Friedrich Wilhelm Joseph von Schelling – İnsan Özgürlüğünün Özü Üzerine (2017)

Friedrich Wilhelm Joseph von Schelling, Alman İdealizminin Fichte ve Hegel’le birlikte en önemli filozoflarından biri.

Düşünür, 1809 yılında yayımlanmış elimizdeki önemli yapıtında, insan özgürlüğü ile Mutlak arasındaki ilişkiye odaklanıyor.

Martin Heidegger’in “Schelling’in en büyük eseri ve aynı zamanda Alman, dolayısıyla Batı felsefesinin en derin çalışmalarından biri” olarak selamladığı kitap, insanın özgür iradesiyle yasak meyveyi yediği için cennetten kovulması meselinden yola çıkıyor.

Düşünür, bu meselden üzerinden şu sorulara yanıt arıyor.

  • Tanrı mutlak iyi, mutlak kudretli ve mutlak iradeye sahipse neden insanın kötü olmasına izin vermiştir?
  • Ve eğer Tanrı kötülüğe yalnızca izin veriyorsa ve aslında her şey Tanrı’nın öngörüsüyle gerçekleşiyorsa, burada gerçek anlamıyla bir özgürlükten bahsedebilir miyiz?

Bu sorulara radikal bir alternatif sunan düşünür, iyilik ile kötülük arasındaki ilişkiyi salt insana özgü bir seçim ya da irade sorunu olmaktan çıkarıp, onu bizzat Tanrı’nın kendini tecelli etme sürecinin bir parçası olarak yorumluyor.

Schelling yine bu bağlamda, Tanrı’nın ilahi adaletinin kötülüğe izin verdiğini ya da insanı sınadığını savunan görüşlerle de hesaplaşmakta.

Nietzsche ve Heidegger’i etkilemiş bu klasik metin, Alman İdealizmini daha iyi kavramak açısından çok önemli.

  • Künye: Friedrich Wilhelm Joseph von Schelling – İnsan Özgürlüğünün Özü Üzerine, çeviren: Mehmet Barış Albayrak, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 112 sayfa

Judith Butler ve Athena Athanasiou – Mülksüzleşme (2017)

Feminist kuramcı Judith Butler, felsefi çalışmalarıyla ve özellikle de etik ve siyaset, feminizm, toplumsal cinsiyet, bedensellik, kuir aktivizm, normatif şiddet gibi alanlardaki önemli katkılarıyla bilinen, günümüzün önde gelen entelektüellerinden.

Feminist kuram ve radikal toplumsal düşünceye odaklanan Athena Athanasiou ise Luce Irigaray, Martin Heidegger ve Michel Foucault’nun yapıtlarına getirdiği özgün perspektiflerle bilinen bir isim.

İşte elimizdeki bu kitap, iki ismin 2009’da başlayıp toplantılarla, söyleşilerle ve mektuplarla süren uzun soluklu diyaloglarının neticesi.

Yunanistan’da SYRIZA’nın neoliberal politikalara karşı güçlü bir muhalefet ortaya koyduğu, aynı zamanda Mısır Devrimi’nin en yoğun günlerini yaşadığı bir döneme rastlayan bu diyaloga, söz konusu gelişmelerin rengini verdiğini de bilhassa belirtelim.

Çeşitli hareketlere, gösterilere ve eylemlere değinen yazarlar, kendi uzmanlık alanlarının yanı sıra Heidegger’in teknoloji eleştirisinden, Foucault’nun biyopolitika yaklaşımından, Irigaray’ın çalışmalarından ve hatta Yunan mitlerinden yola çıkarak,

  • Performatif siyasetin ne anlama geldiğini,
  • Yeni direniş imkânlarının neler olduğunu,
  • Siyasal hareketliliğin yeni biçimlerini,
  • Devlet ırkçılığını,
  • Ve kamusal yası, ayrıntılı bir şekilde tartışıyor.

Künye: Judith Butler ve Athena Athanasiou – Mülksüzleşme, çeviren: Başak Ertür, Metis Yayınları, felsefe, 200 sayfa

David Graeber – Değer Teorisi: Antropolojik Bir Giriş (2017)

Yakın dönemdeki literatürde sistematik bir “değer teorisi” bulmak aslında zordur ve “değer” terimini kullanan belirli bir yazarın yararlandığı teorik bütünün ne olduğunu anlamak genelde güçtür.

İşte felsefe, iktisat ve antropolojinin bir bireşimi olarak düşünebileceğimiz eldeki kitap, “değer” kavramının köklerine inerek ayakları yere basan bir değer teorisi üretmeye çalışıyor.

Ünlü antropolog Marcel Mauss’un armağan ekonomileri konusundaki araştırmaları ile Marx’ın siyasal iktisat tezlerini harmanlayan Graeber, bu alanda fikir üretmiş pek çok isme başvuruyor ve bunu yaparken de mübadele teorisindeki güncel istikametler, meta fetişizmi ve arzu gibi kavramlar üzerinden “değer” teorisini geniş bir çerçevede irdelemekte.

  • Künye: David Graeber – Değer Teorisi: Antropolojik Bir Giriş, çeviren: Başak Kıcır, Sel Yayıncılık, iktisat, 416 sayfa

Marcus Aurelius – Kendime Düşünceler (2016)

Marcus Aurelius, en büyük Roma İmparatorlarındandı. Fakat kendisini diğer imparatorlardan ayıran bir yönü de, filozof oluşuydu.

Tarihin gelmiş geçmiş en büyük hükümdar filozoflarından Aurelius’un gün gün yazdığı notlardan oluşan düşünceleri, aradan geçen zamana rağmen halen en önemli klasik yapıtlardan biri olarak kabul ediliyor.

İmparator bu notlarında kendi siyasi görüşlerini ve bir imparator olarak hedeflerini anlatıyor.

Fakat kitap bundan da önemlisi, Aurelius’un evrensel değerleri ve hümanist çerçevesiyle göz dolduran felsefesini ayrıntılı bir şekilde ortaya koyan, gün gün kaleme alınmış nükteli notlar olarak okunmalı.

Epiktetos ve Stoa felsefesinin düşüncelerinden etkilenen Aurelius burada evren, us, usa uygun yaşamak, hayattaki sürekli değişim, ün, mal, mülk ve içgüdüler gibi farklı konular hakkında fikirlerini paylaşıyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Kendi amaçlarınla ilgilen, diğer insanlarla değil. Yaşadıklarını evrenin doğası öyle istediği için yaşıyorsun.”

“Kendi içini kaz. Çünkü iyilik içinde, sen kazdıkça o fışkıracak.”

“Sanki binlerce yıl daha yaşayacakmışsın gibi yaşama. Kader, başının üzerinde bir kılıç gibi asılı duruyor. Yaşamın boyunca iyi biri olmaya çalış.”

  • Künye: Marcus Aurelius – Kendime Düşünceler, çeviren: Furkan Akderin, Say Yayınları, felsefe, 136 sayfa

Giorgio Agamben – Çıplaklıklar (2017)

Giorgio Agamben’in olgunluk eseri olarak tanımlanan ‘Çıplaklıklar’, uzun zamandır Türkçeye kazandırılmayı bekliyordu.

Şimdi nihayet raflardaki yerini alan kitap, felsefe ve sanat alanına giren farklı konular üzerine düşünürün yorumlarını bir araya getiriyor.

Düşünür burada, Kafka’nın edebiyatında suç, yasa ve cezadan Kleist’in kendine has evrenine ve bireysel kimlikten biyometrik aygıta pek çok konuyu kendine has tarzıyla tartışıyor.

Şiirle felsefe arasında gidip gelen, gerçeklerin üzerindeki perdeyi aralamayı amaçlayan ‘Çıplaklıklar’ın, en çok da Kafka’nın özgün evreni, oradan güncel anlamda suçun aldığı biçimler üzerine yoğunlaşmasıyla ayrıca dikkat çekeceğini söylemeliyiz.

  • Künye: Giorgio Agamben – Çıplaklıklar, çeviren: Suna Kılıç, Alef Yayınları, felsefe, 144 sayfa

 

Onur Kartal – Başkasının Politikası: Husserl, Heidegger, Levinas (2017)

Başkalık nasıl olup da 20. yüzyıl felsefi düşüncesine yön veren isimlerin gündemine kurucu bir kategori olarak girdi?

İşte Onur Kartal’ın bu çalışması, eleştirel bir bakışla Edmund Husserl’in ‘Başkalığın Fenomenolojisi’, Martin Heidegger’in ‘Başkalığın Fundamental Ontolojisi’ ve Emmanuel Levinas’ın ‘Başkalık Etiği’ni tartışarak söz konusu soruya tatmin edici bir yanıt arıyor.

Kitapta irdelenen kimi konular şöyle:

  • Heidegger’in fundamental ontolojisinde “birlikte-olma”nın insan varoluşuyla yapısal ilişkisi,
  • Husserl’in fenomenolojik metodolojisinde, başkalık sorununu epistemolojiyle ilişkilendirme şekli,
  • Levinas’ın Avrupa kültürünün krizine çözüm üretmek amacıyla, benin başkasıyla somut etik ilişkisini merkeze alışı,
  • Ve nihayet, bu üç önde gelen düşünürün merkezinde olduğu bu düşünsel mirasın, “Başkasının politikası”nı kurmak açısından bugün bize vaat ettikleri…

Kartal’ın çalışmasının diğer bir dikkat çeken katkısı da, başkalık ile kriz arasındaki ilişkiye odaklanarak kriz kavramının felsefi çözümlemesini yapması.

  • Künye: Onur Kartal – Başkasının Politikası: Husserl, Heidegger, Levinas, İletişim Yayınları, felsefe, 272 sayfa

Senem Kurtar – Heidegger ve Poetik Düşünme (2014)

Senem Kurtar nitelikli çalışmasında, bir çağdaş Avrupa felsefesi klasiği sayılan ‘Varlık ve Zaman’ın yazarı filozof Martin Heidegger’in, Aristoteles ve Brentano üzerine okumalarıyla başlayan, Dilthey ve Husserl ile devam eden düşünsel serüvenine odaklanıyor.

Kurtar bunu yaparken, Heidegger’in insan varoluşu ve şeyler arasındaki varlıkbilimsel anlamda ilk ve öncelikli ilişki biçimini betimlemek için başvurduğu “pragmata çözümlemesi” ile şeylerin açıklığının yitimini belirten Ge-stell gibi kavramlarını analiz ediyor, Heidegger’in felsefesi aracılığıyla insan varoluşunu, varlık ve şeyler arasındaki kökensel birliği irdeliyor.

  • Künye: Senem Kurtar – Heidegger ve Poetik Düşünme, Pharmakon Yayınevi, felsefe, 288 sayfa

Arthur Asa Berger – Bir Postmodernist için Postmortem (2017)

Ettore Gnocchi, ünlü bir postmodern kuramcıdır.

Günün birinde Gnocchi, evinde verdiği bir akşam yemeği esnasında gizemli bir cinayete kurban gider.

Evde bulunanlar düşünüldüğünde cinayeti kimin işlediği tamı tamına bir muammadır.

Gnocchi’nin eşi, onu fikirlerini çalmakla suçlayan bir Rus dilbilimci, Gnocchi’nin metresi olduğu söylenen bir yüksek lisans öğrencisi, bir İngiliz romancı, kendisinden nefret eden eski bir öğrencisi…

Bu cinayeti çözme işini üstlenen Dedektif Solomon Hunter, şüphelileri tek tek ele almaya başlar.

Fakat her şeyden önce, dedektifin postmodernizmin ne olduğunu keşfetmesi gerekiyor.

Böylece kahramanımız kendini Baudrillard’dan Foucault’ya, Habermas’tan Deleuze’e uzanan, postmodern düşünceyi etkilemiş, ona yön vermiş önemli düşünürlerin fikirleriyle örülü felsefi bir yolculuğun içinde bulur.

Hunter’ın bu yolculuğunda varacağı durakta, gerçek katilin kim olduğu da ortaya çıkacaktır.

Daha önce ‘Durkheim Öldü’ adlı kitabıyla da hatırlanacak Arthur Asa Berger, yeni felsefi polisiye romanıyla okurlarının karşısında.

  • Künye: Arthur Asa Berger – Bir Postmodernist için Postmortem, çeviren: Damla Tanla Kurt, Heretik Yayıncılık, roman, 216 sayfa

Byung-Chul Han – Şeffaflık Toplumu (2017)

Şeffaflık ötekiyi, yabancıyı devre dışı bırakarak sisteme istikrar ve hız kazandıran toplumsal süreçleri kapsayan ve onları köklü bir değişikliğe uğratan sistemik bir zorlama mıdır?

Güney Koreli yazar ve kültür kuramcısı Byung-Chan Han, günümüzde toplumsal sistemin bütün süreçlerini şeffaflığa zorladığını ve bu zorlamanın neticesinde toplumun, hizaya getirilmiş bir toplum olduğunu belirtiyor.

Bunun, şeffaflığın totaliter yanı olarak ele alıp tartışan Han, hayatı hayat yapan kendiliğindenliğin, olay doluluğun ve özgürlüğün, özünde şeffaflığa izin vermediğini ve bugünkü haliyle şeffaflığın da, pornografik bir hal aldığını düşünüyor.

Zira Han’a göre görüntüler, her tür dramaturjiyi, yorumbilgisel derinliği ve hatta anlamı yitirerek pornografik hale geldiklerinde şeffaflaşırlar.

Yazar bu alanda fikir yürütürken Wilhelm von Humboldt’tan Jean Baudrillard’a, Georg Simmel’den Sigmund Freud’a ve Ulrich Schacht’a pek çok ismin fikirlerine uzanıyor.

Han, geçen yıl Türkçeye çevrilen ‘Şiddetin Topolojisi’ kitabıyla da hatırlanacaktır.

  • Künye: Byung-Chul Han – Şeffaflık Toplumu, çeviren: Haluk Barışcan, Metis Yayınları, felsefe, 84 sayfa

Søren Kierkegaard – Korku ve Titreme (2014)

Søren Kierkegaard’ın ‘Korku ve Titreme’si, kimi dini ve ahlaki sorunları tartışmasıyla önemli bir eser.

Kierkegaard’ın burada asıl ilgilendiği şey, Hz. İbrahim’in Tanrı’nın buyruğu ile oğlu İshak’ı kurban etmesi meseli.

Hz. İbrahim’in bunun için koyulduğu yolculuğa odaklanan filozof, Tanrı’nın, Hz. İbrahim’den oğlu İshak’ı kurban etmesini isteyerek, aslında onu evrensel ahlakı terk etmeye zorladığını, bu isteği yerine getirmeye çalışan Hz. İbrahim’in ise, Tanrı’nın buyruğu ile ahlaklı olmak arasında bocaladığını belirtiyor.

Kierkegaard, Hz. İbrahim’in meselinden yola çıkarak, ahlak felsefesinin temel sorunlarını tartışıyor.

  • Künye: Søren Kierkegaard – Korku ve Titreme, çeviren: N. Ekrem Düzen, Pharmakon Yayınevi, felsefe, 184 sayfa