Dan Diner – Karşıt Hafızalar (2011)

  • KARŞIT HAFIZALAR, Dan Diner, çeviren: Hulki Demirel, İletişim Yayınları, siyaset, 112 sayfa

Tarihçi Dan Diner ‘Karşıt Hafızalar’da, Batı’nın, Yahudi soykırımıyla hesaplaşmak konusunda gecikmesinin nedenlerini araştırıyor. Holokostun, derin yarıklarla parçalanmış 20. yüzyılın hafızalardaki simgesi haline geldiğini belirten Diner, soykırımın, Batı medeniyetinin ve kültürünün asli temellerini kökünden salladığını söylüyor. Soykırımın, 1950’li yıllardan itibaren unutulmaya terk edildiğini ve ancak 1990’lı yılların başlamasıyla, giderek artan bir şekilde çağın olumsuz simgesi olarak bilinçlerdeki yerini aldığını gözler önüne seren Diner, bu gecikmenin nedeni olarak öne sürülen 2. Dünya Savaşı ile Soğuk Savaş’ı, ayrı ayrı analiz ediyor.

Uğur Biryol – Gurbet Pastası (2007)

  • GURBET PASTASI, Uğur Biryol, İletişim Yayınları, tarih, 207 sayfa

‘Gurbet Pastası’nın alt başlığı, ‘Hemşinliler, Göç ve Pastacılık’. Biryol’un sözlü tarih çalışmasına dayanan bu kitabı, geçtiğimiz yüzyılda Rusya’ya gidip ekmek ve pasta yapımını öğrenen Hemşinliler’in Türkiye’ye dönüşte bu alanda sergiledikleri öncülüğe odaklanıyor. Hemşinliler Rusya’dan döndükten sonra, orada öğrendikleri fırıncılığı ve pastacılığı neredeyse Türkiye’nin tüm taraflarına yaymak gibi bir rol üstlendiler. Biryol’un, Hemşinliler’in uzun süren göçleri ve Türkiye’de fırıncılık, ekmekçilik ve pastacılık alanındaki öncülüklerini hikâye ettiği çalışması sözlü tarihe iyi bir örnek.

Joseph Conrad – Karanlığın Yüreği (2007)

  • KARANLIĞIN YÜREĞİ, Joseph Conrad, çeviren: Sinan Fişek, İletişim Yayınları, roman, 143 sayfa

‘Karanlığın Yüreği’, bilindiği gibi, Joseph Conrad’ın üzerinde en titizlikle durulan, birçok araştırmaya konu olmuş bir romanı. Dünyanın olduğu kadar, insanın kendi karanlığını da işleyen bu roman, Conrad’ın yaşadıklarıyla da olabildiğince benzeşiyor. Çünkü Conrad, bu romanı yazmadan bir buçuk yıl önce Kongo’da bir buharlı geminin kaptanlığını yapmış, fakat yolculuğu sırasında gördüğü zulüm manzaralarına dayanamamıştı. İşte roman, Conrad’ın bu dönemde yaşadıklarından büyük izler taşıyan ve yetkinliğiyle modern klasiklerde yerini almış bir eser. Bu baskıya, Conrad’ın kaptanlık yaptığı dönemdeki günlüğü ile yazarın romana dair bir yazısının alındığını da belirtelim.

Cenk Saraçoğlu – Şehir, Orta Sınıf ve Kürtler (2011)

  • ŞEHİR, ORTA SINIF VE KÜRTLER, Cenk Saraçoğlu, İletişim Yayınları, inceleme, 192 sayfa

 

Cenk Saraçoğlu ‘Şehir, Orta Sınıf ve Kürtler’de, son dönemlerde sıklıkla tartışılan Kürt düşmanlığı olgusunu sistemli bir şekilde ele alıyor. Kasım 2009’da İzmir’de DTP konvoyuna yapılan taşlı saldırı inceleyerek başlayan kitap, bizzat Kürt karşıtı bir hissiyat taşıyanların zihniyet dünyasını analiz ederek, bir tutum olarak Kürt düşmanlığının ne tür söylemler üzerinden dile döküldüğünü ve nasıl bir mantıkla haklı çıkarılmaya çalışıldığını ortaya koymasıyla dikkat çekiyor. Saraçoğlu’nun çalışmasında karşımıza çıkan bir diğer önemli nokta da, gündelik/popüler milliyetçi kesimin Kürt algısındaki dönüşümü ayrıntılı bir şekilde açığa çıkarması. Bu amaçla, İzmir’in son yirmi yılda uğradığı toplumsal ve ekonomik dönüşümü irdeleyen yazar, bir dönemlerin başat yaklaşımı olan inkârın yerini, “tanıyarak dışlamaya” bıraktığını gösteriyor.

Ali Bayramoğlu – 28 Şubat: Bir Müdahalenin Güncesi (2007)

  • 28 ŞUBAT: BİR MÜDAHALENİN GÜNCESİ, Ali Bayramoğlu, İletişim Yayınları, politika, 347 sayfa

28 Şubat 1997’de yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısı sonrasında açıklanan karar, Türkiye’nin darbe tarihine “post-modern darbe” olarak geçecek bir gelişmeyle sonuçlanmıştı: 28 Şubat Muhtırası. Ali Bayramoğlu bu kitabında, Türkiye’yi 28 Şubat’a götüren süreci ele alırken, post-modern darbenin de bir analizini yapıyor. Bu darbeyi diğer müdahalelerden ayıran özellikller, daha sonraki siyaset seyrine etkileri ve bu bağlamda asker-sivil ilişkileri, Bayramoğlu’nun çalışmasının ana çerçevesini oluşturuyor. Kitap, askeri müdahelenin ayrıntılarını vermesinin yanında, Bayramoğlu’nun basının o günlerdeki tavrına, yani gazeteciliğe “içerden” bakışıyla da okunmaya değer.

Gündüz Vassaf – Kimliğimi Kaybettim, Hükümsüzdür! (2010)

  • KİMLİĞİMİ KAYBETTİM, HÜKÜMSÜZDÜR!, Gündüz Vassaf, İletişim Yayınları, deneme, 199 sayfa

Gündüz Vassaf’ın ‘Uçmakdere’ dizisinin ikinci kitabı olan ‘Kimliğimi Kaybettim, Hükümsüzdür!’, yazarın Radikal gazetesinde yayımlanmış yazılarından derlenmiş. Kitabın adından da anlaşılacağı üzere Vassaf, bizi kuşatan, kapsayan, ayrıştıran, ötekileştiren ve kimi zaman hayati ve tehlikeli roller de üstlenebilen ulusal, cinsel ve dini kimlikleri, bu yazıların konusu kılıyor. “Kendimi belki de en özgür hissettiğim anlar, karşılıklı kim olduğumuzu bilmediklerimle yaptığım tesadüfi sohbetlerde olur.” diyen Vassaf, dünya vatandaşlığına ulaşmanın, “Kimsin?”, “Kimlerdensin?” gibi soruların daha az sorulmasıyla mümkün olabileceğini belirtiyor.

Atilla Atalay – Kişi Başına Bir Yalnız (2006)

  • KİŞİ BAŞINA BİR YALNIZ, Atilla Atalay, İletişim Yayınları, mizah, 269 sayfa

Atilla Atalay, ‘Kişi Başına Bir Yalnız’da, mizahla melankoliyi birleştirmeyi deniyor. Türkiye kültürü düşünüldüğünde, yalnızlık genel olarak ayıpsanan bir durum. Atalay’ın bu kitabıysa, yalnızlığın istisnai bir durum olmadığını, aslında her insanın kendi yalnızlık “potansiyeli”ne sahip olduğunu vurguluyor. Bunu en iyi ifade eden de kitabın başlığı olsa gerek. Fakat kitabın sadece yalnızlığa odaklanan bir eser olmadığını söylemek lazım. Çünkü kitapta, birebir bu konuya kafa yormayan, çok çeşitli konulara geçiş yapan mizahi denemeler de karşımıza çıkıyor. Burada medyadan botoksa, özel güvenlikten bilgi yarışmalarına, Şoray kanunlarından delikanlı raconlarına çok sayıda konu bulunuyor.

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski – Netoçka Nezvanova (2006)

  • NETOÇKA NEZVANOVA, Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, çeviren: Ergin Altay, İletişim Yayınları, roman, 217 sayfa

‘Netoçka Nezvanova’, Dostoyevski’nin ilk roman denemesiydi. Fakat yazar, 1849’da Sibirya’ya sürgün edilince roman yarıda kalmış, yazar sürgünden döndükten sonra da hiçbir zaman bu romanını tamamlayamamıştı. Romanın baş kahramanı Netoçka’nın, çilekeş annesi ile deliliğin sınırında, başarısız bir müzisyen olan babası arasında başlayan acılı hayat hikâyesi, Dostoyevski’nin sürgün sonrası yazacağı büyük romanlarının habercisi olarak öne çıkıyor. Zira derin insani acı, aşağılanma, çılgınlık, günah ve kefaret gibi buradaki temalar, Dostoyevski tarzının başat unsurlarını oluşturur. ‘Netoçka Nezvanova’, Dostoyevski düşünüldüğünde, tamamlanmamış bir roman değildir. Çünkü gerçekte eksik değildir. Kitabın sonsözünün de, en ünlü Dostoyevski uzmanlarından biri olan Konstantin Mochulsky tarafından kaleme alındığını da belirtelim.

Annette Wieviorka – 60 Yıl Sonra Auschwitz (2006)

  • 60 YIL SONRA AUSCHWITZ, Annette Wieviorka, çeviren: Işık Ergüden, İletişim Yayınları, siyaset, 240 sayfa

Annette  Wieviorka ’60 Yıl Sonra Auschwitz’de, tarihte kara bir leke olarak Auschwitz’i inşaatından başlayarak, nasıl işlediğinden, tarihsel anlamda nerede durduğuna kadar çok yönlü bir bakışla irdeliyor. İnsanlığın en büyük kıyımlarını yaşadığı Auschwitz’in, tarihi gerçeğinden, yani Yahudilerin sistematik olarak katledildiği bir kamp oluşundan kopuk, sadece sembolik bir anlam taşır hale geldiği, son dönemlerin başlıca eleştirilerinden. Wieviorka’nın çalışması, başta Yahudiler olmak üzere, çok sayıda kadın, erkek, genç, yaşlı ve çocuğun katledildiği kampın gelişimini, büyümesini ve işleyişini gözler önüne seriyor. Yazar, kampta öldürme ve yok etme mekanizması yetersiz kaldıkça, yeni gaz odaları ve krematoryumların inşası için kullanılan esirleri, bu esirlerin kampa alınış prosedürünü, numaralanmalarını, damgalanmalarını, geçmişe ve orada bulunanların tanıklıklarına dönerek anlatıyor.

Evrim Alataş – Biz Bu Dağın Çiçeğiydik (2010)

  • BİZ BU DAĞIN ÇİÇEĞİYDİK…, Evrim Alataş, İletişim Yayınları, deneme, 355 sayfa

‘Biz Bu Dağın Çiçeğiydik…’, bu yılın başlarında aramızdan ayrılan gazeteci-yazar Evrim Alataş’ın Birikim, Esmer, Amargi, Radikal İki, BirGün ve Taraf’ta yayımlanmış yazılarını bir araya getiriyor. İlk bölüm, Alataş’ın Kürtler, solcular, feministler üzerine kaleme aldığı yazılarından oluşuyor. İkinci bölümde, yazarın güncel konular üzerine kaleme aldığı yazılar; üçüncü bölümde ise çocukluğunun geçtiği köye dair tanıklıkları yer alıyor. Alataş’ın hayatında önemli bir yer tutan Diyarbakır’a dair yazılara da, kitapta ayrı bir bölüm olarak yer verilmiş. Fotoğraflarla da zenginleştirilen çalışma, Alataş’ın iki mülakatını da okurlarına sunuyor.