Pierre Rabhi – Yeryüzü ve Hümanizm Manifestosu (2025)

Pierre Rabhi’nin ‘Yeryüzü ve Hümanizm Manifestosu: Vicdanın İsyanına Doğru’ (‘Manifeste pour la Terre et l’Humanisme: Vers une insurrection des consciences’) adlı bu eseri, modern toplumun sürdürülemez tüketim alışkanlıkları, doğaya yönelik tahrip edici uygulamaları ve insanlığın yabancılaşması gibi sorunlarına karşı güçlü bir çağrı niteliğindedir. Rabhi, ekonomik büyüme odaklı, rekabetçi ve bireyci bir yaşam tarzının hem gezegenin kaynaklarını tükettiğini hem de insanlığın temel değerlerinden uzaklaşmasına neden olduğunu savunur. Kitap, bu yıkıcı gidişata karşı bir “vicdan isyanı” başlatmanın gerekliliğini vurgular ve daha saygılı, dayanışmacı ve doğayla uyumlu bir yaşam biçiminin mümkün olduğunu ileri sürer.

Rabhi, agroekoloji prensiplerini temel alan, yerel kaynaklara dayalı, küçük ölçekli ve insan emeğini değerli kılan bir tarım modelini savunur. Bu modelin sadece çevresel sürdürülebilirliği sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda toplumsal bağları güçlendireceğini ve insanlara daha anlamlı bir yaşam sunacağını belirtir. Kitap, tüketim çılgınlığına karşı bilinçli bir duruş sergilemenin, yerel ekonomileri desteklemenin, dayanışma ağları oluşturmanın ve manevi değerlere yeniden odaklanmanın önemini vurgular. Rabhi, gerçek zenginliğin maddi birikimde değil, insan ilişkilerinde, doğayla uyumda ve iç huzurunda bulunduğuna işaret eder. Kitap, daha adil, sürdürülebilir ve insancıl bir geleceğe yönelik umut dolu bir vizyon sunuyor.

  • Künye: Pierre Rabhi – Yeryüzü ve Hümanizm Manifestosu: Vicdanın İsyanına Doğru, çeviren: Işıtan Tual Şekercigil, Runik Kitap, ekoloji, 104 sayfa, 2025

Michael Shermer – Komplolar ve Komplo Teorileri (2025)

Michael Shermer’in bu çalışması, komplo teorilerine olan yaygın inancın psikolojik, sosyal ve kültürel kökenlerini inceleyen bir çalışma. ‘Komplolar ve Komplo Teorileri: Bu İşin İçinde Bir İş Var’ (‘Conspiracy – Why the Rational Believe in the Irrational’), rasyonel ve eğitimli bireylerin bile neden mantıksız ve kanıtlanmamış komplo teorilerine yönelebildiğini anlamak için psikoloji, bilişsel bilim ve sosyal psikoloji alanlarındaki araştırmalardan yararlanıyor. Kitap, insanların örüntü arama (patternicity) ve nedensellik atfetme (agenticity) gibi doğal bilişsel eğilimlerinin, belirsizlik ve stresli durumlarla karşılaştıklarında komplo teorilerine olan yatkınlıklarını artırdığını savunuyor.

Shermer, komplo teorilerinin çekiciliğinin ardında yatan çeşitli psikolojik faktörleri detaylandırır. Bunlar arasında kontrol yanılsaması, doğrulama yanlılığı, orantılılık yanlılığı (büyük olayların büyük nedenleri olmalı inancı) ve dünyayı anlamlandırma ihtiyacı yer alır. Kitap ayrıca, sosyal medyanın ve internetin komplo teorilerinin hızla yayılması ve güçlenmesindeki rolünü de ele alıyor. Farklı komplo teorisi türlerini (büyük olay komploları, sistemik komplolar vb.) analiz eden Shermer, bu teorilerin genellikle nasıl kanıtlanamaz ve çürütülemez bir yapıya sahip olduğunu gösteriyor. Sonuç olarak bu kitap, komplo teorilerine olan inancın irrasyonel olmadığını, aksine temel insan psikolojisinin ve sosyal dinamiklerin bir sonucu olduğunu öne sürerek, bu olguyu anlamak için rasyonel bir çerçeve sunuyor.

  • Künye: Michael Shermer – Komplolar ve Komplo Teorileri: Bu İşin İçinde Bir İş Var, çeviren: Paris Onal, Fol Kitap, inceleme, 376 sayfa, 2025

Judith Butler – Kim Korkar Toplumsal Cinsiyetten? (2025)

Judith Butler’ın ‘Kim Korkar Toplumsal Cinsiyetten?’ (Who’s Afraid of Gender?’) adlı eseri, yazarın cinsiyet ve toplumsal cinsiyet üzerine olan temel argümanlarını daha erişilebilir bir formatta sunduğu bir çalışma. Butler, bu kitabında, cinsiyetin biyolojik bir olgu olmaktan ziyade, toplumsal ve kültürel pratikler aracılığıyla inşa edilen bir performans olduğunu savunur. Ona göre, “cinsiyet” olarak algıladığımız şey, tekrar eden normlar ve söylemler aracılığıyla zaman içinde istikrara kavuşmuş bir dizi eylemdir. Bu performans, bireyler tarafından bilinçli bir şekilde seçilmese de toplumsal beklentiler ve normlar çerçevesinde sergilenir.

Butler, toplumsal cinsiyetin ikili (kadın/erkek) ve hiyerarşik yapısının sorgulanması gerektiğini vurgular. Bu ikili yapı, bireylerin kendilerini bu katı kategorilere hapsetmelerine ve toplumsal eşitsizliklerin sürmesine neden olur. Kitap, toplumsal cinsiyetin akışkan ve çeşitli olabileceğini, biyolojik cinsiyetle zorunlu bir bağlantısının olmadığını savunur. Butler, toplumsal cinsiyet kimliklerinin çoğulluğunu ve bu kimliklerin toplumsal normlara meydan okuma potansiyelini vurgular. Kitap, cinsiyetin performatif doğasını anlamak ve toplumsal cinsiyetle ilgili yerleşik varsayımları sorgulamak için önemli bir giriş niteliğinde.

  • Künye: Judith Butler – Kim Korkar Toplumsal Cinsiyetten?, çeviren: Ezgi Sarıtaş, Metis Yayınları, toplumsal cinsiyet çalışmaları, 320 sayfa, 2025

Sally Jean Cunningham – Bahçe Kardeşliği (2025)

Sally Jean Cunningham’ın ‘Bahçe Kardeşliği: Zehirsiz ve Güzel Bir Sebze Bahçesi İçin Kardeş Bitkilerle Ekim Yöntemi’ (‘Great Garden Companions: A Companion-Planting System for a Beautiful, Chemical-Free Vegetable Garden’) adlı eseri, sebze bahçelerinde kimyasal ilaçlar kullanmadan sağlıklı ve verimli bir yetiştiricilik için kardeş bitki uygulamasının prensiplerini ve pratik yöntemlerini detaylı bir şekilde anlatan bir rehberdir. Cunningham, farklı sebzelerin birbirleriyle olan olumlu etkileşimlerini bilimsel ve deneyimsel bilgiler ışığında açıklayarak, bahçıvanlara doğal yollarla zararlıları uzaklaştırma, hastalıkları önleme, toprağı iyileştirme ve verimi artırma imkânı sunuyor. Kitap, hangi bitkilerin birbirleriyle iyi anlaştığını, hangilerinin birbirlerinden uzak tutulması gerektiğini, bu olumlu veya olumsuz etkileşimlerin altında yatan nedenleri (örneğin, salgılanan kimyasallar, kök sistemlerinin etkileşimi, zararlıları çekme veya uzaklaştırma) anlaşılır bir dille aktarıyor.

Cunningham, kardeş bitki uygulamasının sadece zararlı ve hastalık kontrolüyle sınırlı olmadığını, aynı zamanda bitkilerin büyümesini teşvik etme, besin alımını kolaylaştırma ve hatta lezzetlerini artırma gibi faydaları da olduğunu vurguluyor. Kitapta, farklı sebzeler için özel kardeş bitki kombinasyonları öneriliyor, bu kombinasyonların bahçe tasarımına nasıl entegre edilebileceğine dair pratik ipuçları sunuluyor. Ayrıca, mevsimlik ekim planları oluştururken kardeş bitki prensiplerinin nasıl göz önünde bulundurulması gerektiği de detaylı bir şekilde açıklanıyor. Cunningham, okuyucuları kendi bahçelerinin koşullarına ve yetiştirmek istedikleri sebzelere uygun kardeş bitki sistemlerini denemeye ve geliştirmeye teşvik etmektedir. ‘Bahçe Kardeşliği’ kimyasalsız, doğal ve sürdürülebilir bir sebze bahçesi kurmak isteyen tüm bahçıvanlar için kapsamlı ve pratik bir kaynaktır.

  • Künye: Sally Jean Cunningham – Bahçe Kardeşliği: Zehirsiz ve Güzel Bir Sebze Bahçesi İçin Kardeş Bitkilerle Ekim Yöntemi, çeviren: Evren Yıldırım, Doğan Kitap, botanik, 288 sayfa, 2025

John Stuart Mill – Din Üzerine Üç Deneme (2025)

John Stuart Mill’in bu kitabı, yazarın ölümünden sonra yayınlanan ve din olgusunu farklı açılardan ele alan üç ayrı denemesini içermektedir. ‘Din Üzerine Üç Deneme: Doğa, Dinin Faydası ve Tanrıcılık’ (‘Three Essays on Religion: Nature, the Utility of Religion, Theism’) adlı kitapta yer alan ilk deneme olan “Doğa”, doğanın ahlaki bir rehber olarak kabul edilmesine yönelik yaygın görüşü eleştirel bir şekilde inceler. Mill, doğanın hem iyi hem de kötü olaylarla dolu olduğunu, bu nedenle ahlaki ilkelerimizi doğrudan doğadan çıkarmanın yanıltıcı olabileceğini savunur.

İkinci deneme “Dinin Faydası”, dinin toplumsal düzen, ahlaki davranış ve kişisel gelişim üzerindeki potansiyel faydalarını sorgular. Mill, dinin bazı durumlarda bu tür faydalar sağlayabileceğini kabul etmekle birlikte, ahlakın ve toplumsal iyiliğin dinden bağımsız olarak da tesis edilebileceğini ileri sürer. Ayrıca, dogmatik inançların ve dini baskının düşünce özgürlüğünü kısıtlayabileceği tehlikesine dikkat çeker.

Üçüncü ve en uzun deneme olan “Tanrıcılık”, Tanrı’nın varlığına dair felsefi argümanları eleştirel bir gözle değerlendirir. Mill, doğal teolojiye dayanan kanıtların (örneğin, ilk neden argümanı, amaçlılık argümanı) yetersiz olduğunu savunur ve ampirik kanıtların Tanrı’nın varlığını desteklemediğini ileri sürer. Agnostik bir pozisyon benimseyen Mill, Tanrı’nın varlığının veya yokluğunun kesin olarak bilinemeyeceğini belirtir. Ancak, ahlaki ideallerin ve insanlığın ilerlemesinin, dini inançlardan bağımsız olarak da mümkün olduğuna inanır. Genel olarak “Din Üzerine Üç Deneme”, John Stuart Mill’in rasyonel düşünceyi, bireysel özgürlüğü ve ampirik kanıtı ön planda tutan felsefi yaklaşımının din olgusuna uygulanmasının önemli bir örneğidir. Eser, dinin doğası, toplumsal rolü ve Tanrı’nın varlığı gibi temel soruları ele alarak, okuyucuyu eleştirel düşünmeye teşvik etmektedir.

  • Künye: John Stuart Mill – Din Üzerine Üç Deneme: Doğa, Dinin Faydası ve Tanrıcılık, çeviren: Özgüç Orhan, Alfa Yayınları, din, 256 sayfa, 2025

Ulus Atayurt – Akrabalar ve Köstebekler (2025)

Ulus Atayurt’la şehirlerin labirentlerinde bir gezintiye çıkıyoruz. Barcelona’nın kalabalığından İstanbul’un karmaşasına, Bodrum’un tatilci atmosferinden New York’un devasa siluetine uzanan bu yolculuk, kapitalizmin kentler üzerindeki görünmez ama derin izlerini takip ediyor. Bu sadece bir coğrafi keşif değil, aynı zamanda emlak piyasasının finansal sistemdeki kilit rolüne, barınma hakkının kutsallığına ve kriz anlarında yeşeren dayanışma ruhuna dair keskin bir bakış. Para nedir ki? Platform kapitalizmi kamusal bir fayda yaratabilir mi? Atayurt bu soruları sorarken, Ernst Bloch’un o unutulmaz uyarısını fısıldıyor: “Kaybın en trajik biçimi güvende olmanın değil, her şeyin farklı olabileceğini hayal etme yetisinin kaybıdır.”

Kitaptan bir alıntı:

“Düşüncelerin ‘belli bir kültürde kök salma’ hali sadece büyük buluşlar için değil, ‘kuramın gündelik hayatı’ diye adlandırabileceğimiz (örneğin bir işgal evinin zamanı genişleten heterotopik mekânı, kentsel rant ve finansal kapitalizm ilişkisine dair eğitim veren bir kiracılar sendikası, orta-üst sınıf bir tatil kasabasının mikro-faşist ekolojisinde yeşeren haklı sorular vb.) durumlar için de geçerli. Kuram ve gündelik yaşamın buluştuğu yer iktidarlar tarafından sürekli unutturulmaya çalışılan kolektif hafızanın mekânıdır. İnsan dikkatli bakınca düşüncenin sokaklarda volta attığını görebilir.”

  • Künye: Ulus Atayurt – Akrabalar ve Köstebekler: Kentlere Barınma Hakkına ve Paraya Dair, Metis Yayınları, inceleme, 216 sayfa, 2025

Catherine Malabou, Adrian Johnston – Benlik ve Duygusal Yaşam (2025)

Catherine Malabou ve Adrian Johnston’ın bu ortak çalışması, benlik deneyimini ve duygusal yaşamı anlamak için felsefe, psikanaliz ve nörobilimin kesişim noktalarını araştıran disiplinlerarası bir çalışmadır. ‘Benlik ve Duygusal Yaşam’ (‘Self and Emotional Life: Philosophy, Psychoanalysis, and Neuroscience’), felsefe, psikanaliz ve nörobilim gibi üç farklı alanın kavramsal çerçevelerini ve ampirik bulgularını diyalog halinde kullanarak, benliğin ve duyguların karmaşık doğasını daha bütünlüklü bir şekilde kavramayı amaçlıyor. Kitap, geleneksel felsefi benlik anlayışlarından, psikanalizin bilinçdışı duygusal süreçlere odaklanan yaklaşımlarına ve nörobilimin duygusal deneyimlerin beyindeki karşılıklarına kadar geniş bir yelpazede teorik ve bilimsel tartışmaları ele alıyor. Malabou ve Johnston, bu farklı perspektifleri karşılaştırarak, benliğin ve duyguların sadece soyut felsefi kavramlar veya salt biyolojik süreçler olmadığını, aksine bu boyutların birbirleriyle sürekli etkileşim halinde olduğunu savunuyorlar.

Kitap, özellikle duyguların benlik oluşumundaki ve sürdürülmesindeki merkezi rolünü vurguluyor. Yazarlar, psikanalitik teorinin erken dönem duygusal deneyimlerin benlik yapısı üzerindeki kalıcı etkisine dair içgörülerinden yararlanarak, nörobilimin duygusal süreçlerin beyindeki plastisitesini gösteren bulgularıyla bu görüşleri destekliyorlar. Ayrıca, felsefenin benliğin sürekliliği, kimliği ve öznelliği gibi temel sorularına da bu disiplinlerarası çerçeve içinde yeni yanıtlar arıyorlar. Malabou ve Johnston, benliğin statik ve sabit bir öz değil, sürekli olarak duygusal deneyimler, sosyal etkileşimler ve nörobiyolojik süreçler tarafından şekillendirilen dinamik bir oluşum olduğunu ileri sürüyorlar. Bu nedenle, benliği ve duygusal yaşamı anlamak için bu farklı disiplinlerin birbirleriyle olan kaçınılmaz etkileşimini dikkate almak gerektiğini savunuyorlar.

Çalışma, benlik ve duygu üzerine düşünen felsefeciler, psikanalistler ve nörobilimciler için olduğu kadar, bu temel insani deneyimleri farklı açılardan anlamak isteyen genel okuyucu için de ufuk açıcı bir çalışmadır. Kitap, karmaşık teorik tartışmaları anlaşılır bir dille sunarak, benliğin ve duygusal yaşamın çok boyutlu doğasına dair derinlemesine bir anlayış geliştirmeye katkıda bulunmaktadır.

  • Künye: Catherine Malabou, Adrian Johnston – Benlik ve Duygusal Yaşam, çeviren: Hakan Gürvit, Axis Yayınları, psikanaliz, 400 sayfa, 2025

Rita Laura Segato – Savaşın Yeni Biçimleri ve Kadınların Bedeni (2025)

Rita Laura Segato’nun bu eseri, adlı eseri, günümüz dünyasındaki çatışma biçimlerinin evrimini ve bu yeni savaş türlerinin kadınların bedenleri üzerindeki özel etkilerini derinlemesine inceliyor. ‘Savaşın Yeni Biçimleri ve Kadınların Bedeni’ (‘Las nuevas formas de la guerra y el cuerpo de las mujeres’), geleneksel devletlerarası savaşların yerini giderek artan, devlet dışı aktörlerin ve organize suç örgütlerinin dahil olduğu, yaygın şiddet ve terör eylemlerinin aldığı bu yeni savaş biçimlerinin, kadınların bedenlerini birer savaş alanı ve mesaj verme aracı olarak kullandığını savunur. Kitap, bu yeni savaşlarda cinsel şiddetin sistematik bir silah olarak kullanıldığını, kadınların sadece çatışmaların mağdurları değil, aynı zamanda bu şiddetin özel hedefleri haline geldiğini örnek vakalar ve teorik analizler üzerinden gösteriyor.

Segato, bu yeni savaş biçimlerinin sadece fiziksel değil, aynı zamanda sembolik ve kültürel boyutlarının da olduğunu vurgular. Kadınların bedenleri üzerinden yürütülen şiddetin, toplumsal cinsiyet rolleri, ataerkil yapılar ve kültürel normlarla derinlemesine bağlantılı olduğunu ileri sürer. Kitap, bu şiddetin faillerinin, kadınların bedenlerini kontrol ederek topluluklar üzerinde güç ve tahakküm kurmayı amaçladıklarını analiz eder. Segato, bu bağlamda, yerel çatışmalardan küresel terörizme kadar farklı bağlamlardaki kadınlara yönelik şiddet örneklerini inceleyerek, bu olgunun evrensel ve yerel dinamiklerini ortaya koyuyor. Ayrıca, bu yeni savaş biçimlerine karşı feminist direniş biçimlerini ve kadınların barış süreçlerindeki potansiyel rollerini de değerlendirir.

Kitap, günümüz dünyasındaki şiddet olgusunu toplumsal cinsiyet perspektifinden ele alan önemli bir çalışma. Segato, savaş, şiddet ve kadınların bedenleri arasındaki karmaşık ilişkiyi derinlemesine analiz ederek, bu konularda yeni düşünme biçimleri ve çözüm önerileri sunuyor. Kitap, toplumsal cinsiyet çalışmaları, savaş ve barış çalışmaları, insan hakları ve Latin Amerika çalışmaları gibi farklı disiplinlere ilgi duyan okuyucular için değerli bir kaynak niteliğinde.

  • Künye: Rita Laura Segato – Savaşın Yeni Biçimleri ve Kadınların Bedeni, çeviren: Bilge Tanrısever, Otonom Yayıncılık, siyaset, 88 sayfa, 2025

Chris Gratien – Dağlar Bizimdir (2025)

Chris Gratien’in bu çalışması, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde, özellikle 19. yüzyılda, Çukurova bölgesinin çevre tarihini inceliyor. ‘Dağlar Bizimdir: Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Çukurova’nın Çevre Tarihi’ (‘The Unsettled Plain: An Environmental History of the Late Ottoman Frontier’), bu bölgenin sadece siyasi ve sosyal değişimlere değil, aynı zamanda derin çevresel dönüşümlere de sahne olduğunu gösteriyor. Kitap, Osmanlı Devleti’nin modernleşme çabaları, artan merkezi kontrol arzusu, yeni tarım politikaları ve teknolojik gelişmelerin bu sınır bölgesinin ekolojisi üzerindeki etkilerini detaylı bir şekilde analiz ediyor. Gratien, bu dönemde uygulanan toprak reformları, sulama projeleri ve yerleşik hayata geçirme politikalarının, bölgenin doğal kaynakları, bitki örtüsü ve yerel toplulukların yaşam biçimleri üzerinde kalıcı ve çoğu zaman olumsuz sonuçlar yarattığını gösteriyor.

Kitap, Osmanlı İmparatorluğu’nun Çukurova’yı ekonomik ve siyasi olarak bütünleştirme çabalarının, bölgenin kırılgan ekosistemini nasıl etkilediğini ve yerel Türkmen ve Arap aşiretlerinin geleneksel yaşam tarzlarını nasıl dönüştürdüğünü inceliyor. Gratien, bu süreçte ortaya çıkan çatışmaları, kaynak rekabetini ve çevresel bozulmayı, arşiv belgeleri, seyahatnameler ve dönemin diğer görsel ve yazılı kaynakları aracılığıyla zengin bir şekilde ortaya koyuyor. Yazar, sadece devlet politikalarının değil, aynı zamanda demografik değişimlerin, yeni tarım tekniklerinin ve uluslararası ticaretin de bölgenin çevresel tarihinde önemli bir rol oynadığını vurguluyor. Çalışma, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerindeki sınır bölgelerinin çevre tarihine odaklanarak, modernleşme ve merkeziyetçilik süreçlerinin çevresel sonuçlarını anlamak için önemli bir perspektif sunuyor. Kitap, Türkiye tarihi, çevre tarihi ve Osmanlı çalışmaları alanlarına ilgi duyan herkes için değerli bir kaynak.

  • Künye: Chris Gratien – Dağlar Bizimdir: Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Çukurova’nın Çevre Tarihi, çeviren: Dara Elhüseyni, Fol Kitap, tarih, 424 sayfa, 2025

Max Weber – Temel Sosyoloji Kavramları (2025)

Max Weber’in ‘Temel Sosyoloji Kavramları’ (‘Soziologische Grundbegriffe’) adlı eseri, sosyolojinin temel kavramlarını ve metodolojik yaklaşımlarını sistematik bir şekilde ele alan klasik bir çalışma. Weber, bu eserinde, sosyolojik analizin nesnesini “sosyal eylem” olarak tanımlar ve sosyal eylemi, bireylerin öznel anlamlar yükleyerek gerçekleştirdikleri ve diğerlerinin davranışlarını hesaba katarak yönlendirdikleri davranışlar olarak açıklar. Weber, sosyal eylemin farklı türlerini (amaçsal-rasyonel, değer-rasyonel, duygusal ve geleneksel eylem) analiz ederek, sosyolojik araştırmanın bu anlamları anlamaya ve yorumlamaya yönelik olması gerektiğini savunur.

Weber, sosyolojinin temel kavramlarından biri olan “sosyal ilişki”yi, birden fazla bireyin karşılıklı olarak birbirlerinin davranışlarına öznel anlamlar atfettiği ve bu anlamlar çerçevesinde eylemlerini yönlendirdiği bir durum olarak tanımlar. Weber, sosyal ilişkilerin farklı biçimlerini (örneğin, çıkar ilişkileri, otorite ilişkileri, dayanışma ilişkileri) inceler ve bu ilişkilerin toplumsal yapıların oluşumundaki rolünü vurgular. Ayrıca, Weber, “otorite” kavramını da detaylı bir şekilde ele alır ve geleneksel otorite, karizmatik otorite ve rasyonel-yasal otorite olmak üzere üç farklı otorite tipini ayırt eder. Bu otorite tiplerinin, toplumsal düzenin ve siyasi yapıların anlaşılmasındaki önemini açıklar.

Kitap, Weber’in sosyolojik metodolojisine dair temel ilkeleri de içerir. Weber, sosyolojinin ampirik verilere dayanması gerektiğini ancak aynı zamanda bu verilerin “anlayıcı sosyoloji” (verstehende Soziologie) yaklaşımıyla yorumlanması gerektiğini savunur. Ona göre, sosyolojik açıklama hem nedensel ilişkileri ortaya koymalı hem de sosyal eylemlerin öznel anlamlarını anlamaya çalışmalıdır. Bu eseri, Weber’in sosyolojik düşüncesinin temelini oluşturan kavramları ve metodolojik yaklaşımları anlamak için vazgeçilmez bir kaynak.

  • Künye: Max Weber – Temel Sosyoloji Kavramları, çeviren: Mustafa Tüzel, Can Yayınları, sosyoloji, 96 sayfa, 2025