Hélène Cixous — Medusa’nın Kahkahası (2026)

Hélène Cixous’nun bu eseri, feminist kuramın en etkili metinlerinden biri olarak kadın, beden, dil ve yazı arasındaki ilişkiyi radikal biçimde yeniden düşünmeye çağırıyor. Cixous, kadınların tarih boyunca yalnızca toplumsal ve siyasal alanlardan değil, dilin ve temsilin dünyasından da dışlandığını savunuyor. Bu nedenle özgürleşmenin yalnızca hukuki hakların kazanılmasıyla gerçekleşmeyeceğini, kadınların kendi bedenlerinden, arzularından ve deneyimlerinden beslenen yeni bir yazı dili kurmaları gerektiğini ileri sürüyor. ‘Medusa’nın Kahkahası’ (‘Le Rire de la Méduse’), bir manifesto olmanın ötesine geçerek öznenin, kimliğin ve iktidarın nasıl kurulduğunu sorgulayan kapsamlı bir düşünce metni niteliğinde.

Eserin merkezinde Cixous’nun geliştirdiği écriture féminine (kadın yazısı) kavramı yer alıyor. Yazar, kadınların erkek egemen kültürün kalıplarını yeniden üretmek yerine kendi seslerini ve ifade biçimlerini yaratmalarını öneriyor. Yazmayı yalnızca edebi bir etkinlik olarak değil, bastırılmış deneyimlerin görünür hâle gelmesini sağlayan yaratıcı ve dönüştürücü bir eylem olarak değerlendiriyor. Kadınların bedenlerini utanç ya da eksiklik kaynağı olarak görmekten vazgeçip onu düşüncenin ve yaratıcılığın kaynağına dönüştürmeleri gerektiğini savunuyor.

Cixous, düşüncesini Medusa miti üzerinden kurduğu güçlü metaforlarla geliştiriyor. Erkek egemen anlatıda korkutucu bir canavar olarak tasvir edilen Medusa’yı yeniden yorumlayarak onun aslında gülen, yaşamı ve yaratıcılığı temsil eden bir figür olduğunu öne sürüyor. Böylece kadınlığın korku, sessizlik ve edilgenlikle özdeşleştirilmesine karşı çıkarken, mitleri ve yerleşik sembolleri tersyüz ederek yeni anlamlar üretiyor. Metin boyunca şiirsel ve çağrışımlarla ilerleyen üslubu, felsefe, edebiyat, psikanaliz ve mitolojiyi iç içe geçiriyor.

Kitap, psikanaliz ve yapısöküm düşüncesiyle de yoğun bir diyalog kuruyor. Freud ve Lacan’ın geliştirdiği kavramlardan yararlanırken, kadın öznenin erkek merkezli kuramlarla tam anlamıyla açıklanamayacağını savunuyor. Kadın ile erkek arasındaki farkı yalnızca biyolojik özelliklere indirgemek yerine, arzu, dil ve toplumsal ilişkiler bağlamında yeniden ele alıyor. Bu yaklaşım, kadınlığı sabit bir öz olarak tanımlamaktan kaçınırken farklılık, çoğulluk ve açıklık üzerine kurulu bir özne anlayışı geliştiriyor.

Kitabın çevirmeni Nazlı Ökten’in sunuş yazısında da vurgulandığı gibi ‘Medusa’nın Kahkahası’, Simone de Beauvoir’ın temsil ettiği eşitlik merkezli feminist çizgiyle tartışmaya girerken mücadele alanını hukuktan ve kurumlardan sembolik düzene, yani dilin ve temsilin alanına taşıyor. Cixous, kadınların maruz kaldığı baskının yalnızca toplumsal değil, aynı zamanda epistemolojik olduğunu gösteriyor; kadınların kendi bedenlerine ve arzularına yabancılaştırıldıklarını ileri sürüyor. Kadın yazısını biyolojik bir özcülük olarak değil, ötekiliğe ve yaratıcılığa açık bir ifade biçimi olarak yorumlaması, eserin sonraki yıllarda queer teori başta olmak üzere pek çok düşünsel akımı etkilemesini sağladı.

Sonuç olarak ‘Medusa’nın Kahkahası’, kadınların yazı aracılığıyla kendi seslerini yeniden kurmalarını savunan, dili, bedeni ve kimliği özgürleşmenin temel alanları olarak yeniden tanımlayan kurucu bir manifesto niteliğinde. Şiirsel dili, mitolojik göndermeleri ve felsefi derinliğiyle eser, feminist düşüncenin sınırlarını genişletirken, yazının yalnızca bir anlatım aracı değil, dünyayı ve özneyi dönüştürebilecek yaratıcı bir güç olduğunu göstermeye devam ediyor.

Hélène Cixous — Medusa’nın Kahkahası, 1975 Manifestosu
Çeviren: Nazlı Ökten • Can Yayınları
Feminizm • 40 sayfa • 2026

J. B. Pontalis – Dostluk Ülkesi (2025)

Bu kitap, rüyaların, hatıraların ve psikanalitik düşüncenin iç içe geçtiği, otobiyografik unsurlar taşıyan edebi bir eser. J. B. Pontalis, özgün adı ‘Le Songe de Monomotapa’ olan, Türkçeye ‘Dostluk Ülkesi’ olarak çevrilen, bu kitabında, Monomotapa adlı hayali bir krallığın sembolik dünyası üzerinden kendi iç yolculuğunu anlatır. Monomotapa, hem bir coğrafi mekân hem de zihinsel bir alandır; bilinçdışının labirentlerinde kaybolmuş, kayıp bir cenneti simgeler. Pontalis, bu krallıkta dolaşırken, çocukluk hatıraları, aile sırları, aşk ve kayıp gibi temaları ele alır. Kitap, Pontalis’in psikanalitik düşüncesiyle yoğrulmuş, rüyaların ve hatıraların bilinçdışıyla olan karmaşık ilişkisini keşfeder.

Pontalis, Monomotapa’nın düşsel coğrafyasında, kendi iç dünyasının derinliklerine iner. Çocukluk anıları, aile dinamikleri ve kişisel travmalar, bu yolculuğun önemli duraklarıdır. Yazar, psikanalitik bir bakış açısıyla, bu anıların ve travmaların bilinçdışındaki izlerini sürer. Monomotapa, bu anlamda, Pontalis’in kendi psişik yapısını keşfettiği bir mekân haline gelir. Kitap, rüyaların ve hatıraların, bilinçdışının sembolik diliyle nasıl ifade edildiğini ve bu dilin, bireyin kendini anlamlandırma sürecindeki rolünü inceler.

Pontalis, Monomotapa’da dolaşırken, aşkın ve kaybın izlerini de sürer. Aşk hem bir arayış hem de bir kayıp olarak, yazarın iç dünyasında önemli bir yer tutar. Kayıp ise hem kişisel bir deneyim hem de varoluşsal bir durum olarak ele alınır. Pontalis, kaybın, bireyin psişik yapısında nasıl bir etki yarattığını ve bu etkiyle nasıl başa çıkılabileceğini araştırır. Monomotapa, bu anlamda, kaybın ve yasın sembolik bir mekânı haline gelir. Kitap, aşkın ve kaybın, bireyin kendini anlamlandırma sürecindeki rolünü ve bu deneyimlerin, bilinçdışının sembolik diliyle nasıl ifade edildiğini inceler.

‘Dostluk Ülkesi’, sadece Pontalis’in kişisel bir yolculuğu değil, aynı zamanda psikanalitik düşüncenin edebi bir ifadesidir. Kitap, rüyaların, hatıraların ve bilinçdışının karmaşık dünyasını keşfederken, okuyucuya da kendi iç yolculuğuna çıkma fırsatı sunar. Pontalis, edebi bir dille, psikanalitik kavramları ve deneyimleri anlatırken, okuyucunun da kendi bilinçdışıyla yüzleşmesini sağlar. Kitap, psikanalitik düşüncenin, edebi bir dille nasıl ifade edilebileceğini ve bu ifadenin, bireyin kendini anlamlandırma sürecindeki rolünü inceler.

  • Künye: J. B. Pontalis – Dostluk Ülkesi, çeviren: Nazlı Ökten, Bağlam Yayınları, psikanaliz, 122 sayfa, 2025

Pierre Bourdieu ve Loïc Wacquant – Düşünümsel Sosyolojiye Davet (2021)

‘Düşünümsel Sosyolojiye Davet’, Pierre Bourdieu’nün otuz yıllık araştırmaları boyunca geliştirdiği toplumsal dünyalar ve pratik teorisinin epistemolojik ve metodolojik ilkelerini aydınlatan çok önemli bir yapıt.

Kitap, daha önce ‘Düşünümsel Bir Antropoloji İçin Cevaplar’ adıyla yayımlanan çalışmanın gözden geçirilmiş ve genişletilmiş versiyonu.

Bourdieu’nün eserlerine harika bir giriş niteliği taşıyan çalışma, üç bölümden oluşuyor.

İlk bölümde Loïc Wacquant, Bourdieu sosyolojisinin yapısını ve mantığını çok yönlü bir biçimde değerlendiriliyor.

İkinci bölümde Bourdieu, Wacquant’la yaptığı mülakatta sosyolog olarak entelektüel serüveninin bir muhasebesini yapıyor.

Bourdieu burada çalışmalarını; yapı, alan, strateji, habitus, kültürel sermaye, çıkar, illusio ve simgesel iktidar gibi kullandığı temel kavramlarını açıkladığı gibi, eserlerine yönelik kimi yanlış anlaşılmaların nedenlerini tartışıyor, ayrıca kendisine yöneltilen eleştirilere yanıt veriyor.

Kitabın üçüncü bölümü ise, Bourdieu’nün lisansüstü öğrencileriyle yaptığı bir araştırma seminerinde verdiği konferanslardan oluşuyor.

  • Künye: Pierre Bourdieu ve Loïc Wacquant – Düşünümsel Sosyolojiye Davet, çeviren: Nazlı Ökten, İletişim Yayınları, sosyoloji, 407 sayfa, 2021

Pierre Bourdieu – Homo Academicus (2021)

Büyük sosyolog Pierre Bourdieu’nün, günümüzde üniversitelerin dönüşümünü anlamak için kilit önemde olan eseri ‘Homo Academicus’, artık Türkçede.

Bourdieu burada, özellikle 68 Krizi’ni merkeze alarak akademik alanın dönüşümünü, otonomisini ve heteronomisini ustaca tartışıyor.

‘Homo Academicus’un en önemli katkılarından biri de, bilgi üretim sürecini ve bilgi üreticilerini tarihsel ve toplumsal koşullardan azade ele alan büyüyü bir daha telafi edilemeyecek şekilde bozması.

Bourdieu, genel olarak bilgi üretimini ve özel olarak da akademide bilgi üretiminin faillerini bizzat kendi toplumsal konumlarından yola çıkarak inceliyor.

Akademik alandaki geçmiş ve bugün olan tüm tartışmaları göz önüne aldığımızda, kitap güncelliğini her daim koruyacak türden.

  • Künye: Pierre Bourdieu – Homo Academicus, çeviren: Nazlı Ökten, Arzu Nilay Kocasu ve Eren Gülbey, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, felsefe, 300 sayfa, 2021

Robert Bernasconi – Irk Kavramını Kim İcat Etti? (2020)

Irk sorusu felsefe tarihinde kendine nasıl yer buldu?

Robert Bernasconi’nin yeni baskısıyla raflardaki yerini alan bu kitabı, uzun bir süre görmezden gelindi, bunun asıl sebebi ise,  Kant, Hegel, Herder gibi filozofların felsefelerindeki ırkçı fikirleri veya örneğin John Locke gibi bir düşünürün köle ticaretine müdahil olduğunu ve felsefesinde bunu hiçbir şekilde sorun olarak görmediğini gözler önüne seriyor.

Kitapta, Hegel’in ırkçı fikirlere sahip olması, kendisinin Afrika’yla ilgili görüşleri bağlamında ele alınıyor.

Bernasconi, Hegel’in Afrika’yı nasıl gördüğünü, kullandığı seyahatnamelerde anlatılan tecrübeleri nasıl Afrikalıların aleyhine çarpıtıp abartarak, onları dünya kültürünün tarihsel gelişimine hiçbir olumlu katkıda bulunmamış halklar konumunda bıraktığını anlatıyor.

Bernasconi, kitaba adını veren makalesinde ise, uzun yıllar ırkçılığı beslemiş, ırkın bilimsel bir gerçeklik olduğu savının ortaya çıkma sürecini irdeliyor ve bu süreci bizzat Kant’ın başlattığını savunuyor.

Felsefenin “Batı uygarlığı”nın temel çelişkilerini sergilediği bir alan olduğunu söyleyen Bernasconi’nin çalışması, tarihin önde gelen Batılı düşünürlerinde ırk fikrinin izlerini takip ederek ırkçılık ve köleciliği sömürgecilik pratikleriyle ilişkilendiren ve böylece felsefenin masumiyetini de sorgulayan çığır açıcı bir çalışma.

  • Künye: Robert Bernasconi – Irk Kavramını Kim İcat Etti?: Felsefi Düşüncede Irk ve Irkçılık, çeviren: Zeynep Direk, İsmail Esiner, Tendü Meriç ve Nazlı Ökten, Metis Yayınları, felsefe, 192 sayfa, 2020

Pierre Bourdieu – Bir Pratik Teorisi İçin Taslak (2019)

‘Bir Pratik Teorisi İçin Taslak, Pierre Bourdieu’nün Cezayir çalışmalarıyla başlayan ilk dönem eserleri ve temel kavramlarını daha iyi kavramak için şahane bir giriş.

İlk baskısı 1972’de yapılan kitap iki bölümden oluşuyor.

‘Kabiliye Üzerine Üç Etnoloji Çalışması’ adlı ilk kısımda Bourdieu, Kabiliye’de şerefe yüklenen anlam ve rolleri, dil ve anlatılar üzerinden inceleyerek topluluk ilişkilerinin kurallarına ve yaptırımlarına dikkat çekiyor.

Bu kısımdaki ayrıca, Kabiliye evlerinin mekânsal kurgusu ile gündelik pratikler ve toplumsal cinsiyet arasındaki ilişki ele alınıyor ve akrabalık ilişkileri, evlilik stratejileri ve yeniden üretim mekanizmalarını inceleniyor.

‘Bir Pratik Teorisi için Taslak’ başlıklı ikinci kısımda ise, bilimsel araştırmada gözlemcinin ve teorik bilginin konumlarına ilişkin bir inceleme yer alıyor.

Bourdieu bu incelemenin ardından yapı, pratik, beden ve zaman başlıkları altında pratiğin teorisini şekillendiriyor.

Bourdieu düşüncesinin yapıtaşlarından habitus ve sembolik sermaye kavramlarının öne çıktığı bu teorik kısım, pratiklerin ekonomisine dair bir inceleme ile son buluyor.

Kitabın sonunda ise ‘Ekonomik Pratikler ve Zamansal Yatkınlıklar’ adlı bir sonuç bölümü yer alıyor.

Bu kitabı, bu alanda çalışan akademisyenler kadar öğrenciler için de muhakkak başvurulması gereken bir kaynak olarak tavsiye ediyoruz.

  • Künye: Pierre Bourdieu – Bir Pratik Teorisi İçin Taslak: Kabiliye Üzerine Üç Etnoloji Çalışması, çeviren: Nazlı Ökten, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, sosyoloji, 270 sayfa, 2019