Frederick Douglass – Amerikalı Köle Frederick Douglass’ın Yaşam Öyküsü (2023)

 

Frederick Douglass on dokuzuncu yüzyılda yaşamış ünlü bir kölelik karşıtı olarak hatırlansa da bu ifade tek başına Douglass’ın gerçekte kim olduğunu ve ne kadar büyük bir etki yarattığını tam olarak ifade etmez.

Douglass düşünceleri, sözleri ve eylemleriyle ABD’nin dönüşümünde önemli bir role sahiptir.

Başarısının büyüklüğü, köle doğduğunu düşündüğünüzde daha da belirginleşir.

Bu yaşam öyküsü bir bakıma ham hatıralardan oluşan otobiyografidir ama aynı zamanda bir kölenin adaletsiz bir kaderi kabullenmeyi reddetmesinin öyküsüdür.

Tarifsiz zulmün, toplumsal çalkantının, kişisel mücadele ve zaferin ilk ağızdan anlatımıdır.

Etkisi o kadar derindir ki, yazılmasından yaklaşık iki asır sonra bugün bile özgürlük ve eşit hak mücadelelerinde anılır.

Bu yaşam öyküsü, dünyanın herhangi bir yerindeki ırk, etnisite, din vb. temelli ayrımcılıkla mücadelede daima referans verilmesi gereken, gerçek, çarpıcı ve çok güçlü bir özgürleşme öyküsüdür.

“Ne olursa olsun, her ne pahasına olursa olsun gelin, rüzgâra karşı açtığınız pankartların üzerine dini ve siyasi ilkeniz olarak şunları yazın, ‘KÖLELİĞE TAVİZ YOK! KÖLE SAHİPLERİYLE BİRLİK YOK!’”

  • Künye: Frederick Douglass – Amerikalı Köle Frederick Douglass’ın Yaşam Öyküsü, çeviren: Selda Arıt, Heretik Yayıncılık, anı, 152 sayfa, 2023

Andreas David Mordtmann – İstanbul ve Yeni Osmanlılar (2023)

Alman şarkiyatçı ve diplomat Andreas David Mordtmann entelektüel mesaisinin önemli bir kısmını Şark’ın tarihi, arkeolojisi ve ahvaline dair incelemelere tahsis etmişti.

Anadolu’nun muhtelif yerlerine öncü seyahatler yaptı, bu gözlemleri çoğu ücra Anadolu bölgesi için bugün dahi tarihsel belge niteliği taşıyor.

1800’lü yılların ikinci yarısında İstanbul’da geçirdiği dönemde ticaret mahkemesi azalığı, Mekteb-i Mülkiye’de coğrafya ile antropoloji hocalığı gibi çeşitli görevler aldı ve devletin ileri gelenleriyle yakın ilişkiler kurdu, Tanzimat devrinin önde gelen fikir insanlarıyla dostluklar kurdu.

Bu ilişkiler dolayısıyla başkenti ve Osmanlı’yı yakından gözlemledi, dönemin cemiyetlerinde çeşitli roller oynadı, neticede Osmanlı’nın siyasi, idari, askerî, sosyal ve ekonomik durumuna dair gözlemlerini içeren bu eseri ortaya koydu.

‘İstanbul ve Yeni Osmanlılar’, sadece Kırım Savaşı sonrası İstanbul ve Balkanlardaki isyanlar, bozulan iktisadi dengeler, idaredeki sıkıntılar, hukuk ve eğitim alanlarındaki sıkıntılarla sarmalanmış Sultan Abdülaziz dönemine götürmekle kalmaz, “yeni” bir devrin ümitlerini, insanlarını ve ideallerini de ele alır.

Mordtmann, İstanbullu Müslüman elitlerin hazırladığı çöküş için iki sebep gösterir: Yanlış eğitim ve dinî taassup.

Alman şarkiyatçılığının İstanbullu büyük üstadı Mordtmann’ın hatıratı Christopher Neumann’ın sunuşuyla sunuluyor.

  • Künye: Andreas David Mordtmann – İstanbul ve Yeni Osmanlılar, çeviren: Gertraude Habermann-Songu, Dergah Yayınları, anı, 470 sayfa, 2023

Mutlu Arslan – Hepimizin Hikâyesi (2023)

Ulaştığı kitlesellik ve yarattığı deneyimlerle, bugünden bakıldığında oldukça kısa görünen bir zaman aralığında, toplumsal mücadeleler tarihimize damgasını vuran Devrimci Yol, bazı yörelerde çok daha derin etkiler yaratmıştır.

Anadolu’nun batısında küçük bir şehir olan Uşak da bunlardan biridir. Devrimci Yol dergisinin 1977 Mayıs’ında yayınlanan ilk sayısının manşetinde “Uşak Halkının Direnişi” yer alır.

İç savaş döneminin en yoğunlaştığı günlerde toplumu teslim almaya çalışan faşist saldırganlığa karşı verilen bu “yiğit direniş”, ülke çapında yürütülen mücadeleye örnek gösterilir.

17-18 Mart 1977 Uşak Direnişi, şehirde terör estiren faşistlere karşı canı pahasına direnen devrimci gençlerin kararlığının olduğu kadar, evlatlarına sahip çıkan Uşaklı ailelerin gözü kara cesaretinin de ürünüdür.

Devrimci hareketin ikirciksiz siyasal söylemiyle yoğrularak büyüyen bu kararlılık ve cesaret, kısa zamanda şehrin tüm mahallelerini özgürleştirmiş, köylerde eşi benzeri olmayan tarihsel pratikler yaratmıştı.

Ve elbette bu uğurda büyük bedeller ödenmişti.

‘Hepimizin Hikâyesi’, büyüdüğü sokaklara eli kanlı faşistlerin gölgesi değmesin diye yalın bilek kavgaya tutuşanları; hayatlarını devrim mücadelesine katarak aramızdan ayrılan gencecik insanları; tutulamayan yasları, akıtılamayan göz yaşlarını, yakılamayan ağıtları ve her şeye rağmen küllenmemiş bir umudu anlatıyor.

‘Hepimizin Hikâyesi’, onu yaratan devrimcilerin mütevazı suskunluğu ardında yıllardır saklı kalmış görkemli bir mücadele tarihini anlatıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Ahmet Akkuş, Ahmet Savaştürk, Akın Yalçın, Alpay Bozkurt, Arslan Civan, Asude Güngör, Aydın Çağlayan, Aydoğan Sunal, Bahri Öner, Bilal Kul, Bülent Akın, Celile Üstüntaş, Cemal Gürsel Kırıcı, Ecevit Genç, Ertan Yıldırım, Fırat Güray, Gülfer Gültepe Keskin, Gülnur Sevinç, Hacer Bozkurt, Hasan Peker, Huriye Yıldırım, Hüdai O. Akcura, Hüdayi Mohan, Hüsamettin Aytaş, İbrahim Akın, İbrahim Uçar, İsmail Ertürk, İsmail Küçükakın, Kemal Türkekul, Mahmut Uludağ, Mehmet Erdal, Mehmet Soyatlar, Mesut Güngör, Muammer Sakaryalı, Mustafa Uysal, Mutlu Arslan, Müfide Akkuş Karakaya, Nihat Fırat, Osman Karakaya, Osman Mercimek, Önder Güner, Ragıp Atılgan, Ramazan Şenkul, Recep Çiydem, Semiha Durak, Sevil Kul, Sultan Kulalı, Süleyman Oktay, Süreyya Martin, Şefika Sakaryalı, Tahsin Özer ve Zekai Kömürcü.

  • Künye: Mutlu Arslan – Hepimizin Hikâyesi: Uşak’ta Devrimci Mücadele (1975-1981), Sol Kültür Yayınları, siyaset, 432 sayfa, 2023

Turgay Tuna – Bakırköy ve Yeşilköy’den Unutulmuş Portreler (2023)

Bakırköy ve “uydusu” Yeşilköy, İstanbul’un genelinde Rumların, Ermenilerin ve Levantenlerin yoğun olduğu semtlerdi.

Turgay Tuna, o yıllardan anılarını paylaştığı bu kitabında, yitip gitmiş o insanların ve onlarla beraber bu topraklardan ilelebet göçmüş muazzam kültürel zenginliğin izini sürüyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Çocukluk yıllarımda, evde yaramazlık yaptığım vakitler soluğu komşumuz Arşaluz Teyze’nin kucağında alırdım. Saçlarım Berber Jirayr’da kestirtilir, mahalle arkadaşlarım Yorgo ve Çuli ile birlikte top peşinde koştururduk. Bayramlık ayakkabılarım Zepür Abla’mın çalıştığı Kirkor Biberoğlu’nun mağazasından alınırdı.

Paskalya günlerinde komşumuz Madam Janet’in çikolatalarından tatmış, Fransızca derslerimi Fransız Madam Helene’den almıştım. Hastalandığımda Doktor Nazaretyan’a, ilk diş tedavilerim için Foti Hristidis Bey’e gitmiştim.

Esayan’da okuyan Takuhi’ye vurulmuştum…

Hepsinin güzel anılarını yad ediyorum. Işıklar içinde olsunlar.”

  • Künye: Turgay Tuna – Bakırköy ve Yeşilköy’den Unutulmuş Portreler, E Yayınları, anı, 200 sayfa, 2023

Ksenophon – Sokrates’ten Anılar (2022)

Sokrates gerçekte kimdi, Atina’da, halkın arasında dolaşırken nasıl bir yaşam sürmüştü, gençlere ne anlatıyordu, yargıçlar karşısında onu haksız yere mahkûm olmaya iten ne tür düşüncelere sahipti?

Felsefe tarihinin bu en eski sorularına, şimdiye kadar sayısız yorum katılmış, bazen birbirinden farklı Sokrates resimleri ortaya çıkmıştır.

Sokrates’in öğrencisi olan, gençliğinde bir dönem yanında bulunmuş Ksenophon’un bu ünlü yapıtı, Sokrates’in gündelik yaşamını, ev hayatını, vakti nasıl geçirdiğini, kişiliğini ve düşüncelerini birçok yönüyle yansıtan en önemli tanıklıklardan biri.

Kitaptan bir alıntı:

“Sokrates’in nasıl bir insan olduğunu bilenler arasından erdemi bulmaya çalışan kimseler bugün hâlâ en çok onu özlüyorlar, çünkü erdem arayışında onlara en çok yararı dokunan oydu. Bana gelince, onun nasıl bir insan olduğunu anlattığım kadarıyla, o kadar dindar bir insandı ki, Tanrıların görüşünü almadan hiçbir şey yapmazdı; o kadar adaletli idi ki, hiç kimseye küçücük bir zarar bile vermezdi; yanındakilere hep yararı dokunurdu; kendini o kadar iyi denetlerdi ki, daha zevkli diye hiçbir şeyi iyiye yeğlemezdi; o kadar akıllı idi ki, iyi ile kötüyü ayırmada hiç yanılmazdı; başkalarına ihtiyacı yoktu, bu ayırımı kendi başına yapabilirdi; mantık yürütmede ve böyle şeyleri tanımlamada ustaydı; başkalarını sorgulamada, hatalarını bulup onları erdeme ve mükemmelliğe yönlendirmede ustaydı: bu haliyle bana en üstün ve en mutlu insan olarak görünüyordu. [Bunlar yetmiyorsa, bu söylediklerimle başka insanların karakterini karşılaştırın, ondan sonra karar verin.]”

  • Künye: Ksenophon – Sokrates’ten Anılar, çeviren: Candan Şentuna, Doğu Batı Yayınları, anı, 171 sayfa, 2022

Harun Karadeniz – Yaşamımdan Acı Dilimler (2022)

1968-69 gibi alabildiğine hareketli bir dönemde İTÜ Öğrenci Birliği başkanlığı yapan Harun Karadeniz, hem kuşağı tarafından hem de çeşitli defalar basılan ‘Olaylı Yıllar ve Gençlik’ kitabından ötürü bir gençlik lideri olarak anılır.

Öğrenci Birliği başkanlığı sırasında NATO’ya Hayır, 6. Filo’ya karşı gibi gösterilerin yanı sıra doğrudan öğrenci gençliğin alanında gözükmeyen Gerze Tütün Mitingi, Ortak Pazara Hayır Yürüyüşü gibi eylemlerin düzenlenmesinde de önemli katkıda bulunmuştu.

‘Kapitalsiz Kapitalistler’ (1968) kitapçığıyla popüler bir dille sömürüyü açıklamaya çalışmış ve “Yeter ki sömürü mekanizması ve iktisadi gerçekler halka halk diliyle anlatılsın” diyerek kendi arayışının yörüngesini çizmeye başlamış, fakat siyasal yaşamının en önemli deneyimi gölgede kalmıştı.

Harun Karadeniz 1968 üniversite işgallerinin hemen ardından başlayan fabrika işgallerinin ilki olan Derby fabrikasında grevin işgale dönüştürülmesi için kendisinden destek istenmesinden başlayarak işçi hareketi ile organik bir ilişki kurmanın yollarını aramıştı.

Bu tür eylemlere ağırlıklı olarak İTÜ’den olmak üzere en az 100 kişi katılmaktaydı.

Karadeniz için bir not düşmek gerekirse yakın dostu, hocası İdris Küçükömer’den bir alıntı yapmak yerinde olur:

“Düşünen, düşünmesini bilen bir insandı. Somut gözlemleri, çocukluğundan beri olan yaşamı, onu önceden öğretilen bazı kavramlardan şüphe etmeye, sonra düşünmeye yöneltti. Yoksul ve kızgın köylü çocuğu mühendis olacaktı. Matematik, bir lojik yöntem olarak onu pusatlandıracaktı. Üniversitelerdeki öğreti ile hayattaki toplumsal ilişkilerin uyuşmazlığını anladı. Somut önerilerini lider olarak uygulamaya geçti. … Giderek öğrenci eylemlerinden işçiler içine karışmanın yeğ olduğunu kabul etti ve öyle eyledi.”

  • Künye: Harun Karadeniz – Yaşamımdan Acı Dilimler, Ayrıntı Yayınları, anı, 208 sayfa, 2022

Ahmet Cevat Emre – İki Neslin Tarihi (2022)

Giritli, İttihatçı, Şeref kurbanı, sürgün, muallim, gramerci, gazeteci, propagandacı, komünist, “İdaî”, Kemalist, Muhit naşiri, dilci, mütercim, mebus: Ahmet Cevat Emre’nin 1877’den 1961’e uzanan, Girit’ten İstanbul’a, Trablusgarp’tan Avrupa’ya, Bakü’den Moskova’ya ve sonrasında Ankara’ya uzanan maceraları ve mücadeleleri Cumhuriyet’in kurucu neslinin en özgün sayfalarından.

Şeref vapurunda sürgün bir Harbiyelidir, II. Meşrutiyet’in eğitim ve basın hayatının öncü isimlerinden olur, 1920 sonrası Türkiye Komünist Fırkası’nın baş aktörlerinden biridir, Nazım’a ve birçoklarına şeflik eder, 1928 sonrası çıkardığı dergi Muhit’te Kadro’cuları bir araya toplar, Atatürk’ün dil devrimini borçlu bildiği, emanet ettiği isim olur, Homeros’u Antik Yunancadan çevirir, Türkçe dilbilim alanında anıt eserler kaleme alır.

Yakup Kadri’nin deyişiyle solcuların döneklik, sağcıların komünistlikten aforoz ettiği ve unuttuğu Ahmet Cevat’ın hatıratı ‘İki Neslin Tarihi’ devrimler çağında bir cevelanın tanıklığıdır.

Kitapta, bu hatırata ek olarak Ahmet Cevat’ın vefatından sonra yayımlanan 1920 Moskova’sında Komünist Türkler tefrikasını ve yaşamına ışık tutacak yazı ve belgeler de yer alıyor.

  • Künye: Ahmet Cevat Emre – İki Neslin Tarihi, Telemak Kitap, anı, 580 sayfa, 2022

Ernő Rubik – Küp: Bulmacalarla Dolu Bir Hayat (2022)

Dünyanın en popüler bulmacası olan Rubik Küpü’nün yükselişine dair eşsiz bir kitap.

Bu bulmacanın mucidi Ernő Rubik, anılarını ve icadıyla ilişkisini anlattığı kitabıyla karşımızda.

‘Küp’, gezegenimizin en ikonik bulmacası olan Rubik Küpü’nün inzivadaki mucidi Rubik’ten öğrendiklerine, merakına ve keşiflerine dair benzersiz bir ilk kitap.

Ernő Rubik bulmacalara gönlünü kaptırdığında henüz bir çocuktu.

Zaman içerisinde bulmacaların insanların odaklanmasını, merak duygusunu, keşifçi ruhunu geliştirdiğini de fark etti.

İcat edildiği 1974’ten bugüne tüm dünyayı saran ve popüler kültürün ayrılmaz bir öğesi hâline gelen küp de onun için yalnızca bir bulmaca değil, aynı zamanda bir yaratıcılık makinesiydi.

‘Küp’te Rubik yalnızca bu büyülü bulmacayı yaratma macerasını değil, her daim amatör bir ruha sahip olmanın sırlarını da açıklıyor, bir yandan da keşif süreci olmaksızın sorunların çözülemezliğini tartışıyor.

‘Küp’, yalnızca bu bilge ve mütevazı mucidin zihnine değil, bulmacanın kendisine de doğrudan bir bakış sunuyor.

  • Künye: Ernő Rubik – Küp: Bulmacalarla Dolu Bir Hayat, çeviren: Sinan Gürtunca, İthaki Yayınları, bilim, 216 sayfa, 2022

Carl Seelig – Robert Walser ile Yürüyüşlerimiz (2022)

Carl Seelig’in Robert Walser ile yürüyüşlerine dair kayıtları, gerek bu iki yazarın bir parçası olduğu İsviçre edebiyatında, gerek dünya edebiyatında benzersizdir.

Walser, ellinci doğum gününden sonra yazmayı bırakmış ve yaşamını bir ruh ve sinir hastalıkları hastanesinde sürdürmüştü.

Ona ve eserlerine destek olmak isteyen Seelig, Walser’i hastanede sık sık ziyaret eder, böylece “birlikte yürümek” alınyazıları haline gelir.

1936’dan 1956’ya dek çıktıkları yürüyüşlerdeki hayat, edebiyat ve siyaset üzerine konuşmalarından süzülen notlar, dünyaya sırt çevirecek kadar “hassas” ve “suskun” bir yazarın portresini çizer.

Bu notlardan hareketle Percy Adlon’un yazıp yönettiği Der Vormund und sein Dichter filmi de büyük ilgi toplamış, 1979’da iki Adolf Grimme Ödülü’ne layık görülmüştü.

  • Künye: Carl Seelig – Robert Walser ile Yürüyüşlerimiz, çeviren: Aysin Önen, Everest Yayınları, anı, 148 sayfa, 2022

Mehmet Özdoğan – 1960’lı Yılların Güneydoğu Anadolu’su (2022)

40 yıl boyunca Güneydoğu Anadolu’ya gidip gelmiş Mehmet Özdoğan Hocamızın bu kitaptaki izlenimleri, 1960’lı yılların Güneydoğu Anadolu’su üzerine altın değerinde bir kaynak.

Özdoğan’ın 1960’lardan itibaren anı, gözlem, izlenim ve bunlarla ilgili yorumlarını içeren Arkeoloji ve Sanat Yayınları olarak bir dizi halinde yayına hazırlanan üç eseri, öncelikle ülkemizin kazı ve araştırma tarihinin bir bölümünü belgeselleştirmesi açısından önemli kaynaklardı.

Eldeki eser ise 1964 yılı Mayıs ayı sonlarında Çayönü kazısına katılmak için, İstanbul’dan o yıllarda kömürle çalışan Kurtalan Ekspresi’yle Ergani’ye ulaşıncaya kadar kömür tozu soluyarak geçen 70 saatlik bir yolculuk sonrasında ilk kez tanıştığı Güneydoğu’yu konu alıyor.

Ağırlıklı olarak 1960’lı yıllarda Prof. Özdoğan’ın Güneydoğu Anadolu’daki gezilerde çektiği fotoğraflarla, kısmen o günlere ait anılarının titizlikle eşleştirilmiş bir derlemesidir.

Özdoğan, aynı yıl, Temmuz ayında Siirt Pervari Herekol Dağı’nda göçerlere gönüllü öğretmenlik yapmak için, ardından da bir arkadaşıyla kışın tam ortasında Gaziantep’ten Mardin’e ve Diyarbakır’a kadar bir uçtan öbür uca bölgeyi tanımak için Güneydoğu Anadolu’ya iki kez daha gitti.

Sonraki 40 yıl boyunca Güneydoğu Anadolu yolcusu olmuş; kazı, yüzey araştırması, gezi olarak bir yılın en az birkaç ayını bölgenin bir yerlerinde, çoğu kez yerel halkla iç içe geçirdi.

Birbirlerinden bağımsız, ayrı amaçlar, ayrı nedenlerle yaptığı geziler burada Özdoğan’ın arşivinde olan fotoğrafların akışına göre sıralanarak bize o yılların Güneydoğu Anadolu’sunu onun gözünden anıları çerçevesinde tüm ayrıntılarıyla aktarılıyor.

  • Künye: Mehmet Özdoğan – 1960’lı Yılların Güneydoğu Anadolu’su: İzlenimler, Yansımalar, Kazılar, Araştırmalar, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, arkeoloji, 176 sayfa, 2022