Peter Tompkins, Christopher Bird – Bitkilerin Gizli Yaşamı (2024)

Bitkilerin dünyasını, insanlık ile bilimsel keşiflerin ortaya çıkardığı ilişkileri bağlamında inceleyen ‘Bitkilerin Gizli Yaşamı’, bitkilerin yalan dedektörleri ve ekolojik nöbetçiler olabildiği şeklinde şaşırtıcı ve dikkate değer bilgiler içermenin yanında; insan isteklerine uyumlanma yetenekleri, müziğe tepkileri, sağaltıcı güçleri ve insanlarla iletişim kurma yeteneklerini ortaya koyuyor.

Yazarlar Peter Tompkins ve Christopher Bird, 20. yüzyılın en kapsamlı ve gezegeni kurtarabilecek veya yok edebilecek devriminin bahçe toprağınızın altından gelebileceğini öne sürüyor.

1973 yılında yayımlanan ‘Bitkilerin Gizli Yaşamı’, bitki dünyasına dair bakış açımızı kökten değiştirdi.

Bu çığır açan eser, bitkilerin sadece pasif varlıklar olmadığını, aksine çevrelerine duyarlı, iletişim kurabilen ve hatta öğrenme kapasitesine sahip canlılar olduğunu gözler önüne seriyor.

Kitap, bitkilerin müzikten, dokunuşa, hatta insan duygularına kadar çeşitli uyaranlara tepki verebildiğini ortaya koyuyor.

Yapılan deneylerde, bitkilerin müzik dinlerken köklerini belli yönlere doğru uzattıkları, dokunulduğunda elektriksel sinyaller yaydıkları ve hatta insanlardan gelen olumlu veya olumsuz enerjilere tepki gösterdikleri gözlemlenmiştir.

Bitkilerin birbirleriyle iletişim kurabildikleri, kök sistemleri aracılığıyla bilgi alışverişi yaptıkları ve hatta birbirlerine yardım edebildiklerini gösteriyor.

Kitap, bitkilerin basit bir refleks düzeyinde değil, daha karmaşık bir bilinç düzeyine sahip olabileceğini öne sürer.

Bitkilerin hafızaları olduğu, öğrenme kapasiteleri olduğu ve hatta belirli bir seviyede karar alabildikleri iddia edilir.

Kitap, yayımlandığı dönemde büyük ilgi gördü ve bitkilere olan bakış açımızı kökten değiştirdi.

New Age hareketleri tarafından benimsenen kitap, bitki sevgisi ve doğa ile bağ kurma konusunda farkındalık yarattı.

  • Künye: Peter Tompkins, Christopher Bird – Bitkilerin Gizli Yaşamı, çeviren: Sulhi Dölek, Selin Yılmaz, Kabalcı Yayınları, bilim, 424 sayfa, 2024

Patrick Aryee – Bizi Daha Akıllı Hâle Getiren 30 Hayvan (2024)

Hayvanların sahip olduğu benzersiz özellikler insanlığın teknolojik ve bilimsel gelişmelerine ilham verdi.

Patrick Aryee, hayvanların sadece hayranlık uyandıran varlıklar olmadığını, aynı zamanda insanlığın ilerlemesinde önemli bir rol oynadığını vurguluyor.

Sivrisineklerin ağrısız iğneleri, cerrahide yeni yöntemlerin geliştirilmesine ilham oldu.

Midyelerin yapışkan özellikleri, diş dolgularından güçlü yapıştırıcılara kadar birçok alanda kullanılıyor.

Kutup ayılarının kalın kürkü, uzay keşiflerinde astronotların sıcak tutulması için yeni materyallerin geliştirilmesine ilham verdi.

Kitap, doğanın ne kadar yaratıcı ve yenilikçi olduğunu göstererek okuyucuların doğaya olan hayranlığını artırmayı amaçlıyor.

Hayvanların sahip olduğu benzersiz özelliklerin bilim insanlarını nasıl etkilediğini anlatarak, okuyucularda bilimsel merak uyandırıyor.

Günlük hayatta kullandığımız birçok teknolojinin aslında hayvanlardan ilham alındığını göstererek, teknolojinin kökenlerini daha iyi anlamayı sağlıyor.

  • Künye: Patrick Aryee – Bizi Daha Akıllı Hâle Getiren 30 Hayvan, çeviren: Doğan Mert Demir, Orenda Kitap, bilim, 296 sayfa, 2024

Luiz Pessoa – Dolanık Beyin (2024)

Beyin-davranış ilişkisini inceleyen kitaplar ya tüm insan davranışlarını beyne indirgemekte ya da beynin davranışların oluşumundaki rolünü çok fazla detaya girerek anlaşılmaz kılmaktadır.

Luiz Pessoa’nın ‘Dolanık Beyin’ kitabı ise, alandaki diğer çalışmalardan ayrılan bir özelliğe sahip.

Luiz Pessoa’nın ‘Dolanık Beyin’ kitabı, insan beyninin karmaşık yapısını ve zihinsel süreçlerimizi daha iyi anlamamızı hedefleyen önemli bir çalışmadır. Kitap, algı, biliş ve duyguların birbirleriyle nasıl iç içe geçtiğini, beynin bu süreçleri nasıl koordine ettiğini ve bu etkileşimin davranışlarımızı nasıl şekillendirdiğini detaylı bir şekilde inceliyor.

Pessoa, beynin sadece biyolojik bir organ olmadığını, aynı zamanda düşüncelerimizi, duygularımızı ve davranışlarımızı şekillendiren karmaşık bir sistem olduğunu vurguluyor.

Kitap, bu üç zihinsel sürecin birbirinden bağımsız olmadığını, aksine sürekli bir etkileşim içinde olduğunu gösteriyor.

Örneğin, bir nesneyi algılama şeklimiz, o nesne hakkında sahip olduğumuz bilgi ve duygularımız tarafından şekilleniyor.

Pessoa, beynin farklı bölgelerinin birbirleriyle sıkı bir şekilde bağlantılı olduğu ve bu bağlantıların karmaşık bir ağ oluşturduğu “dolanık beyin” modelini sunuyor.

Bu model, beynin bütüncül bir şekilde çalıştığını ve farklı zihinsel süreçlerin birbirini etkilediğini gösteriyor.

Pessoa, beynin farklı bölgelerinin belirli işlevlere sahip olduğu görüşüne karşı çıkıyor ve beynin daha bütüncül bir şekilde çalıştığını savunuyor.

Kitapta, nörobilim alanındaki en güncel araştırmalara yer verilerek, okuyucuya beynimiz hakkında en son bilgilere ulaşma imkanı sunuluyor.

Pessoa, psikoloji, nörobilim, felsefe gibi farklı disiplinlerden yararlanarak beynin karmaşık yapısını daha iyi anlamamızı sağlıyor.

İnsan beyninin karmaşık ve çok katmanlı yapısına yönelik kapsamlı bir araştırma yürüten Pessoa, zihinsel süreçlerimiz ile duygusal deneyimlerimizin birbirleriyle nasıl iç içe geçtiğini ele alıyor ve beyin-davranış ilişkisi incelerken indirgemeci ve detaycı yaklaşımlardan uzak durmaya özen gösteriyor.

Pessoa’nın bu kitabı, beyin davranış ilişkisini en temelden kavramak isteyen psikiyatristler, nörologlar, nörobilimciler, psikologlar ve ilgi duyan herkes için bir kılavuz niteliğinde.

  • Künye: Luiz Pessoa – Dolanık Beyin: Algı, Biliş ve Duygu Nasıl Birlikte Örülür?, çeviren: Erol Yıldırım, Mustafa Bilici, Mahir Yeşildal, Özge Yılmaz, Vakıfbank Kültür Yayınları, bilim, 2024

Nick Lane – Dönüştürücü (2024)

İçinde asetil koA’ların, fumaratların, pirüvik asitlerin kol gezdiği, hücresel zarlara gömülü pompaların yüklü molekülleri bir alandan diğerine iteklediği, milyarlarca hücrede cereyan eden milyar kere milyar tepkimenin kesintisiz akıp gittiği mekanik bir üretim bandı nasıl olur da bilincin, varoluşumuzun kutsal mekanına dönüşür?

Biyokimyanın derin ve soğuk sularında yüzmekten korkmayan Nick Lane, okuru yaşam fabrikasının merkezindeki motora, varlık şehrinin en kritik kavşak noktasına, biyokimyasal döngülerin Oroboros’una, Krebs çevrimine götürüyor.

Enerji ve madde devrinin karşıt güçler arasındaki dengeyle sağlandığı bu biyokimyasal atlıkarınca kimi zaman hızıyla ve karmaşıklığıyla başınızı döndürecek, kimi zaman eylemlerinizle ve zaman katarıyla avuçlarınızdan kayacak.

Yaşamın, hareketin ve enerjinin; gaz püsküren derin deniz bacalarının etrafında milyonlarca yıl önce doğduğu haliyle devam ettiğini gördükçe zirveden inişe uzanan canlılığınız yaşamın kökenine, mitokondrileriniz bakterilere, bilinciniz gezegenin görkemli tarihine bağlanacak.

‘Dönüştürücü’, canlılar dünyasının derin kimyasını idrak edeceğiniz bu muhteşem yolculukta sizi de dönüştürecek.

  • Künye: Nick Lane – Dönüştürücü: Yaşamın ve Ölümün Derin Kimyası, çeviren: Mehmet Doğan, Koç Üniversitesi Yayınları, bilim, 296 sayfa, 2024

Reşit Canbeyli – YÖK’ün Gölgesinde, Bilim Tarihi Işığında (2024)

Üniversitelerin araştırma laboratuvarlarında, günümüzün en ileri teknikleri kullanılsa ve hattâ geleceğin teknolojileri yaratılsa da her birinin geçmişle bir bağı ve geçmişe bir borcu vardır.

Dolayısıyla her laboratuvarın içinden doğrudan ya da dolaylı olarak bilim tarihi geçer.

Reşit Canbeyli bu kitapta, birbirine sarmalanmış üç ana konuyu bilim tarihi bağlamında laboratuvarları ve deneycilik geleneğini, kendi laboratuvarının kuruluşunu ve kişisel öyküsünü anlatıyor.

Ülkemizde ve dünyada bilimin yapılış biçimini ve laboratuvarların işleyişini kitabının odağına alarak Türk bilim tarihine bir not düşüyor.

Onun laboratuvarının içinden sadece bilim tarihi geçmiyor aynı zamanda 12 Eylül rejiminin yarattığı YÖK de geçiyor.

Bu kitap, bilimle uğraşmanın yalnızca başkalarının yaptıklarını aktarıp özetlemekten ibaret olamayacağını; bilimin düz bir çizgide yanlışlara düşmeden yapılan, coşkusuz ve bütünüyle duygulardan yoksun bir faaliyet olarak görülemeyeceğini savunuyor.

Genç bilimcilere bilim heyecanını, tutkusunu ve hatta kuşkusunu aşılamakta laboratuvarların önemini vurguluyor.

  • Künye: Reşit Canbeyli – YÖK’ün Gölgesinde, Bilim Tarihi Işığında: Bir Üniversite, Bir Laboratuvar, Pan Yayıncılık, bilim, 160 sayfa, 2024

Michel Serres – İnsanlanma (2024)

Silikon vadisinin kurucu merkezlerinden Stanford Üniversitesi’nde on yıllarca bilim tarihi dersleri veren, ayrıca Académie Française’in nadir filozof üyelerinden olan Michel Serres (1930-2021) genç yaşlarından itibaren bir geçiş döneminde yaşadığımızı fark eder ve tüm ömrünü insanlığı bu geçişin sonrasına hazırlamaya vakfeder.

Bugün transhümanizm başlığı altında yapılan tartışmaları kendi yarattığı insanlanma (hominescence) kavramı altında tartıştığı bu kitapta insanın geleceğini bir erginlenme (adolescence) olarak, çocukluktan yetişkinliğe bir geçiş olarak betimler.

İnsanlığın son elli yılda yaşadığı radikal değişimleri değerlendirirken temel dört konuda geri dönüşsüzce yeni bir döneme girdiğimizi söyler: Ölümle ilişki, bedenlerimizle ilişki, yeryüzüyle ilişki ve yeni iletişim ağları nedeniyle başka insanlarla ilişki.

Michel Serres evrimsel düzeyde gerçekleşeceğini öngördüğü bu radikal değişimlerin özellikle zenginler ve yoksullar arasında yaratacağı muazzam eşitsizlik tehlikesine dikkat çeker ve bu sefer adına layık olacak ikinci bir hümanizm çağı için adalet yükümlülüğünün altını çizer.

  • Peki bu gelecek bizi coşturmalı mı yoksa korkutmalı mı?

Michel Serres, ‘İnsanlanma’da iyimser veya kötümser senaryolar üretmektense geleceğin belirsiz ışığını görmemiz için bize rehberlik etmeyi tercih ediyor.

  • Künye: Michel Serres – İnsanlanma, çeviren: İlhan Burak Tüzün, Livera Yayınevi, inceleme, 384 sayfa, 2024

James Bridle – Varolma Biçimleri (2024)

  • Zeki olmak ne demek?
  • Zekâ insana özgü bir şey mi yoksa bitkiler, hayvanlar, hatta kendi yarattığımız teknolojilerle paylaştığımız bir şey mi?

Son yıllarda yapay zekâ alanında yapılan göz kamaştırıcı atılımlar, yapay zekânın büyük bir güç ve insanın dünyadaki yerine yönelik büyük bir tehdit teşkil edebileceğini gösterdi.

Bu durum zekânın doğası üzerine yeni bir tartışma da başlattı.

Bu tartışma ekseninde yapılan araştırmalar sayesinde artık çevremizdeki diğer zekâ türlerinin farkına varmaya da başladık.

Ağaçların henüz tam olarak anlayamadığımız, çok karmaşık yollarla zeki iletişim ağları kurduklarını, hayvanların da iç dünyalarının olduğunu, makinelerin ve cansız varlıkların bile bir anlamda “zekâ” sergilediklerini, bizimkinden farklı biçimde ama en az bizim kadar “var” olduklarını öğrendik.

Sanatçı ve düşünür James Bridle, ‘Varolma Biçimleri’nde, biyoloji, fizik, bilişim, edebiyat, sanat ve felsefeden yararlanarak insan zihninin ötesinde kalan çeşitli zekâ biçimlerinin büyüleyici dünyasına bir pencere açıyor.

Bitkilerin akıl almaz hayatta kalma tekniklerinden, hayvanların bilişsel becerilerinin enginliğine, yapay zekânın şaşırtıcı ve ürkütücü yeteneklerinden insan olmanın ve bilincin anlamına kadar uzanan bir çizgide, okuru entelektüel bir yolculuğa çıkarıyor.

İnsan olmayan zekâlara zihinlerimizi açmamız ve çevremizdeki doğal ve yapay sistemlerle nasıl bir arada yaşadığımızı yeniden gözden geçirmemiz gerektiği konusunda bize meydan okuyor.

Teknoloji tarafından git gide daha fazla şekillendirilen ve tehdit edilen bir dünyada, insanın egemenliğinin tek yol olmadığı, hayatta kalmanın anahtarının diğer varolma biçimlerinden bir şeyler öğrenmek olabileceği bir geleceği hayal etmemiz konusunda bizi cesaretlendiriyor.

  • Künye: James Bridle – Varolma Biçimleri: Bitki, Hayvan, İnsan ve Makine Zekâsı, çeviren: Mukadder Erkan, Malike Hancı, Fol Kitap, bilim, 440 sayfa, 2024

Cordelia Fine – Başına Buyruk Beyin (2024)

  • Beyninizin ne kadar güvenilir olduğunu düşündünüz mü?

Yeniden düşünün!

Son yıllarda, yüz milyar hücreli beynimizin olağanüstü işleyişi hakkında çok şey duyduk.

Gerçekten de beynin gücü her geçen gün yeni çalışmalar ve araştırmalarla teyit ediliyor.

Ancak sahip olduğumuz ama muhtemelen bilmediğimiz, tanışmadığımız bir beyin var: içimizdeki primadonna.

İster geçmişi görme önyargısı, ister hüsnükuruntu, ister gerçekçi olmayan iyimserlik ya da ahlaki bahaneler üretme olsun, her birimiz dünya ve kendimiz hakkındaki gerçekleri görmemizi engelleyen bir dizi doğuştan gelen hataya sahibiz.

Beynimizin kendi çıkarlarını korumak için ne kadar yaratıcı olabileceğini, gerçeği nasıl esnettiğini ve bazen de tamamen uydurduğunu gündelik örneklerle kaleme alan Cordelia Fine, son derece esprili bir dil kullanarak bizi tanışmak istemeyebileceğimiz, kendi fikri olan bir beyinle tanıştırıyor.

‘Başına Buyruk Beyin’, beynimizin arkamızdan ne dolaplar çevirdiğini merak edenler için hem bilimsel hem eğlenceli bir rehber.

  • Künye: Cordelia Fine – Başına Buyruk Beyin: Beynimiz Nasıl Çarpıtır ve Aldatır, çeviren: Funda Sezer, İrene Kitap, bilim, 248 sayfa, 2024

Angela Saini – Üsttekiler (2024)

Binlerce yıldır, egemen toplumların içten içe kendilerinin en iyisi olduğuna inanmak gibi bir alışkanlığı var; güçleri arttıkça da bu gücü yalnızca kültürel değil, aynı zamanda doğal bir unsurmuş gibi sunuyorlar.

İktidarın ırk fikrini nasıl şekillendirdiğini gördüğünüzde onun anlamını da kavramaya başlıyorsunuz.

Yirmi birinci yüzyılda, bilimsel ırkçılığı geride bıraktığımıza, çoğu insanın ırkın biyolojik bir durumdan ziyade toplumsal bir inşa olduğunu kabullendiğine inanma eğilimindeyiz.

Gelgelelim bilimin belirli siyasi çevrelerce istismar edilmesiyle ırk bilimi yeniden aramıza döndü.

İyi niyetli biliminsanları dahi genetik ve tıbbi araştırmalarda ırk kategorilerini kullanarak ırkın bir çeşit biyolojik temeli olabileceği kuşkularını açığa vuruyor.

Oysa bu şüpheleri, muktedirlerin icat ettiği ırk hiyerarşilerinin hüküm sürdüğü yüz yıl öncesinden daha gerçek değil bugün de.

Ödüllü yazar Angela Saini dünyanın dört bir yanından genetikçiler, antropologlar, tarihçiler ve sosyal bilimcilerle görüşerek ilk zamanlarından günümüze ırk kavramının izini sürüyor.

‘Üsttekiler’ ırkın gerçek, bazı insanların da diğerlerinden üstün olduğuna dair sinsi ve yıkıcı inancın doğasını irdeleyen güçlü ve titiz bir çalışma.

  • Künye: Angela Saini – Üsttekiler: Irk Biliminin Geri Dönüşü, çeviren: Özlem Özarpacı, Minotor Kitap, bilim, 360 sayfa, 2024

Thomas Dixon, Adam Shapiro – Bilim ve Din (2024)

Bilim-din çatışması hep gündemde.

Evrimden aşı karşıtlığına, müfredat tartışmalarından bilim inkârcılığına dek birçok güncel konu ve sorun dinin emirleri ile bilimin yöntem ve ilkeleri arasında kurulan zıtlığa sıkıştırılabiliyor.

Bu kitaptaysa Thomas Dixon ve Adam R. Shapiro can alıcı bir soru sorarak konuyu ele alıyor: Bilim-din gerilimini belirleyen asıl mesele ne?

Bu ezeli ve çetrefil ikiliğe dair peşin hükümleri felsefi açıdan sorgulayan yazarlar, tıpkı Galileo’nun meşhur davasında olduğu gibi, bilim-din ihtilafının birtakım iktidar ve hâkimiyet mücadelelerini nasıl örtbas edebildiğini –sırasında Avrupa merkezli perspektifin dışına çıkıp sömürgecilik tarihiyle de hesaplaşmaya çalışarak– gözler önüne seriyorlar.

  • Künye: Thomas Dixon, Adam R. Shapiro – Bilim ve Din, çeviren: Gamze Doğan, İş Kültür Yayınları, bilim, 176 sayfa, 2024