Simon Critchley – Ölü Filozoflar Kitabı (2015)

Felsefe yapmanın ölmeyi öğrenmek anlamına geldiğini savunan bir yazardan, filozofların ilginç ölme biçimlerini konu edinen bir çalışma.

Belirtmekte fayda var, çalışmanın tek derdi bu değil.

Simon Critchley’nin asıl amacı, ölümü inkârla belirlenmiş günümüzde, filozofça ölüm idealinin ne anlama geldiğini irdeliyor ve bunu neden savunmamız gerektiğini tartışıyor.

  • Künye: Simon Critchley – Ölü Filozoflar Kitabı, çeviren: Talip Kabadayı, Bilgesu Yayınları

Hippokrates – Hippokrates Külliyatı (2018)

Koslu Hippokrates, bilindiği gibi Yunanistan’da tıp sanatının gerçek bir bilim haline gelişini sağlayan kişiydi.

Bu nedenle kendisi, yerinde bir tanımla “tıbbın babası” olarak adlandırılmıştır.

İşte elimizdeki ‘Hippokrates Külliyatı’ da, kendisinin 5. ve 6. yüzyıllar arasındaki tıbbi metinlerini bir araya getirmesiyle altın değerinde bir kaynak.

Batı tıp literatürünün ana kaynaklarını oluşturmuş buradaki metinler Hippokrates’in tıpla ilgili fikirlerini ilk elden bize sunmalarıyla çok önemli.

Hippokrates ayrıntılı hastalık tanımları yapıyor, bu hastalıkların tedavileri hakkında önerilerini sunuyor, hekimlik ve hekimlik felsefesiyle ilgili fikirlerini anlatıyor.

Kitap, Jacques Jouanna ve Caroline Magdelaine’in kapsamlı sunuşları eşliğinde yayınlanmış.

Her hekimin ve sağlıkla konusuyla ilgilenen her okurun mutlaka, ama mutlaka okuması gereken bir çalışma.

  • Künye: Hippokrates – Hippokrates Külliyatı, çeviren: Nur Nirven, Pinhan Yayıncılık, tıp felsefesi, 408 sayfa, 2018

Raymond Williams – Modern Trajedi (2018)

Antik Yunan’dan Rönesans’a, trajedinin fikir ve felsefe olarak gelişimini ortaya koyan çok iyi bir inceleme.

Trajedi fikrinin dört dörtlük bir soykütüğü.

Raymond Williams, edebi bir form olarak trajedinin gündelik deneyime özgü olayları tanımlamak için kullanılan trajediden ayrı ele alınamayacağını vurgular.

Düşünüre göre, trajedi sadece edebi bir türü değil, kendisinin ifadesiyle, “savaş ve toplumsal devrim” gibi kapsamlı tarihsel deneyimleri ve “maden felaketi, perişan olmuş bir aile, başarısız bir kariyer, bir trafik kazası” gibi bireysel deneyimleri de kapsar.

İşte ‘Modern Trajedi’, trajedi kavramını edebi ve kısıtlanma, tahribat, geri dönüş gibi günlük deneyimleri de içine alacak şekilde genişletmesiyle alana çok özgün bir katkı sunmasıyla önemli.

Williams çalışmasına, Yunan tiyatrosundan günümüzde trajedi geleneğini çeşitli şekillerde etkilemeye devam eden 20. yüzyıl tiyatrosu ve anlatısına kadar trajik edebiyatı inceleyerek başlıyor.

Williams ardından, modern trajediyi, devrimci toplumsal dönüşüme içkin ütopyacı umutlar ve onun ardından ortaya çıkan hayal kırıklıklarıyla bağlantılandırıyor.

Williams bu bakımdan modern trajediyi edebi bir türle sınırlamak yerine daha kapsamlı bir bireysel ve kolektif deneyime doğru genişletir.

Yazar ayrıca, Ibsen ve Strindberg tiyatrosunda kapana kısılmış, arzu dolu ama son kertede aciz bireylerden Camus ve Sartre tiyatrosunda varoluşçu kahramanların trajik isyanına kadar trajedinin 20. yüzyılda aldığı çeşitli biçimleri de inceliyor.

  • Künye: Raymond Williams – Modern Trajedi, çeviren: Barış Özkul, İletişim Yayınları, eleştiri, 302 sayfa, 2018

Giorgio Agamben – İstisna Hali (2018)

“İstisna hali”, siyasal belirsizliklerin yaşandığı, iktidarın krizlerle boğuştuğu dönemlerde hukukun feshedilmesi anlamına gelir.

Bu kitabını, George W. Bush’un Irak işgali sonrasında yazan Georgio Agamben de, Batı toplumlarında demokrasinin zayıfladığı ve totalitarizm güç kazandığı dönemlerde ortaya çıkan bu durumu, Roma İmparatorluğu’ndan günümüze uzanan bir perspektifle irdeliyor.

Burada asıl olarak, hukuku ortadan kaldıran iradenin meşruiyetini nereden ve nasıl aldığıyla ilgilenen Agamben, bilhassa Carl Schmitt ve Walter Benjamin’in görüşlerinin sağlam bir tartışması bağlamında “kamu hukuku”, “siyasal olgu”, “kriz”, “hukuk ve şiddetin kaynağı”, “hukuki ve siyasal boşluk”, “zorunluluk”, “belirsizlik” ve “hukuk düzeni” gibi kavramları yeni bir zemine yerleştiriyor.

Agamben’e göre, başlarda istisnai durumlar söz konusu olunca hukuk askıya alınırdı, günümüzde ise bu durum sıradan bir hal almıştır.

Başka bir deyişle Agamben, kriz ve belirsizliklerin aşılması için başvurulan yasasızlık halinin günümüzde sürekli bir hal aldığını, yasasızlığın veya boşluğun artık normal hale geldiğini savunuyor ve bugün Devletin ve hukukun meşruiyetini sağlayan zemini yeni baştan değerlendirmemiz gerektiğini düşünüyor.

  • Künye: Giorgio Agamben – İstisna Hali, çeviren: Kemal Atakay, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 128 sayfa, 2018

Mehmet Özgen – Çağdönümü ve Marksizm (2009)

Mehmet Özgen ‘Çağdönümü ve Marksizm’de, Çağdönümü kavramını, burjuva uygarlık çağının sonu anlamında kullanıyor.

Çağdönümünün, Marksizm’i yeniden kavrama ve kurmayı zorunlu hale getirdiğini savunan yazar, çağımızda bunu yapabilmek için yeni bir kavrayışa ve yeni bir akılsallığa ihtiyaç duyulduğunu söylüyor.

Yazar ilkin, bir dünya tablosu sunuyor; paradigma değişiminin genel eğilimlerini ortaya koymaya çalışıyor ve Marksist hareketi bu çerçevede ele alıyor.

Ardından, olasılıkçı determinizmi (prodeterminizm), yeni bir determinizm kavrayışı ve yeni bir akılsallık olarak sunan Özgen, böyle bir determinizm kavrayışı ile tarihsel materyalizmi yeniden yorumlamaya çalışıyor.

  • Künye: Mehmet Özgen – Çağdönümü ve Marksizm, Pencere Yayınları, siyaset, 216 sayfa

Paul Feyerabend – Bilimin Tiranlığı (2015)

Batı düşüncesinin önde gelen bir filozofunun, bilimin gelişimi ve modernite mitleriyle kıyasıya hesaplaşması.

Paul Feyerabend’in metni, bilim hakkındaki bazı temel varsayımlar ile bilimsel soyutlamaların yanlışlığı ve bilimsel ideolojinin insan yaşamı ve doğasına uymayan yüzeysel genellemelerine karşı güçlü bir uyarı niteliğinde olan bu yapıtı, günümüzde bilim eleştirisi alanında klasikleşmiş bir eser.

  • Künye: Paul Feyerabend – Bilimin Tiranlığı, çeviren: Barış Yıldırım, Sel Yayıncılık

Özkan Eroğlu – Baudrillard’ı Okumak (2015)

Sanat eleştirisinin sıklıkla başvurduğu filozoflardan Jean Baudrillard’ın sanat felsefesini enine boyuna tartışan bir çalışma.

Özkan Eroğlu burada, bir yandan sanat ve eleştiri ilişkisi bağlamında Baudrillard’ı tartışırken, öte yandan da Baudrillard’ın hocası Lefebvre’nin düşüncesini ve buradan da yola çıkarak genel olarak 20. yüzyıl sanat felsefesinin gelişiminin ana duraklarını irdeliyor.

  • Künye: Özkan Eroğlu – Baudrillard’ı Okumak, Tekhne Yayınları

Fârâbî: Doğu Bilgeliğinin Kapısı (2009)

‘Doğu Bilgeliğinin Kapısı’, başta gelen İslam düşünürlerinden Fârâbî’nin biyografisi ile düşünce sistemini anlatıyor; eserlerinden bir seçkiyi sunuyor.

Kitabın ilk bölümü, Fârâbî’nin yaşamı ve yapıtlarına odaklanıyor.

Burada, onun düşünsel gelişim sürecini betimlemek amacıyla on bir yapıtının tanıtımı yer alıyor.

İkinci bölüm, Fârâbî’nin genel düşünce sistemini tanıtıyor ve düşünce tarihine nasıl bir katkıda bulunduğunu irdeliyor; Fârâbî’nin doğu bilgeliğini nasıl kurduğu ve İslam’ın klasik döneminde varlık, bilgi ve değer konularına yönelik geliştirdiği yaklaşımı sunuyor.

Kitabın son bölümü de, düşünürün seçilmiş metinlerini barındırıyor.

  • Künye: Kolektif – Fârâbî: Doğu Bilgeliğinin Kapısı, yayıma hazırlayan: Hüseyin Gazi Topdemir, Say Yayınları, felsefe, 350 sayfa

Zygmunt Bauman ve Rein Raud – Benlik Pratikleri (2018)

Benlik, en ilginç konulardan biridir.

İlginçtir, çünkü bir başladı mı sonu kolay kolay gelmeyen, bizi bambaşka alanlara ve sorulara götüren bir konudur.

Sosyolog Zygmunt Bauman ile akademisyen Rein Raud arasında da, benlik konulu bir yazışma başlamış ve bir süre sonra iki isim, kendilerini uzun soluklu ve zengin bir yazışmanın içinde bulmuşlar.

Yazarların bu keyifli söyleşi boyunca yanıtını aradıkları bazı sorular şöyle:

  • Bir birey dünyadaki konumunu nasıl anlamlandırır?
  • Bizi belirleyen genetik mirasımız, içinde bulunduğumuz toplumsal koşullar ve kültürel tercihlerimizken, kendi seçimlerimizi kendimizin yaptığına mı inandırılırız?
  • Bizi belirleyen kimlerdir? Benzer etmenlerce belirlenmiş diğer bireyler mi?
  • Tamamen ya da kısmen özerk olduğumuzu söyleyebilir miyiz ve eğer söyleyebilirsek ne kerteye kadar?
  • Yazgımızın omuzlarımıza sorumluluğunu yüklediği mirası denetim altında tutacak ve değiştirecek kadar özerklik sahibi miyiz?
  • Benlik (selfhood) nasıl ortaya çıkar?
  • Her insanda, her kültürde, her yaş grubunda aynı gelişim örüntüsünü mü gösterir?
  • Yoksa tarihsel bağlamı içinde düşünülmesi gereken sosyokültürel bir yapı mıdır?
  • Günümüz teknolojileri bize daha fazla özerklik mi sağlıyor yoksa özgürlüklerimizden feragat etmemiz konusunda bizi baştan mı çıkarıyor?

Bauman ve Raud’un bu diyalogu, yukarıdaki sorulara kapsamlı yanıtlar vermesiyle ve daha da önemlisi benlik konusunu anlaşılır biçimde açıklamasıyla oldukça aydınlatıcı.

  • Künye: Zygmunt Bauman ve Rein Raud – Benlik Pratikleri, çeviren: Mehmet Ekinci, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 208 sayfa, 2018

Nick Hewlett – Badiou, Balibar, Rancière (2018)

Nick Hewlett’in bu nitelikli çalışması, Louis Althusser’in üç öğrencisinin, Étienne Balibar, Jacques Rancière ve Alain Badiou’nun fikirlerini siyaset felsefesindeki özgürleşme geleneği bağlamında tartışmaya açıyor.

Bir yönüyle, Balibar, Rancière ve Badiou’nun felsefi sistemlerine yetkin bir eleştirel giriş olarak okunabilecek çalışma, öte yandan hem bu üç ismin fikirlerinin bugünün şartlarına uyarlamanın imkânlarını sorguluyor hem da onların yaklaşımlarındaki eksik ve sorunlu yanları ortaya koyuyor.

Bu düşünürlerin gelecek öngörülerini de tartışan Hewlett, özgür ve eşit bir şekilde yaşamanın koşullarını nasıl yaratabileceğimizi ve yarının dünyasının neye benzeyeceği üzerine bizi düşünmeye davet ediyor.

Kitapta, Louis Althusser’in felsefi mirası; Badiou’nun siyaset kuramındaki çelişkiler; Rancière’in tanımladığı şekliyle demokrasi, siyaset ve eşitlik ve Balibar’a göre siyasal olan, müphemlik ve siyasi şiddet gibi önemli konular tartışılıyor.

  • Künye: Nick Hewlett – Badiou, Balibar, Rancière: Özgürleşmeyi Yeniden Düşünmek, çeviren: H. İlksen Mavituna, Metropolis Kitap, felsefe, 216 sayfa, 2018