içinde yetiştiğini ve bu ortamdaki diğer yetenekli isimlerle etkileşim içinde olduğunu vurguluyor. Kitap, Shakespeare’in çağdaşları olan Christopher Marlowe’un edebi dehasını, Ben Jonson’ın klasiklere olan bağlılığını, Thomas Dekker ve Thomas Middleton’ın popüler zevklere hitap eden oyunlarını ve John Fletcher’ın Shakespeare’in ölümünden sonra tiyatro dünyasındaki etkisini ayrıntılı bir şekilde ele alıyor.

Wells, bu oyun yazarlarının sadece Shakespeare’in rakipleri değil, aynı zamanda meslektaşları ve işbirlikçileri olduğunu da gösteriyor. Shakespeare’in bu isimlerden nasıl etkilendiğini, onlarla nasıl ortak projelerde yer aldığını ve onlara nasıl ilham verdiğini analiz ediyor. Kitap, dönemin tiyatro dünyasının sosyal ve ekonomik yapısını da gözler önüne seriyor, oyun yazarlarının patronlarla olan ilişkilerini, tiyatro şirketlerinin organizasyonunu ve oyunların sahnelenme koşullarını detaylı bir şekilde betimliyor. Wells, Shakespeare’in başarısının sadece edebi yeteneğine değil, aynı zamanda bu dinamik ve rekabetçi ortamda kendini kanıtlamasına ve doğru bağlantılar kurmasına da bağlı olduğunu savunuyor.

Kitap, Shakespeare’i sadece bir yazar olarak değil, aynı zamanda dönemin tiyatro dünyasının aktif bir üyesi olarak anlamak için önemli bir kaynak sunuyor. Çalışma, tiyatro tarihi, edebiyat tarihi ve biyografi alanlarına ilgi duyan okuyucular için değerli bilgiler sunuyor.

  • Künye: Stanley Wells – Shakespeare Nasıl Biriydi?, çeviren: Hamdi Koç, Koç Üniversitesi Yayınları, inceleme, 144 sayfa, 2025

Leo Markun – Fahişeliğin Tarihi (2025)

Leo Markun’un ‘Fahişeliğin Tarihi: Antikçağda ve Ortaçağ’da’ (‘Prostitution in the Ancient World & Prostitution in the Medieval World’) adlı bu eseri, antik Yunan ve Roma’dan başlayarak Orta Çağ Avrupa’sına kadar uzanan geniş bir zaman diliminde fahişeliğin sosyal, ekonomik, kültürel ve dini bağlamlarını inceleyen kapsamlı bir çalışma. Markun, fahişeliğin sadece bireysel bir olgu olmadığını, aynı zamanda dönemin toplumsal yapısı, cinsellik anlayışı, hukuk sistemleri ve dini inançlarıyla derinlemesine iç içe geçmiş bir kurum olduğunu detaylı bir şekilde ortaya koyuyor. Antik dünyada tapınak fahişeliği gibi dini ritüellerle bağlantılı uygulamalardan, liman kentlerindeki ticari fahişeliğe kadar farklı biçimleri ele alan yazar, bu dönemdeki fahişelerin sosyal statülerini, ekonomik koşullarını ve karşılaştıkları yasal düzenlemeleri inceliyor.

Mezopotamya’da tanrıçalar adına hizmet eden kutsal fahişelerden başlayarak, Antik Yunan’da hem kültürel hem de entelektüel yaşamın parçası olan hetairaları, Roma İmparatorluğu’nun yasalarla düzenlenmiş karmaşık ve şaşırtıcı genelev sistemini, erkek fahişeleri, ev hayatını, ikili ilişkileri ve nihayetinde Ortaçağ Avrupası’nın baskıcı ahlak rejimleri altında var olmaya çalışan kadınları anlatıyor.

Orta Çağ’a gelindiğinde ise Markun, Hristiyanlığın yükselişiyle birlikte fahişeliğe yönelik tutumların nasıl değiştiğini ve bu durumun fahişelerin yaşam koşulları üzerindeki etkilerini analiz ediyor. Kilisenin fahişeliği günah olarak kabul etmesine rağmen, kentlerde ve ticaret yolları üzerinde fahişeliğin varlığını sürdürdüğünü ve hatta bazı durumlarda belirli düzenlemelere tabi tutulduğunu gösteriyor. Yazar, Orta Çağ’daki fahişelerin sosyal dışlanma, şiddet ve hastalıklarla mücadelelerini aktarırken, aynı zamanda bazı kentlerde fahişeler için ayrılan bölgeleri ve bu bölgelerdeki yaşamı da betimliyor. Markun’un bu eseri, fahişeliğin tarih boyunca farklı toplumlarda nasıl algılandığını, yaşandığını ve düzenlendiğini anlamak için önemli bir kaynak niteliğinde. Kitap, cinsellik tarihi, sosyal tarih ve hukuk tarihi alanlarına ilgi duyan okuyucular için değerli bilgiler sunuyor.

  • Künye: Leo Markun – Fahişeliğin Tarihi: Antikçağda ve Ortaçağ’da, çeviren: Ulus Sevdi, Fol Kitap, tarih, 112 sayfa, 2025

Hein de Haas – Göç ile İlgili Mitler ve Gerçekler (2025)

Hein de Haas’ın bu çalışması, göç olgusuna dair yaygın yanlış anlamaları ve mitleri çürüten, kapsamlı ve gerçeklere dayalı bir analiz sunuyor. ‘Göç ile İlgili Mitler ve Gerçekler: Siyasetin En Ayrıştırıcı Konusuna Dair Gerçekçi Bir Rehber’ (‘How Migration Really Works: A Factful Guide to the Most Divisive Issue in Politics’), siyasi tartışmalarda sıklıkla duygusal ve ideolojik yaklaşımların hâkim olduğu göç konusunu, demografik veriler, sosyo-ekonomik araştırmalar ve tarihsel perspektifler ışığında ele alarak, göçün karmaşık ve çok boyutlu doğasını ortaya koyuyor. Kitap, göçün sadece bireysel bir tercih veya zorunluluktan ibaret olmadığını, aynı zamanda kaynak ülkelerdeki ekonomik eşitsizlikler, siyasi istikrarsızlıklar, demografik değişimler ve küresel bağlantılar gibi yapısal faktörlerden de derinden etkilendiğini savunuyor

de Haas, göçün genellikle tek yönlü ve kalıcı bir hareket olarak algılanmasının aksine, döngüsel ve dinamik bir süreç olduğunu vurguluyor. Göçmenlerin önemli bir kısmının zaman içinde geri döndüğünü, kaynak ülkelerin ekonomilerine önemli katkılar sağladığını ve göçün hem kaynak hem de hedef ülkeler üzerinde çeşitli sosyo-ekonomik etkileri olduğunu detaylı bir şekilde açıklıyor. Kitap ayrıca, göç politikalarının sıklıkla beklenen sonuçları doğurmadığını, hatta bazı durumlarda ters etki yaratarak düzensiz göçü teşvik edebildiğini örneklerle gösteriyor. de Haas, göç konusundaki tartışmaların daha rasyonel ve kanıta dayalı bir zemine oturtulması gerektiğini savunarak, popülist söylemlerin ve yanlış bilgilendirmelerin göçmenlere ve toplumlara zarar verdiğini belirtiyor. Kitap, göç olgusunu anlamak ve daha etkili ve insancıl politikalar geliştirmek isteyen herkes için önemli bir kaynak.

  • Künye: Hein de Haas – Göç ile İlgili Mitler ve Gerçekler: Siyasetin En Ayrıştırıcı Konusuna Dair Gerçekçi Bir Rehber, çeviren: Uğur Gülsün, Gav Perspektif Yayınları, sosyoloji, 391 sayfa, 2025

Mustafa Sönmez – Sona Doğru AKP (2025)

Mustafa Sönmez, 1970’ten itibaren Türkiye ekonomisinin nabzını tuttuğu uzun soluklu iktisat kariyerinde bu kez odağına AKP’nin iktidar yolculuğunu alıyor. Yazarın AKP üzerine derinlemesine çalışmaları, bu kitabında yeni bir boyut kazanıyor: Sönmez, AKP’nin ekonomi politikalarını salt iktisadi bir çerçevede ele almakla kalmıyor, bu politikaların aslında daha büyük bir amaca, “İslamo-faşist” bir rejim inşasına hizmet eden bir araç olduğunu savunuyor. Bu bakış açısıyla kitap, ekonomi tartışmalarının ötesine geçerek siyasi bir analiz sunuyor.

AKP’nin yaklaşık çeyrek asırlık geçmişini bir bütün olarak değerlendiren bu eser, iktidarın ideolojik hedeflerine ulaşmak için neoliberal politikaları nasıl ustaca kullandığını, yeri geldiğinde bu rotadan neden saptığını ve bu sürecin kaçınılmaz olarak yol açtığı ekonomik zorlukları ve potansiyel bir iflas senaryosunu gözler önüne seriyor. Kitabın güncelliğini ve önemini artıran bir nokta ise, yazarın muhalefetin bu karmaşık tablo karşısında nasıl bir strateji izlemesi gerektiğine dair yaptığı kritik vurgular.

Türkiye tarihinde büyük bir kırılma yaratan 19 Mart 2025 sürecini de değerlendiren çalışma, sadece geçmişi ve bugünü değil, aynı zamanda geleceğe dair de önemli ipuçları sunarak okuyucuyu Türkiye’nin siyasi ve ekonomik geleceği üzerine düşünmeye davet ediyor. Sönmez’in bu kitabı, AKP’nin iktidar serüvenini anlamak ve geleceğe yönelik çıkarımlar yapmak isteyen herkes için ufuk açıcı bir kaynak niteliğinde.

  • Künye: Mustafa Sönmez – Sona Doğru AKP: Erdoğan’ın 3 Devri, Nota Bene Yayınları, siyaset, 240 sayfa, 2025

Pierre Rabhi – Yeryüzü ve Hümanizm Manifestosu (2025)

Pierre Rabhi’nin ‘Yeryüzü ve Hümanizm Manifestosu: Vicdanın İsyanına Doğru’ (‘Manifeste pour la Terre et l’Humanisme: Vers une insurrection des consciences’) adlı bu eseri, modern toplumun sürdürülemez tüketim alışkanlıkları, doğaya yönelik tahrip edici uygulamaları ve insanlığın yabancılaşması gibi sorunlarına karşı güçlü bir çağrı niteliğindedir. Rabhi, ekonomik büyüme odaklı, rekabetçi ve bireyci bir yaşam tarzının hem gezegenin kaynaklarını tükettiğini hem de insanlığın temel değerlerinden uzaklaşmasına neden olduğunu savunur. Kitap, bu yıkıcı gidişata karşı bir “vicdan isyanı” başlatmanın gerekliliğini vurgular ve daha saygılı, dayanışmacı ve doğayla uyumlu bir yaşam biçiminin mümkün olduğunu ileri sürer.

Rabhi, agroekoloji prensiplerini temel alan, yerel kaynaklara dayalı, küçük ölçekli ve insan emeğini değerli kılan bir tarım modelini savunur. Bu modelin sadece çevresel sürdürülebilirliği sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda toplumsal bağları güçlendireceğini ve insanlara daha anlamlı bir yaşam sunacağını belirtir. Kitap, tüketim çılgınlığına karşı bilinçli bir duruş sergilemenin, yerel ekonomileri desteklemenin, dayanışma ağları oluşturmanın ve manevi değerlere yeniden odaklanmanın önemini vurgular. Rabhi, gerçek zenginliğin maddi birikimde değil, insan ilişkilerinde, doğayla uyumda ve iç huzurunda bulunduğuna işaret eder. Kitap, daha adil, sürdürülebilir ve insancıl bir geleceğe yönelik umut dolu bir vizyon sunuyor.

  • Künye: Pierre Rabhi – Yeryüzü ve Hümanizm Manifestosu: Vicdanın İsyanına Doğru, çeviren: Işıtan Tual Şekercigil, Runik Kitap, ekoloji, 104 sayfa, 2025

Michael Shermer – Komplolar ve Komplo Teorileri (2025)

Michael Shermer’in bu çalışması, komplo teorilerine olan yaygın inancın psikolojik, sosyal ve kültürel kökenlerini inceleyen bir çalışma. ‘Komplolar ve Komplo Teorileri: Bu İşin İçinde Bir İş Var’ (‘Conspiracy – Why the Rational Believe in the Irrational’), rasyonel ve eğitimli bireylerin bile neden mantıksız ve kanıtlanmamış komplo teorilerine yönelebildiğini anlamak için psikoloji, bilişsel bilim ve sosyal psikoloji alanlarındaki araştırmalardan yararlanıyor. Kitap, insanların örüntü arama (patternicity) ve nedensellik atfetme (agenticity) gibi doğal bilişsel eğilimlerinin, belirsizlik ve stresli durumlarla karşılaştıklarında komplo teorilerine olan yatkınlıklarını artırdığını savunuyor.

Shermer, komplo teorilerinin çekiciliğinin ardında yatan çeşitli psikolojik faktörleri detaylandırır. Bunlar arasında kontrol yanılsaması, doğrulama yanlılığı, orantılılık yanlılığı (büyük olayların büyük nedenleri olmalı inancı) ve dünyayı anlamlandırma ihtiyacı yer alır. Kitap ayrıca, sosyal medyanın ve internetin komplo teorilerinin hızla yayılması ve güçlenmesindeki rolünü de ele alıyor. Farklı komplo teorisi türlerini (büyük olay komploları, sistemik komplolar vb.) analiz eden Shermer, bu teorilerin genellikle nasıl kanıtlanamaz ve çürütülemez bir yapıya sahip olduğunu gösteriyor. Sonuç olarak bu kitap, komplo teorilerine olan inancın irrasyonel olmadığını, aksine temel insan psikolojisinin ve sosyal dinamiklerin bir sonucu olduğunu öne sürerek, bu olguyu anlamak için rasyonel bir çerçeve sunuyor.

  • Künye: Michael Shermer – Komplolar ve Komplo Teorileri: Bu İşin İçinde Bir İş Var, çeviren: Paris Onal, Fol Kitap, inceleme, 376 sayfa, 2025

Judith Butler – Kim Korkar Toplumsal Cinsiyetten? (2025)

Judith Butler’ın ‘Kim Korkar Toplumsal Cinsiyetten?’ (Who’s Afraid of Gender?’) adlı eseri, yazarın cinsiyet ve toplumsal cinsiyet üzerine olan temel argümanlarını daha erişilebilir bir formatta sunduğu bir çalışma. Butler, bu kitabında, cinsiyetin biyolojik bir olgu olmaktan ziyade, toplumsal ve kültürel pratikler aracılığıyla inşa edilen bir performans olduğunu savunur. Ona göre, “cinsiyet” olarak algıladığımız şey, tekrar eden normlar ve söylemler aracılığıyla zaman içinde istikrara kavuşmuş bir dizi eylemdir. Bu performans, bireyler tarafından bilinçli bir şekilde seçilmese de toplumsal beklentiler ve normlar çerçevesinde sergilenir.

Butler, toplumsal cinsiyetin ikili (kadın/erkek) ve hiyerarşik yapısının sorgulanması gerektiğini vurgular. Bu ikili yapı, bireylerin kendilerini bu katı kategorilere hapsetmelerine ve toplumsal eşitsizliklerin sürmesine neden olur. Kitap, toplumsal cinsiyetin akışkan ve çeşitli olabileceğini, biyolojik cinsiyetle zorunlu bir bağlantısının olmadığını savunur. Butler, toplumsal cinsiyet kimliklerinin çoğulluğunu ve bu kimliklerin toplumsal normlara meydan okuma potansiyelini vurgular. Kitap, cinsiyetin performatif doğasını anlamak ve toplumsal cinsiyetle ilgili yerleşik varsayımları sorgulamak için önemli bir giriş niteliğinde.

  • Künye: Judith Butler – Kim Korkar Toplumsal Cinsiyetten?, çeviren: Ezgi Sarıtaş, Metis Yayınları, toplumsal cinsiyet çalışmaları, 320 sayfa, 2025