Wilson Amos Farnsworth – Kapadokya’daki Amerikalı Misyonerlerin Bilinmeyen Tarihi (2018)

Wilson Amos Farnsworth, 1853-1903 yılları arasında, yani tamı tamına 50 yıl boyunca Kapadokya bölgesinde misyonerlik yapmış bir isim.

Farnsworth bu dönemde Kayseri, Ankara, Yozgat, Nevşehir ve Niğde illerinde, ayrıca bu illere bağlı kaza ve köylerde misyonerlik yapmış, bu esnada 120 bin kilometre yol kat etmiş.

Farnsworth’un bu yıllara dair izlenimlerini barındıran bu kitap, özellikle Orta Anadolu’daki misyonerlik faaliyetleri, Osmanlı’nın son dönemi ve o yılların Orta Anadolu’sundaki toplumsal ve kültürel hayat hakkında dikkat çekici saptamalar barındırmasıyla altın değerinde bir kaynak.

Orta Anadolu, ilginç bir şekilde, Osmanlı’nın son döneminde misyonerlik faaliyetlerinin yoğun olarak yaşandığı bir bölgeydi.

İşin aslı, bu misyonerlik faaliyetlerinin artışı ile Osmanlı’nın bu dönemde içine girmiş olduğu büyük bunalım birbirinden ayrı düşünülemez.

İşte bu kitap da, bölgenin merkezi olarak nitelendirilebilecek Kapadokya’da bu çalışmaların nasıl yürütüldüğünü aydınlatmasıyla önemli.

Kitabın bulunma macerası da ilginç.

Kitap taslağı, Mehmet Şahin tarafından keşfedildi.

Şahin çalışmayı, 2015 yılında Harvard Üniversitesi Kütüphanesi’nin misyoner arşivinde bulmuştu.

  • Künye: Wilson Amos Farnsworth – Kapadokya’daki Amerikalı Misyonerlerin Bilinmeyen Tarihi (1853-1903), çeviren: Mehmet Şahin, Yapı Kredi Yayınları, tarih, 316 sayfa, 2018

Ahmet Fırat – Torosların Ehmeti (2015)

Torosların küçük bir köyünde başlayıp İstanbul’a uzanan bir hayattan kesitler.

Ahmet Fırat, Sarıkaya köyünde geçen çocukluk yıllarını, oğlak çobanlığını, İstanbul Hukuk Fakültesi’ndeki öğrencilik yıllarını, hâkimlik stajını, savcılık yaptığı dönemi ve Adalet Bakanlığı bünyesinde aldığı görevleri, dönemin sosyal ve siyasal olaylarıyla harmanlayarak anlatıyor.

  • Künye: Ahmet Fırat – Torosların Ehmeti, Alfa Yayınları

Hasan Barutçu – Sorumluluklar ve Paylaşımlar Üzerine (2009)

Hasan Barutçu, Tepe Grubu’nda üst düzey yöneticilik yaptığı dönemde birçok sosyal sorumluluk projesi gerçekleştirdi.

İşte, Barutçu’nun bu şirketteki deneyimlerini barındıran ve onun öncülüğünde bir araya gelen isimlerin görüşlerini ve anılarını barındıran elimizdeki eser, şirketlerin toplumsal sorumluluklarını ayrıntılı bir biçimde ele alıyor.

Krizin tüm dünya gibi Türkiye’yi de sarstığı bugünlerde, en çok dillendirilen hususlardan biri de şirketlerin sosyal sorumluluğu.

Kitaptaki yazılar, okuru bu sorumluluğun değişik anlamları üzerine düşünmeye davet ediyor; çeşitli şirketlerdeki yöneticilere ve yönetici adayı gençlere önerilerde bulunuyor.

  • Künye: Hasan Barutçu – Sorumluluklar ve Paylaşımlar Üzerine…, Boyut Yayınları, anı, 199 sayfa

Şeref Bakşık – CHP ile Bir Ömür (2009)

Bilindiği gibi Şeref Bakşık, Türkiye siyasetinin önemli aktörlerinden. Bakşık’ın politik yaşamı, İzmir basın temsilcisi olarak seçildiği Kurucu Meclis üyeliğiyle başladı ve 1961 Anayasası’nın hazırlanması çalışmalarına katıldı.

1961’de Cumhuriyet Halk Partisi listesinden İzmir milletvekili seçilen Bakşık, bu görevini üç dönem sürdürdü.

Bakşık’ın bu kitaptaki anıları, demokrasinin Türkiye macerasını, başta İsmet İnönü olmak üzere tanınmış pek çok isim üzerinden okurlarla paylaşıyor.

Yazar, erken yaşta politikaya duyduğu ilgiyi, 1960 darbesini, 1961 genel seçimlerini, 21 Mayıs 1963 silahlı ayaklanmasını, İsmet İnönü ile birlikteliğini, 12 Mart ve 12 Eylül darbelerini anlatıyor.

  • Künye: Şeref Bakşık – CHP ile Bir Ömür, Cumhuriyet Kitapları, anı, 542 sayfa

Yaman Tüzcet – Bir Aktörün Serüvenleri (2009)

Yaman Tüzcet, İstanbul Şehir Tiyatroları’ndan başlayarak birçok tiyatroda, çeşitli oyunlarda oynadı.

Münir Özkul Tiyatrosu, Arena Tiyatrosu ve Muammer Karaca Tiyatrosu, Tüzcet’in çalıştığı tiyatrolardan birkaçı.

Ayrıca, Yusuf Kurçenli’nin ‘Karartma Geceleri’ filmi de, Tüzcet’in oynadığı en önemli filmlerden biri olarak bilinir. Müjdat Gezen’in “Gençliğinde bohem bir hayat sürdü.” dediği Tüzcet, akıcı anlatımıyla öne çıkan anılarında, tiyatro dünyasında yaşadıkları kadar, dünyanın farklı şehirlerinde tanık olduğu ilginç olayları da okurla paylaşıyor.

Tüzcet’in acı-tatlı anıları, hayatından renkli ayrıntılar sunarken, Türkiye tiyatrosunun bir dönemine de ışık tutuyor.

  • Künye: Yaman Tüzcet – Bir Aktörün Serüvenleri, Mitos Boyut Yayınları, anı, 254 sayfa

Ersin Toker – Porsuk Durgun Akardı (2018)

Bilen bilir, Eskişehir, Türkiye’nin en kendine has şehirlerinden biridir.

Tatarların, Çerkezlerin, Kürtlerin, Türklerin, göçmenlerin bir arada yaşadığı, bağnazlıktan uzak, sosyal ilişkilerin gayet iyi olduğu, dinamik ve demokrat bir şehirdir Eskişehir.

Ersin Toker ise bu önemli çalışmasında, şehrin yakın dönem tarihinde iz bırakmış devrimcilerinin deneyimlerini kayda alıyor.

Devrimci Yol Hareketi’nin Eskişehir’de ortaya çıkışının ve gelişmesinin hikâyesini sunan kitap, bir yönüyle de büyük dönüşümlerin yaşandığı, ülkenin yakın tarihine dair pek çok bilinmeyeni aydınlatıyor.

Pek çok tanıkla birebir görüşmelerle de zenginleşmiş kitap, bu şehrin devrimci tarihinde önemli bir kişilik olan Mustafa Çalıkuşu’nun anısına adanmış.

Çalıkuşu’nun hayatı ve çalışmalarının başından sonuna bize eşlik ettiği çalışma, yalnızca Eskişehir’in değil, Türkiye’nin bugünlere nasıl geldiğinin de hikâyesi olarak okunmalı.

  • Künye: Ersin Toker – Porsuk Durgun Akardı: Mustafa Çalıkuşu Anısına, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 672 sayfa, 2018

Simeon Trayçev Radev – Galatasaray Mekteb-i Sultanisi (2018)

Galatasaray Lisesi, eski adıyla Mekteb-i Sultani, Osmanlı’dan bugüne Türkiye’nin çağdaş eğitim geleneğinin en önemli taşıyıcılarından biri olageldi.

Simeon Trayçev Radev’in anılarından oluşan bu kitabı ise, hem bu önemli okulun tarihi hem dönemin atmosferi ve hem de Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş sürecinde yaşananlar hakkında harika bir kaynak.

On dokuzuncu yüzyıl boyunca İstanbul ve çevresinde cemaat oluşturan, Radev’in de üyesi olduğu Osmanlı tebaası Bulgarların tarihini anlatarak açılan kitap, bağımsız Bulgar Kilisesi’nin kuruluşu ve

İstanbul’a gönderilen Bulgar gençlerinin eğitimlerine yönelik çalışmalarla ilerliyor.

Kitabın devamında ise,

  • Galatasaray Lisesi’nde nasıl bir eğitim verildiği,
  • Mektebin hocalarının kimlerden oluştuğu,
  • Okulun uluslararası bir okul olmayı başarmasının altındaki etkenler,
  • Osmanlı İmparatorluğu’ndan Cumhuriyet’e Galatasaray Lisesi eğitim ve öğretiminde değişiklikler olup olmadığı,
  • Ve lisede nehari (gündüzlüler) ve leyli (yatılılar) öğrenciler arasındaki farkların neler olduğu gibi konular ele alınıyor.

Kitap bu ve benzeri konuları aydınlatırken, dönemin İstiklal Caddesi’ndeki, Cadde-i Kebir’deki yaşam hakkında zengin bir fotoğraf da çekiyor.

  • Künye: Simeon Trayçev Radev – Galatasaray Mekteb-i Sultanisi: Resneli Bulgar Bir Talebenin Hatıraları, 1879-1898, açıklama, çeviri ve notlar: Georgi P. Kostandov, Kronik Kitap, anı, 160 sayfa, 2018

George Stitt – Son Mekke Emiri Şerif Ali Haydar Paşa Anlatıyor (2018)

Şerif Ali Haydar Paşa, Osmanlı’nın tayin ettiği son Mekke emiriydi.

Daha da ilginci, Arap isyanını başlatan Şerif Hüseyin Paşa, Şerif Ali Haydar Paşa’nın uzaktan kuzeniydi.

Bilindiği gibi Şerif Ali Haydar Paşa, Arap isyanı zamanlarında birçok kuzeninin aksine Osmanlı’ya sadık kalmış, ayrıca bizzat Fahreddin Paşa’nın yanında Medine’de Şerif Hüseyin ve adamlarına karşı mücadele etmişti.

İşte bu kitap, Arapların bağımsızlık savaşında yaşananlar başta olmak üzere, paşanın tanık olduğu önemli gelişmeleri ilk elden sunmasıyla çok değerli bir kaynak.

Abdülaziz döneminde doğmuş paşa, bu anılarında da görüleceği gibi, II. Abdülhamid zamanında şehzadelerle birlikte saray mektebine gitmiş ve hanedan yaşamına, ayrıca birçok konakta bulunmasıyla da dönemin İstanbul yaşamına yakından tanık olmuş.

Kitapta,

  • 1908 Devrimi, 31 Mart Vak’ası ve Birinci Dünya Savaşı esnasındaki İttihatçıların faaliyetleri,
  • Mithat Paşa’nın sürgün edilmesi,
  • Abdülhamid’in ıslahatları,
  • Vahdeddin’in ülkeyi terk edişi,
  • Osmanlı’nın Arap bölgeleri konusunda yürüttüğü politikalar,
  • Arap isyanının başlama sebepleri,
  • Arabistan’ın Osmanlı’nın elinden çıkma nedenleri,
  • Cumhuriyet idaresinin Arabistan’a karşı nasıl bir tavır takındığı,
  • Saltanat ve hilafetin kaldırılışı,
  • İbn-i Suud’un ve Vehhabilerin Mekke ve Medine’yi ele geçirme süreçleri,
  • Ve bunun gibi birçok tarihi olay anlatılıyor.

Künye: George Stitt – Son Mekke Emiri Şerif Ali Haydar Paşa Anlatıyor: Osmanlı Arabistan’ı Nasıl Kaybetti?, çeviren: Yusuf Selman İnanç, Kronik Kitap, tarih, 336 sayfa, 2018

Behçet Sabit Erduran – 1915 Baharında Çanakkale (2015)

Çanakkale Cephesi’nde görevlendirilen Behçet Sabit Erduran’ın 12 Mart 1915’te yazmaya başladığı ve bu kitapta bir araya getirilen anıları, sürece dair önemli ayrıntılar barındıran pırlanta değerinde bir kaynak.

Çanakkale Zaferi’nin kazanıldığı, kara muharebelerinin olduğu dönemde bölgede bulunmuş Erduran, bulunduğu yerden deniz savaşında olanları günü gününe izlemekte.

  • Künye: Behçet Sabit Erduran – 1915 Baharında Çanakkale, hazırlayan: Tamay Çakıl, İş Kültür Yayınları

Sebastian Haffner – Bir Alman’ın Hikâyesi (2018)

Sebastian Haffner, Naziler adım adım iktidara gelirken, “Bize dokunmazlar”, “Tadımız kaçmasın” veya “Başka ne yapabilirler ki!” diyen, pek çok sıradan Alman vatandaşlarından biriydi.

Fakat, daha sonra korkunç şeyler oldu.

Haffner ve onun gibi olup bitenleri köşesinden izleyen, suya sabuna dokunmayan birçok insanın asla tahayyül edemeyecekleri pervasızlıkta hem de.

İşte Haffner’ın elimizdeki anıları da, bu totaliter Nazi iktidarının nasıl herkese ve hayatın her alanına dokunduğunu ve günün birinde kendilerine de uzanacak şekilde hayatı nasıl cehenneme çevirdiğini gözler önüne seriyor.

O dönemde politik olmayan ve sertleşen siyasi mücadeleyi uzaktan izlemekle yetinmiş Haffner’in kitabı, hem harika üslubu hem o dönemde yaşanan dönüşümleri zengin ayrıntılarla ortaya koymalarıyla ve daha da önemlisi, faşizmin tam olarak ne anlama geldiğini çok açık bir biçimde ortaya koymasıyla dikkat çekiyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Devlet, münferit kişiden, arkadaşlarından kopmasını, sevgilisini terk etmesini, kendi fikirlerinden vazgeçip önüne konan fikirleri benimsemesini, insanları alıştığından farklı bir şekilde selamlamasını, hoşlandığından farklı şeyler yemesini ve içmesini, boş zamanını nefret ettiği birtakım faaliyetler için heba etmesini, bütünüyle reddettiği maceralar için kendisini emre amade kılmasını, geçmişini ve benliğini reddetmesini ve bütün bunları yaparken her an yoğun bir coşku ve minnettarlık göstermesini, korkunç tehditler savurarak talep eder. Münferit şahıs bir kahraman olarak doğmamıştır, hele şehit olmak aklından bile geçmez. Sıradan bir insandır, birçok zaafı vardır… Ama kendisinden talep edilenleri istemez, bu nedenle düelloyu kabul eder – pek heyecanlı değildir, daha ziyade omuzlarını silkerek kabul eder düelloyu, ama diğer taraftan sessiz bir kararlılık içindedir de, yılmayacaktır.”

  • Künye: Sebastian Haffner – Bir Alman’ın Hikâyesi: Hatırladıklarım (1914-1933), çeviren: Hulki Demirel, İletişim Yayınları, anı, 270 sayfa, 2018