Richard Rushton – Deleuze’den Sonra Sinema (2024)

‘Deleuze’den Sonra Sinema’, Deleuze’ün sinemaya dair yazdıklarına açık ve anlaşılır bir giriş sunuyor.

Deleuze’ün çığır açıcı iki sinema kitabında karşımıza çıkan çok sayıda kategoriyi ve sınıflandırmayı açıklayan eser, John Ford, Sergey Ayzenştayn, Alfred Hitchcock, Michelangelo Antonioni, Alain Resnais gibi yönetmenlerin filmleri de dâhil olmak üzere pek çok yapımı değerlendirmeye tabi tutuyor.

Steven Spielberg, Lars von Trier, Martin Scorsese ve Wong Kar-wai gibi çağdaş yönetmenleri de Deleuze’ün teorileri ışığında ele alarak onun sinema üzerine yazdıklarına güncel bir bakış kazandırıyor.

‘Deleuze’den Sonra Sinema’, Deleuze’ün neden bugün haklı olarak sinemanın en büyük filozoflarından biri kabul edildiğini gösteriyor bize.

Felsefe ve film çalışmaları meraklıları için temel bir okuma…

Kitaptan bir alıntı:

“Filmler daha ziyade kendi felsefeleriyle gelir, onlar kendinde felsefidir. Bana göre bu, yani filmlerin kendilerini incelemek, Deleuze’ün Sinema kitaplarının temel amaçlarındandır ve kuşkusuz bu kitabın da başlıca amacıdır. Dolayısıyla şunu doğru anlayalım: Deleuze, sayesinde sinemayı izah edeceğimiz bir felsefe icat etmez. Aksine sinema bize kendi felsefelerini sunar, Deleuze de Sinema kitaplarında bizzat bunu izah etmeye çalışır.”

  • Künye: Richard Rushton – Deleuze’den Sonra Sinema, çeviren: Yasin Aydınlık, Vakıfbank Kültür Yayınları, sinema, 224 sayfa, 2024

Byung-Chul Han – Sürünün İçinde: Dijital Dünyaya Bakışlar (2024)

Dijital iletişim ve sosyal medya hayatımızı ele geçirdi.

Byung-Chul Han, dijitalleştirilmiş hayat karşıtı bu çalışmasında, dijital iletişimin aslında topluluğun ve kamusal alanın parçalanmasından sorumlu olduğunu ve gerçek politik eylem ve anlamlı söylem olasılığını yavaş yavaş erozyona uğrattığını öne sürerek Twitter devrimlerinin ve Facebook aktivizminin amigolarına karşı çıkıyor.

‘Sürünün İçinde’, dijital devrimin doğası ve sonuçları üzerine, son derece özgün ve çarpıcı bir kitap.

Kitaptan bir alıntı:

“Elektronik ortamların kullanımındaki hızlı artış karşısında medya teorisyeni Marshall MacLuhan 1964’te şöyle demişti: ‘Elektronik teknoloji tam ortamızda duruyor ve bizler onun Guttenberg teknolojisiyle çarpışması karşısında kör, sağır, dilsiz, ele geçirilmiş haldeyiz.’  Bugün dijital ortamda da benzer bir durum söz konusu. Bu radikal paradigma değişimini tam kavrayamadan bu yeni ortam tarafından yeniden programlanıyoruz. Bilinçli kararlarımızın altındaki davranışlarımızı, algımızı, duygularımızı, düşüncelerimizi, birlikte yaşama biçimimizi belirleyici bir şekilde değiştiren dijital ortamın gerisinde kalıyoruz. Bugün, bu uyuşmanın sonuçlarını tahmin bile edemeden, dijital ortamda uyuşuyoruz. Bu körlük ve eş zamanlı sersemlik hali, günümüzün krizini oluşturmaktadır.”

  • Künye: Byung-Chul Han – Sürünün İçinde: Dijital Dünyaya Bakışlar, çeviren: Zeynep Sarıkartal, İnka Kitap, felsefe, 96 sayfa, 2024

Kolektif – Antik Yunan’dan Skolastiklere Hukuk Felsefesi Tarihi (2024)

Genel editörlüğünü Enrico Pattaro’nun yaptığı, şu an için on sekizinci cilde ulaşan “A Treatise of Legal Philosophy and General Jurisprudence” (“Hukuk Felsefesi ve Genel Hukukbilim Külliyatı”) başlıklı dizinin altıncı cildi olan ‘Antik Yunan’dan Skolastiklere Hukuk Felsefesi Tarihi’, erken dönem Yunan düşüncesinden başlayıp geç dönem Skolastik felsefeye kadar olan dönemde Batı’daki ve Batı’nın yakın çevresindeki düşünce geleneklerinde hukuk düşüncesinin izlerini sürüyor.

Antik Yunan, Roma ve Kilise Hukuku döneminde hukuk anlayışının yanı sıra Ortaçağ Hıristiyan, Yahudi ve İslam düşüncesinde hukuka ilişkin tartışmalar müstakil bölümlerde ele alınıyor.

Hukuk düşüncesi tarihinin en önemli isim, okul ve gelenekleri alanın uzmanlarınca tarihsel perspektifle sunuluyor.

Kitapta ele alınan isimlerin bir kısmının hukukla ilgili görüşleri Türkçede ilk defa okurla buluşuyor.

  • Künye: Kolektif – Antik Yunan’dan Skolastiklere Hukuk Felsefesi Tarihi, editör: Fred D. Miller Jr., Carrie-Ann Biondi, çeviren: Ertuğrul Uzun, Islık Yayınları, hukuk, 536 sayfa, 2024

Slavoj Žižek – Slavoj Žižek ile Söyleşiler (2024)

Slavoj Žižek, çağımızın en üretken, en ‘yamuk bakan’, en sevilen ve en sevilmeyen felsefecilerinden.

‘Slavoj Žižek ile Söyleşiler: Kültür ve Diğer Suçlar, Can Yakan Kurtuluşlar, Pornografinin Sonu’, Žižek ile farklı zamanlarda ve güncel siyasetten felsefeye, cinsellikten gündelik hayatın eleştirisine uzanan bir dizi konuda yapılan on söyleşiyi ve Matthew Sharpe’ın Žižek’in düşüncesi üzerine kaleme aldığı oldukça kapsamlı ve derinlemesine incelemeyi bir araya getiriyor.

Žižek’in yüzlerce söyleşisi arasından en provokatif fakat okuyanı başka türlü düşünmeye çağıran söyleşilerinin yer aldığı bu derleme, Žižek’in düşüncesine yer yer eğlenceli bir giriş yapma imkânı sunuyor.

  • Künye: Slavoj Žižek – Slavoj Žižek ile Söyleşiler: Kültür ve Diğer Suçlar, Can Yakan Kurtuluşlar, Pornografinin Sonu, derleyen ve çeviren: Soner Torlak, Hayalci Hücre Yayınları, felsefe, 222 sayfa, 2024

Chantal Jaquet – Sınıf-ötesi Bireyler ya da Yeniden-üretmezlik (2024)

Chantal Jaquet, içine doğduğu sınıfın toplumsal çevresinden çıkarak öteki sınıfa geçen bireyin istisnai vakasını felsefi olarak anlamak üzere yepyeni bir kavram ve yöntem geliştiriyor: Toplumsal yeniden-üretimin işlemediği durumlarda etkin olan siyasal, ekonomik, ailevi ve tekil nedenleri, keza bunların sınıf değiştiren bireyin yapısı üzerindeki etkilerini inceleyen filozof, kolektif tarih ile mahrem hikâyenin kesiştiği noktada konumlanarak, bireyin yeni sınıfı içindeki yeri ile bu değişimde cinsel ve ırksal farklılıkların rolünü de belirlemeye yöneliyor.

Disipliner bir çalışmanın yalıtılmışlığına son veren Chantal Jaquet, okuru söz konusu tekilliği felsefe, sosyoloji, sosyal psikoloji ve edebiyatın kavşağında karşılamaya davet ederken, Spinoza, Bourdieu, Éribon ve Hoggart gibi düşünürler kadar Stendhal, Jack London, Annie Ernaux, John Howard Griffin, John Edgar Wideman, Richard Wright gibi yazarların yaşamöykülerinden ve anlatılarından da yola çıkarak toplumsal ve kişisel kimlik kavramlarını yapıbozuma uğratıyor ve öteki sınıfa geçen “sınıf-ötesi birey” figürü üzerinden tüm insanlık haline yeni bir bakış açısı kazandırıyor.

  • Künye: Chantal Jaquet – Sınıf-ötesi Bireyler ya da Yeniden-üretmezlik, çeviren: Aziz Ufuk Kılıç, Sel Yayıncılık, sosyoloji, 176 sayfa, 2024

Yves Bossart – Her Şeye Rağmen Gülmek (2024)

Mizah hem içinde yaşadığımız dünyayla hem kendimizle aramıza mesafe koymamızı ve fikirlerimizi sorgulamamızı sağlar.

Fanatizme karşı güçlü bir silah olmakla kalmaz, özgür düşüncenin gelişimi için de vazgeçilmez önkoşuldur.

Felsefeci Yves Bossart ‘Her Şeye Rağmen Gülmek’te okuru mizahın düşünce dünyasında zihin açıcı bir keşif yolculuğuna çıkarıyor.

  • Neden ve neye güleriz?
  • Güldüğümüzde vücudumuzda ve ruhumuzda neler olur?
  • Komiklik zevkten zevke değişir mi?
  • Mizahın etik sınırları var mıdır?
  • Her şeye rağmen gülmek ne demektir?

Bu ve benzeri sorulara cevap arayan yazar, gülmenin hayatımızdaki yerini ve değerini anlamak isteyen okura yol gösterici bir rehber sunuyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Komiklik, şaka ve espri, çoğu zaman ölçüyü kaçırmanın oyuncu halleridir. Sağlıklı zihnin ve terbiyenin kuralları bir anlığına rafa kaldırılır, ki bu rahatlatıcı ve özgürleştiricidir.”

  • Künye: Yves Bossart – Her Şeye Rağmen Gülmek: Mizahın Felsefesi Üzerine, çeviren: Gülsen Yüksel, İletişim Yayınları, mizah, 88 sayfa, 2024

Kolektif – Ne Akilem Ne Divane (2024)

Dünyanın çeşitli yerlerindeki farklı bilgelik gelenekleri felsefeyle ilişkilendirilebilir mi?

Önemini koruyan bu sorunun farklı cevapları bulunuyor.

Diğer taraftan tüm kültürlerin bütüncül bir yaklaşımla ve felsefi bir bakışla ele alınması gayet mümkün.

Birçok medeniyete beşik olan ve içerisinden filozoflar çıkaran Anadolu, felsefi yaklaşımlarla değerlendirilebilecek bilge ozanların ve dervişlerin de yurdu olduğundan oldukça bereketli bir sahadır.

Bu kitap, Anadolu bilgeliğinin izlerini farklı disiplinlere ve bakış açılarına da müracaat ederek genellikle felsefi bir perspektiften sürüyor.

Felsefeyle özdeşlik kurmak ya da mukayese etmekten ziyade, Anadolu bilgeliğini felsefeyle bir arada ele alıyor ya da felsefi perspektife açıyor.

Böylece bu bilgeliğin tadımlık ve yeni yaklaşımlara vesile olabilecek bir seyrini okuyucuya sunuyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Ahmet İnam, Akın Gülyurt, Ayşe Acar, Ergun Kocabıyık, Mehmet Bilgin Saydam, Ömer Mızrak, Önder Kulak, Özgür Taburoğlu, Senail Özkan, Süreyya Su, Yakup Kalın, Zeynep Oktay.

  • Künye: Kolektif – Ne Akilem Ne Divane: Anadolu Bilgeliği Üzerine Felsefi Düşünümler, hazırlayan: Akın Gülyurt, Lejand Yayınları, felsefe, 312 sayfa, 2024

Stephen Gaukroger – Felsefenin Başarısızlıkları (2024)

Felsefe tarihleri, felsefenin tarihini bugüne kadar genellikle bir başarı öyküsü olarak anlattılar: Bilimlerin belki de en uzun süre tahtında kalan kraliçesi, ihtirası ve kararlılığıyla son 2.500 yılda Batı kültürünün şekillenmesinde büyük bir rol oynadı.

Görünenin ardına geçip gerçeğe ulaşmayı, evrensel hakikatleri kavramayı, insanlığın değişmez sorularına bir yanıt vermeyi vaat etti.

İyi yaşamın sırrını, kendini ve dünyayı tanımanın anahtarını sunduğu iddiasıyla hareket etti.

Zamanı geldiğinde vakur bir tavırla tahtının vârislerine, bilimlere bıraktı, onlara tavsiyeler vermekle yetindi.

En azından bu öykü çoğu zaman bu şekilde anlatıldı.

  • Peki, gerçekten de felsefenin öyküsü bir başarı öyküsü mü?
  • Felsefe gerçekten de değişmez sorulara farklı yanıtlar veren bir ve aynı gelenek mi?
  • Felsefeciler tarih boyunca aynı etkinliği mi gerçekleştirdiler?
  • Soruları ve sorunları, amaçları ve yöntemleri birbirinin devamı mıydı?
  • Farklılıklar sadece farklı dönemlerin şartlarının bir yan ürünü müydü?
  • Terk edilenler sadece sistemler veya anlayışlar mıydı?

Tanınmış felsefe tarihçisi Stephen Gaukroger bu kışkırtıcı kitabında felsefe tarihinin pek anlatılmayan, çoğu zaman sessizlikle geçiştirilen öyküsünü anlatıyor ve bu gibi sorulara bir yanıt veriyor.

Felsefe tarihinden zengin örneklerle tarihte sadece tek tek felsefi sistemlerin, okulların ve görüşlerin değil felsefenin ta kendisinin defalarca başarısız olup çöktüğünü, bazen yüzyıllarca terk edildiğini, yerini başka etkinliklerin aldığını gösteriyor.

Felsefeyi felsefe olarak anlamanın yolunun onun başarısızlıklarını da denkleme katmaktan geçtiğini ortaya koyuyor.

  • Künye: Stephen Gaukroger – Felsefenin Başarısızlıkları: Bir Yükselişin ve Çöküşün Anatomisi, çeviren: Kadir Gülen, Fol Kitap, felsefe, 336 sayfa, 2024

William B. Irvine – İnsan Nedir? (2024)

Kimiz ve neyiz biz?

Bu sorunun cevabı, diyor felsefeci William B. Irvine, kime sorduğunuza göre değişir.

Evrimsel biyologlara göre Homo sapiens türünün bir üyesi, mikrobiyologlara göre bir grup hücre, genetikçilere göre genlerin kontrolünde olan bir organizma, fizikçilere göreyse her birinin geçmişi çok eskilere dayanan bir grup atomdur insan.

Bu cevapların hiçbiri tek başına yeterli değildir, ama tıpkı bir yapbozun parçaları gibi, bir araya geldiklerinde anlamlı bir tablo ortaya çıkarırlar.

Multidisipliner bir yaklaşımın ürünü olan bu kitapta Irvine, insanı iç içe geçmiş çeşitli kimlikleriyle ele alarak insan yapbozunun bütünlüklü bir resmini ortaya koyuyor.

Bunu yaparken de, yeryüzünün devasa hayat ağacındaki ve evrenin akıl almaz ölçüde uzun tarihindeki mütevazı yerimizi görmemizi sağlıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Kim ve ne olduğunuz, nasıl var olduğunuz konusunda daha fazla şey öğrenince, dünyaya bambaşka bir gözle bakmaya başlayacağınızı umuyorum. Varlığınızın belki de tek bir kere olacak nice olayın gerçekleşmesiyle mümkün hale geldiğini de fark edeceksiniz: Bunun için yıldızların patlaması, Dünya’ya 4,5 milyar yıl önce bir gezegenin ve 66 milyon yıl önce bir asteroidin çarpması, mikropların mikropları yutması, Afrika savanasında iklimin değişmesi ve elbette doğrudan atalarınızın karşılaşıp çiftleşmesi gerekti. Varlığının nasıl da zorunsuz olduğunu anlayınca, insan bu evrenin bir parçası olduğu için ister istemez kendini şanslı hissediyor.”

  • Künye: William B. Irvine – İnsan Nedir?: Doğal Tarihimize Bir Bakış, çeviren: Özge Çelik, Metis Yayınları, bilim, 320 sayfa, 2024

Ludwig Wittgenstein – Renkler Üzerine Düşünceler (2024)

Ludwig Wittgenstein’ın ölümünden bir yıl önce, 1950’de Oxford’da yazdığı, son eserlerinden olan ‘Renkler Üzerine Düşünceler’ yazarın tek bir felsefi konuya odaklandığı birkaç metinden biri.

Renklerle ilgili felsefi sorunların ancak ilgili dil oyunlarına dikkat edilerek çözülebileceğine inanan Wittgenstein, renklerin dildeki kullanımını açıklığa kavuşturmak için Goethe’nin Renk Öğretisi’ni ve Philipp Otto Runge’ın gözlemlerini de ele alıyor.

Renklerin açıklığı ve koyuluğu, renk körlüğü, renklerin göreceliği, farklı dil ve kültürlerdeki karşılıklarının birbiriyle ilişkisi ve renklerle ilgili dil oyunları gibi bağlamlarda renkler üzerine düşünen Wittgenstein kendi renk kuramını oluşturuyor.

  • Künye: Ludwig Wittgenstein – Renkler Üzerine Düşünceler, çeviren: Berkan Üze, Can Yayınları, felsefe, 72 sayfa, 2024