Guido Barbujani – Irkların İcadı (2022)

 

“Bugün DNA’ya baktığımızda, göçlerin ve binlerce yıl içinde birbiriyle kaynaşma sonucunda genomlarımızın birbirine karışmasının, gözlerimizin önüne serilen rengarenk elbiseyi hepimize giydirmiş olmasının izlerini takip ediyoruz.”

Irk kelimesi yeniden moda oldu.

Ancak bunun tam olarak ne anlama geldiğini bildiğimizden emin miyiz?

Farklı kültürlerden insanlar arasındaki ilişkiler ve sosyal eşitsizlikler genlerimize ne kadar bağlı?

Guido Barbujani’nin ‘Irkların İcadı’ kitabı, büyüleyici bir tarihsel-eleştirel yolculukla, ırksal sınıflandırmaya yönelik ilk girişimlerden modern DNA çalışmalarına kadar insan çeşitliliğinin biyolojik temeline ilişkin tartışmanın aşamalarının izini sürüyor.

Genetiğin, Afrika kökenlerimizden beş kıtanın kolonileştirilmesine kadar insanlığın yolculuğunun en uzak aşamalarını yeniden inşa etmeyi nasıl başardığını gösteriyor.

Bu bilginin, insanlığın biyolojik olarak farklı gruplara, diğer türlerde ırk olarak adlandırılan gruplara bölündüğü yönündeki 19. yüzyıl fikrini nasıl çürüttüğünü anlatıyor.

Irk kavramının beslediği ırkçılıkla mücadele için değerli bilgiler sunuyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Aramızdaki farklılıkların biyolojik temellerini anlamak istiyorsak, ırk kavramının gereksiz ve zarar verici olduğu giderek daha aşikâr hale geliyor. Bunun nedeni, insanın başka türlerde ırk olarak adlandırdığımız biyolojik gruplardan oluşmamış olmasıdır. Bizi hiçbir yere vardırmamış olan, bir önem taşımayan ırk sınıflandırması gayretimizi terk ederek, araştırmamızı gerçekten önemli olan konuya yönlendirebilirdik: bireyler ve toplumlar arasındaki farklılıklar. Bu toplumları, atalarımızdan aralıksız olarak bize kadar aktarılan farklı DNA’ya sahip birçok insan oluşturdu. Bugün DNA’ya baktığımızda, göçlerin ve binlerce yıl içinde birbiriyle kaynaşma sonucunda genomlarımızın birbirine karışmasının, gözlerimizin önüne serilen rengarenk elbiseyi hepimize giydirmiş olmasının izlerini takip ediyoruz.”

  • Künye: Guido Barbujani – Irkların İcadı: Irkçılığa Karşı Bilim, çeviren: Volkan Çandar, İletişim Yayınları, bilim, 223 sayfa, 2022

Michael Wooldridge – Bilinçli Makinelere Giden Yol (2022)

Bilgisayar teknolojilerinin hızla geliştiği şu günlerde “yapay zekâ” terimini giderek daha sık duyuyoruz; bilim, sağlık, eğitim, sanayi, eğlence, sanat ve daha nice alanda yapay zekâ uygulamaları gün geçtikçe yaygınlaşıyor.

Peki ama yapay zekâ (YZ) derken tam olarak ne kastediyoruz?

Otuz yıldan uzun süredir YZ araştırmacısı olarak çalışan Michael Wooldridge, bu kitapta bize YZ’nin ne olduğunu ve –belki daha da önemlisi– ne olmadığını açıklıyor.

Gerek medyada çıkan sansasyonel haberlerin gerekse yakın gelecekte “bilinçli makinelerin” aramızda olacağını ima eden araştırmacıların aşırı iyimserliğinin yanıltıcı bir tablo çizdiğini vurgulayan Wooldridge, YZ araştırmacılarının gerçekte ne üstünde ve nasıl çalıştığını anlatıyor.

  • “Makine öğrenmesi” ve “derin öğrenme” nedir?
  • YZ konusunda filmlerde, edebiyatta ve medyada karşılaştığımız “Terminatör” senaryolarının gerçekleşmesi mümkün mü?
  • YZ’de işler nasıl zıvanadan çıkabilir?
  • YZ konusunda gerçekten endişelenmemiz gereken meseleler ve endişelenmemize çok uzun bir zaman hiç gerek olmayan meseleler neler?
  • YZ işimizi elimizden alacak mı ve çalışmanın doğasını nasıl etkileyecek?
  • YZ teknolojilerini kullanmanın insan hakları üstünde nasıl bir etkisi olabilir?
  • YZ sistemlerinin ahlaki fail olarak edimde bulunması mümkün mü?
  • Ve elbette: Makineler düşünebilir ve arzulayabilir mi?

Yapay zekânın geçmişine, mevcut durumuna ve nereye gittiğine dair nesnel bir değerlendirme sunan bu kitabı, konuya ilgi duyan okurlarımıza hararetle tavsiye ediyoruz.

  • Künye: Michael Wooldridge – Bilinçli Makinelere Giden Yol: Yapay Zekânın Dünü, Bugünü, Yarını, çeviren: Özge Çelik, Metis Yayınları, bilim, 320 sayfa, 2022

Lars Q. English – Her Şeyin Teorisi Yoktur (2022)

“Bütün, parçaların toplamından daha büyüktür” ve “parçalar sistemleri oluşturmak için etkileşime girdiğinde yeni şeyler meydana gelir” gözlemi genellikle belirme adıyla anılır.

Bu kitabın amacı, modern fiziğin çeşitli dallarındaki fikirlerin ve keşiflerin, belirme hakkındaki düşüncelerimizi nasıl geliştirdiğini ve keskinleştirdiğini göstermek.

Belirme kavramı, indirgeyici olmayan davranışın daha yüksek organizasyon ve karmaşıklık düzeylerinde ortaya çıktığını ifade eder.

Kitapta, kuantum mekaniği, yoğun madde fiziği ile doğrusal olmayan ve istatistiksel fizik alanındaki sohbet turu boyunca, belirmeyle karşımıza çıkan çeşitli nüanslar vurgulanıyor.

Kitap, Belirme kavramının bilimsel anlatımına harika bir giriş.

  • Künye: Lars Q. English – Her Şeyin Teorisi Yoktur: Belirleme Üzerine Fiziksel Bakış Açısı, çeviren: Alper Hayreter, Alfa Yayınları, bilim, 244 sayfa, 2022

Kenneth Catania – Muhteşem Adaptasyonlar (2022)

Yüzyıllarca bayağı köstebek deyip geçtik, toprak solucanlarıyla aralarındaki mücadelenin tam bir kedi-fare oyunu olduğunu göremedik.

Hele burunlarının ucunda yıldız şekilli uzantılar taşıyan kuzenlerine hiç mi hiç anlam veremedik.

Bunların yıldız burunlu köstebeği ava ulaşma hızı konusunda Guiness Rekorlar Kitabı’na sokacağını aklımızın ucundan dahi geçirmedik.

Dokunaçlı yılanbalıkları avlanırken balığın bir sonraki adımını tahmin ediyor olamazdı; geleceği öngörmek insanlara mahsustu.

Ya da küçücük bir su soreksinin avının üzerine atılması saniyenin ellide biri kadar sürecek değildi ya…

Bir hayvan varmış, modiye kasları sayesinde elektrik üretip avını serseme çeviriyormuş desek, güler geçerdiniz.

Fakat macera dolu bu filmin her sahnesi gerçek!

Hamamböceğiyle şövalyevari bir dövüş sergileyen, zehriyle iradesini esir alan, onu bir oyuğa sürükleyip larvasına yem eden zümrüt yabanarısı da öyle.

Kendini “tuhaf uzantıların araştırmacısı” olarak tanımlayan Kenneth Catania, ‘Muhteşem Adaptasyonlar’da hem doğanın ürettiği akıl almaz çözümlerle nefesimizi kesiyor, hem de tarihsel figürlerin, ilginç geleneklerin ve inanılmaz hayvanların buluştuğu deneylerini adım adım sunarak bizi “bilim insanı olmak için ne harika bir çağda olduğumuza” ikna ediyor.

  • Künye: Kenneth Catania – Muhteşem Adaptasyonlar: Yıldız Burunlu Köstebekler, Elektrikli Yılanbalıkları ve Evrimin Açıklığa Kavuşmuş Birtakım Gizemleri, çeviren: Mehmet Doğan, Koç Üniversitesi Yayınları, bilim, 228 sayfa, 2022

Mark Changizi – Görüş Devrimi (2022)

Görme ile ilgili çarpıcı ve eğlenceli ‘Görüş Devrimi’, insan beynini anlamamıza büyük katkıda bulunacak bir kitap.

Yetilerimiz, doğada yaşamımızı sürdürmemizi ve ürememizi sağlamak için milyonlarca yıl içerisinde evrimleşmiştir ve dolayısıyla, tıpkı kâğıdın ne olduğunu bilmeden kâğıt zımbasını anlayamayacağımız gibi, kendisi için evrimleştikleri çevreyi bilmeden onları anlayamayız.

Fizyolojimiz X-ışınlarını bile görebilir, ancak bilincimiz bunu bir kenara atar.

Diğer bir deyişle “süpergüçlerimiz var ama farkında değiliz,” diyor yazar.

Bu kitabın asıl amacı “neden” sorularını yanıtlamak:

  • Neden renkli görüyoruz?
  • Neden gözlerimiz önde?
  • Neden yanılsamalar görüyoruz?
  • Neden harflerin şekilleri böyle?

Changizi, kitabı boyunca açıklamalarını, anlaşılmalarını kolaylaştıracak basit ve etkileyici görme deneyleriyle zenginleştiriyor.

Yazar ayrıca, savlarını aralarında sinirbilim, evrimsel biyoloji, tıp ve dilbilim gibi birçok disiplinden aldığı kanıtlarla destekliyor.

  • Künye: Mark Changizi – Görüş Devrimi: Görme Yetimizle İlgili Bildiğimiz Her Şey, çeviren: Murat Havzalı, Alfa Yayınları, bilim, 256 sayfa, 2022

Carlo Rovelli – Helgoland (2022)

Genç fizikçi Werner Heisenberg 1925’te henüz yirmi üç yaşındayken Kuzey Denizi’ndeki Helgoland Adası’nda kuantum kuramının temellerini attığında, Carlo Rovelli’nin deyişiyle bizler ile gerçeklik arasındaki bir perdeyi kaldırarak ardındaki dipsiz bir uçurumu görünür kıldı.

Heisenberg’den önce Einstein’ın üzerinde kafa yorduğu, 20. yüzyılın büyük kuramcılarından Richard Feynman’ın kimse tarafından anlaşılmadığını öne sürdüğü kuantum mekaniği çağımızın en büyük bilimsel keşifleri arasındaki yerini koruyor.

Günümüzde de bilim dünyasında ve felsefeciler arasında son derece canlı bir tartışma konusu olan kuantum kuramı, gerçekliğin yapısından kişisel deneyimin doğasına, metafizikten bilincin doğasına dek önemli soruları yeniden ele almak için yeni yollar ortaya attı.

Bugün kimyanın temellerine, Güneş’in, hatta beynimizin işleyişine ilişkin bilgilerimizi borçlu olduğumuz kuantum kuramı aynı zamanda lazerden bilgisayara modern yüksek teknolojinin ardındaki başaktördür.

Buna karşın gizemini korumaya ve bilimcilerin karşısına yeni bulmacalar çıkarmayı sürdürüyor.

Bilimin gücünün dünyayı yeniden düşünmekten korkmamakta yattığını, gerçekliğin sürekli olarak gitgide daha etkili biçimlerde yeniden tasarlandığını söyleyen Rovelli işte bu gizemin izlerini sürüyor:

‘Helgoland’, Heisenberg’in düşüncesinin çekirdeğini tasarladığı bu adadan yola çıkarak gerçekliğin kuantum nitelikli yapısının yarattığı, gitgide daha önemli konulara doğru adım adım genişleyen olağanüstü bir keşif serüveni.

Kitaptan bir alıntı:

“Başlamadan önce bir uyarı… Bilinmeyenin dipsiz derinlikleri her zaman çekici ve baş döndürücüdür. Ama kuantum mekaniğini ciddiye almak, onun sonuçları üstüne düşünmek neredeyse sanrılar yaratan bir deneyimdir: Şu ya da bu biçimde, bizden dünya anlayışımızda somut ve tartışma götürmez gibi görünen bir şeyden vazgeçmeyi talep eder. Gerçekliğin hayal ettiğimizden çok farklı olduğunu kabul etmemizi ister. Akıl sır ermez derinliklere dalmaktan korkmadan o girdabın içine gözünüzü dikmenizi ister.”

  • Künye: Carlo Rovelli – Helgoland: Kuantum Devrimini Anlamlandırmak, çeviren: Tolga Esmer, Tellekt Kitap, bilim, 176 sayfa, 2022

Edward D. Melillo – Kelebek Etkisi (2022)

Böceklerin varlığı, tiksinti duygusu ile tüylerimizi diken diken edebilir ancak günlük hayatta gözden kaçırdığımız birçok şeyden de onlar sorumludur.

Parlak bir elmayı ısırdığımızda, bir kemanın yankılanan notalarını dinlediğimizde, giyindiğimizde, diş implantı ya da manikür yaptırdığımızda esasında büyük bir böcek ordusunun meziyetlerinden yararlanıyoruz.

Böceklerin ürettiği ham maddeleri üretmek için ne kadar çabalarsak çabalayalım (örneğin; ipek, şellak, kırmız) ürettiğimiz bu yapay maddeler en iyi ihtimalle ortalamanın çok altında, en kötü ihtimalle ise toksik olduğu kanıtlanmıştır.

Bu araştırmalar ortaya koyuyor ki yakın gelecekte böcek dünyası ile karşılıklı bağımlılığımız bir zorunluluk olarak varlığını sürdürecektir.

Edward D. Melillo, insanlarla böcekler arasındaki ayrılmaz ve büyüleyici bağları gösteren canlı bir dünya tarihini ortaya koyuyor.

Çağlar boyunca, yalnızca bu canlılarla bir arada yaşamakla kalmadık aynı zamanda modern tıp, biliminin önemli keşifleri ve dünyanın gıda arzının geleceği için onlara güvendik.

Böcekler olmasaydı, küresel endüstrinin tüm sektörleri durma noktasına gelir ve modern yaşamın temel özellikleri ortadan kalkardı.

Bu kitap, canlıların varoluşumuzun çerçevesini nasıl değiştirdiği ve şekillendirmeye devam ettiği konusunda aldatıcı bir değerlendirme sunuyor.

  • Künye: Edward D. Melillo – Kelebek Etkisi: Böcekler ve Modern Dünyanın Oluşumu, çeviren: Gökçen Yılmazlı, Orenda Kitap, bilim, 296 sayfa, 2022

J. D. Bernal – Modern Çağ Öncesi Fizik (2022)

Ünlü fizikçi ve bilim tarihçisi J.D. Bernal Londra Üniversitesi, Birkbeck Kolejinde fizik birinci sınıf öğrencilerine verdiği dersleri kitaplaştırdığı ve özgün basımında alt başlık olarak ‘’İnsanın Uzantısı’’ ifadesini kullandığı bu eserinde, antikçağdan klasik fiziğin, yani on dokuzuncu yüzyılın sonuna, atomun ve göreliliğin keşfinden hemen öncesine kadar fiziği anlatıyor.

Atom fikrini ortaya atan Demokritos’tan modern fizikçilerin atomuna kadar kesintisiz bir bağın olduğunu savlayan Bernal, tarihsel yöntemin fiziğin temel kavramlarına uygun bir giriş olacağını savunarak, kitabın okurlarına konunun teorik ve pratik yönleri arasındaki etkileşimi gösteriyor.

Bilgin olarak bilinen Bernal, hiçbir zaman Nobel Ödülü kazanmamış olsa da, Dorothy Hodgkin, Max Perutz ve Aaron Klug da dahil olmak üzere seçkin öğrencilerinden bazıları Nobel aldı.

Bu kitabı fizik öğrenmeye başlamak isteyenler için harika bir giriş niteliğinde.

Yazar, kitabının amacını şöyle açıklıyor:

“Yeni keşiflerin prestijini göz önüne alarak, konunun eski kısımlarının büyük miktarda unutulacağının muhtemel olduğunu ve onları fiziğin bir yandan denizcilik ve topçuluğun gereksinimleriyle karşılıklı etkileşimin, diğer yandan ise felsefi ve dini düşüncelerin gelişimiyle karşılıklı etkileşimin bir sonucu olarak büyüdüğü yola bir rehber olarak genç fizikçilerin zihinlerinde tutmak için bir şeyler yapmak gerektiğini hissettim.”

  • Künye: J. D. Bernal – Modern Çağ Öncesi Fizik: Kuantum Öncesi Fiziğin Tarihi, çeviren: Berat Gönültaş, Alfa Yayınları, bilim, 320 sayfa, 2022

Joseph Mazur – Zaman İllüzyonu (2022)

 

Bu kitap, zamanın fiziksel, biyolojik ve sosyal yapısını ortaya koymak için kum saatinden telomere kadar yüzyıllardır var olan saatlere bir yolculuk.

  • Zaman nedir?

Bu soru, binlerce yıldır filozofları, matematikçileri ve bilim insanlarını büyülüyor.

  • Zaman neden yaşla birlikte hızlanıyor gibi gelir insana?
  • Bellek, beklenti ve uyku alışkanlıklarıyla bağlantısı nedir?

Ödüllü yazar ve matematikçi Joseph Mazur, zaman anlayışının insanlık tarihi boyunca nasıl evrildiğini inceliyor ve zamanın bizimle birlikte yaşadığına dair yeni bir vizyon sunuyor.

Hücrelerimizin toplumsal etkileşim kalıplarıyla senkronize olmuş çevresel işaretlerin rehberliğinde geçici bir farkındalığa sahip olduğunu kaydediyor.

Okur bu kitap sayesinde, zamanın kişisel özelliğinin bir sonucu olarak, uzay mekiğinde kırk sekiz saatlik bir yolculuğun Soyuz kapsülünde altı saatlik bir yolculuktan daha kısaymış gibi hissedilebileceğini, Amazonlar’daki Amondawa kabilesinin üyelerinin yaşı olmadığını, zamanın ateşimiz çıktığında hızlanırken kendimizi tehlike altında hissettiğimizde yavaşladığını öğreniyor.

Zamanın kamyon şoförleri, Olimpiyat yarışçıları, hapishane mahkûmları ve saat ustaları üzerindeki etkilerine dair kişisel hikâyelere de yer veren Mazur’un yolculuğu, teknolojilerimizin, vücutlarımızın ve tutumlarımızın algılarımızı nasıl değiştirebildiğine ilişkin çok ilginç içgörülerle dolu.

Nihayetinde zaman kendisini zihnimizin ritimlerine bağlı olan bir şey olarak ortaya koyar.

‘Zaman İllüzyonu’ bizi, zamanla ilişkimizi ve onu en iyi şekilde nasıl kullanacağımızı yeniden düşünmeye zorlayacak yaratıcı bir bakış açısı sunuyor.

  • Künye: Joseph Mazur – Zaman İllüzyonu: Ölçülen Zaman Mitimiz, çeviren: Tufan Göbekçin, Paloma Yayınevi, bilim, 320 sayfa, 2022

Michael Fossel – Telomeraz Devrimi (2022)

İnsanoğlu, yaşlanmayı evcilleştirebilir mi?

Bilimsel bir atılımın eşiğindeyiz.

Yaşlanmanın arkasında yatan biyolojik mekanizmanın nasıl işlediği anlaşıldı.

Yaşlanmayı durdurmak için ne yapacağımızı artık biliyoruz.

Bir vücut hücresi bölündüğünde telomerler yani kromozomların uç kısımları kısalır.

Telomer kısaldıkça hücrenin kendi moleküllerini onarma yeteneği azalır ve vücut hücreleri 40 ila 60 kez bölündükten sonra bölünme yetisini kaybeder, yani yaşlanır.

İnsanın yaşlanması da vücudundaki trilyonlarca hücrenin yaşlanmasının sonucudur.

Ama vücut hücrelerinin aksine üreme hücreleri ve kök hücreler yaşlanmaz, sonsuza dek bölünebilirler, çünkü telomeraz denen enzimi üretirler ve bu enzim de kısalan telomerleri tekrar uzatır, böylece hücrenin genç kalmasını sağlar.

‘Telomeraz Devrimi’, insan ömrünün uzatılmasında, yaşlanmanın durdurulmasında ve yaşlanmaya bağlı hastalıkların tedavisinde telomerazın nasıl kullanılacağını açıklıyor.

‘Telomeraz Devrimi’nde, Amin Maalouf’un ‘Empedokles’in Dostları’ adlı kitabında kurguladığı heyecan verici ütopyanın bilimsel dayanakları yer alıyor.

  • Künye: Michael Fossel – Telomeraz Devrimi, çeviren: Elanur Yılmaz, Say Yayınları, bilim, 280 sayfa, 2022