Charlotte Perkins Gilman – Erkek Yapımı Dünya (2022)

Charlotte Perkins Gilman, androsentrik kültüre yönelttiği bu çarpıcı kritikte, hegemonik erkekliğin yalnızca kadınlar üzerindeki değil, bir bütün olarak insanlığın refahı üzerindeki sayısız yıkıcı etkisini kıvrak bir zekâ ve derin bir kavrayışla analiz ediyor.

Toplumun dünya görüşüne, kültürüne ve tarihinin merkezine eril bakış açısının hâkim olduğu; kadınların payına ise itaati ve öteki olmayı hak gören, bunun üzerine inşa edilmiş uzun insanlık tarihi ve yaratılan tahribat…

Kaldırılması oldukça güç bu enkaz karşısında Gilman; ataerkil düzenin, onu ayakta tutan sosyal kurumlar aracılığıyla, insanlık için ıstırap ve acı yaratmaya yönelik nasıl bir tertip içinde olduğunu incelikle anlatıyor.

Erkekler, modern zihinlere yönelik besbelli bir saldırganlık ve sahtekârlıkla, kadınlara her zaman dişi muamelesi yaparak kadınlar hakkında bir sürü şey yazdı.

Bu kitap, erkekleri insani niteliklerinin aksine eril olarak ele alır fakat kadınları birer dişi olarak görerek bulunulan tacizlere ve yapılan küçümsemelere bir an bile yaklaşmıyor.

Çalışma, günümüzde erkeklere, insani gelişimde kadınlara göre yüksek bir üstünlük tanımakta, ancak bu üstünlüğün cinsiyete değil insanlığa ait bir ayrım olduğunu ve insani güçlerini kullandıkları takdirde kadınlara da tamamen açık olduğunu göstermektedir.

Kadın hareketini, ne denli yol aldığını ve hedeflerinin ne kadarının hayata geçirilemediğini anlamak isteyen okur için ‘Erkek Yapımı Dünya’ kışkırtıcı bir politik yorum.

  • Künye: Charlotte Perkins Gilman – Erkek Yapımı Dünya: Bizim Androsentrik Kültürümüz, çeviren: Leyla Edri ve Esmanur Coşkun, Akademim Yayıncılık, sosyoloji, 160 sayfa, 2022

László F. Földényi – Dostoyevski Sibirya’da Hegel Okuyup Gözyaşlarına Boğuldu (2022)

“Dostoyevski Sibirya’da Hegel okuyup gözyaşlarına boğuldu.”

İnsan böyle bir cümleyi iki defa okuyor, inanamıyor.

Macar düşünür László Földényi ilk yayınlandığı günden bu yana büyük ilgi çekmiş bu denemesiyle Sibirya sürgünündeki Dostoyevski’nin Hegel’le karşılaşmasını, modern varoluşun en sert edebi eleştirisinin doğum anını ele alıyor.

Dostoyevski dünya tarihinin dışından, yani Sibirya’dan modern uygarlığın “akılcılık”ın elinde ruhsuz, somuta indirgenmiş, tekdüze, gri bir cehenneme dönüşmesini görüyor.

Dostoyevski’yi tarumar eden dehşeti Földényi, karşı-Aydınlanmacı bir hattan yorumluyor.

Földényi’nin denemesine gene Dostoyevski üzerine yazdığı iki metin eşlik ediyor: ilkinde Ölüler Evinden Anılar’ı ele alırken ikincisinde Karamazov Kardeşler’in meşhur vecizesi “Tanrı yoksa her şey mubahtır”a eğiliyor.

Cees Nooteboom, bu kitap hakkında şöyle diyor:

“Sanrılara sürükleyen bir an: ölüme mahkûm edilmiş Dostoyevski Sibirya’nın sonu olmayan boşluğuna asker olarak gönderilir, Hegel’in Tarih’in soyut inşası üzerine düşüncelerini okur; bu ne Sibirya’ya ne de Afrika’ya yer veren bir inşadır, Weltgeist’da (dünya-ruhu) nihayet bulan kutsal sonuyla camdan yapılma duygusuz bir inşadır bu, bu inşada insanlığın tüm şahsi acıları gözden yiter. László Földényi bu meseleyi öyle bir üslupla ele alıyor ki kutsalın onunla birlikte ürperiverdiğini hissedebiliyorsunuz.”

  • Künye: László F. Földényi – Dostoyevski Sibirya’da Hegel Okuyup Gözyaşlarına Boğuldu, çeviren: Nihan Soyöz ve Emre Güler, Dergah Yayınları, deneme, 62 sayfa, 2022

Henry David Thoreau – Walden (2022)

‘Walden’, doğaya ve sade yaşama övgü niteliğinde bir başyapıttır.

Henry David Thoreau bu klasikleşmiş yapıtında, Walden Gölü’nün kenarında, kendi elleriyle inşa ettiği küçük kulübesindeki deneyimlerini paylaşıyor.

Thoreau, 1845 yılında Concord, Massachusetts’teki evinden ayrılarak Walden Gölü’nün kenarında, kendi elleriyle inşa ettiği küçük bir kulübeye yerleşir.

Bu ormanda iki sene boyunca tek başına yaşar, başka insanlara muhtaç olmadan hayatta kalmayı, yaratıcı ve ahlaki ilhamlarını doğrudan doğadan almayı öğrenir.

Günlük olarak tuttuğu bu eser, yalnızca bir anı değil, aynı zamanda felsefi bir tez ve ekolojik bir manifesto niteliğindedir.

Walden, Thoreau’nun iç dünyasını yansıtmakla kalmaz, dünyaya, sahip olduğumuzu düşündüğümüz şeylerle ilişkimize, gerçekten özgür bir birey olmanın anlamına ve insanın Doğa ile olan iletişiminin özüne dair en etkileyici eserlerden biridir.

Kitaptan bir alıntı:

“Ormana gitmemin nedeni, bilerek yaşamak, yaşamın sadece temel gerçekleriyle yüzleşmek, bana öğreteceği şeyleri öğrenip öğrenemeyeceklerimi görmek ve yaşamamış olduğumu ancak ölüm geldiği zaman fark etmemek içindi.”

  • Künye: Henry David Thoreau – Walden: Yahut Ormanda Bir Yaşam, çeviren: Süha Sertabiboğlu, Ayrıntı Yayınları, ekoloji, 336 sayfa, 2022

Noam Chomsky ve James Kelman – Fikirler Neden Önemlidir? (2022)

‘Fikirler Neden Önemlidir?’, filozofların hakikat arayışı üzerine incelikli bir sorgulama.

Noam Chomsky, daha iyi bir dünya için düşünme, hakikat ve şüphenin neden vazgeçilmez olduğunu ortaya koyuyor.

Filozoflar çağlar boyunca her türlü şüphenin gölgesinin ötesinde doğru olduğunu görebilecekleri o şeyi aramakla meşguller.

Rene Descartes’ı Cogito, Ergo Sum’a (düşünüyorum öyleyse varım), tamamıyla itimat edebileceğini düşündüğü dünyaya dair bir ifadeye götüren bu arayıştı.

Düşündüğü şeyin önemi yoktu, düşünüyor olması önemliydi; hakikat buydu.

Bu tek temelden yola çıkarak Tanrı’nın varlığını kanıtlamak için devam etti.

Öncesindeki yıllar Avrupa için zor geçmişti; pek çok diğer insan arasında Galileo, Kepler, Copernicus hâkim olan eski öğretilerle, özellikle de dünyayı kâinatın merkezi olarak ele alanlarla bağdaşmayan, fiziki dünyaya dair şeyler keşfediyorlardı.

Bu modern akıl yürütme biçiminin kilise üzerindeki etkileri, zamanın dini otoritelerine göre oldukça açıktı.

Zulmün tarihi muhtemelen yanlış öncüllerinin savunusunun tarihidir.

Herhangi bir diktatörlüğün güç elde etmek için yaptığı ilk hareket, bu güce karşı meydan okumanın ötesinde bir güç hakkına sahip olmaktır.

Bu, çeşitli yöntemlerle elde edilir; bunlardan biri, hakkın yalnızca yasayla ya da silah gücüyle değil, gerçek bir “doğal olgu” olarak, yani yalnızca sıradan insanların erişemeyeceği bir yasa olarak tesis edilmesidir.

Böylece kralların ilahi hakkı ve dini liderlerin yanılmazlığı ortaya çıkar.

Daha az bariz olan yöntem ise hakkı Anayasa’da ifade etmek ve Anayasa’ya karşı yapılacak tüm karşı çıkışların “anayasaya aykırı” varsayılacağını ilk prensip olarak kabul etmektir.

  • Künye: Noam Chomsky ve James Kelman – Fikirler Neden Önemlidir?: Düşünce ve İfade Arasında Bir Ömür Yatar, çeviren: Mustafa Kemal Coşkun, Scala Yayıncılık, felsefe, 290 sayfa, 2022

Nigel Warburton – Felsefenin Kısa Tarihi (2022)

Felsefe gerçekliğin doğası ve nasıl yaşamalıyız sorularıyla başlar.

‘Felsefenin Kısa Tarihi’, görünüş ve gerçek, benliğin doğası, tanrının varlığı ve hem birey hem de toplumun bir üyesi olarak nasıl yaşamamız gerektiği gibi felsefenin ana temalarına odaklanıyor.

2000 yıllık Batı felsefesini Sokrates’ten hayvan hakları hareketine kadar ana hatlarıyla sunuyor.

Warburton çoğumuzun gözünü korkutan ve anlaşılmaz bulduğu felsefeyi herkesin anlayabileceği ve günlük hayatında kullanabileceği bir konu haline getiriyor.

Batı felsefesinin büyük düşünürlerini kronolojik sırayla tanıyacağınız, zevkle okunacak mükemmel bir giriş kitabı.

Batının düşünce tarihiyle ilgilenmek isteyenler için iyi bir başlangıç noktası olan kitap, felsefe öğrenmek isteyenler için paha biçilmez bir klasik.

Felsefenin sanıldığı kadar karışık ve zor olmadığını, tam tersine güzel bir zihin alıştırması olduğunu kanıtlayan kitap, Batı felsefesi tarihinde öğretici ve eğlenceli bir gezinti.

  • Künye: Nigel Warburton – Felsefenin Kısa Tarihi, çeviren: İrem Taşçıoğlu, Alfa Yayınları, felsefe, 360 sayfa, 2022

Alexandre Lacroix – Hiçbir Şeye İnanmadan Nasıl Yaşanır? (2022)

Hayat böyle berbat iken hakikaten neden ısrarla yaşamaya devam ediyoruz?

Alexandre Lacroix, bizi hayatın anlamı veya anlamsızlığı üzerine düşünmeye çağırıyor ve bu esnada, şüphecilikten dogmatizme kadar birçok akımı ince detayları ile açıklıyor.

Kitap, hayatın anlamına veya anlamsızlığına bambaşka bir gözle bakmaya yarayacak argümanlar içeriyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Samimiyetle itiraf etmeliyiz ki Dünya üzerindeki varoluş nedenimizi bilmiyoruz. Evrenin ve yaşamın bilmecesinin çözümü insan bilmecesinin çözümünden daha gizemli.

Peki bu, umutsuzluğa düşmek için bir sebep mi?

Aksine, bu belirsizliğe güvenebiliriz.

“Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir,” diyen Sokrates, “Ne biliyorum?” diye soran Montaigne bize yol gösterici oldular.

Ben de antikçağ şüphecilerinin, haksızlık yapılarak değeri bilinmeyen bu filozofların öğretilerini takip ederek zamanımıza uyarlanmış bir ahlak felsefesi geliştirmeye çalıştım.

Eserin tamamında eksiksiz şekilde açıklanan bu felsefenin dört kuralı var: Hayali bir hedef peşinde koşarak hayatını boşa harcama; asla seçim yapma; her zaman en büyük arzuna itaat et; bu dünyanın görünüşlerine elinden geldiğince hayran ol.”

  • Künye: Alexandre Lacroix – Hiçbir Şeye İnanmadan Nasıl Yaşanır?, çeviren: Hazal Çelik, Say Yayınları, felsefe, 104 sayfa, 2022

Herakleitos – Fragmanlar (2022)

Sokrates öncesi filozoflardan Herakleitos Antik Çağ’dan günümüze dek şöhretini korumuş, felsefi anlayışı ve düşüncesi Platon, Aristoteles, Stoacılar, Sextus Empiricus, Porphyrios, Hegel, Kierkegaard, Nietzsche, Bergson ve Heidegger gibi birçok düşünür üzerinde büyük etkiler bırakmıştır.

Hıristiyanlığın ilk savunucuları dahi onun düşüncelerine bigâne kalamamış, Sokrates ile birlikte onu, İsa gelmeden önceki Hıristiyanlar olarak kabul etmişlerdir.

Herakleitos’un yaşamına dair bilgiler ne yazık ki günümüze bazı zayıf, kanıtlanması imkânsız rivayetlerle ulaştı.

Felsefi düşünüşüne dair derli toplu bir eserinin bugüne kalmaması hiç şüphesiz büyük bir eksiklik olsa da bu büyük ismin düşüncesine ve yaşantısına dair bazı parçalar etrafındakilerin aktarımıyla günümüze kaldı.

Düşüncelerinin muğlak ifadelerle dolu, bölük pörçük ve kimi zaman da anlaşılmaz bir üslupla aktarılmış olması, Herakleitos’un Antik Çağ’dan beri anlaşılması zor bir düşünür olarak nitelendirilmesine yol açmış, hatta kendisine bu üslubu nedeniyle “Karanlık” lakabı verilmiştir.

Kimilerince, sıradan insanların düşüncelerine kolayca ulaşmasını istemediği için kasıtlı olarak böyle bir üslup kullanmıştır.

Tüm bu eksik parçalara, elde olanların karanlığına rağmen elinizdeki eser Herakleitos’un usta bir düşünür olduğunu gösteriyor.

Herakleitos’a ait olduğu düşünülen Fragmanlar ile onun hayatı ve öğretisi üzerine kaynakların derlenip toparlandığı ‘Tanıklıklar’, Okan Demir’in çevirisi ve eklediği açıklayıcı notları, Eski Yunanca ve Latince asıllarıyla düşünce tarihinin en büyük isimlerinden Herakleitos’un dünyasına bir yolculuk imkânı sunuyor.

  • Künye: Herakleitos – Fragmanlar, çeviren: Okan Demir, Kronik Kitap, felsefe, 144 sayfa, 2022

Francis Macdonald Cornford – Platon’un Epistemolojisi (2022)

Klasik dönem uzmanı Francis Macdonald Cornford tarafından tercüme edilen ve Platon’un iki diyalogunun yer aldığı ‘Platon’un Epistemolojisi’, okuyucuya, Platon’un epistemolojisiyle ilgili yararlı birtakım arka plan bilgilere ek olarak metnin anlaşılmasında eşsiz içgörüler de sağlayan kapsamlı yorumlar sunuyor.

Bu yönüyle eser (ve eser içinde yer alan diyaloglar) yalnızca felsefe öğrencileri için değil, aynı zamanda her okurun daima gündeminde tutabileceği türden soruları ele alıyor.

Bu çerçevede, ‘Theaitetos’ diyalogu, “Bilgi nedir?” sorusunun sistematik bir incelemesini sunar.

Diyalogun büyük kısmı Sokrates ile öğrenci Theaitetos arasında geçer ve diyalog boyunca araştırdıkları cevaplar –algı olarak bilgi; doğru inanç olarak bilgi; doğru inanç ve bir açıklama (yani gerekçelendirilmiş doğru inanç) olarak bilgi– ele alınır.

Çoğu Sokratik diyalog gibi, ‘Theaitetos’ da nihai bir yanıt vermeden biter, yani diyalog, okurun bu mesele üzerine düşünebilmesi için bir sonuca bağlanmaz.

İlgili ve diğer bir diyalog olan ‘Sofist’te ise Platon “sofist” terimini yeniden tanımlar.

Platon bu terimi değersizleştirmekle beraber, felsefede safsatalara yani dilsel muğlaklıklara dayanan aldatıcı görüşleri ele alır.

  • Künye: Francis Macdonald Cornford – Platon’un Epistemolojisi: Theaitetos ve Sofist Çevirisi ve Açıklaması, çeviren: Ahmet Cevizci, Albaraka Yayınları, felsefe, 446 sayfa, 2022

Friedrich Wilhelm Joseph von Schelling – Dünya Çağları (2022)

‘Dünya Çağları’, Schelling’in özgürlük felsefesi temalı çalışmalarının en etkileyici metinlerinden biri.

‘Dünya Çağları (Weltalter)’ taslakları, Schelling’in “özgürlük felsefesi” olarak adlandırılan ve en vurucu metinlerini ürettiği döneme aittir.

Ayrıntı Yayınları, bu dönemin ilk doruğu olan 1809 tarihli ‘İnsan Özgürlüğünün Özü Üzerine’yi ve eşinin ölümünden sonra kaleme aldığı 1810 tarihli ‘Clara’yı daha önce yayımlamıştı.

1811 tarihli ‘Dünya Çağları’ ile, “özgürlük felsefesi” döneminin ikinci doruğuna tırmanıyoruz.

Slavoj Žižek, bu kitap hakkında şöyle diyor:

“Bizden bağımsız” Gerçek ile tek “temas” ondan ayrılmamız ya da Heidegger’in “felaket” adını verdiği radikal yerinden oynamadır. Paradoks şudur ki, bizi “kendi içinde” Gerçek ile bağlayan şey, tam da ondan ayrı olduğumuzu deneyimlediğimiz boşluktur.

Schelling’in Dünya Çağları işte bu nedenle çok önemlidir: Bizzat mutlağın kendisindeki “yerinden oynama”nın nihai açıklamasını bize sunar.

  • Künye: Friedrich Wilhelm Joseph von Schelling – Dünya Çağları, çeviren: Mehmet Barış Albayrak, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 112 sayfa, 2022

Ömer B. Albayrak – Alman Düşüncesinde Sanat ve Aşkınlık (2022)

Sanatın ahlakla ve dinle ortak ve ayrı yönleri nelerdir?

Ömer B. Albayrak, Alman düşünürlerinin sanata ilişkin söylediklerini sanat ve aşkınlık bağlamında irdeliyor.

Bugün sanat üstüne yeni ne söylenebileceği sorusuna bir karşılık bulmanın en iyi yollarından biri hâlâ 18 ve 19. yüzyıl Alman düşüncesini yeniden yorumlamaktan geçiyor.

Zira söz konusu dönem, Kant’ın felsefi devriminin Almanya’daki mirasçısı olan idealist akım ve romantiklerden estetiğin kurucusu Baumgarten’a kadar son derece zengin ve şaşırtıcı bir içeriği barındırıyor.

Albayrak, bu çalışmasında Alman düşünürlerinin sanata ilişkin söylediklerini sanat ve aşkınlık bağlamındaki sorular üzerinden tartışmaya açıyor:

Sanatın ahlakla ve dinle ortak ve ayrı yönleri nelerdir?

Sanat aşkınlıkla ilişki kurmanın bir yolu olabilir mi?

Modern kapitalist dünyada yeniden biçimlenen sanat faaliyeti, bu dünyanın insanının aşkınlıkla ilişki kurması açısından nasıl bir işlev görebilir?

Albayrak, aşkınlık fikrinin özellikle Hegel’de nasıl tarihselleştirildiğini tartışmaya açarak Alman düşünürlerinin sanata ilişkin söylediklerini sanat ve aşkınlık bağlamında okurun ilgisine sunuyor.

  • Künye: Ömer B. Albayrak – Alman Düşüncesinde Sanat ve Aşkınlık: Sanatın Modern Dünyadaki Rolü, Alfa Yayınları, felsefe, 192 sayfa, 2022