Michael Inwood – Heidegger Sözlüğü (2025)

Michael Inwood’un ‘Heidegger Sözlüğü’ (‘A Heidegger Dictionary’) adlı eseri, Alman filozof Martin Heidegger’in karmaşık ve özgün düşünce sistemini anlamak için kapsamlı bir rehber sunar. Kitap, Heidegger’in temel kavramlarını ve terminolojisini açıklayıcı bir şekilde ele alıyor, böylece okuyuculara onun felsefesine dair derinlemesine bir anlayış kazandırıyor.

Inwood’un sözlüğü, Heidegger’in eserlerinde sıkça karşılaşılan ve anlamları zaman zaman farklılaşan kavramları ayrıntılı olarak inceler. Her bir kavramın etimolojik kökenlerine, farklı bağlamlardaki kullanımına ve diğer kavramlarla olan ilişkisine değinilir. Bu sayede okuyucular, Heidegger’in düşüncelerinin hangi felsefi geleneklerden etkilendiğini ve nasıl bir evrim geçirdiğini daha iyi anlayabilirler.

Kitapta yer alan bazı önemli kavramlar şunlardır:

  • Dasein (Varlık): Heidegger’in insan varoluşunu tanımlamak için kullandığı temel terimdir. Dasein, dünyada-olmak, zaman-içinde-olmak ve başkalarıyla-birlikte-olmak gibi temel özelliklere sahiptir.
  • Varlık (Sein): Heidegger’in felsefesinin merkezinde yer alan ve var olanların ne anlama geldiği sorusunu soran kavramdır. Varlık, zamanla ilişkili olarak anlaşılır ve Dasein’ın varoluşunu anlamak için temel bir referans noktasıdır.
  • Zaman (Zeit): Heidegger’e göre zaman, sadece bir akış değil, Dasein’ın varoluşunun temel bir boyutudur. Geçmiş, şimdi ve gelecek, Dasein’ın varoluşunu şekillendirir ve Varlık’ın anlaşılması için önemlidir.
  • Hakikat (Wahrheit): Heidegger, hakikati sadece doğru önermelerle değil, aynı zamanda var olanların açığa çıkması ve anlaşılmasıyla ilişkilendirir. Hakikat, Dasein’ın dünyayla olan ilişkisinde ortaya çıkar.
  • Teknoloji (Technik): Heidegger, teknolojiyi sadece araç ve gereçlerin kullanımı olarak değil, aynı zamanda modern insanın dünyaya bakış açısını ve varlıkla olan ilişkisini şekillendiren bir fenomen olarak ele alır.

Inwood’un sözlüğü, Heidegger’in felsefesine yeni başlayanlar için olduğu kadar, onun eserlerini derinlemesine incelemek isteyenler için de değerli bir kaynaktır. Kitap, Heidegger’in karmaşık düşüncelerini anlaşılır bir dilde sunarak, okuyucuların onun felsefesini daha iyi anlamalarına yardımcı olur.

  • Künye: Michael Inwood – Heidegger Sözlüğü, çeviren: Burak Çakır, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 352 sayfa, 2025

Sibel Kiraz – Şiddetsiz Bir Tarihin Olanağı (2025)

Tarih ve şiddet, insanlık tarihi boyunca iç içe geçmiş kavramlar olarak karşımıza çıkar. Savaşların tarihi, aynı zamanda şiddetin de tarihidir. Bu durum, şiddetin ve tarihin özdeş olduğu, hatta tarihin şiddetin tarihi olduğu yanılgısını beraberinde getirmiştir. Ancak bu bakış açısı, Hannah Arendt ve Walter Benjamin gibi düşünürler tarafından sorgulanmıştır.

Arendt ve Benjamin, şiddetin tarihi tahrif ettiğini ve tarihin ancak şiddetsizliğin koşuluyla ortaya çıkabileceğini savunmuşlardır. Onlara göre, şiddet, düzenin içine nüfuz ederek kendini görünmez kılar ve bu nedenle de ancak çözümleyici bir yöntemle açığa çıkarılabilir. Bu iki düşünür, düzenin şiddetten arındırılmasının, tarih, siyaset ve hukukun da şiddetten arındırılmasıyla mümkün olacağını ileri sürmüşlerdir.

Sibel Kiraz, bu kitabında Arendt ve Benjamin’in şiddet eleştirilerini ve şiddetsiz tarih anlayışlarını karşılaştırmalı bir biçimde ele alarak tartışmaktadır. Yazar, bu tartışma ile şiddet olgusunun çözümlenmesine katkıda bulunmayı ve şiddetsizliğin olanağına ışık tutmayı amaçlamaktadır. Kiraz’a göre, şiddetten arındırılmış bir siyasetin, özgürlüğün, demokrasinin ve hukukun adalete yaklaşmasının olanağı, bu tartışmada yatmaktadır.

  • Künye: Sibel Kiraz – Şiddetsiz Bir Tarihin Olanağı: Arendt ve Benjamin, Nika Yayınevi, siyaset, 196 sayfa, 2025

Emmanuel Levinas – Husserl Fenomenolojisinde Görü Teorisi (2025)

Emmanuel Levinas’ın doktora tezi olan ‘Husserl Fenomenolojisinde Görü Teorisi’ (‘La théorie de l’intuition dans la phénoménologie de Husserl’) adlı eseri, Husserl’in fenomenolojisinde görü teorisini derinlemesine inceleyen bir çalışmadır. Fenomenolojinin Fransa’daki temellerini atan bu kitabında Levinas, Husserl’in görü kavramını, bilincin nesnelere yönelimi ve nesnelerin bilince nasıl göründüğü arasındaki ilişkiyi anlamak için temel bir araç olarak ele alır.

Levinas’a göre, Husserl’in görü teorisi, bilincin sadece dış dünyayı yansıtmakla kalmayıp, aynı zamanda nesneleri anlamlandıran ve yorumlayan aktif bir süreç olduğunu vurgular. Bu süreçte, görü, nesnelerin özünü kavramak için bir araçtır. Ancak, Levinas, görü’nün nesneleri tamamen kapsamadığını ve her zaman bir “fazlalık” veya “belirsizlik” içerdiğini de belirtir. Bu fazlalık, nesnelerin bilince tam olarak nüfuz edememesinden kaynaklanır ve bilincin nesnelerle olan ilişkisinde her zaman bir “ötekilik” veya “dışsallık” olduğunu gösterir.

Levinas, Husserl’in görü teorisini, sadece bilginin değil, aynı zamanda ahlaki ve etik deneyimin de temelini oluşturacak şekilde genişletir. Ona göre, görü, sadece nesneleri değil, aynı zamanda diğer insanları da anlamak için bir araçtır. Ancak, Levinas, diğer insanların bilince tam olarak nüfuz edemeyeceğini ve her zaman bir “ötekilik” veya “dışsallık” içereceğini vurgular. Bu nedenle, ahlaki ve etik ilişkiler, diğer insanların ötekiliğine saygı duymayı ve onları kendi özgünlükleriyle kabul etmeyi gerektirir.

Ayrıca, Husserl’i öğrencisi Heidegger üzerinden yorumlayan Levinas, bu yolla yalnızca Husserl’i değil, Heidegger’i de tanıtmıştır. Bu kitap, bugün hâlâ fenomenolojiye, özellikle Husserl fenomenolojisine giriş için önemli bir kaynak olarak gösteriliyor.

  • Künye: Emmanuel Levinas – Husserl Fenomenolojisinde Görü Teorisi, çeviren: Yağmur Ceylan Uslu, Alfa Yayınları, felsefe, 216 sayfa, 2025

John Forrester – Freud ve Psikanaliz (2025)

John Forrester’ın ‘Freud ve Psikanaliz: Altı Giriş Dersi’ (‘Freud and Psychoanalysis: Six Introductory Lectures’) adlı kitabı, psikanalizin temellerini ve Freud’un düşüncelerini altı ders üzerinden anlatıyor.

Kitap, Freud’un biyografisinden, bilimsel aşamalarından, temel kavramlarından (bilinçdışı, rüyalar, arzular vb.) ve yeni bir klinik uygulama geliştirmesine kadar birçok konuyu ele alıyor.

Psikanalizin sadece Freud’un değil, hareketin geliştiği birçok yerdeki etkilerini de inceliyor.

Kitap, psikanalitik düşüncenin kültürel ve devrimci etkisini aydınlatarak, okuyucuları 20. yüzyılı şekillendiren bir alana ve düşünce biçimine davet ediyor.

  • Künye: John Forrester – Freud ve Psikanaliz: Altı Giriş Dersi, çeviren: Oya Gürbahçe, Ayrıntı Yayınları, psikanaliz, 208 sayfa, 2025

Dale McGowan – İnancın Ötesinde Bir Ebeveynlik (2025)

Dale McGowan’ın ‘İnancın Ötesinde Bir Ebeveynlik: İnançlara Başvurmadan Ahlaklı ve İyi Kalpli Çocuklar Yetiştirmek Üzerine’ (‘Parenting Beyond Belief: On Raising Ethical, Caring Kids Without Religion’) adlı kitabı, inanç temelli bir dünya görüşüne sahip olmayan ebeveynler için çocuklarını ahlaklı ve iyi kalpli bireyler olarak yetiştirmenin yollarını araştırıyor. Kitap, dinin ahlaki değerlerin tek kaynağı olduğu fikrine karşı çıkarak, seküler bir ahlak anlayışının da mümkün ve hatta daha etkili olabileceğini savunuyor.

McGowan, ebeveynlerin çocuklarına etik değerleri nasıl öğretebileceklerine dair pratik öneriler sunuyor. Çocukların merak duygusunu ve eleştirel düşünme becerilerini desteklemenin, onların kendi ahlaki pusulalarını geliştirmelerine yardımcı olacağını vurguluyor. Kitapta, empati, şefkat, adalet, dürüstlük gibi temel ahlaki değerlerin nasıl kazandırılacağı örneklerle açıklanıyor.

McGowan, çocukların dünyayı ve insanları farklı açılardan anlamalarını sağlamanın önemine de değiniyor. Farklı kültürler, inançlar ve yaşam tarzları hakkında bilgi edinmenin, çocukların daha açık fikirli ve hoşgörülü bireyler olarak yetişmelerine katkıda bulunacağını belirtiyor. Richard Dawkins, Penn Jillette ve Julia Sweeney gibi isimlerin de katkıda bulunduğu kitap, ebeveynlerin çocuklarıyla ahlaki konularda nasıl konuşabileceklerine dair de rehberlik sunuyor. Çocukların sorduğu zor sorulara nasıl cevap verileceği, onların düşüncelerini nasıl ifade etmelerine yardımcı olunacağı gibi konulara değiniliyor.

Özetle ‘İnancın Ötesinde Bir Ebeveynlik’, dinin ahlakın tek kaynağı olduğu düşüncesine meydan okuyan ve seküler ebeveynlik için pratik bir rehber sunan önemli bir eser. Kitap, çocuklarını inançtan bağımsız olarak ahlaklı ve iyi kalpli bireyler olarak yetiştirmek isteyen ebeveynler için değerli bir kaynak.

  • Künye: Dale McGowan – İnancın Ötesinde Bir Ebeveynlik: İnançlara Başvurmadan Ahlaklı ve İyi Kalpli Çocuklar Yetiştirmek Üzerine, çeviren: Niran Elçi, İnka Kitap, inceleme, 320 sayfa, 2025

McKenzie Wark – Genel Zekâlar (2025)

McKenzie Wark’ın ‘Genel Zekâlar: Yirmi Birinci Yüzyıl İçin Yirmi Bir Düşünür’ (‘General Intellects: Twenty-One Thinkers for the Twenty-First Century’) adlı kitabı, 21. yüzyılın temel sorunlarına ve düşünce biçimlerine odaklanan 21 düşünürün portresini çiziyor. Wark, bu düşünürlerin eserlerini ve fikirlerini, günümüz dünyasının karmaşıklıklarını anlamak ve aşmak için birer araç olarak kullanıyor.

Kitapta yer alan düşünürler, farklı disiplinlerden geliyor: felsefe, sosyoloji, edebiyat, bilim, teknoloji. Ancak hepsinin ortak bir noktası var: 21. yüzyılın zorluklarına, yeni ve özgün düşüncelerle cevap arıyorlar. Wark, her bir düşünürün temel fikirlerini ve yaklaşımlarını özlü bir şekilde anlatırken, bu fikirlerin birbiriyle nasıl ilişkili olduğunu ve nasıl bir “genel zekâ” oluşturduğunu da gösteriyor.

Kitapta ele alınan bazı temalar şunlar:

  • Küreselleşme ve Yeni Dünya Düzeni: Küreselleşmenin yarattığı yeni ekonomik, sosyal ve kültürel dinamikler, ulus devletlerin rolü, yeni toplumsal hareketler.
  • Teknoloji ve Dijitalleşme: İnternetin, sosyal medyanın ve yapay zekânın toplumsal ve bireysel yaşam üzerindeki etkileri, dijital emek, siber güvenlik.
  • İklim Değişikliği ve Ekoloji: İklim değişikliğinin nedenleri ve sonuçları, ekolojik kriz, sürdürülebilirlik, insan-doğa ilişkisi.
  • Kimlik ve Öznellik: Kimlik politikaları, toplumsal cinsiyet, ırk, etnisite, queer teori, postkolonyalizm.
  • Sanat ve Kültür: Yeni medya sanatları, dijital kültür, popüler kültür, sanatın toplumsal rolü.

Wark, her bir düşünürü tanıtırken, onların temel eserlerine ve fikirlerine de değiniyor. Bu sayede okuyucu, hem düşünürlerin kendileri hakkında bilgi ediniyor, hem de onların fikirlerinin derinlemesine inme fırsatı buluyor. Kitap, sadece bir düşünürler antolojisi değil, aynı zamanda 21. yüzyılın temel sorunlarına dair bir düşünce haritası sunuyor.

‘Genel Zekâlar’, günümüz dünyasının karmaşıklıklarını anlamak ve bu dünyada daha bilinçli bir şekilde yaşamak isteyen herkes için önemli bir kaynak. Kitap, farklı disiplinlerden gelen düşünürlerin fikirlerini bir araya getirerek, okuyuculara yeni perspektifler ve düşünce biçimleri sunuyor.

  • Künye: Mckenzie Wark – Genel Zekâlar: Yirmi Birinci Yüzyıl İçin Yirmi Bir Düşünür, çeviren: Akın Emre Pilgir, Livera Yayınevi, felsefe, 424 sayfa, 2025

Antonio Gramsci – Hapishaneden Mektuplar (2025)

Antonio Gramsci’nin ünlü hapishane mektupları, Cemal Erez ve Meral Erez’in titiz çalışmalarıyla, tamamı ilk kez Türkçe yayımlanıyor.

Antonio Gramsci’nin ‘Hapishaneden Mektuplar’ (‘Lettere dal carcere’), İtalyan Marksist düşünür ve siyasetçi Antonio Gramsci’nin 1926-1937 yılları arasında hapishaneden yazdığı mektuplardan oluşan bir derleme. Bu mektuplar, Gramsci’nin düşünce dünyasını, kişisel yaşamını ve dönemin İtalyan toplumunu anlamak için önemli bir kaynak niteliğinde.

Mektuplar, Gramsci’nin Marksist teoriye ilişkin düşüncelerini, özellikle de “hegemonya” kavramını nasıl geliştirdiğini gösterir. Gramsci, hegemonya kavramıyla, egemen sınıfın toplumu sadece zorla değil, aynı zamanda kültürel ve ideolojik araçlarla da nasıl kontrol altında tuttuğunu açıklar. Mektuplar, Gramsci’nin ailesiyle, arkadaşlarıyla ve yoldaşlarıyla olan ilişkilerini, hapishane koşullarıyla mücadelesini ve sağlık sorunlarını yansıtır. Gramsci’nin mektupları, onun entelektüel derinliğinin yanı sıra, insani yönünü ve duygusal zenginliğini de ortaya koyar.

Mektuplar, dönemin İtalyan toplumu, siyaseti ve kültürü hakkında keskin gözlemler ve analizler içerir. Gramsci, faşist rejimin yükselişini, Mussolini’nin iktidarını ve İtalyan toplumunun yaşadığı dönüşümleri yorumlar. Mektuplarda, popüler kültür, edebiyat, sanat ve medya gibi konulara da değinilir. Gramsci’nin kültürel eleştirileri, onun hegemonya kavramını nasıl geniş bir perspektiften ele aldığını gösterir.

‘Hapishaneden Mektuplar’, İtalya’nın faşizm dönemine ışık tutan önemli bir tarihsel belgedir. Gramsci’nin mektupları, dönemin toplumsal ve siyasi atmosferini anlamak için değerli bilgiler sunar. Kitap, Marksist teoriye yaptığı katkılarla günümüzde de etkisini sürdüren bir düşünsel mirastır. Gramsci’nin hegemonya kavramı, medya çalışmaları, kültür eleştirisi ve siyaset teorisi gibi alanlarda hala önemli bir referans noktasıdır. Mektuplar, Gramsci’nin kişisel mücadelesini, ailesine olan sevgisini ve dostlarına olan bağlılığını gösteren dokunaklı bir insani belgedir. Gramsci’nin mektupları, onun düşüncelerinin ve değerlerinin ne kadar derin ve samimi olduğunu ortaya koyar.

Sonuç olarak, ‘Hapishaneden Mektuplar’, Antonio Gramsci’nin düşünce dünyasını, kişisel yaşamını ve dönemin İtalyan toplumunu anlamak için önemli bir kaynaktır. Bu mektuplar, Gramsci’nin entelektüel mirasının yanı sıra, onun insani yönünü ve duygusal zenginliğini de gözler önüne serer.

  • Künye: Antonio Gramsci – Hapishaneden Mektuplar, çeviren: Cemal Erez, Meral Erez, İletişim Yayınları, siyaset, 717 sayfa, 2025

Bilge Ulusman – Edebi Babanın Reddi (2025)

Türkçe edebiyat tarihinde kadın yazını, yalnızca edebi değil, aynı zamanda siyasi ve toplumsal bir varoluş mücadelesinin de alanı olmuştur. Kadın yazarlar, geç Osmanlı’dan erken Cumhuriyet dönemine uzanan süreçte, erkek-egemen edebiyat kamusu ve kanonik yapılanmaların sınırlarını aşarak kendi sözünü kurmanın yollarını aramışlardır. Ancak bu üretim, edebiyat tarihi yazımında çoğunlukla marjinalleştirilmiş ya da eril normların belirlediği çerçevede okunmuştur.

‘Edebi Babanın Reddi’, 1895’ten 1950’ye dek Türkçe edebiyatın içinde kendine yer açmaya çalışan kadın yazarların üretimlerini, onların özgün manevralarını ve edebi patikalarını takip eden bütünlüklü bir analize katkıda bulunuyor. Edebiyat tarihi yazımının ıskaladığı metinleri mercek altına alırken, kanon dışına itilen kadın yazınının eril vesayete karşı nasıl bir mücadele verdiğini; kadın yazarların kendi anlatısal stratejilerini, erkek şiddetine ve ataerkine karşı geliştirdikleri eleştirel söylemleri ve edebiyat içindeki yerlerini nasıl inşa ettiklerini de gösteriyor.

Kadın yazınına özgü deneyimleri ve anlatısal pratikleri tanıyan bir eleştiri mümkün mü? Bilge Ulusman, edebiyat tarihçiliğinde bir kadın yazını tarihçiliğinin gerekliliğini vurgularken, kadın yazarların edebi ve siyasi mücadelelerini birlikte ele alan bir eleştiri modeli sunuyor.

  • Künye: Bilge Ulusman – Edebi Babanın Reddi: Kadın Yazınında Kurucu Söylem, Türsel İşlev ve Anlatısal Arayışlar (1895-1950), Metis Yayınları, inceleme, 400 sayfa, 2025

Pat Brewer – Kadının Mülksüzleştirilmesi (2025)

Pat Brewer’ın ‘Kadının Mülksüzleştirilmesi’ (‘The Dispossession of Women’) adlı kitabı, kadınların tarihsel ve güncel olarak mülksüzleştirilmesini, yani ekonomik, sosyal ve siyasi güçten yoksun bırakılmasını inceleyen bir eserdir. Brewer, bu kitabında, kadınların mülksüzleştirilmesinin sadece ekonomik bir sorun olmadığını, aynı zamanda toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin temel bir boyutu olduğunu savunuyor.

Brewer, kadınların mülksüzleştirilmesinin tarihsel kökenlerini, ataerkil sistemlerin ve kapitalizmin gelişimine kadar izliyor. Ona göre, kadınların toprak, mülk ve gelir kaynaklarından yoksun bırakılması, onları erkeklere bağımlı hale getirmiş ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin temelini oluşturmuştur. Brewer, sömürgecilik, savaşlar ve ekonomik krizler gibi olayların, kadınların mülksüzleştirilmesini nasıl derinleştirdiğini de inceliyor.

Kitapta, kadınların mülksüzleştirilmesinin farklı boyutları ele alınıyor. Brewer, kadınların eğitim, sağlık, istihdam ve siyasi katılım gibi alanlarda yaşadığı eşitsizlikleri inceliyor. Ayrıca, kadınların şiddet, ayrımcılık ve yoksulluk gibi sorunlarla nasıl karşı karşıya kaldığını da ele alıyor. Brewer, kadınların mülksüzleştirilmesinin sadece gelişmekte olan ülkelerde değil, gelişmiş ülkelerde de devam ettiğini vurguluyor.

Brewer, kadınların mülksüzleştirilmesine karşı mücadele etmek için, toplumsal cinsiyet eşitliğini teşvik eden politikaların ve programların uygulanması gerektiğini savunuyor. Ona göre, kadınların ekonomik, sosyal ve siyasi güçlenmesi, sadece kadınlar için değil, tüm toplum için faydalı olacaktır. Kitap, kadınların mülksüzleştirilmesinin karmaşık ve çok yönlü bir sorun olduğunu ve bu sorunun çözümü için kapsamlı ve bütüncül bir yaklaşım gerektiğini vurguluyor.

  • Künye: Pat Brewer – Kadının Mülksüzleştirilmesi: Kadınların Ezilmişliğinin Kökenlerine İlişkin Yeni Delil ve Bulgular Üzerine Marksist Bir İnceleme, çeviren: Meral Üst, Sümer Yayıncılık, inceleme, 110 sayfa, 2025

Vitus Huber – Konkistadorlar (2025)

Vitus Huber’in ‘Konkistadorlar: Amerika’nın İşgali’ (‘Die Konquistadoren: Cortés, Pizarro und die Eroberung Amerikas’) adlı kitabı, İspanyol fatihlerin Amerika kıtasını nasıl keşfedip işgal ettiklerini ve yerli halkları nasıl etkilediklerini inceleyen bir eserdir. Kitap, Hernán Cortés ve Francisco Pizarro gibi önemli isimlerin liderliğinde gerçekleşen fetih hareketlerini ve bu hareketlerin sonuçlarını detaylı bir şekilde ele alıyor.

Huber, İspanyol fatihlerin motivasyonlarını, stratejilerini ve yerli halklarla olan etkileşimlerini analiz ediyor. Fatihlerin, altın ve toprak arayışıyla motive olduklarını, ancak aynı zamanda Hristiyanlığı yayma ve İspanyol İmparatorluğu’nu genişletme gibi ideolojik hedeflere de sahip olduklarını gösteriyor. Kitap, Aztek ve İnka imparatorlukları gibi büyük yerli medeniyetlerin fethini ve bu medeniyetlerin çöküşünü anlatıyor.

Kitap, sadece askeri fetihlere değil, aynı zamanda bu süreçte yaşanan kültürel karşılaşmalara, yerli halkların direnişine ve sömürge düzeninin kurulmasına da odaklanıyor. Kitap, fatihlerin yerli halklara karşı uyguladığı şiddeti, hastalıkların yayılmasını ve yerli kültürlerin nasıl yok edildiğini gözler önüne seriyor. Aynı zamanda, bazı yerli grupların İspanyollara karşı nasıl direndiğini ve kendi kültürlerini korumaya çalıştığını da anlatıyor.

Huber’in eseri, Amerika’nın fethinin çok boyutlu bir tarihini sunuyor. Kitap, fatihlerin kahramanlıklarını abartmadan, onların eylemlerinin sonuçlarını ve yerli halklar üzerindeki etkilerini eleştirel bir şekilde değerlendiriyor. “Fatihleri”, Amerika kıtasının keşfi ve işgali hakkında daha derin bir anlayış geliştirmek isteyen herkes için önemli bir kaynaktır.

  • Künye: Vitus Huber – Konkistadorlar: Amerika’nın İşgali, çeviren: Muhammed Mustafa Albayrak, Runik Kitap, tarih, 124 sayfa, 2025