Adam Phillips – Vazgeçmek Üzerine (2024)

Hüsranımız arzumuzun anahtarıdır; bir şeyi ya da birini istemek onun yokluğunu hissetmektir; dolayısıyla bir eksiği fark ve kabul etmek her türlü hazzın ve tatminin önkoşulu gibi görünür.

  • Vazgeçmek ya da vazgeçmemek?

Kaçınılmaz gibi görünen bu sorunun yanıtı hiçbir zaman basit olmamıştır.

Alışkanlıklarımızdan vazgeçmek bir şeydir fakat toptan hayatın kendisinden vazgeçmek bambaşka.

Fedakârlığın bir biçimi, hayran olunacak ve ilham alınacak olumlu hisler uyandırırken, diğeri derinden rahatsız eder, ya da etkin olarak arzulanan bir şey değildir.

Belli ki iyi ve kötü fedakârlık her zaman vardır fakat ilk elden hangisinin hangisi olduğunu bilemeyiz.

Bir şeyden vazgeçeriz çünkü mevcut koşullarla devam edemeyeceğimizi biliriz.

Bu anlamda vazgeçmek kritik bir seçimdir, farklı bir geleceğe atılmış bir adım denemesidir.

Adam Phillips ‘Vazgeçmek Üzerine’de vazgeçmenin birçok çeşidi arasındaki boşlukları ve bağlantıları aydınlatarak elzem bir soruya işaret etmemizi sağlıyor: Daha yaşam dolu hissetmek için neden vazgeçmeliyiz?

  • Künye: Adam Phillips – Vazgeçmek Üzerine, çeviren: Elif Ersavcı, Ayrıntı Yayınları, psikanaliz, 144 sayfa, 2024

Karen Horney – Çağımızın Nevrotik Kişiliği (2024)

Freud sonrası psikanalizin önemli isimlerinden olan Karen Horney kuram içinde kalarak yaptığı eleştirilerle psikanalize özgün katkılarda bulunmuştur.

Freud’un biyolojik, içgüdü temelli yaklaşımına karşın hem kendi klinik tecrübeleri hem de sosyal bilimlerdeki gelişmelerden yararlanarak farklı bir bakış açısı ortaya koymuş, insan gelişiminde kültür ve çevrenin etkin rolünü vurgulamıştır.

‘Çağımızın Nevrotik Kişiliği’, Horney’in nevrozların temel yapısını ve nevrotik kişiliği geleneksel psikanaliz yaklaşımlarının ötesine geçerek, kültür ve çevre bağlamında derinlemesine incelediği, psikanalitik terapinin sınırlarını genişleten bir başyapıttır.

Bu eserde, nevrotik kişiliğin temellerini geniş bir pencereden bakarak ele alır; şefkat ve onaylanma ihtiyacı, duygusal yakınlık arayışı, çelişkili ruhsal yapı, güç ve prestij arzusu, bitmeyen kaygılar, rekabet gibi konuları irdeler.

İnsanların içsel çatışmalarını anlamalarına ve bu çatışmalarla başa çıkmalarına yönelik derinlemesine analizleri, okuyucuya hem entelektüel hem de pratik bir perspektif sunar.

Psikoloji meraklılarından, akademisyenlere kadar geniş bir okuyucu kitlesine hitap eden bu eser, nevrotik kişilikleri daha iyi anlamanızı sağlayacak ve insanın içsel dinamiklerini kavramanızda size yol gösterecektir.

  • Künye: Karen Horney – Çağımızın Nevrotik Kişiliği, çeviren: Funda Sezer, Say Yayınları, psikanaliz, 232 sayfa, 2024

Aydoğan Kutlu – Türkiye’nin Cumhuriyeti (2024)

Türkiye’de cumhuriyet kavramı, taraftarlarının ve karşıtlarının gözünde yoğun bir duygusal etkiye sahip olmasına rağmen, açık ve analitik bir tartışmaya pek konu olmaz.

Öyle ki, “Halkın kendi kendisini yönetmesi” veya “Egemenliğin millete ait olması” gibi harcıâlem tanımlar, cumhuriyetten daha çok, ilkinde demokrasiye ikincisinde halk egemenliğine karşılık gelmektedir.

Bir kesimin gözünde Atatürk’ün mirasını ve çağdaşlaşmayı simgelerken başka bir kesim için otoriter bir modernleşmenin, tekçi bir millet düşüncesinin, pozitivist bir bilimcilik anlayışına dayalı gelenekten kopuşun anlatımıdır.

Bu farklı farklı cumhuriyet “algıları”, cumhuriyete yönelik güçlü bir duygusal çağrışım üretirken; cumhuriyetin ne olduğu, dünyada neye karşılık geldiği ve bizdekinin dünyadaki örnekleriyle nasıl karşılaştırılabileceği gibi sorular genellikle gölgede kalır.

Aydoğan Kutlu’nun ‘Türkiye’nin Cumhuriyeti: Cumhuriyet Kavramının Türkiye’deki Dönüşümü’ başlıklı kitabı, Cumhuriyet’in 100. yılında, Batı’daki felsefi kökenlerinden başlayarak cumhuriyet kavramının nasıl bir tarihsel dönüşüm geçirdiğinin izini sürüyor.

Cumhuriyetin Antikçağ’ın kent-devletlerinden modern dönemlerin ulus-devletlerine dönüşürken hangi niteliklerinin başkalaşım geçirdiğini inceliyor ve Osmanlı/Türk tarihinde cumhuriyet kavramının ortaya çıkışını ve evrimini de bu perspektife yerleştiriyor.

Böylece Yeni Osmanlılardan İkinci Cumhuriyetçilere dek uzanan cumhuriyet tartışmasını, cumhuriyetin temel niteliklerinin nasıl yorumlandığı üzerinden göstermeye çalışırken bir yandan da devletle özdeşliğe hapsolmayan bir cumhuriyet mefhumunun peşinden gitmeye çalışıyor.

Siyasi tarihten daha çok düşünce tarihini temel alan bu kitap, Türkiye’deki cumhuriyet anlayışının temel unsurlarını gün yüzüne çıkartmayı amaçlarken aynı zamanda Türkiye’de neden etkili bir cumhuriyetçi akımın doğmadığının da yanıtlarını araştırıyor.

  • Künye: Aydoğan Kutlu – Türkiye’nin Cumhuriyeti: Cumhuriyet Kavramının Türkiye’deki Dönüşümü, Nika Yayınevi, siyaset, 204 sayfa, 2024

Julia Kristeva – Bir İsyanın Geleceği (2024)

Ayaklanmalar, mutsuz gençlik, indirilmiş diktatörler, kan dökülerek bastırılmış umutlar ve özgürlükler…

68 Mayısı isyan etme özgürlüğünü doğurdu.

‘Bir İsyanın Geleceği’ adlı eserinde Julia Kristeva isyan kavramını sorguluyor, tanımını siyasetin ötesine taşıyor.

Psişik, analitik, sanatkâr ve daha birçok yüzüyle isyan sorgulama ve dönüştürme olarak sayısız görünümde karşımıza çıkıyor.

Kristeva’ya göre isyan bir yenilenme ve yeniden oluşma süreci.

Bu eserde Avrupa ve Amerika özgürlük modellerini karşılaştırdıktan sonra Kristeva, postmodern dünyada her şeyden önce Varlık’ın özündeki özgürlüğe değer vermemiz gerektiğini belirtiyor.

Metinlerarasılık, semiyotik ve sembolik arasındaki farklar, dışlama ile dışlanan ve yabancılık temalarını ele alıyor.

  • Künye: Julia Kristeva – Bir İsyanın Geleceği, çeviren: Nilgün Tutal, Alfa Yayınları, siyaset, 96 sayfa, 2024

 

Hanno Sauer – Ahlak (2024)

 

  • İyi ve kötü nedir?
  • Neyi yapmalı, neyi yapmamalıyız?

Ahlakın temelini oluşturan bu sorular her dönemde insanların zihnini meşgul etti.

  • Peki ahlak nasıl ve hangi koşullarda doğdu?
  • Tarih boyunca ahlak anlayışımız nasıl değişti ve çeşitli toplumlarda nasıl farklılaştı?
  • Kültürel ve teknolojik gelişmeler ahlaki evrimi nasıl etkiledi?
  • Bugün tanık olduğumuz ahlaki kutuplaşmanın kaynağı ne?
  • Günümüzün ahlaki krizlerini geçmişin ışığında nasıl yorumlayabiliriz?

Hanno Sauer bize ahlakın hikâyesini anlatıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Uzun bir hikâye bu, çünkü bizim için önemli olan her şeyle ilgili: değerlerimizle, ilkelerimizle, kimliğimizin kaynaklarıyla, toplumumuzun temelleriyle, birliktelik ve karşıtlıkla, yargılamanın ve yargılanmanın her iki tarafıyla ve ne kadar hızlı taraf değiştirebildiğimiz gerçeğiyle.

“Hikâyemiz Doğu Afrika’daki henüz insan olmayan ilk atalarımızdan başlayıp, çağdaş dünyanın metropollerinde kimlik, eşitsizlik, baskı ve şimdiki zamanı yorumlama ayrıcalığı hakkında sürdürülen güncel çevrimiçi çatışmalara kadar insanlığın temel ahlaki dönüşümlerinin izini sürüyor. Toplumumuzun çağlar boyunca nasıl değiştiğini, değerlerimize ve normlarımıza paralel olarak yeni kurumların, teknolojilerin, bilgi birikimlerinin ve ekonomi biçimlerinin nasıl geliştiğini anlatıyor ve bu değişimlerin her birinin birden fazla veçhesi olduğunu söylüyor.”

  • Künye: Hanno Sauer – Ahlak: İyinin ve Kötünün İcadı, çeviren: Orhan Kılıç, Metis Yayınları, felsefe, 368 sayfa, 2024

Erich Fromm – Yaşamı Hala Seviyor muyuz? (2024)

Yaşamdaki en önemli şey mutlu olmak değil canlılıktır.

Yaşamdaki en kötü şey acı çekmek değil kayıtsızlıktır.

Fromm’a göre sevgi insanın canlılığına, gelişimine, iyiliğine duyulan aktif ilgiyi kendinde barındırır.

Sevgi yaşamı destekler, canlılığı, oluşu kucaklar.

Ancak yalnızca sevgi yetmez, açık bir bilinçle bu dünya için, insanlar için neyin iyi olduğunu bilmek ve bunu gerçekleştirmek için de aktif bir yönelim içinde bulunmak gerekir.

Oysa günümüzde pasif bir yaşam tarzı kişiliği dayatılıyor.

Bunun yanında her şey performansa, gösteriye indirgenmiş durumda.

Modern insan kendini gerçekten var kılmaktan çok, sahip olunanların sahte değerleriyle eşitleyip kendini otantik ve samimi olarak hayatın merkezine koymaktan çok, yüzeysel bir varoluşun gösteri nesnesi haline gelmiştir.

Bunu yaratan yaşam sevgisinin bastırılıp yerine ölüm sevgisinin merkeze alınmasıdır.

Fromm bu kitapta insanları şiddetin, sahip olma açlığının güdümünde bir dünyanın yıkıcılığına karşı barışa, özgürlüğe, yaratıcılığa, sevgiye, oluşa ve aktif bir hayata çağırıyor.

  • Künye: Erich Fromm – Yaşamı Hala Seviyor muyuz?, çeviren: Özlem Özlen Şimşek, Say Yayınları, psikoloji, 192 sayfa, 2024

Chris van Tulleken – Ultra İşlenmiş İnsanlar (2024)

Lezzet ve kıvam artırıcılar, modifiye nişastalar, hidrolize proteinler, guar zamkı, emülgatörler…

İnsanlık bir “yeni gıda çağı”na girdi.

Tarihte ilk kez aldığımız kalorilerin büyük kısmı yeni bir kaynaktan geliyor: ultra işlenmiş gıdalardan.

Aklınıza hemen abur cuburlar da gelmesin. Mesele daha fazlası: Ultra işlenmiş gıdalar, kendilerini masum, cazip –hatta faydalı– gösteren ustalıklı etiketleriyle, her gün tabaklarımızda daha çok yer kaplıyor.

Ve çok azımızın, paketlere küçücük harflerle eklenmiş onca tuhaf isimli şeyi neden yediğimiz ve sağlığımızın bundan nasıl etkilendiği hakkında bir fikri var.

Doktor ve biliminsanı Chris van Tulleken, dünyada büyük ses getiren kitabı ‘Ultra İşlenmiş İnsanlar’da, çok sayıda araştırmaya dayanarak –ve kendisinin bizzat katıldığı deneyden de faydalanarak– besleyici olmaktansa aşırı yemeyi teşvik etmek için tasarlanmış bu yeni tip yiyeceklerin beynimizi nasıl manipüle ettiğini, çocuk yaştan bağımlılık yaratıp vücudumuzu yıkıcı bir şekilde etkilediğini, nasıl sorumsuzca ve serbestçe pazarlandığını ortaya koyuyor.

Onları iyice tanıyıp, yeme davranışımız ve sağlığımız üzerindeki kontrolü yeniden ele alabilmemiz için bize yol gösteriyor.

Bu kitap haklarımızla ilgili.

Ne yediğimizi, bedenimize ne yaptığını bilme hakkı… ve iyi gıdaya erişebilme hakkı.

  • Künye: Chris van Tulleken – Ultra İşlenmiş İnsanlar: Neden Gıda Olmayan Şeyler Yiyoruz ve Neden Vazgeçemiyoruz?, çeviren: Gökçe Çakmak, Domingo Kitap, beslenme, 432 sayfa, 2024

Enzo Traverso – Faşizmin Yeni Yüzleri (2024)

Yirminci yüzyılın soykırımlar, savaşlar ve sömürgecilikle dolu tarihinden sonra düşmanlıkların yeni kılıflara büründüğü, ideolojilerin artık eski anlamlarını yitirdiği, kısacası hemen her şeyin kabına sığmadığı ve aynı zamanda kabuk değiştirdiği bir yüzyıldayız.

Kaynayan bu kazanda, geçen yüzyıldaki gelişmeleri, akımları tanımlamak için kullanılan kavramlar da buharlaşıyor.

Soykırım ve faşizm tarihçisi Enzo Traverso, tam da bu bağlamda, Avrupa’da her geçen gün kendisini daha da gösteren ve dünyanın başka yerlerinde ise farklı şekillerde beliren yeni sağ hareketleri merceğine alıyor.

Avrupa içinde bile birçok farklılık gösteren mezkûr hareketlerin “faşizm” ile açıklanamayacağını iddia eden Traverso, bu hareketlerin yarattığı heterojen ve karma duruma dikkat çekerek “post-faşizm” kavramını öneriyor.

Bu hareketlerin nevi şahsına münhasır unsurlarına, kendilerini geçmiş faşist ideolojilerden nasıl ayırdıklarına dikkat çeken Traverso, günümüz dünyasını etkileyen yabancı düşmanlığının yanında İslamofobi, antisemitizm gibi birçok meseleyi de tartışmanın merkezine alıyor.

Elinizdeki kitabın Fransızca yayımlandığı tarihten bugüne kadar geçen sürede aşırı sağ hareketlerin Avrupa siyasetinin kalbine yerleşmesi ve adından daha fazla söz ettirmesi, Enzo Traverso’nun analiz ve tespitlerinde ne kadar keskin ve hassas olduğunu gözler önüne serdi.

Röportaj formatında hazırlanmış bu eser, akıcı üslubu ve analitik tartışmalarıyla bugünün dünyasına dair en net fotoğraflardan biri.

Haliyle, daha da büyüyecek gibi görünen aşırı sağın yarattığı birçok sorunu ve ilgili kavramları anlamamıza yardımcı olacak derinliğe ve güncelliğe sahip.

Kitap Türkiye’yi doğrudan mesele edinmese bile, bir ayna olarak tutulduğunda, Türkiye’deki tabloyu da hakkıyla gösterecek parlaklıkta bir perspektife sahip.

  • Künye: Enzo Traverso – Faşizmin Yeni Yüzleri, çeviren: Kadir Filiz, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 128 sayfa, 2024

Jennifer Nagel – Bilgi (2024)

  • Bilgi nedir?
  • Bir şeyin doğru olduğunu düşünmek ile gerçekten doğru olduğunu bilmek arasındaki fark nedir?
  • Bilgi ve hakikat ilişkisi nasıl bir ilişkidir?
  • Görme ve işitme gibi duyularımızın sağladığı bilgi soyut akıl yürütmenin sağladığı bilgi gibi midir?
  • İddia ettiğimiz şeyi biliyor sayılmak için iddiamızı gerekçelendirebilmemiz gerekir mi?

Bu ve benzeri kadim sorular çerçevesinde bilgi felsefesindeki temel sorunları ve paradoksları ele alan Jennifer Nagel çağdaş filozofların mantık, dilbilim ve psikolojiden de yararlanarak açtıkları yeni yolları da tartışıyor.

  • Künye: Jennifer Nagel – Bilgi, çeviren: Ebubekir Demir, İş Kültür Yayınları, inceleme, 152 sayfa, 2024

Violet Moller – Bilginin Yolculuğu (2024)

Antik çağların kadim bilgisinin büyük eserleri Roma İmparatorluğu’nun bölündüğü, şehirlerin terkedildiği, kütüphanelerin yandığı bir devirde unutuldu ve adeta kayboldu.

Okurunu heyecanlı bir yolculuğa davet eden bu eser, üç kadim kitabın bin yıllık hayatta kalma mücadelesini, yedi şehirden oluşan bir güzergâhta takip ediyor.

İskenderiye Kütüphanesi yok olduktan sonra Bağdat, Kurtuba, Toledo, Salerno, Palermo ve Venedik karanlık bir dünyada adanmış âlimlerin metinleri topladığı, tercüme ettiği ve paylaştığı nadir bilgi merkezleri oldu.

‘Bilgi’nin Yolculuğu’, okuru bu yedi şehrin parlak entelektüel hayatına götürüyor ve Müslüman âlimlerin Batı düşüncesinin köşe taşı fikirlerini geliştirmesinde oynadıkları rolü vurguluyor.

Öklid, Batlamyus ve Galen’in matematik, astronomi ve tıp alanındaki temel eserleri nasıl olup da Rönesans ve sonrasında bilim neşriyatının ana merkezi olan Venedik’e ulaşmıştı?

Violet Moller’a kulak veriyoruz.

  • Künye: Violet Moller – Bilginin Yolculuğu: Klasik Fikirler Nasıl Kayboldu ve Bulundu (Yedi Şehir Bir Tarih), çeviren: Sinan Çakır, Vakıfbank Kültür Yayınları, tarih, 424 sayfa, 2024