Yiğit Okur – Buralardan Geçerken (2015)

Öykü ve romanlarıyla bildiğimiz Yiğit Okur’dan, Türkiye’nin yakın tarihine tanıklık eden anılar.

“Anı yazmak; kendini ayıklamak, kendini temize çekmek, kendini ciltlemek, tortuya hayat vermektir.” diyen Okur, 1939’daki Erzincan Depremi’nde göçük altından çıkarılışını, Galatasaray Lisesi yıllarını, hukuk eğitimini, bir yazar olarak yaşadıklarını bizimle paylaşıyor.

  • Künye: Yiğit Okur – Buralardan Geçerken, Can Yayınları

Talip Apaydın – Köy Enstitüsü Yılları (2009)

2009, Köy Enstitülerinin kuruluşunun 69. yıldönümü.

17 Nisan 1940 yılında bir yasayla kurulan Köy Enstitüleri, Türkiye’ye özgü eğitim kurumlarıydı. Üretime dayalı bir anlayışla kurulan enstitülerde, okuma yazmanın yanı sıra, iş eğitimi de veriliyordu.

Türkiye edebiyatının önemli kalemlerinden olan ve Köy Enstitüleri’nde yetişmiş Talip Apaydın ‘Köy Enstitüsü Yılları’ isimli elimizdeki eserinde, bu eğitim kurumunda geçen öğrencilik yıllarını anlatıyor.

Köy Enstitüleri’nin kurucusu İsmail Hakkı Tonguç’un “Enstitüye nasıl girdiniz, nasıl okudunuz, bu duruma nasıl geldiniz biriniz bunu anlatın” sözü üzerine kitabını kaleme alan Apaydın, sıcak bir dille, köyünden üstü başı yırtık, ne yapacağını bilemez halde ayrılan çocuklardan, disiplinli, çalışkan, üretken, müzikle ilgilenen, kitap okuyan, yazmaya merak saran Türkiye’nin aydınlık gençlerinin nasıl yaratıldığını anlatıyor.

  • Künye: Talip Apaydın – Köy Enstitüsü Yılları, Literatür Yayıncılık, anı, 202 sayfa

Maksim Gorki – Tolstoy’dan Anılar (2018)

Maksim Gorki’nin Lev Tolstoy’la yakın bir ilişkisi olmuştu.

Tolstoy Kırım’dayken, Gorki, Gaspra’da yaşadığı sırada ona sık sık giderdi.

Aynı şekilde Tolstoy da Gorki’yi ziyarete giderdi.

İşte Gorki bu kitabında da, büyük yazarın hastalığı sürecine ilişkin anı ve gözlemlerini paylaşıyor.

Gorki’nin içten üslubuyla öne çıkan kitap, Tolstoy’un bu dönemine ilişkin ilginç anılar sunduğu gibi, o dönem altın çağını yaşamakta olan Rus edebiyatı hakkında aydınlatıcı değerlendirmeler de barındırıyor.

Kitabın bir diğer önemli katkısı da, Tolstoy’un Dostoyevski ve Çehov gibi bazı öne çıkan Rus yazarları hakkındaki düşüncelerini sunması.

  • Künye: Maksim Gorki – Tolstoy’dan Anılar, çeviren: Akşit Göktürk, Yapı Kredi Yayınları, anı, 64 sayfa, 2018

Otto Günsche ve Heinz Linge – Hitler Kitabı (2009)

Sovyet arşivlerinden günışığına çıkarılan ‘Hitler Kitabı’, iki SS subayı Otto Günsche ve Heinz Linge’nin anılarından oluşuyor.

Sovyetlere esir düştükten sonra İçişleri Halk Komiserliği (NKVD) tarafından yıllarca sorgulanan Günsche ve Linge, Hitler’in politikaları ve savaş yönetimi hakkında bilinmeyenleri ve Hitler’in yakın çevresini detaylı bir biçimde anlatmış.

Hitler’in 1933’ten 1945’e kadarki yaşamına dair kapsamlı bir rapor olan elimizdeki eser, 29 Aralık 1949’da Stalin’e verilmişti. Diktatörün yaşamına yıllarca en yakından tanıklık etmiş iki ismin anıları, ona dair bilinmeyenleri aydınlığa kavuşturmasıyla, önemli bir tarihi kaynak.

  • Künye: Otto Günsche ve Heinz Linge – Hitler Kitabı, editör: Henrik Eberle ve Matthias Uhl, çeviren: Mustafa Tüzel, NTV Yayınları, tarih, 478 sayfa

A. Hilmi Seçkin – Bir Hâkime Yakışanı Yazdım (2018)

Hilmi Seçkin, meslek hayatı boyunca idealist değerlerinden, prensiplerinden taviz vermemiş has hâkimlerden biriydi.

Seçkin, “hakkaniyet”i tek ölçüt bilmiş, demokrasiye ve kuvvetler ayrılığına inanmış.

Siirt’te, yoksul bir ailede doğan Seçkin, daha sonra bin bir zorlukla hukuk okumuş, mezun olduktan sonra da başka genç bir hâkimle Ordu’da, Gölköy’de, Devrek’te ve Zonguldak’ta görev alıyor.

Bu kitap, idealist tavrından asla taviz vermemiş bir hâkimin mücadelelerle geçen hayatından dönüm noktalarını bizimle paylaşmasıyla önemli.

Seçkin, ailesinin soyağacından seferberlik anılarına, tehlikelerle dolu çocukluk yıllarından İkinci Dünya Savaşı günlerine, hukukçu olarak kariyerinin başlamasından 27 Mayıs, 12 Eylül darbelerine ve sıkıntılı demokrasi maceramıza pek çok konuyu bizimle paylaşıyor.

Seçkin’in anıları, yalnızca bir hukukçunun kişisel macerası olarak değil, Türkiye’nin yakın tarihinin sağlam bir hukuki ve siyasi tanıklığı olarak okunmalı.

Seçkin, kitabını şöyle tamamlıyor:

“Sağduyuyu egemen kılalım, kenetlenelim, özgürlük alanlarını genişletelim, demokrasiye, aydınlığa, uzlaşma kültürüne sahip çıkalım ve en önemlisi hep birlikte, Atatürk’ün bıraktığı noktadan yola devam edelim” diyerek tamamlıyor.

  • Künye: A. Hilmi Seçkin – Bir Hâkime Yakışanı Yazdım, Literatür Yayıncılık, anı, 248 sayfa, 2018

Hikmet Kıvılcımlı – Günlük Anılar (2009)

‘Günlük Anılar’, Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın Türkiye’den kaçışından, ölümünden on gün öncesine kadar tuttuğu notlardan oluşuyor.

Günlükler, bir devrimcinin yaşadığı trajediyi dile getirmelerinin yanı sıra, Türkiye’de sol hareketin, sosyalistlerin neden güçsüz kaldığının tarihi köklerini incelemesiyle de çok önemli.

12 Mart darbesinin analiziyle başlayan kitap, Suriye ve Sofya notları, Türkiye’den kaçış hikâyesi ve TKP’nin “dış büro”sunda yer alan isimlerle hesaplaşma çabasıyla devam ediyor; Yugoslavya bölümüyle de sona eriyor.

Kitabın sonuna, Kıvılcımlı’nın dönüş yolunda İstanbul Sıkıyönetim Mahkemesi’ne “ön savunma” anlamında gönderdiği iki mektup ile Brejnev’e yazdığı bir mektup da eklenmiş.

  • Künye: Hikmet Kıvılcımlı – Günlük Anılar, Sosyal İnsan Yayınları, günlük, 400 sayfa

Mehmet Serhan Tayşi – Ali Emîrî’nin İzinde (2009)

‘Ali Emîrî’nin İzinde’, Milli Kütüphane’nin kurucusu ve Ali Emîrî’nin emanetlerine yıllarca koruyuculuk yapmış Mehmet Serhan Tayşi’nin anılarından oluşuyor.

Tayşi, çocukluğundan ve ailesinden başlayarak, Dolmabahçe Sarayı’nda sekiz yıl boyunca Atatürk’ün muhafızlığını yapan polis babası Ahmet Râsih Tayşi’yi, kütüphanede geçen uzun yıllarını, bu süre zarfında tanıştığı insanları ve deneyimlerini anlatıyor.

Tayşi’nin anıları bu yönüyle, bir dönemin tanıklığını okura sunmalarıyla ilgi çekiyor diyebiliriz.

Kitapta, 2. Dünya Savaşı’nın sıkıntılı günlerinden, dönemin Adana’sına, İzmir Bayındır’ın Melamî, Nakşi ikliminden İstanbul’un çok renkli düşün ve kültür dünyasına kadar birçok ayrıntı yer alıyor.

  • Künye: Mehmet Serhan Tayşi – Ali Emîrî’nin İzinde, Timaş Yayınları, anı, 608 sayfa

Wilson Amos Farnsworth – Kapadokya’daki Amerikalı Misyonerlerin Bilinmeyen Tarihi (2018)

Wilson Amos Farnsworth, 1853-1903 yılları arasında, yani tamı tamına 50 yıl boyunca Kapadokya bölgesinde misyonerlik yapmış bir isim.

Farnsworth bu dönemde Kayseri, Ankara, Yozgat, Nevşehir ve Niğde illerinde, ayrıca bu illere bağlı kaza ve köylerde misyonerlik yapmış, bu esnada 120 bin kilometre yol kat etmiş.

Farnsworth’un bu yıllara dair izlenimlerini barındıran bu kitap, özellikle Orta Anadolu’daki misyonerlik faaliyetleri, Osmanlı’nın son dönemi ve o yılların Orta Anadolu’sundaki toplumsal ve kültürel hayat hakkında dikkat çekici saptamalar barındırmasıyla altın değerinde bir kaynak.

Orta Anadolu, ilginç bir şekilde, Osmanlı’nın son döneminde misyonerlik faaliyetlerinin yoğun olarak yaşandığı bir bölgeydi.

İşin aslı, bu misyonerlik faaliyetlerinin artışı ile Osmanlı’nın bu dönemde içine girmiş olduğu büyük bunalım birbirinden ayrı düşünülemez.

İşte bu kitap da, bölgenin merkezi olarak nitelendirilebilecek Kapadokya’da bu çalışmaların nasıl yürütüldüğünü aydınlatmasıyla önemli.

Kitabın bulunma macerası da ilginç.

Kitap taslağı, Mehmet Şahin tarafından keşfedildi.

Şahin çalışmayı, 2015 yılında Harvard Üniversitesi Kütüphanesi’nin misyoner arşivinde bulmuştu.

  • Künye: Wilson Amos Farnsworth – Kapadokya’daki Amerikalı Misyonerlerin Bilinmeyen Tarihi (1853-1903), çeviren: Mehmet Şahin, Yapı Kredi Yayınları, tarih, 316 sayfa, 2018

Ahmet Fırat – Torosların Ehmeti (2015)

Torosların küçük bir köyünde başlayıp İstanbul’a uzanan bir hayattan kesitler.

Ahmet Fırat, Sarıkaya köyünde geçen çocukluk yıllarını, oğlak çobanlığını, İstanbul Hukuk Fakültesi’ndeki öğrencilik yıllarını, hâkimlik stajını, savcılık yaptığı dönemi ve Adalet Bakanlığı bünyesinde aldığı görevleri, dönemin sosyal ve siyasal olaylarıyla harmanlayarak anlatıyor.

  • Künye: Ahmet Fırat – Torosların Ehmeti, Alfa Yayınları

Hasan Barutçu – Sorumluluklar ve Paylaşımlar Üzerine (2009)

Hasan Barutçu, Tepe Grubu’nda üst düzey yöneticilik yaptığı dönemde birçok sosyal sorumluluk projesi gerçekleştirdi.

İşte, Barutçu’nun bu şirketteki deneyimlerini barındıran ve onun öncülüğünde bir araya gelen isimlerin görüşlerini ve anılarını barındıran elimizdeki eser, şirketlerin toplumsal sorumluluklarını ayrıntılı bir biçimde ele alıyor.

Krizin tüm dünya gibi Türkiye’yi de sarstığı bugünlerde, en çok dillendirilen hususlardan biri de şirketlerin sosyal sorumluluğu.

Kitaptaki yazılar, okuru bu sorumluluğun değişik anlamları üzerine düşünmeye davet ediyor; çeşitli şirketlerdeki yöneticilere ve yönetici adayı gençlere önerilerde bulunuyor.

  • Künye: Hasan Barutçu – Sorumluluklar ve Paylaşımlar Üzerine…, Boyut Yayınları, anı, 199 sayfa