Hein de Haas – Göç ile İlgili Mitler ve Gerçekler (2025)

Hein de Haas’ın bu çalışması, göç olgusuna dair yaygın yanlış anlamaları ve mitleri çürüten, kapsamlı ve gerçeklere dayalı bir analiz sunuyor. ‘Göç ile İlgili Mitler ve Gerçekler: Siyasetin En Ayrıştırıcı Konusuna Dair Gerçekçi Bir Rehber’ (‘How Migration Really Works: A Factful Guide to the Most Divisive Issue in Politics’), siyasi tartışmalarda sıklıkla duygusal ve ideolojik yaklaşımların hâkim olduğu göç konusunu, demografik veriler, sosyo-ekonomik araştırmalar ve tarihsel perspektifler ışığında ele alarak, göçün karmaşık ve çok boyutlu doğasını ortaya koyuyor. Kitap, göçün sadece bireysel bir tercih veya zorunluluktan ibaret olmadığını, aynı zamanda kaynak ülkelerdeki ekonomik eşitsizlikler, siyasi istikrarsızlıklar, demografik değişimler ve küresel bağlantılar gibi yapısal faktörlerden de derinden etkilendiğini savunuyor

de Haas, göçün genellikle tek yönlü ve kalıcı bir hareket olarak algılanmasının aksine, döngüsel ve dinamik bir süreç olduğunu vurguluyor. Göçmenlerin önemli bir kısmının zaman içinde geri döndüğünü, kaynak ülkelerin ekonomilerine önemli katkılar sağladığını ve göçün hem kaynak hem de hedef ülkeler üzerinde çeşitli sosyo-ekonomik etkileri olduğunu detaylı bir şekilde açıklıyor. Kitap ayrıca, göç politikalarının sıklıkla beklenen sonuçları doğurmadığını, hatta bazı durumlarda ters etki yaratarak düzensiz göçü teşvik edebildiğini örneklerle gösteriyor. de Haas, göç konusundaki tartışmaların daha rasyonel ve kanıta dayalı bir zemine oturtulması gerektiğini savunarak, popülist söylemlerin ve yanlış bilgilendirmelerin göçmenlere ve toplumlara zarar verdiğini belirtiyor. Kitap, göç olgusunu anlamak ve daha etkili ve insancıl politikalar geliştirmek isteyen herkes için önemli bir kaynak.

  • Künye: Hein de Haas – Göç ile İlgili Mitler ve Gerçekler: Siyasetin En Ayrıştırıcı Konusuna Dair Gerçekçi Bir Rehber, çeviren: Uğur Gülsün, Gav Perspektif Yayınları, sosyoloji, 391 sayfa, 2025

Kolektif – Dış Göçün Odağında Türkiye Kentleri (2024)

Kent ve göç hareketleri arasındaki ilişki, gündelik yaşamın tüm bileşenlerinde hissedilebilir hâldedir.

Türkiye kentlerinde de ekonomik, yönetsel, toplumsal ve mekânsal birçok boyut; göç yönetimi ile kesişimlere sahiptir.

Bu kitabın amacı, günümüzde gitgide daha geniş bir nüfusa ve mekâna karşılık gelen dış göç hareketlerinin kentlerdeki izini sürmektir.

Bu arayış; farklı ölçeklerde, Türkiye’nin farklı kentlerinde, geniş bir teorik çerçeveden beslenerek, çeşitli gündelik yaşam bileşenlerine odaklanarak gerçekleşti.

Araştırma sahası olarak; İstanbul, Ankara ve İzmir gibi metropol kentlerin yanı sıra, Mersin, Gaziantep, Kayseri, Bursa, Manisa, Aydın, Denizli, Van gibi farklı kentlerin deneyimleri de bu kitapta yer aldı.

Yine pek çok farklı ülkeden göç eden kişilerin Türkiye kentlerindeki deneyimleri ses buldu.

Suriye, Afganistan, İran, Irak, Pakistan, Özbekistan, Ukrayna ve hatta Avrupa ve Afrika’dan göç etmiş kişi ve gruplara ulaşıldı.

Tekil bölümlerin art arda geldiği bir derleme olmanın ötesine geçebilecek, bölümlerinin birbiriyle konuşup, birbirini besleyerek bütünsel toplamın parçaları haline gelen bir kitap meydana geldi.

Mekânsal ayrışma, toplumsal roller, sosyal uyum ve göçmenlerin kentle kurduğu ilişkiler gibi konular üzerine yapılan değerlendirmeler, kitabı yalnızca akademik bir kaynak değil, aynı zamanda sosyal politikalar ve kentsel planlama için önemli bir referans haline getiriyor.

‘Dış Göçün Odağında Türkiye Kentleri’ kitabı, dış göç ve mekân ilişkisine dair yeni tartışmalara kapı aralayarak, göç ve kentsel dönüşüm üzerine çalışan araştırmacılar ve karar vericiler için bir rehber niteliğinde.

  • Künye: Kolektif – Dış Göçün Odağında Türkiye Kentleri: Kuram, Uygulama ve Mekânın Değişimi, editör: Sezen Savran Penbecioğlu, Atahan Demirkol, İdealKent Yayınları, kent çalışmaları, 343 sayfa, 2024

Bürge Elvan Erginli – İlişkilerin Sosyal Alanı (2024)

Modern şehirlerde toplumsal dinamikler, bireylerin ikamet ettiği yerlerle sosyal ilişkilerinin nasıl şekillendiğine dair önemli ipuçları verir.

Elinizdeki kitap, sosyal ağların bireylerin göç süreçlerinde nasıl kritik bir rol oynadığını incelerken, İstanbul’un iki farklı ilçesi olan Beşiktaş ve Bayrampaşa’da yaşayan göçmenlerin kişisel ağlarını mercek altına alıyor.

Göçmenlerin benzer sosyal ve coğrafi bağlarla nasıl ayrıştıkları, bu ayrışmanın sosyal ağlar üzerindeki etkileri ve ilişkilerin mekânsal boyutları bu araştırmanın merkezinde yer alıyor.

Kitap, bireylerin sosyal eylemlerinin yalnızca ekonomik veya demografik faktörlerle açıklanamayacağını, aynı zamanda sosyal ilişkiler ağının bu süreçlerde ne denli belirleyici olduğunu ortaya koyuyor.

Karmaşık kentsel sistemlerde mekân ve toplumsal süreçlerin birbirini nasıl etkilediğini anlamaya yönelik yeni bir perspektif sunan bu çalışma, göç olgusuna sosyal ağ analiziyle bakan ilk çalışmalardan biridir.

Çalışma, şehir ve bölge planlama, sosyoloji ve göç üzerine çalışmalar yapan araştırmacılar için zengin bir kaynak sunuyor.

Bu eser, sosyal bilimler alanında teori ve pratik arasında köprü kurarak göç, sosyal ilişkiler ve mekân arasındaki dinamikleri derinlemesine analiz ediyor.

Her okur, bu çalışmada kendi hikayesine, toplumun mekanla kurduğu aidiyete ve toplumsal/mekânsal örgütlenmeye dair yeni bakış açıları bulacak.

  • Künye: Bürge Elvan Erginli – İlişkilerin Sosyal Alanı: İstanbul’daki Göçmenlerin Yerel ve Yerelden Bağımsız Ağları, İdealKent Yayınları, sosyoloji, 250 sayfa, 2024

Müge Alaçam Böcek – Mültecilik (2024)

‘Mültecilik: Teori ve Pratik Üzerinden Bir İnceleme’, mülteciliğin insan haklarıyla olan ilişkisine yurttaşlık, egemenlik, sınır ve güvenlik kavramları bağlamında ve Hannah Arendt’in “haklara sahip olma hakkı” çerçevesinden yaklaşıyor.

Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği incelemesi üzerinden de teori ile pratiğin bir araya gelme koşullarını tespit ediyor.

Bu kitabın en değerli yanlarından biri, insan hakları ile mülteci sorunu veya -en geniş anlamda- göç sorunu arasındaki gerilimli ilişkiyle ilgili tartışmayı (çoğunlukla pozitivistlerin hâkim olduğu) hukuki düzeyden teorik düzeye çıkarması.

Bu yöntem, bir “yabancının” ne olduğu ve ne yapmasına izin verildiğine dair yerleşik yargıları alt üst etmeyi mümkün kılmaktır.

Göç araştırmalarında proje çağrılarının belirleyici olduğu, terminolojinin başka hiçbir yerde olmadığı kadar havada uçuştuğu bir dönemde yazar, insanlar arasındaki yapısal eşitsizlikleri teorik-politik bir temelden vazgeçmeden gerçekçi bir şekilde tasvir ediyor.

  • Künye: Müge Alaçam Böcek – Mültecilik: Teori ve Pratik Üzerinden Bir İnceleme, Nika Yayınevi, inceleme, 270 sayfa, 2024

Kolektif – Gitmek ve Dönmek Arasında (2024)

Üniversitede okurken yurtdışı hayali kuran gençler, her sene artan sayıda mesleki sicil kaydı almak için başvuran doktorlar, hayatına başka ülkelerde devam eden sanatçılar, gazeteciler, akademisyenler, yazılımcılar, mühendisler…

Bu kitapta okuyacağınız 13 makale günümüz Türkiye’sinin önemli meselelerinden biri olan yüksek nitelikli kişilerin göç ve hareketlilik pratiklerine odaklanıyor.

Farklı bilimsel arka planlardan gelen yazarlar, yüksek nitelikli göç olgusunu basitçe bir kayıp-kazanç hesabı çerçevesinde değerlendirmekten kaçınarak; meselenin hem bireysel tercihler hem de yapısal sorunlar çerçevesinde nasıl şekillendiğini gösteriyorlar.

Yüksek nitelikli kişiler yabancı ülkelere göç ettikleri gibi, koşullar ve beklentilerdeki değişimle beraber köken ülkelerine de dönebiliyorlar.

Bu nedenle bu kitapta beyin göçü sorunu, “gidenler” ve “dönenler” meselesine odaklanmak üzere Türkiye’den yurtdışına ve Türkiye’ye geri göç olarak iki ayrı bölümde ele alınıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Didem Danış, Elif Aktaş-Çelik, Zeynep Yanaşmayan, Adem Yavuz Elveren, Gülay Toksöz, Nursel Durmaz Bodur, Burçe Orhan, Güzin Ağca Varoğlu, Gülay Türkmen, Elif Keskiner, Zehra Hopyar, Filiz Künüroğlu, Meltem Yılmaz Şener, Nilay Kılınç, Ulaş Sunata, Yasemin Erdoğan.

  • Künye: Kolektif – Gitmek ve Dönmek Arasında: Türkiye’de Yeni Nesil Beyin Göçü, derleyen: Didem Danış, Nika Yayınevi, inceleme, 352 sayfa, 2024

Sezen Savran Penbecioğlu – ‘Küçük Halep’ Büyük Umutlar (2022)

Bu kitap, 2011 yılından bu yana ulusal ve uluslararası düzlemde gündemde olan Suriye iç savaşı sonrası ortaya çıkan zorunlu göç meselesine, bir kent plancısının gözünden bakmanın getirdiği farklılıkları/ayrıcalıkları içeriyor.

Çalışma, göçün sadece yer değiştirme tabanlı siyasi bir olgu olmadığını, göç alan ve göç veren mekânlarda, toplumsal ve ekonomik yapılarda da etkileri olduğunu gösterirken bir yandan da göç edenin bulunduğu “yer”le birlikte geliştirdiği gündelik yaşam taktiklerini açık bir şekilde ortaya koyuyor.

Dolayısıyla bu çalışma okuyucuya üç farklı bakış açısıyla Suriye göçü hakkında okuma yapma olanağı sunuyor: İlki, göçü uluslararası mülteci akını meselesi üzerinden okumak.

Çalışmanın uluslararası göç meselesi konusunda bilgi birikimi sağlayan bir yanı var.

İkincisi, Suriyelilerin bulundukları kentlerdeki yer seçim süreçleri, kentsel yaşam pratikleri, gündelik yaşamlarını sürdürme taktikleri üzerine okuma yapmak.

Özellikle büyük kentlerde yaşayan ve hayatını devam ettirmeye çalışan Suriyelilerin mekânsal yığılma alanları ve bir arada yaşama eğilimlerinin yarattığı mekânsal ayrışma düzeyleri ve bir anlamda “kentsel adacık”lar yaratma eğilimleri kolaylıkla izlenebiliyor.

Kitabın okuyucuya sunduğu üçüncü ve son okuma ise mültecilerin yaşadıkları/yaşamak zorunda kaldıkları “mekânlar” ve bu mekânlarla kurdukları ilişkiler üzerine: Başka bir ifadeyle tıpkı göçmenlerin “görünmezliği” gibi yaşadıkları mekânların da görünmezliğini duyumsamak üzerine…

İşte bu çalışma, kentin merkezine oldukça yakın ancak kentin sunduğu imkânlar açısından sınırlıkları bulunan mekânlarla, bu alanda yaşayan grupları görünür kılma çabasını içeriyor.

  • Künye: Sezen Savran Penbecioğlu – ‘Küçük Halep’ Büyük Umutlar, İdealKent Yayınları, inceleme, 228 sayfa, 2022

Ian Goldin, Goeffrey Cameron ve Meera Balarajan – Sıra Dışı İnsanlar (2022)

Göç, insanlık tarihiyle yaşıttır.

Üç yazarlı bu enfes kitap, hem göçlerin geçmişte toplumları nasıl kökten dönüştürdüğünü gösteriyor hem de dünyanın geleceğini nasıl etkileyeceği konusunda ufuk açıcı öngörüler sunuyor.

Dünya halklarının yeniden birbirine bağlanması ve karışımının, birçok toplumda hakim normlara ve pratiklere meydan okuduğu, dinamik bir küresel entegrasyon çağında yaşıyoruz.

Dağılma ve bütünleşme aynı anda ve iç içe gerçekleşen süreçler.

Kültürel kodlar buna uyum sağlıyor.

Yeni ekonomiler açığa çıkıyor.

Yenilikler büyüyor.

Toplumsal kurumlar ayak uydurma mücadelesi veriyor.

Birçok kişi için göçle bağlantılı güçlükler, post-modernizm, çok kültürlülük ve arzu uyandırıcı kozmopolitanizm çağımızın karakteristik özellikleridir.

Bazıları insanların ortak yanlarının daha çok olduğu hayali bir geçmişe özlem beslemektedirler.

Bugün beşeri hareketlerin ölçeği, hızı ve yoğunluğu belki daha büyük olsa da, göç alışkanlıkları ve yıkıcı etkileri insanlık kadar eskidir.

Yabancılar, her zaman kendilerini benimseyen toplumların muhalefetiyle karşılaşmışlardır.

Bununla birlikte tarihin yönü, topluluğun sınırlarında bitmek bilmez bir genişlemeye işaret etmektedir.

Kültürel ve politik hudutlarımız yavaş yavaş geri çekilmiştir.

  • Künye: Ian Goldin, Goeffrey Cameron ve Meera Balarajan – Sıra Dışı İnsanlar: Göç Dünyamızı Nasıl Şekillendirdi ve Geleceğimizi Nasıl Tanımlayacak?, çeviren: Akın Emre Pilgir, Gav Perspektif Yayınları, inceleme, 358 sayfa, 2022

Kolektif – Uluslararası Göç ve Mültecilik (2022)

Zorunlu göç krizi hakkında doğru bildiğimiz pek çok yanlış var.

Bu özenli derleme de, uluslararası göç ve mülteciliği farklı disiplinler çerçevesinde irdeleyerek konu hakkında hem nitelikli bilgi hem de yapıcı bir tartışma barındırmasıyla önemli.

Dünyanın farklı coğrafyalarından insanların hayatta kalabilme adına başka ülke topraklarına doğru giriştikleri zorunlu göç hareketleri, içinde bulunduğumuz yüzyılın en önemli insani krizlerinden biri haline geldi.

Türkiye ise topraklarında ağırladığı milyonlarca insanla bu krizi en fazla hisseden ülkelerden biri.

Şüphesiz ki zorunlu göç krizinin sorumluluğu tüm insanlığın omuzlarındadır.

Zira dünyanın herhangi bir noktasındaki insanları ölüm tehlikesiyle, işkenceyle, ağır insan hakları ihlalleriyle baş başa bırakmış bir dünyanın medeni olma iddiası inandırıcı olmayacaktır.

Bugün zorunlu göç ve mültecilik konularında nitelikli bilgiye ve yapıcı entelektüel tartışmalara her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuluyor.

Nitelikli bilginin üretilebilmesi ve yapıcı entelektüel tartışmaların ortaya çıkabilmesi ise ancak farklı disiplinlerin katkıları ile mümkün olabilecektir.

Bu çerçevede, ‘Uluslararası Göç ve Mültecilik’ kitabı, sosyal ve beşeri bilimlerin farklı disiplinlerinin katkılarını bir araya getirme amacıyla yola çıkmıştır.

Kitapta farklı disiplinlerden on üç başlık yer alıyor.

Bu başlıklarda zorunlu göç ve mültecilik meselesinin küreselden yerele, karar alma süreçlerinden toplumsal ve bireysel sonuçlarına kadar birbirinden farklı boyutlarıyla ele alınıyor.

Bu hedef doğrultusunda kitapta, konuyu siyaset bilimi, uluslararası ilişkiler, hukuk, kamu yönetimi, iktisat, yönetim ve organizasyon, sosyoloji, toplumsal cinsiyet çalışmaları, kültürel çalışmalar, iletişim ve eğitim bilimleri gibi pek çok disiplinden hareketle tartışan metinler yer alıyor.

  • Künye: Kolektif – Uluslararası Göç ve Mültecilik, editör: Burak Başkan ve Mehmet Emirhan Kula, Siyasal Kitabevi, sosyoloji, 256 sayfa, 2022

Ségolène Débarre ve Gaye Petek – Fransa’da Türklerin Tarihi (2022)

Türklerin Fransa’ya 1960’lardan bugüne uzanan göçü üzerine, Fransa’da konuyla ilgili yapılmış ilk çalışma.

Ségolène Débarre ve Gaye Petek, Türklerin Fransa’daki sosyolojik, toplumsal, kültürel yerlerini aydınlatıyor.

1965 Fransa-Türkiye göç antlaşmalarından bu yana Fransa’daki altı yüz bini geçen Türk göçmenleri ve aileleri pek de tanınan bir topluluk değildi.

Yakın zamanlardaki siyasi gelişmeler, ilk kuşağın Fransız vatandaşı olan çocuklarının “farklı” yetişkinler gibi sahneye çıkmaları Fransız toplumuna yeni bir görünürlük kazandırdı.

Göçlerle birlikte Türklerin Fransa’da yarım yüzyılı geçen varlığı, kalabalık yaşanan bölgeler dışında dikkat çekici bir unsur değildi.

İkinci ve üçüncü kuşakların bu tabloya katılmalarıyla birlikte Fransız devleti ve toplumu süreç içinde sorgulanmaya başladı.

İç evlilikler, ailevi şirketler, gettolaşan mahalleler, zaman içinde gitgide büyüyen ibadet yerleri ve dernekler, “uyum sağlama” konusunda birtakım direnişleri beraberinde getirdi.

Fransız doğan gençler siyasi ve tarihsel konularda Türkiye bahsi açıldığında ve aşırı tepki verdiklerinde dikkatler zaman içinde Türklere yöneldi.

Bu kitap ise, Fransa’da bu konuyla ilgili ilk kapsamlı çalışma.

Débarre ve Petek, Türklerin Fransa’daki sosyolojik, toplumsal, kültürel yerlerini anlatırken birçok özel güzergâhı, insan hikâyelerini kaleme alıyor ve Türk okuru için de “ötekileşmenin” bir örneğini sunuyorlar.

Yabancı bir ülkeye adım atıldığında karşılaşılan zorluklar, dil öğrenme güçlükleri, maddi kaygılar ve derin yurt özlemi birçok gurbet hikâyesini ortak bir noktada buluşturuyor.

  • Künye: Ségolène Débarre ve Gaye Petek – Fransa’da Türklerin Tarihi: 60’lardan Günümüze Türkiye’den Fransa’ya Göçler, çeviren: Erkan Ataçay, Doğu Batı Yayınları, sosyoloji, 213 sayfa, 2022

Fuat Dündar – Hicret, Dîn ü Devlet (2021)

Ülkeyi sığınmacı cenneti haline getiren AKP’nin tam olarak ne yapmaya çalıştığını öğrenmek için bu kitap birebir.

Fuat Dündar, Osmanlı’nın 1856-1908 arasındaki göç politikasını merkeze alarak modern Türkiye’nin oluşumunda nüfus siyasetinin belirleyici önemini ortaya koyuyor.

1856-1908 arası göçen Türk, Tatar, Çerkes, Nogay, Boşnak, Gürcü ve Girit Müslümanlarına yönelik Osmanlı politikasını ele alan ‘Hicret, Din ü Devlet’, göç̧ yönetiminin, bu ülkede devletin modernleşme surecinin kilit bir parçası olduğunu gösteriyor.

Kırım, Kafkasya ve Balkanlar’dan gelen göçler; Müslümanların İslamın hâkimiyetindeki topraklara sığınmasını anlatan “hicret” kavramının çerçevesi içinde, bir yandan da göçmenlerin etnik “cinslerine” göre kaydedildiği bir rejime evriliyor.

Dönemin göç̧ rejiminin, boş arazileri muhacirlerle “şenlendirmekten” öte, muhacirleri, kendi üretim olanaklarını geliştirmeye sevk eden iktisadi bir boyutu var.

Müslüman nüfusu artırma önceliğiyle ve doğrudan doğruya bununla bağlantılı askerî boyutu var.

Batı’yla ve Rusya’yla ilişkiler üzerinden, önemli bir uluslararası siyaset boyutu var.

Dündar, modern Türkiye’nin oluşumunda nüfus siyasetinin belirleyici önemini gösteren incelemeler zincirine bu kitapla değerli bir halka daha ekliyor.

Kitaptan bir alıntı:

“1856-1908 arası ‘din ü devlet’ kaygısı ‘muhacir’ politikasını belirlerken; 1912- 1923 arası ‘mülk ü millet’ kaygısı ‘mülteci’ politikasını; 1923-1998 arası ‘millet ve devlet’ kaygısı ‘göçmen’ politikasını ve 2011 sonrası ‘mülk ve din’ kaygısı ise ‘sığınmacı’ politikasını belirledi.”

  • Künye: Fuat Dündar – Hicret, Dîn ü Devlet: Osmanlı Göç Politikası (1856-1908), İletişim Yayınları, tarih, 328 sayfa, 2021