Peter Worley – Felsefe Dükkânı (2024)

Günün birinde, tanıdık dükkânların önünden geçerken daha önce hiç görmediğiniz bir dükkânın gözünüze çarptığını hayal edin.

Aslında, gördüğünüz bu dükkânın daha dün orada olmadığından eminsiniz.

Biraz daha araştırdığınızda bunun sıradan bir dükkân olmadığını keşfediyorsunuz.

Dükkân, zihninizi düşünceli ve uyanık tutacak hikâyeler, şiirler, etkinlikler, düşünce deneyleri, eğlenceli felsefi fikirler, bulmacalar, problemlerle dolu…

Başlangıç Sorusu: Bu dükkâna girer miydiniz?

Geliştirici Sorular:

  • Düşünmeye zaman ayırarak ne kaybedersiniz?
  • Düşünmeye zaman ayırarak ne kazanırsınız?
  • Düşünmek nedir? (Ana Soru)
  • Düşünmek iyi midir?
  • Neyle iyi gider?

‘Felsefe Dükkânı’, sınıf içinde ve dışında düşünmeyi geliştirmeye yönelik felsefi bulmacaların, zorlukların bulunduğu gerçek bir mağazadır.

Gençlerin doğal merakından faydalanabilmenizi ve onları derinlemesine düşündürebilmenizi sağlayacak, isteyebileceğiniz her şeyin üst üste dizildiği tek duraklı bir mağaza hayal edin.

İşte bu!

Okullarda felsefe öğreten Peter Worley tarafından düzenlenen ve dünyanın dört bir yanından gelen filozofların katkılarıyla hazırlanan ‘Felsefe Dükkânı’, çocuklardan gençlere ve yetişkinlere kadar herkesin felsefi düşünmesini sağlayacak fikirlerle dolu.

Sınıfta, okul sonrası kulüplerde, felsefe bölümlerinde ve felsefe gruplarında kullanılmak üzere ve hatta yalnız okuyucu için bu kitap, düşünmeyi seven herkese hitap edecek.

  • Künye: Peter Worley – Felsefe Dükkânı: 7’den 70’e Herkesin Felsefi Düşünmesi İçin Fikirler, Etkinlikler ve Sorular, çeviren: Erkan Bozkurt, Nidan Oyman Bozkurt, Say Yayınları, felsefe, 328 sayfa, 2024

Nicolai Hartmann – Estetik (2024)

  • Bir sanat yapıtı nasıl tanımlanır?
  • Edebî bir yapıta, şiire, müziğe, tiyatro oyununa veya mimari bir esere hemen herkesin üzerinde uzlaşabildiği estetik ölçütleri veren değerler nelerdir?
  • Niçin bir çalışmayı değerli görürken diğerini estetiğin dışında sayarız?
  • Yirminci yüzyılda estetik üzerine yapılan klasik çalışmalardan biri Nicolai Hartmann’a ait.

Hartmann bu son yapıtında kapsamlı bir güzellik kuramı ortaya koyar.

Bu kuram aynı zamanda bakmanın, beğenmenin, görmenin, uzun uzadıya seyretmenin ve haz almanın ayrıntılı bilgisini verir.

Yaşadığımız dünyada bu bilgi, çevremizde olup biten her şeye karşı bir duyarlılık geliştirme, bir form duygusu kazanma, üzerinde çalışılan alan ne olursa olsun estetiği ilgilendiren tüm ortak ögelerde derinlikli bir sistem kurma idealidir.

Hartmann başta Aristoteles, Kant, Schelling, Hegel ve Schopenhauer olmak üzere geçmişin düşünürleriyle sürekli diyalog halindedir.

Shakespeare, Rembrandt gibi isimlere ve Antik Çağ sanatına sıklıkla atıfta bulunur, buradan kendi özgün fenomenolojik yaklaşımını geliştirir.

Çözümlemelerinde sanattaki hakikati, sanatın değerini ve sanat ile ahlâk ilişkisini ele alır.

Hartmann’a göre estetik metafizik bir kavram değil ontolojik bir değer olarak gün yüzüne çıkar, onun kaynağı tinde değil görünümde, gördüğümüz nesnede aranmalıdır.

Hartmann tüm yapıt boyunca estetik nesnelerin tabakalaşma teorisini ortaya koyar ki, bu onun sanat tarihine en özgün katkılarından biri sayılmalıdır.

Bir sanat yapıtı birçok tabakadan oluşur.

İlk planda kendisini göstermeyen bu tabakaların ulaştığı en son noktada, esasen sanatçının tüm dehası gizlidir.

  • Künye: Nicolai Hartmann – Estetik, çeviren: Tomris Mengüşoğlu, Doğu Batı Yayınları, felsefe, 704 sayfa, 2024

Richard Schacht – Nietzsche (2024)

Hem bir dâhi hem de çok yönlü bir düşünür olan Nietzsche, kuşkusuz, felsefe tarihinin en önemli –ve tartışmalı– filozoflarından biridir.

Tartışmaların bir kısmı haklıdır zira fikirlerinin büyük çoğunluğu oldukça sıra dışı ve kendine has bir sistem üzerinden geliştirildi.

Nietzsche, düşünce sistemini inşa ederken çoğulu, çokluğu, değişimi, dinamizmi ve kaosu kutlar.

O, kendi zamanındaki ve hatta bizim zamanımızdaki felsefenin kutsallarını zekice eleştirmeye kararlıdır zira onun sistemi, yapıcı olmaktan ziyade eleştireldir.

Öte yandan, yaygın bir biçimde yanlış da anlaşılmıştır; onu destekleyenler zaman zaman sahte nedenlerle kutlarken, aleyhtarları haksız nedenlerden ötürü onu kınamıştır.

Richard Schacht’ın bu berrak ve kapsamlı çalışması, Nietzsche’nin tüm düşünce sistemini ve felsefesini titizlikle ve dikkatle incelemekte ve onu, sadece geleneksel ve sıradan düşünme biçimlerinin radikal bir eleştirmeni olarak değil; aynı zamanda bunları geliştiren ve genişleten bir “gelecek felsefesi” başlatmaya çalışan biri olarak niçin ciddiye almamız gerektiğine dair ikna edici bir yol da çizmekte.

Metafizikten ahlaka, bilgi felsefesinden sanat ve sanatçılara ilişkin görüşlerine kadar; Nietzsche’nin felsefi düşüncesine dair tüm incelikli değerlendirmeleri bu kitapta bulabilirsiniz.

  • Künye: Richard Schacht – Nietzsche, çeviren: Oğuz Karayemiş, Say Yayınları, felsefe, 672 sayfa, 2024

Luc Ferry – Homo Esteticus (2024)

Luc Ferry ‘Homo Esteticus’ta, modern felsefenin doğuşunu estetik tarihi çerçevesinde anlatıyor.

Ferry’ye göre modern çağ, estetik alanda öznel beğeninin ortaya çıkması, siyasal alanda ise toplumsal sözleşme modellerinin ve akılcı siyaset felsefesinin doğuşuyla birlikte tanımlanır.

Yirminci yüzyıl sanatçılarının özerklikten ziyade bireyselliği ön plana çıkardığı “postmodern uğrak” ise avangart akımları beraberinde getirir.

Aydınlanma ile birlikte, kaynağı ilahi otorite olan ve değişmez bir değerler düzenini yansıtan sanat ve dünya görüşüne ağır bir darbe indirildi.

Otonomiye dayanan akılcı bir etik kurma girişimlerine sahne olan bu dönemde, estetik ve kişisel zevk öne çıktı.

Hemen ardından, 20. yüzyılda bireyselliğin otonominin önüne geçtiği yeni bir hareket başladı.

Evrensel bir aklın bağlarından sıyrılmanın gerekli olduğunun vurgulandığı bu akımın başını Nietzsche çekti.

Luc Ferry işte tam bu noktada postmodernizmin sivri uçlarına karşı çıkarak akli standartlar ve sanatsal özgürlük arasında bir denge kurulması gereğinin altını çiziyor.

Özellikle Kant ve Hegel estetiğini derinlikli ve karşılaştırmalı bir şekilde ele alan ‘Homo Esteticus’, estetik alanında önemli bir boşluğu dolduruyor.

  • Künye: Luc Ferry – Homo Esteticus: Demokrasi Çağında Beğeninin İcadı, çeviren: Devrim Çetinkasap, İş Kültür Yayınları, felsefe, 288 sayfa, 2024

Iraz Yaşar – Bilinçdışının Felsefesi (2024)

Freud ve psikanaliz öncesi bilinçdışı çok farklı bağlamlarda düşünüldü.

Özellikle 19. yüzyıl Alman felsefesi içinde bu kavram çok güncel olmakla birlikte Schopenhauer ve Nietzsche gibi filozoflarda isteme, güç istemi, beden ve dürtülerle bağlantılı olarak düşünülür.

Bu filozoflar her ne kadar “bilinçdışı” kavramını merkeze alan bir tartışma ortaya koymamış olsa da ele aldıkları birçok konuda bu kavrama göndermede bulunurlar.

Örneğin bilinçli düşünmenin otonom bir yapısı olmadığını iddia ettiklerinde, bedensel ve fizyolojik süreçlerin düşünce ve davranışlarımız üzerindeki etkilerine değindiklerinde, sanatsal yaratıcılığın kaynağına ışık tuttuklarında ya da insan davranışlarının kendini kandırma ve manipüle etmeyi de içeren özellikler taşıdığına vurgu yaptıklarında bilinçdışı kavramına işaret ederler.

Dolayısıyla bilinçdışı söz konusu filozoflarda hep göz önünde bulundurulan bir kavram oldu.

Bu çalışma iki anlamda bir köprü vazifesi görüyor.

Hem bilinç ve bilinçdışı arasında hem de felsefe ve psikoloji arasında geçişi kolaylaştıracak bir materyal sunuyor.

Iraz Yaşar bilinçdışı üzerine bir felsefe tarihi çalışması yaparak hem felsefedeki bir boşluğu dolduruyor hem de psikolojinin felsefi derinliğine inmek isteyenler için bir merdiven sağlıyor.

Yaşar, felsefe alanında kalarak yazdığı bu eserde günümüze kadar gölgede kalmış bir kavram olan bilinçdışını sistemli bir biçimde ele alıyor.

Freud’la parlayan bilinçdışının Freud’a etki eden ve ona ilham kaynağı olan Schopenhauer ve Nietzsche’deki yansımalarını felsefenin anlaşılması zor bir disiplin olduğu mitini yıkarcasına yalın ve berrak bir dille ortaya koyuyor.

  • Künye: Iraz Yaşar – Bilinçdışının Felsefesi: Schopenhauer ve Nietzsche, Nika Yayınevi, felsefe, 216 sayfa, 2024

Sharon M. Kaye – Ortaçağ Felsefesi (2023)

  • Ortaçağ sadece “karanlık çağ” mıydı?
  • Bunu anlamak için Ortaçağ filozoflarının uğraştığı meselelerin canlılığına bakmalıyız.
  • Tanrı var mıdır?
  • Neden iyi insanların başına kötü işler gelir?
  • Doğruyu yanlışı nasıl ayırt edeceğiz?

Bugün de bu sorular aynı yakıcı gücünü koruyorsa, Ortaçağ felsefesi pek çok açıdan hâlâ zihnimizde ve kalbimizde yaşamaya devam ediyor demektir.

Sharon M. Kaye bu kitapta Ortaçağ’daki en yetkin fikirleri bireysel bir değerlendirme yapmanızı mümkün kılacak şekilde sunuyor.

Kaye, incelemesinin ilk kısmında Ortaçağ felsefesinin Antikçağ’daki köklerini ele alıyor.

Sonrasında sırasıyla Ortaçağ’ın önemli düşünürleri Augustinus, Boethius, Canterbury’li Anselmus, Petrus Abelardus, İbn Rüşd, Musa Bin Meymûn, Thomas Aquinas, Pierre De Jean Olivi, John Duns Scotus ve Ockham’lı William’ın felsefesini değerlendiriyor.

Yardımcı metinlerle ve bilgi kutucuklarıyla da desteklenen bu çalışma, hem öğrenciler hem de genel okurlar için bir rehber niteliği taşıyor.

  • Künye: Sharon M. Kaye – Ortaçağ Felsefesi, çeviren: Egemen Kurtoğlu, Babil Kitap, felsefe, 230 sayfa, 2023

Paige Arthur – Sartre: Yarım Kalan Hikâye (2024)

Çağdaş felsefenin mihenk taşlarından Jean-Paul Sartre’ın felsefesinin politik arka planını ortaya koyan Paige Arthur’un bu eseri, filozofun onlarca yıl süren sömürgecilik karşıtlığı ile varoluşçu felsefesi arasındaki ilişkiyi takip ediyor.

İkinci Dünya Savaşı sonrası sömürgecilik karşıtı hareketleri yakından izleyen ve ardından Cezayir’in bağımsızlık savaşını destekleyen Sartre, sömürgecilik hakkında etkileyici bir bakış getirdi.

Sömürgeleştirilen özneyi “aşağı insan” olarak gören Batılı tavır karşısında tavizsiz bir duruş sergilemiş, siyasi şiddetin sömürgeci düzenin sistematik bir sonucu olduğunu savundu.

Arthur’un bu eseri, yalnızca Sartre’ın felsefesinin tarihsel arka planını okuyucuya sunmakla kalmıyor, aynı zamanda “yarım kalan hikâye” olarak resmettiği Sartre’ın sömürgecilik karşıtı siyaset felsefesinin sömürgeciliğin yeni türleri karşısındaki direniş olanaklarına da ışık tuttuğunu gösteriyor.

  • Künye: Paige Arthur – Sartre: Yarım Kalan Hikâye, çeviren: İlknur Aktulan, Fol Kitap, felsefe, 360 sayfa, 2024

André Comte-Sponville – Ateizmin Ruhu (2024)

“Tanrı olsun olmasın, sayılamayacak kadar vahşet var. Bu, bize din üzerine değil, ne yazık ki insanlık üzerine bir şeyler öğretiyor.”

  • Dinden vazgeçilebilir mi?
  • Tanrı var mıdır?
  • Ateistler maneviyatı reddeder mi?

André Comte-Sponville, ‘Ateizmin Ruhu’nda bu soruları açık yüreklilik ve cesaretle yanıtlıyor.

İlahiyatçıların ve felsefecilerin Tanrı’nın varlığına dair sunduğu kanıtları ele alıp kendi ateizminin temellerini ortaya koyuyor.

Laiklik, sevgi ve hoşgörünün insanları birleştirecek asli zemin olduğunu savunuyor, bizi kendi varlığımızda hakikati bulmaya çağırıyor.

Düşünür, manevi yaşama da bu dünyaya da açık, sorgulayan, insani değerlere ve sevgiye kök salmış, adaleti ve merhameti temel alan bir ateizmi savunuyor.

Hem köktenciliğe hem de fanatizme karşı açık bir tavır alan Comte-Sponville, tanrısız ve dogmasız bir maneviyat arayışını ilan ediyor, özgün bir ateizm manifestosu sunuyor.

  • Künye: André Comte-Sponville – Ateizmin Ruhu: Tanrısız Bir Maneviyata Giriş, çeviren: Mehmet Moralı, İletişim Yayınları, din, 176 sayfa, 2024

Franco “Bifo” Berardi – Başkaldırı (2024)

‘Başkaldırı’, belirsizliğin hüküm sürdüğü zamanımızda, toplumu manipüle etmek için kullanılan büyüme fikrine ve borç kavramına karşı Otonomist bir manifesto ve neoliberalizmin yarattığı kriz karşısında bir toparlanma nidası olarak okunabilir.

Dünya kaçınılmaz olarak protesto ve şiddet dalgalarına sahne olacaktır ancak eski direniş modelleri artık geçerli değildir.

Mevzubahis ekonomik bir krizden ziyade, toplumsal tahayyülün krizidir.

Toplum ya finans sektörünün toplumsal mutluluk, kültür ve kamu yararı pahasına talep ettiği kurtuluş reçetelerine bağlı kalacaktır ya da alternatifini yaratacaktır.

İkinci yolu seçenler için Berardi, beklenmedik bir dilsel politik silah olarak şiiri ortaya koyar: Dilin iflası, anlamın ve arzunun duyumsal doğuşu, bilgiye indirgenemeyen ve para gibi değiş tokuş edilemeyen bir şey olarak şiiri.

Kitaptan iki alıntı:

“Ekonomik anlamda büyüme insanların temel gereksinimlerinin tatmininde ve toplumsal mutluluktaki artışla alakalı değildir. Finansal kârların büyümesiyle ve değişim değerinin küresel hacmindeki büyümeyle ilgilidir. Büyümenin en temel göstergesi olan gayrisafi milli hâsıla toplumsal refah ve tatminin ölçütü değildir, parasal bir ölçüttür. Toplumsal mutluluk ya da mutsuzluk genelde ekonomide dolaşan para miktarına bağlı değildir; daha ziyade, zenginliğin dağılımına ve kültürel beklentilere, fiziksel ve göstergesel malların erişilebilirliği arasındaki dengeye bağlıdır.

“Büyüme, toplumsal sağlık ve refahın değerlendirici ekonomik bir ölçütü olmaktan çok kültürel bir kavramdır. Geleceğin sonsuz genişleyişine dair modern anlayışla bağlantılıdır.”

“Avrupa finansal krizi bir bütün olarak, servetin toplumdan uzaklaştırılıp tarihin gördüğü en olağanüstü biçimde finansal zümreye, finansal kapitalizme aktarılmasından ibarettir.

“Kolektif zekâ tarafından üretilen zenginlik toplumdan uzaklaştırıldı ve saptırıldı.”

  • Künye: Franco “Bifo” Berardi – Başkaldırı: Şiir ve Finans Üzerine, çeviren: Murat Öznaneci, Akademim Yayıncılık, siyaset, 132 sayfa, 2024

Kolektif – Tapınağın Dışında (2024)

Tapınak kendisini içeriye kapatan duvarlarla çevrilidir.

Bu duvarların yüksekliği içeride korunması beklenen kutsal bir özün ritüellerin ötesine taşan kirli bir alana bulaşmasını önlemek içindir.

Üniversite skolastik bir akademinin tapınağı haline geldiğinde, orada kural dışını düşünmek yasaktır.

Oysa elinizdeki derlemenin akademik ciddiyetin yüce sınırlarını çiğnemekle hiçbir sorunu yoktur.

Zaten ismi de buradan ileri gelir: Latince kökenli profane sıfatı (dindışı, seküler, kutsala saygısız vs.) profanum sözcüğünden türer.

Profanum ise kökensel olarak tapınağın önündeki yer, yani tapınağın dışı demektir.

‘Tapınağın Dışında’ uygarlığı iki yönden kuşatan yeme rejimlerinin değerlendirilmesiyle başlar; insanın uygarlaşma sürecinde bir tiksinti olarak tezahür eden kokuların izini sürerek; ölüme, baş sağlığına, kültürel ya da doğal, vahşi ya da uygar her türlü yaşamın sonuna varır.

Yaşam ile ölüm arasındaki bulanık ve sancılı bir süreci, bebeğini doğurduktan sonra kendisi de yeniden doğan annelerin çok katmanlı deneyimini katederek; bir kez daha yaşamın tam kalbine: sekse, hazza ve acıya, hazzın acılı, acının haz verici hallerine geri döner ve cinselliğin en büyük hapishanesi olarak kodlanan tek-eşli aşkın acımasız eleştirisiyle son bulur.

Hannibal Lecter ile Stoacılığı, Spinoza ile BDSM’i, Hegel ile ménage à trois’yı ya da diyalektiğin asık suratı ile lohusa kanından henüz arınmış bir annenin neşesini bir araya getiren bu düşünce denemelerinde filozofların metinlerinden itinayla kazımaya çalıştığı yüzlerinden arta kalan izler bulunur.

Peki ama şimdiye kadarki tüm ciddiyetin; skolastik olanın sınırları içerisine gizlice, el altından hapsedilmiş düşüncenin önünde hazır bulduğu meşru görevlerdeki ağırbaşlılık ve resmiyetin ötesine geçerek halihazırda kutsal, yakışıksız ve dokunulmaz bulunan her şeyle böylesi oyuncu bir cesaretle ilişkilenmeyi amaçlayan bu ‘felsefe’ ciddiyetsizlik mi demektir?

Hiç de değil. Tam aksine, Nietzsche’nin de dediği gibi: Belki de büyük ciddiyet ancak böyle başlayacak…

Kitaba katkıda bulunan isimler şöyle: Alev Özkazanç, Hüseyin Deniz Özcan, Maya Mandalinci, Mustafa Çağlar Atmaca, Nazile Kalaycı, Toros Güneş Esgün.

  • Künye: Kolektif – Tapınağın Dışında: Marjinal Konular Üzerine Felsefi Denemeler, derleyen: Hüseyin Deniz Özcan, Livera Yayınevi, felsefe, 184 sayfa, 2024