Mark Neocleous – Canavar ve Ölü: Burke, Marx, Faşizm (2015)

Mark Neocleous’un ‘Canavar ve Ölü’sü, canavar olgusunun, ne türden bir toplum olduğumuza dair politik soruların ortaya çıkmasına nasıl zemin hazırladığını irdeleyen ilginç bir çalışma.

Kitabın bir diğer özgün katkısı da, Marx’ın gotik üsluptan aldığı belirgin bir karakteri, vampiri, nasıl sermayenin doğası üzerindeki örtüyü kaldırmak amacıyla kullandığını irdelemesi.

  • Künye: Mark Neocleous – Canavar ve Ölü: Burke, Marx, Faşizm, çeviren: Ahmet Bekmen, H2O Kitap

 

Moira Gatens – İmgesel Bedenler (2018)

Moira Gatens, bu ilgi çekici kitabında, felsefenin ve psikanalizin kadın ve erkek bedenlerine dair yaklaşımları eleştirel bir perspektifle sorguluyor.

Gatens, her iki yaklaşımın da kadın bedenini “eksiklik”, “bağımlılık” ve “tutku”, erkek bedenini ise “tamlık”, “özerklik” ve “zihin” ile ilişkilendirdiğini, bu durumun da, kadınların da erkeklerin de “siyasi bedenle” ilişkilenme koşullarını belirlediğini söylüyor.

Gatens bu aşamada, Spinoza’nın “öteki imgelemler” kavramından yola çıkarak, bedenlerin bu dayatmalardan nasıl özgürleştirilebileceğini tartışıyor.

Yazar bunu yaparken, feminist düşüncenin sıklıkla başvurduğu cinsiyet/toplumsal cinsiyet ayrımıyla da hesaplaşıyor.

  • Künye: Moira Gatens – İmgesel Bedenler: Etik, Güç ve Bedensellik, çeviren: Dilan Eren, Otonom Yayıncılık, feminizm, 256 sayfa, 2018

 

Jean-Philippe Ravoux – Varoluşun Anlamı (2009)

Jean-Philippe Ravoux ‘Varoluşun Anlamı’nda, Antoine de Saint-Exupéry’nin ‘Küçük Prens’inin, nasıl 20. yüzyılın en önemli metafizik öğretisi haline geldiğini araştırıyor.

‘Küçük Prens’ üzerine çok şey yazıldı.

Bu eserin çocuklar için bir hikâye mi yoksa yetişkinler için yazılmış bir kitap olup olmadığı da tartışıldı; kitabın başarısının nedeni olarak gösterilen resimlerin nasıl ve neye göre seçildiği de sorgulandı.

Felsefe öğrenimi sırasında, tezini Saint-Exupéry’nin maneviyatı üzerine yapan Ravoux çalışmasında, ‘Küçük Prensi’, yazarının ruhsal ve politik felsefesi çerçevesinden inceliyor.

Eser, Saint-Exupéry’nin iç dünyasına inmek isteyenlere hitap edecek nitelikte.

Künye: Jean-Philippe Ravoux – Varoluşun Anlamı, çeviren: Asena Yalınız, Dharma Yayınları, inceleme, 136 sayfa

Alexandra Ahouandjinou – Hayatta Kalmak İçin Küçük Felsefe Seti (2018)

Alexandra Ahouandjinou, Sorbonne’da felsefe doktorası yapmış bir isim.

Fakat felsefe doktorası, Ahouandjinou’yu ve onun elimizdeki kitabını tanımlamak için yeterli değil.

Kendisi aynı zamanda, Krav-maga ve Kung-fu gibi dövüş sporlarında uzmanlaşmış bir özsavunma hocası ve ülkesi Fransa’da, Kung-fu’da iki kez kazandığı şampiyonluğu bulunuyor.

İşte bu kitap da, Ahouandjinou’nun bu iki uzmanlığının bireşimi olmasıyla dikkat çekiyor.

Gündelik hayatta her an beklenmedik saldırılarla karşılaşabiliriz.

Özsavunma her insan için gerekli, hatta yaşadığımız çağın tehlikeleri düşünüldüğünde zorunludur da.

Ahouandjinou ise, yalnızca fiziksel özsavunmadan bahsetmiyor, aynı zamanda Aristoteles, Locke, Spinoza, Hobbes, Kant, Sartre gibi filozofların düşünceleriyle özsavunmanın ilkelerini birleştiriyor.

“Dövüş olarak özsavunma sadece bir pratiğe indirgenemez, aksine yayılır, hayata doğru genişler ve varoluşa kadar uzanır, ” diyen Ahouandjinou, bu iki pratik ve disiplinin birbirinden ayrılamayacağını ve insanın kendini savunurken, aynı zamanda bunun üzerine felsefi olarak da düşünebileceğini belirtiyor.

  • Künye: Alexandra Ahouandjinou – Hayatta Kalmak İçin Küçük Felsefe Seti: Gündelik Hayatın Saldırılarına Karşı Koyma, çeviren: Didem Tuna, Sel Yayıncılık, felsefe, 92 sayfa, 2018

Zygmunt Bauman ve Stanislaw Obirek – Tanrı’ya ve İnsana Dair (2018)

Kısa bir süre önce burada, sosyolog Zygmunt Bauman ile teolog Stanislaw Obirek’in iyi ile kötü, parçalanmış benlik, modern çağın karmaşaları, insanın ve medeniyetin geleceği üzerine diyaloglarını sunan ‘Dünyaya ve Kendimize Dair’ adlı kitaba yer vermiştik.

Yazarlar elimizdeki kitapta ise, her şeyden önce tüm insanlara aynı inancı, aynı değerleri ve bir yerde aynı düşünce biçimini dayatan anlayışlarla hesaplaşıyor ve farklı inançların, farklı düşüncelerin kendilerine hayat bulacakları bir dünyanın imkânlarını konuşuyorlar.

Yazarlar, manevi sıkıntılarını, bunları aşma umutlarını ve arınmaya dair fikirlerini farklı entelektüel ve kurumsal çerçevelerde kayda geçirse de, Bauman’ın da altını çizdiği gibi, farklı noktalardan yola çıkıp aynı yerde buluşuyorlar.

Dolayısıyla diyaloğu hem teorik hem de pratik alanda yapılmış bir egzersiz olarak düşünebiliriz.

Farklılıkların yaşayacağı bir dünyanın muhtemel yararlarıyla olduğu kadar, riskler ve tuzaklarla da dolu olabileceğini belirten yazarlar, farkındalığı ve öz-denetimi daha güçlü, daha iyi bir öz-kavrayışın yolumuzu aydınlatabileceğini düşünüyor.

  • Künye: Zygmunt Bauman ve Stanislaw Obirek – Tanrı’ya ve İnsana Dair, çeviren: Akın Emre Pilgir, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 160 sayfa, 2018

Slavoj Žižek – Kieślowski ya da Maddeci Teoloji (2009)

‘Kieślowski ya da Maddeci Teoloji’, Slavoj Žižek’in, ünlü Polonyalı yönetmen Krzysztof Kieślowski’ye odaklanan metinlerinden oluşuyor.

Kieslowski, ‘Kırmızı’ isimli filmini bitirdikten sonra, sinemayı bırakarak sakin bir hayat yaşamaya karar vermiş, fakat kısa bir süre sonra ölmüştü.

Žižek kitabında, Kieslowski sinemasını farklı açılardan yorumlarken, onun ani ölümünü de tartışıyor.

Žižek, ölümünün, Kieslowski’nin “meslek ya da sakin hayat” arasında yaptığı seçimi boşa çıkardığını belirterek, “Acaba ani ölümü sakin kır yaşamındaki emekliliğin sahte bir konu olduğunu, aslında ölümün metaforu işlevini gören bir fantazi perdesi olduğunu mu işaret eder?” diye soruyor.

  • Künye: Slavoj Žižek – Kieślowski ya da Maddeci Teoloji, çeviren: Sabri Gürses, Encore Yayınları, felsefe, 111 sayfa

Sevinç Türkmen – Aşkın Ontolojisi (2018)

Spinoza’nın aşk bir aşk ilişkisi yaşadığına dair bilgi yok.

Fakat kendisi aşkın ne olduğunu da gayet iyi biliyordu.

Mesela, Clara Maria adında zekâsıyla kendisini cezbeden bir kadına âşık olduğunu, hatta onunla evlenmek istediğini söylemiştir.

Bu evlilik gerçekleşmemiştir ve ayrıca bunun dışında, Spinoza’nın aşk hayatına dair hiçbir bilgimiz yoktur.

Bu kitabın yazarı Sevinç Türkmen ise, “Spinoza felsefeyi aşktan, aşkı etkinlik gücünden, etkinlik gücünü özgürlükten, özgürlüğü ise doğadaki ve toplumdaki varoluş tarzlarından bağımsız düşünmemiştir,” diyerek özellikle düşünürün kült yapıtı ‘Ethica’ aracılığıyla, aşkın ve hakikatin özgürlükle, arzuyla, çabayla ve neşeyle ontolojik bağı araştırıyor.

Türkmen bu bağı irdelerken, aşkın doğası, başka bir deyişle aşkın ontolojisi üzerine düşünüyor.

Spinoza’nın ahlaki ve politik hassasiyetlerini ayrıntılı bir şekilde ortaya koyan kitap, en çok da buradaki aşk deneyimi vesilesiyle felsefeye hayatiyet kazandırması ve onu gündelik hayatın içinden anlamamıza kapı aralayacak şekilde somutlaştırmasıyla önemli.

  • Künye: Sevinç Türkmen – Aşkın Ontolojisi: Spinoza’ya Bir Yürüyüş, İthaki Yayınları, felsefe, 136 sayfa, 2018

Rosi Braidotti – İnsan Sonrası (2015)

İnsandan sonra gelen nedir?

Çağımızın insanlık dışı durumlarına nasıl direnebiliriz?

Rosi Braidotti, yaratıcı bir yaklaşımla tarihselliğimizin elzem bir vasfı olarak insan sonrası durumda sapkınlıklara, gücün suistimaline ve medeniyetin belli temel ilkelerinin sürdürülebilirliğine dair endişelerini bizimle paylaşıyor ve nihayetinde buna karşı nasıl direnebileceğimizi tartışıyor.

Künye: Rosi Braidotti – İnsan Sonrası, çeviren: Öznur Karakaş, Kolektif Kitap

Michel Foucault – Hakikat Cesareti (2018)

Foucault’nun ölümünden kısa bir süre önce Collège de France’ta verdiği son dersi olan ‘Hakikat Cesareti’, bir yönüyle düşünürün felsefi vasiyetnamesi olarak da okunabilir.

Foucault burada, daha önce üzerinde tartıştığı parrêsia kavramını, bu kez kavramın soybilimi ve politik kökenleri bağlamında Antik Yunan’da ve Orta Çağ’da doğruyu söyleme biçimlerine uzanan kapsamlı bir sorgulamaya doğru genişletiyor.

Foucault’nun bu derslerde tartıştığı kimi konular şöyle:

  • Parrêsia’nın yapısal özellikleri,
  • Antik Çağ kültüründe doğru söyleme biçimleri,
  • Sokrates’te doğru söylemenin dört türü,
  • Orta Çağ vaazında doğru söyleme,
  • Modern dönemde doğrulamanın dört kipinin yeniden şekillenmesi,
  • Demokratik bir parrêsia’nın otokratik bir parrêsia’ya dönüşümü,
  • Kendilik kaygısının etik kurulumu olarak Sokrates’in ölüm döngüsü,
  • Ruhun hastalığı olarak yanlış fikir,
  • Çocukların eğitimi sorunu,
  • Sokratesçi parrêsia’nın nesnesi olarak bios,
  • Hakikatin sahnesi olarak yaşam,
  • Modern sanatın Platon karşıtlığı ve Aristoteles karşıtlığı,
  • Doğru yaşam sorunu,
  • Felsefi sahtekârlık,
  • Yaşam donanımı olarak kinik öğretimi…

Foucault’nun bu son dersleri, yalnızca Yunan ve Orta Çağ düşüncesinin ölüm karşısındaki tutumunu irdelemiyor, aynı zamanda “felsefi yaşam”ın ne olabileceği hakkında okurunu derinlemesine düşünmeye de davet ediyor.

  • Künye: Michel Foucault – Hakikat Cesareti, çeviren: Adem Beyaz, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, felsefe, 332 sayfa, 2018

Ahmet Çiğdem – Aydınlanma Düşüncesi (2018)

Ahmet Çiğdem’den, Aydınlanma düşüncesinin gelişimini farklı ülkeleri birbirleriyle karşılaştırarak irdeleyen güzel bir çalışma.

Bugünden bakıldığında Aydınlanma, birçoğumuza özünde tek bir kafadan çıkmış, 0yekpare bir bütünmüş gibi görünüyor.

Oysa Aydınlanma düşüncesi, farklı ülkelerde farklı deneyimler yaşayarak ortaya çıktı ve bbu farklılıkları temel alarak gelişti.

İşte Ahmet Çiğdem de, ayrı dillere sahip, ayrı felsefi geleneklerden gelenlerin Aydınlanma düşüncesine nasıl katkıda bulunduğunu ortaya koyuyor.

Bu bağlamda Fransız, Alman, İngiliz, İskoç Aydınlanma tecrübelerini irdeleyen Çiğdem, böylece Aydınlanma felsefesinin ayrıntılı bir gelişimini ortaya koyuyor.

  • Künye: Ahmet Çiğdem – Aydınlanma Düşüncesi, Dedalus Kitap, felsefe, 141 sayfa, 2018