Bob Jessop – Devlet: Dün, Bugün, Gelecek (2018)

Devletin rolü ve niteliği hakkında tartışmalar modern politikaların merkezinde yer alsa da, devletin kendisini tanımlamak zordur, zira devlet kavramı bir dizi tarihsel yoruma tabidir.

Bob Jessop’ın bu kitabı, tam da böylesi bir tarihsel yorum ekseninde devleti anlamaya çalışmasıyla önemli bir boşluğu dolduruyor.

Kitapta, devletin soy kütüğü, ulus-devlet, devlet formasyonları, devletlerin dönemleştirilmesi, çağdaş devletler ve mevcut devlet yapılarının geleceği gibi önemli konular irdeleniyor.

Kitabın devamında ise,

  • Devletin en iyi şekilde; zor kullanma kapasiteleri, kurumsal mahiyeti, sınırları, içsel işleyişleri ve uluslararası sistem içerisindeki egemen konumu üzerinden tanımlanıp tanımlanmayacağı,
  • Devletin sosyal ilişki ya da siyasal eylem yönelimine yardımcı olup olmadığı,
  • Ve devlet ve siyaset, devlet ve hukuk, devlet ve sivil toplum, özel ve kamu, devlet iktidarı ve mikro iktidar ilişkileri arasında ne tür bağların olduğu gibi konular tartışılıyor.

Her yerde olan devleti anlamak, bilmek ve bunu daha iyi yorumlamak için, yaşayan en önemli devlet kuramcılarından biri olan Bob Jessop’ın bu incelemesine muhakkak bakılmalı.

Kitap, Jessop’ın daha önce yayınlanmış ‘Kapitalist Devletin Geleceği’ ve ‘Devlet Teorisi’ adlı kitaplarıyla başladığı üçlemenin son cildi.

  • Künye: Bob Jessop – Devlet: Dün, Bugün, Gelecek, çeviren: Atilla Güney, Epos Yayınları, siyaset, 484 sayfa, 2018

Henri Lefebvre – Sosyalist Dünya Görüşü: Marksizm (2009)

Henri Lefebvre, ‘Sosyalist Dünya Görüşü: Marksizm’ başlıklı bu küçük eserini 1948’de yayımlamış, eserin ilk Türkçe çevirisi ise 1965 yılında yapılmıştı.

Fransız düşünür bu kitabında, kapsamlı bir Marksizm incelemesine girişerek Marksizmin felsefe, tarihsel maddecilik, ahlak, sosyoloji, iktisat ve siyaset konularına getirdiği yorumları temel yönleriyle okura sunuyor.

Marksizm konusunda pratik bir el kitabı niteliğindeki çalışmasında Lefebvre, “Marksizmi aşma tasarısının galiba pek bir anlamı da yok, geleceği de; çünkü Marksizm kendi kendini aşan bir dünya görüşüdür…” diyerek, Marksizmin aşıldığı iddialarını da yanıtsız bırakmıyor.

  • Künye: Henri Lefebvre – Sosyalist Dünya Görüşü: Marksizm, çeviren: G. Doğan Görsev, Yordam Kitap, siyaset, 156 sayfa

Bruno Cany – Filozof-Sanatçının Rönesansı (2018)

Bruno Cany’nin bu kısa ama etkili çalışması, Nietzsche’nin bir süre tutkulu bir biçimde ortaya koyduğu “filozof-sanatçı” kavramından yola çıkarak Platon’dan bugüne sanatçı-felsefe konusunda yürütülen tartışmalara önemli katkı sunuyor.

Cany, kitabın ilk bölümünde, Nietzsche’nin “filozof-sanatçı” kavramını, metafizik resmin yaratıcısı olarak kabul edilen Giorgio de Chirico’nun çalışmalarında ortaya konan düşüncenin görselleştirilmesi kavramıyla karşılaştırıyor.

Cany bunun yanı sıra, Jean-Pierre Faye’in fikirleri üzerinden “felsefi anlatı”yı, Platon ve Nietzscheci anlamda “düşünce tiyatrosu”nu, Eisenstein ve Artaud bağlamında “total imaj” pragmatiği gibi, sanatçı-felsefe kavramının alanına giren kimi ilgi çekici konuları da tartışıyor.

  • Künye: Bruno Cany – Filozof-Sanatçının Rönesansı, çeviren: Sevgi Türker Terlemez, Kırmızı Yayınları, sanat, 158 sayfa, 2018

 

Michael Friedman – Kant ve Kesin Bilimler (2015)

Kant felsefesinin kesin bilimlerle ilişkisini, Kant’ın düşüncesinin dönüm noktalarını saptayarak irdeleyen özgün bir çalışma.

Hem Kant’ın düşünce güzergâhını kapsamlı bir şekilde incelemesi hem de düşünürün bilimlerin temellerini kavrayışındaki derinliği ve keskinliği ustaca ortaya koyuşuyla alana özgün bir katkı.

  • Künye: Michael Friedman – Kant ve Kesin Bilimler, çeviren: Sibel Şan Öget, Alfa Yayınları

Walter Benjamin ve Gershom G. Scholem – Mektuplaşmalar, 1932-1940 (2018)

Walter Benjamin’i, 20. yüzyılın önde gelen edebiyat ve sanat eleştirmeni olarak biliyoruz.

Gershom Scholem ise, bizde pek tanınmasa da, Yahudi mistisizmi ve Kabala üzerine yaptığı çalışmalarla bilinen bir isim.

İşte bu kitap, bu iki entelektüel arasında, tamı tamına 8 yıla, Benjamin’in intihar ettiği 1940 yılına değin uzanan mektuplaşmalarını bir araya getiriyor.

Benjamin ve Scholem mektuplaşmaları, her şeyden önemlisi, onların eserlerinin yazılış süreçlerine dair bilinmeyen pek çok ayrıntıyı aydınlatması ve Avrupa’yı bir baştan diğer başa kuşatan faşizmin önlenemez yükselişinin kendileri üzerindeki yıkıcı etkilerine samimi bir şekilde ortaya koymasıyla değerli.

Mektuplarda ayrıca, dönemin edebiyat/sanat dünyası ve Yahudilik tartışmaları hakkında da önemli bilgiler ediniyoruz.

Mektuplar, bu iki önemli ismin kişisel ve entelektüel dünyasına daha yakından bakmak, bunun yanı sıra dönemin Avrupa’sının nitelikli bir panoramasını görmek için iyi bir fırsat.

  • Künye: Walter Benjamin ve Gershom G. Scholem – Mektuplaşmalar, 1932-1940, derleyen: Gershom G. Scholem, çeviren: Saliha Yeniyol, Kolektif Kitap, mektup, 376 sayfa, 2018

Gerhard Schweppenhäuser – Eleştirel Teoriye Giriş (2015)

Adorno, Benjamin, Horkheimer ve Marcuse gibi düşünürlerin öncülük ettiği eleştirel teori için bir kaynak çalışma.

Profesör Gerhard Schweppenhäuser, eleştirel teorinin burjuva-kapitalist topluma yönelik eleştirilerinin kökenlerine ve kuramın 20. yüzyıl boyunca kat ettiği gelişme ve dönüşümlere yönelik kapsamlı bir inceleme sunuyor.

  • Künye: Gerhard Schweppenhäuser – Eleştirel Teoriye Giriş, çeviren: Hülya Yaman, Avesta Yayınları

Kolektif – Hekimin Filozof Hali (2018)

Hayatla ve ölümle çok sıkı bir ilişkisi olan hekimlik, aslında felsefenin ezelden beri ilgilendiği bu konulara uzak olmayan bir meslek, hatta bizzat felsefenin merkezinde kendine yer bulan bir meşgaledir diyebiliriz.

Bu kitapta bir araya getirilen makaleler ise, hekimlik ve felsefe ilişkisine farklı açılardan bakan makaleler sunuyor.

Yazarlar burada, günümüz tıp sektörünün beraberinde getirdiği yabancılaşmayı, kişinin kendi bedeni üzerinde hak sahibi olması konusunda yürütülen etik tartışmaları ve ölümlü olma hakikatinin bireydeki felsefi yansımaları gibi, ilgi çekici konuları tartışıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: M. Bilgin Saydam, Saffet Murat Tura, Yavuz Erten, Yavuz Dizdar, Hakan Kızıltan, Kaan Ökten, Arın Namal, İlgin Özden, Yavuz Üresin, Mahmut Gürkan, Özgür Öğütcen, İsmet Birkan, Hasan Fehmi Yazıcıoğlu, Rainer Brömer, Faik Çelik, Hakan Ertin, İlhan İlkılıç ve Lütfi Telci.

  • Künye: Kolektif – Hekimin Filozof Hali, editör: M. Bilgin Saydam ve Hakan Kızıltan, İthaki Yayınları, felsefe, 296 sayfa, 2018

Halûk Sunat – Spinoza ve Psikanaliz ve Hayat (2009)

Psikanaliz konulu çalışmalarıyla bilinen Halûk Sunat imzalı ‘Spinoza ve Psikanaliz ve Hayat’, birbirini bütünleyen üç bölümden oluşuyor.

Psikanalizin, “ötekindeki kendini, kendindeki ötekini, dolayısıyla, kendi ve ötekinin hemhal oluşundan mürekkep bir hayatı anlama/anladığını dönüştürme kaygı ve çabasından” doğduğunu söyleyen Sunat, kitabının ilk bölümünde, bu kaygının Spinoza’nın felsefesinde nasıl göründüğüne odaklanıyor.

Eserinin ‘Psikanaliz’ başlıklı bölümünde, konuya dair kapsamlı ve zengin bir çerçeve sunan yazar, ‘Psikanaliz ve Hayat’ başlıklı üçüncü bölümde de, ‘psikanalist/yazar’ öznenin, hayata nasıl baktığını, hayat karşısındaki duruşunu anlatıyor.

  • Künye: Halûk Sunat – Spinoza ve Psikanaliz ve Hayat, Yirmi Dört Yayınları, psikanaliz, 362 sayfa

Arthur Schopenhauer – Hukuk, Ahlak ve Siyaset Üzerine (2009)

‘Hukuk, Ahlak ve Siyaset Üzerine’, Alman filozof Arthur Schopenhauer’un iki makalesini bir araya getiriyor.

İnsanı en ahlaksız ve en bencil varlık olarak tanımlayan Schopenhauer, günümüz dünyasını maskeli baloya benzetir.

Filozof, maskeli balonun devam ettiğine dair en iyi işaretin de, “Alçaklığın gördüğü himaye, erdemin çektiği aldırmazlık, hakikate ve büyük yeteneklere tahammülsüzlük hatta garazkârlık, bilim adamlarının kendi sahasındaki cehaleti, halis mamullerin neredeyse her zaman aşağılanması ve sadece sahtelerinin baş tacı edilmesi”dir.

Schopenhauer, böylesi bir toplumda ahlak, hukuk ve siyasetin nasıl hayat bulacağını irdeliyor.

  • Künye: Arthur Schopenhauer – Hukuk, Ahlak ve Siyaset Üzerine, çeviren: Ahmet Aydoğan, Say Yayınları, felsefe, 127 sayfa

Michel Juffé – Freud, Spinoza Mektuplaşması 1676-1938 (2018)

Freud hakkındaki bilgilerimiz, kendisinin Spinoza’yı pek bilmediğini, en azından okumamış olduğunu düşündürüyor.

Çok nadiren bahseder Spinoza’dan.

‘Leonardo da Vinci’nin Bir Çocukluk Anısı’nda (1910) müphem bir imada bulunur: “Leonardo’nun gelişiminin Spinozacı düşünme biçimine yaklaştığı gibi bir saptamaya kalkışabiliriz.”

Ne demek istemiş? Anlamak mümkün değil.

Michel Juffé’nin elimizdeki özgün çalışması ise, Freud ile Spinoza arasındaki hayali mektuplaşmalar üzerinden ikisinin de eserlerine yeni bir ışık tutuyor ve yepyeni gelişmelere, bildiğimiz Spinoza ve Freud’dan daha ötesine götüren fikirlere kapı aralıyor.

On altı mektuptan oluşan yazışma, bir yıldan biraz fazla sürüyor.

Yazışmaya başladıklarında Freud’un iki buçuk yıllık ömrü kalmıştır ve Avrupa’yı kasıp kavuracak fırtınanın gelişini görmektedir.

Spinoza’nın ise sadece bir yılı vardır.

Bu iki ünlü düşünürün metinlerini birbiriyle konuşturan Juffé, böylece iki düşünürün ortak noktalarının neler olduğunu, ayrıca ayrıldıkları noktaları gözler önüne seriyor, bunu yanı sıra, birbirlerinin düşüncelerine getirecekleri eleştirilerin neler olabileceğini irdeliyor.

Kitap her şeyden önce felsefe ve psikanalizin ilgi çekici bir karşılaşması niyetine okunmalı.

  • Künye: Michel Juffé – Freud, Spinoza Mektuplaşması 1676-1938, çeviren: Siren İdemen, Metis Yayınları, psikanaliz, 320 sayfa, 2018