Allan Megill – Aşırılığın Peygamberleri (2009)

Virginia Üniversitesi’nde tarih profesörü olarak çalışmalarını sürdüren Allan Megill ‘Aşırığılın Peygamberleri’nde, modernizm ve postmodernizmin dört ünlü düşünürü olan Nietzsche, Heidegger, Foucault ve Derrida’nın düşüncelerini irdeliyor.

Bu isimleri incelerken, kapsamlı bir modernizm ve postmodernizm analizi sunması ise kitabın ilgi çeken yönlerinden.

İlk baskısı 1985 yılında yapılan çalışma esas olarak, ele aldığı isimlerin hangi özellikleriyle, modern Batı’nın düşünce tarihine damga vurduklarını gösteriyor.

Yazar düşünürleri, sahip olduklarını söylediği “estetist duyarlılıklar”ı ve modern/postmodern süreçlerle yaşadıkları krizler çerçevesinden yorumluyor.

  • Künye: Allan Megill – Aşırılığın Peygamberleri, çeviren: Tuncay Birkan, Ayraç Yayınevi, felsefe, 519 sayfa

Murray Bookchin – Toplumsal Ekolojinin Felsefesi (2017)

Murray Bookchin’in 1980’lerden bu yana ekoloji hareketinde ortaya çıkmış çeşitli eğilimlere karşı yöneltilmiş polemik yazılarından oluşan bu kitabı, yetkin bir perspektifle toplumsal ekolojinin felsefi temellerini ve düşünce kiplerini kuruyor.

Bookchin’in, toplumsal ekolojinin tarihsel ve politik yönlerini irdelediği daha önceki çalışmaları ‘Toplumu Yeniden Kurmak’ ve ‘Kentsiz Kentleşme’ ile bütünlük arz eden kitap, toplumsal ekolojinin felsefi temellerini kurarken de, bilhassa Hegel’in önemli bir etkide bulunduğu diyalektikçi yapıtları referans alıyor.

Tarihi ve ilerlemeyi tek-doğrultulu, kaçınılmaz ve erekbilimsel ya da bir anlamda, önceden belirlenmiş biçimde kabul etmeyen Bookchin, tarih, uygarlık ve ilerlemenin eleştirel bir sorgulamasını yaptığı kitabında felsefi doğalcılık, ekolojik etik, doğada özgürlük ve zorunluluk ve ekolojik açıdan düşünmenin parametreleri gibi konuları tartışıyor.

Diyalektik doğalcılığın toplumsal ekolojinin temelini oluşturduğunu söyleyen Bookchin, kitabının girişi bölümünde şu saptamayı yapıyor:

“Bu kitaptaki denemeler –ussal veya usa aykırı olanı, gerçek veya imgesel olanı, hakiki veya sahte olanı, iyi veya kötü olanı, özgür istençli veya otoriter olanı belirlemek için nesnel bir ölçüt belirlemenin ‘olanaksızlığından’ dolayı– özgürlüğün arzulanması, zorbalıktan ise nefret edilmesine ilişkin tavrımızın, sadece koşullara bağlı öznel bir temel taşıması gerektiği yaygın görüşünü eleştirmektedir. Bu tavır tarihsel gelişme veya maddi koşullarda kökü olmaksızın, soyut olarak oluşturulduğunda, kuramsal açıdan yargılanamaz ve salt bir fikir sorunu olarak kalır.”

  • Künye: Murray Bookchin – Toplumsal Ekolojinin Felsefesi: Diyalektik Doğalcılık Üzerine, çeviren: Rahmi G. Öğdül, Sümer Yayıncılık, ekoloji, 186 sayfa, 2017

Costica Bradatan – Fikirler İçin Ölmek (2018)

Bir kişinin fikirleri uğruna ölmesi için nasıl bir filozof olması gerekir?

Tarih boyunca iktidarların gadrine uğramış tüm filozofların ortak noktası, felsefenin her şeyin ötesinde gerçeğe uygulanan bir şey olduğu fikrine duydukları derin sadakattir.

Buna çok sayıda örnek verebiliriz, ama en bilinenleri şöyle:

  • Sokrates, MÖ 399 yılında mahkeme tarafından ölüme mahkûm edilmesinin üzerine zehir içerek hayatını kaybetti.
  • İskenderiyeli pagan bir kadın filozof olan Hypatia MS 415 yılında şehrin patriği Cyril tarafından tahrik edilen Hıristiyan güruh tarafından işkence edilerek katledildi.
  • Sör Thomas More, 1535 yılında “krala ihanetten” suçlu bulunduktan sonra Londra Kulesi’nde kafası kesilerek idam edildi.
  • Giordano Bruno Katolik kilisesine bağlı engizisyon mahkemesi tarafından ölüme mahkûm edilmesinin ardından 1600 yılında Roma’da yakılarak idam edildi…

Costica Bradatan’ın bu önemli çalışması, felsefelerini reddedip sağ kalmak yerine felsefelerine bağlı kalıp ölmeyi tercih eden filozoflar üzerinden felsefenin ne olduğu hakkında zengin bir tartışma yürütüyor.

Yazar ilkin, fenomenolojik açıdan, “bir amaç uğruna ölmenin” ne demek olduğunu ve “bir amaç uğruna ölen” birinin bizde yarattığı karmaşık duyguları irdeliyor.

Bradatan devamında, sosyolojik bir bakış açısıyla, filozofun ölümünü, René Girard’ın kurban teorisi bağlamında tartışıyor.

Bradatan devamında da, filozofun ölümü ile entelektüel ve felsefi geleneklerin kuruluşu arasında nasıl bir ilişki olduğuna odaklanıyor.

‘Fikirleri İçin Ölmek’, aydınlatıcı, ufuk açıcı bir çalışma.

  • Künye: Costica Bradatan – Fikirler İçin Ölmek: Filozofların Tehlikeli Hayatları, çeviren: Kübra Oğuz, Can Yayınları, felsefe, 296 sayfa

Samuel Alexander – Parayı Tahrif Et (2018)

Sinoplu Yunan filozof Diyojen, MÖ 412 yılında doğdu ve felsefe hayatına amaçsızca dolaşan bir dilenci olarak başladı.

Antik dünyanın en etkili Kiniği olan Diyojen, sıklıkla fıçı denilen genişçe bir varilde yaşadı, eski püskü kıyafetler giydi ve tüm felsefesini de tamı tamına bu şekilde, bütün yüklerinden arındırarak özgürleştirdi.

Samuel Alexander da bu özgün çalışmasında, Diyojen’in hayatını ve fikirlerini yeniden canlandırıyor.

Kitapta yer alan altı diyalog, 2 bin 500 yıl önce bize sesleniyor ve Diyojen’in fikirlerini bugüne uyarlıyor.

Kitap, Diyojen’in bir elinde fener diğerinde bastonla Pazar yerindeki o ünlü gezintisinden başlayarak, yine bu hikâye kadar ünlü İskender’le olan konuşmasına ve oradan da Diyojen’in kitaplarının yakılmasına ve ölümüne uzanan süreci diyaloglaştırmış.

Samuel Alexander’ın yarı-Sokratik tarzda kurguladığı bu harika diyaloglar, Diyojen’in basitlik, ölçülülük ve doğallıkla ördüğü düşünce sisteminin ne denli devrimci ve ölümsüz olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.

  • Künye: Samuel Alexander – Parayı Tahrif Et: Diyojen’in Kayıp Diyalogları, çeviren: Onur İşci, Heretik Yayıncılık, diyalog, 107 sayfa, 2018

Kolektif – Üçüncü Kültür (2015)

Bilim insanları ile aydınlar, tümüyle apayrı entelektüel sınıfları mı temsil ediyor?

Bu çalışmada tanımlandığı haliyle “üçüncü kültür aydını” kavramı, sadece bir alanda yetkin olan bir entelektüeli değil, hem nesillerin düşüncelerini de şekillendirecek yetkinliğe sahip hem de bilim alanında da sağlam bir perspektife sahip entelektüeli kastediyor.

Aydın rolünü iletişimi de içerecek şekilde genişleten bu nitelikli kitabın yazarları, klasik entelektüelin bilimle arasına koyduğu mesafenin bugün kabul edilemez olduğunu savunuyor.

Yazarlar burada, insanın ve evrenin evrimini, zihin felsefesini, yeni karmaşıklık bilimini ve bunun gibi, felsefenin ve bilimin şu an gündeminde bulunan birçok konuyu irdeliyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Stephen Jay Gould, Richard Dawkins, Geogre C. Williams, Steve Jones, Steven Pinker, Marvin Minsky, DanielC. Dennett, Roger Penrose, Murray Gell-Mann, Stuart Kauffman, C. G. Langton, J. Donye Farmer, Alan Guth, Paul Davies, Lee Smolin, Martin Rees ve Daniel Hillis.

  • Künye: Kolektif – Üçüncü Kültür, editör: John Brockman, çeviren: Yelda Türedi, Alfa Yayınları

Cem Eroğul – Marksizm ve Birey Sorunsalı (2018)

Marksizmin birey konusunda sistematik bir yaklaşımının olmadığı söylenir.

Başka bir deyişle Marksizm birey hakkında, kapitalizm için geliştirdiği gibi sistematik ve özgül bir kuram geliştirmediği savunulur.

Oysa Lev Vyogtski’den başlayarak Erich Fromm’a, oradan Lucien Séve ve István Mészáros’a, daha güncel örnekler olarak da Bertell Ollman ve David MacNally gibi birçok isim, bu alanda önemli çalışmalara imza attı.

Dolayısıyla Marksizmin, bugüne dek birey konusunda dişe dokunur bir düşünce geliştirmediğini söylemek yanlıştır.

Cem Eroğul’un uzun yıllara yayılan bu çalışması da, Marksizmin birey sorununa nasıl yaklaştığını enine boyuna tartışmasıyla bu alana önemli bir katkı sunuyor.

Marksizmin birey konusunun yanı sıra biyolojik, toplumsal ve psikolojik belirlenmelere nasıl yaklaştığını da irdeleyen Eroğul, ruhumuzu, toplumsallığın bireysel biçimi olarak değerlendiriyor.

Eroğul burada ayrıca, “duygutür” kavramını da geliştirerek alana özgün bir katkı sunuyor.

  • Künye: Cem Eroğul – Marksizm ve Birey Sorunsalı, Yordam Kitap, kuram, 96 sayfa, 2018

Roberto Esposito – Communitas (2018)

Topluluğun üyelerini ortak kılan “şey” nedir ve bu şey sahiden de olumlu “bir şey” midir?

Özellikle biyopolitika teorisine katkılarıyla bildiğimiz Roberto Esposito, topluluk fikrinin siyasi ve felsefi bir bağlamda irdeliyor.

“Topluluk, politik-felsefi sözcük dağarcığına, onu bütünüyle tahrif etmeden (daha doğrusu çarpıtmadan) tercüme edilemez; son yüzyılda bunu oldukça trajik bir şekilde gördük. Bu durum siyaset felsefesinin, topluluk sorununda tam da kendi nesnesini görme eğiliminde olan belirli bir türüyle çelişiyormuş gibi görünüyor.” diyen Esposito, kavramın etimolojik kökenlerine dair kapsamlı bir analiz eşliğinde “communitas” kavramının siyaset felsefesindeki yerini de çok yönlü bir perspektifle ele alıyor.

Esposito bunu yaparken Hobbes, Rousseau, Kant, Heidegger ve Bataille’ın toplum ve topluluk üzerine fikirlerini de tartışıyor ve böylece alan için önemli bir çalışmaya imza atıyor.

  • Künye: Roberto Esposito – Communitas: Topluluğun Kökeni ve Kaderi, çeviren: Onur Kartal, İletişim Yayınları, siyaset, 248 sayfa, 2018

David Edmonds ve Nigel Warburton – Felsefe Muhabbetlerine Dönüş (2018)

‘Felsefe Muhabbetlerine Dönüş’, bu seriden yayınlanan üçüncü kitap ve felsefenin çeşitli temalarını, bugün bu alanda fikir üreten 27 isimle konuşmaya, kaldığı yerden devam ediyor.

Kitapta felsefeciler; zevk, acı, mizah, ahlaki statü, işkence, hayvan köleliği, bilinç, materyalizm, benlik algısı, hayal gücü, özgür irade, cezai sorumluluk, hoşgörü, istismar, itibar, siyasette kirli eller, metafizik, aklın enigması, anlam ve yorum, hayatın anlamı ve ölümden sonraki yaşam gibi pek çok güncel konu ve sorunu tartışıyor.

‘Felsefe Muhabbetleri’ni ilgiyle takip etmiş okurların bu kitabı da severek okuyacağını düşünüyoruz.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Thomas Hurka, Michael Tye, Noël Carroll, Jeff McMahan, John Mikhail, Raimond Gaita, Gary L. Francione, Ned Block, Patricia Churchland, Frank Jackson, Galen Stawson, Alison Gopnik, Daniel Dennett, Fiery Cushman, Nicola Lacey, Victor Tadros, Philip Pettit, Susan Mendus, Hillel Steiner, Rae Langton, Nancy Fraser, C. A. J. Coady, Kit Fine, Dan Sperber, Stephen Neale, Susan Wolf ve Samuel Scheffler.

  • Künye: David Edmonds ve Nigel Warburton – Felsefe Muhabbetlerine Dönüş, çeviren: Esra Nur (Sözbilici) Acar, Maya Kitap, felsefe, 307 sayfa, 2018

Lars Svendsen – Yalnızlığın Felsefesi (2018)

En iyi zamanlarımızı yalnızken yaşayabiliriz.

Oysa yalnızlık, ona maruz kalanlar için ciddi bir sorun olabilir. Zira çoğu insan için yalnızlık, onların yaşam kalitelerini önemli ölçüde etkilemektedir.

Ayrıca böyle durumlarda, utanç dediğimiz duygu da işin içine girer.

Bu kitabın yazarı Lars Svendsen ise, yalnızlığı, kendi başına olma (solitude) şeklinde tarif ediyor.

Öte yandan yazara göre, adı ister yalnızlık veya solitude olsun, bu durum kendimiz ve dünyadaki yerimiz hakkında önemli şeyler söyler.

Kitap, yalnızlığın tam olarak ne olduğunu, kimlere tesir ettiğini, yalnızlık hissinin neden doğduğunu, neden kolayca geçmeyip sonra da kaybolduğunu ve hem bireyler hem de toplum olarak yalnızlıkla nasıl ilişkilenebileceğimizi inceliyor.

“Hiç yalnızlık duymamış bir kişi büyük olasılıkla duygusal bir eksiklik ya da kusurdan mustariptir.” diyen Svendsen, yalnızlığı ele alırken felsefe ile deneysel bilimleri harmanlıyor.

Kitapta,

  • Psikoloji ve sosyal bilimlerde yalnızlık,
  • Duyguların doğasına dair tartışmalar,
  • Yalnızlık deneyimini tetikleyen etkenler,
  • Yalnızlık ile güven, arkadaşlık ve sevgi arasındaki ilişki,
  • Modern birey ve yalnızlık,
  • Yalnızlığın olumlu biçimi olarak kendi başınalık,
  • Yalnızlığımızla baş edebilmek için her birimize düşen bireysel sorumluluklar,
  • Ve bunun gibi konular tartışılıyor.

Svendsen’in modern bireyin yalnızlığıyla ilgili burada dillendirdiği tezi de dikkat çekici.

Yazar, modern toplumun ana sorunun çok fazla yalnız olmamız değil, aksine yeterince tek başına kalmamamız olduğunu savunuyor.

  • Künye: Lars Fredrik Händler Svendsen – Yalnızlığın Felsefesi, çeviren: Murat Erşen, Redingot Kitap, felsefe, 213 sayfa, 2018

Kolektif – Matrix ve Felsefe (2017)

Hangi hapı seçerdiniz, kırmızı mı yoksa mavi mi?

Cehalet mutluluk mudur yoksa ne olursa olsun gerçek bilinmeye değer mi?

Matrix’i seyrettikten sonra aksiyon ve özel efektlerinden çok etkilendik, ama bir yandan da zihnimiz yukarıdaki gibi sorularla dolup taştı.

İşte bu kitap, tam da bu sorularla ilgileniyor ve Matrix ve felsefe ilişkisini çok zengin bir perspektiften irdeliyor.

Bu çok mantıklı, çünkü felsefe her yerdedir; herkesin hayatıyla alakalıdır; Matrix gibi, “O her yerdedir.”

  • Matrix’te şüphecilik ve ahlak,
  • Matrix olasılığı,
  • Gerçekliğin algılanışı,
  • Olasılık ve yanılsama,
  • Matrix’in metafiziği,
  • Matrix usulü zihin felsefesi,
  • Neo-materyalizm ve öznenin ölümü,
  • Kader, özgürlük ve önceden bilme,
  • Matrix ve Budizm,
  • Kant ve Matrix dünyası,
  • Nihilizm ve Matrix,
  • Matrix ve ‘Bulantı’daki varoluşçu gerçeklik,
  • Matrix ve Marx,
  • Matrix simülasyonu ve postmodern çağ…

Bunun gibi birçok ilgi çekici felsefi sorun ve konuyla Matrix’i karşılaştıran kitap, hem felsefe hem de sinema tutkunlarını sevindirecek türden.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Gerald J. Erion, Barry Smith, David Mitsuo Nixon, Carolyn Korsmeyer, Jorge J. E. Gracia, Jonathan J. Sanford, Jason Holt, Daniel Barwick, Theorode Shick Jr., Michael Brannigan, Gregory Bassham, Charles L. Griswold Jr., James Lawler, Thomas S. Hibbs, Jennifer L. McMahon, Sarah E. Worth, Deborah Knight, George McKnight, Cynthia Freeland, Martin A. Danahay, David Rieder, David Weberman ve Slavoj Žižek.

  • Künye: Kolektif – Matrix ve Felsefe, derleyen: William Irwin, çeviren: Esra Gül Coşkun, Olimpos Yayınları, felsefe, 407 sayfa, 2017